15 TEMMUZ ZAFERİNİ SINIR ÖTESİNE TAŞIMAK
Davut Gazi Benli

15 TEMMUZ ZAFERİNİ SINIR ÖTESİNE TAŞIMAK

ABD Dışişleri Bakanlığının yasama alanındaki bir yabancı uzman programına katılarak ABD’de iki ay süre ile çalışmak nasip olmuştu. Washington DC’de bulunduğum 2011 yılı başlarında, ABD Kongresi Virginia Kıdemli Milletvekili James P. Moran’ın ofisinde görevlendirilmiştim. Kongre’deki ilk mesai günlerimde 70’lik delikanlı, 22 yıllık milletvekili Bay Moran, ofisimizdeki kısa adıyla Jim, bana Kongre’de yüz kadar Türkiye yanlısı milletvekili bulunduğunu, bunların çoğunun Washington’daki TAA (Turkish-American Alliance) adlı bir Türk lobi kuruluşu tarafından desteklendiğini, hatta kendisinin de bu lobi kuruluşu tarafından Türkiye’ye götürüldüğünü, Türkiye’de bir dizi temaslarda bulunduğunu anlattı. Birkaç gün sonra Kongre’deki bir resepsiyonda TAA’nın başkanı Faruk Taban diye tipik bir FETÖ’cü ile tanıştım. Adam o kadar popülerdi ki, resepsiyona katılan ABD’li senatörler ve temsilciler onunla resim vermek için yarışıyorlardı. Sonradan öğrenecektim ki, FETÖ kuruluşu olan bu TAA’nın, bizim Jim Moran dâhil, pek çok temsilci ve senatörün evlilik yıl dönümlerini, sevdikleri şarap ve çiçekleri, yani kısaca masum ve masum olmayan her türlü zaaflarını takip eden bir veri tabanı bile varmış.

Senato ve Kongre’de sözde Türkiye adına ama gerçekte örgüt menfaatleri adına lobi yapan bu kuruluşun faaliyetlerinin yani sıra, eğitim gibi pek çok konuda sosyal girişimcilikleriyle de ABD kamuoyu nezdinde belirgin bir ağırlık kazandıkları da bilinen bir gerçekti. Kongre’deki oda arkadaşım Tom Garafalo’nun anlattığına göre, şehirlerin varoşlarında bulunan fakir Amerikalıların tercih etmek zorunda kaldıkları yüzlerce niteliksiz okulu kiralayarak bu okullara belirli bir kalite kazandırdıkları için halkın da sempatisini kazanmışlar. Henüz hain yüzlerini göstermedikleri o yıllarda benim yakın dostlarımla paylaştığım izlenimime göre, bunlar yurt dışında, “devlet içinde bir devlet değil, devletin üstünde bir devlet” olmuşlardı. Açıkçası o yıllarda bazılarına göre gurur vesilesi olan şeyler beni ciddi şekilde ürkütmüş ve korkutmuştu.

Balkanlar’da da adeta onlardan izinsiz kuş uçmuyordu. Hatta Arnavutluk gibi bazı ülkelerde artık hükümet kurup devirecek duruma geldikleri erbabınca malumdu. Orta Asya zaten onların dışa açılan ilk kapısıydı. Hele son zamanlarda Afrika’da hangi ülkeye seyahat etsek nefeslerini ensemizde hisseder olmuştuk. 2014 yılı başında Tanzanya’nın özerk adası Zanzibar’a yaptığımız bir resmi ziyarette, resmi programa bile okullarını ziyaret ve yemek programı koydurmuşlardı da, programdan çıkarmayı başaramamıştık ama bahanelerimizle okula gitmemeyi başarmıştık. 2014 yılında bile mesela Zanzibar’da Türk ve Türkiye denince o ülkenin devlet erkânı tarafından bu okullar ve yöneticileri akla geliyordu.

Bu yazıyı kaleme aldığım 15 Temmuz gece yarısından sonraki saatler, dışarıdan gelen “sala” sesleriyle gözyaşlarıma mani olamadığım saatler. Tam bir yıl önce bu gece, Ankara caddelerine saat 22:30 suları gibi ihanet girişimin ilk dakikalarında inerek, AK Parti Genel Merkezi’nin önüne gelen iki tanka göğsünü siper etmiş ve sonraki birkaç gününü hastanede geçirmiş bir vatanperver olarak, Milletimizin o gece ülkemizde kazandığı büyük zaferin ülkemiz dışındaki safahatından hala endişeliyim.

Bir kere düşmanımızla ilgili yurt dışında ciddi bir pozitif imaj var. Onlarca yıldır kendilerine “muhabbet fedaileri” adını koymuşlar ve tüm dünyaya kendilerini barışçı ve sevecen insanlar olarak tanıtmışlar. En çok da Amerikalılar tarafından “Ilımlı İslam Projesi”nin taşıyıcısı ve temsilcisi olarak tüm dünyaya pozitif imajla pompalanmışlar. Daha da kötüsü, başta ABD olmak üzere pek çok ülkede politikacılar ve gazeteciler gibi kanaat önderlerinin kâh gönüllerini alarak, kâh zaaflarını ele geçirerek o ülkelerde korunaklı ve güçlü hale gelmişler. Kanaatimce Almanya gibi bazı ülkelerin bugün hala FETÖ’ye kucak açmasında siyasi nedenler olduğu kadar, onlara duyulan sempatinin de etkisi var. Kimse onlardan terör beklemiyordu. Kaldı ki, dünya üzerinde, ya da tüm dünyanın kabul ettiği terör tanımı çerçevesinde, kendi ordusunun silahlarını kendi halkına kullanan bir terör örgütü de şimdiye kadar görülmüş de değildir. Bir Alman’a, bir Fransız’a, bir Amerikalı’ya kabullenilmesi zor olan da budur. Onlara, ya da genel kabule göre terörist dediğin, dışarıdan gizlice silah alacak, ülke içine sızacak ve silahlı eylemler yapacak. Ama FETÖ öyle mi? Adamların anlayamadıkları ve de elbette bizim anlatamadığımız tam da bu.

15 Temmuz Zaferini içeride doya doya kutlamak, 250 şehidimizle gurur duymak Milletimizin anasının ak sütü gibi hakkı. Ama kanaatimce asıl zaferimiz Fethullahçı Terör Örgütünün belini sınır ötemizde, yurt dışında tamamen kırdığımızda başlayacak. Zira ihracatımızdan turizmimize, ekonomik istikrarımızdan siyasi istikrarımıza kadar pek çok parametre uluslararası konjonktürle yakından ilgili. Güçlü, müreffeh, demokrat ve özgür bir ülke olabilmek için uluslararası arenada imajı düzgün bir sosyal ve hukuk devleti olarak kabul görmek şarttır. İhracatımızın 250 milyar doları, turist sayımızın 50 milyon turisti aşması da bunlarla mümkün.

Dış temsilciliklerimizin özellikle son yıllarda yeniden yapılanmakta olduğunu, sefaretlerimizin FETÖ ile mücadeleyi öncelediğini memnuniyetle izliyoruz. Ancak başta lobi ve enformasyon faaliyetleri konusunda hala FETÖ’nün yukarıda zikrettiğim etkilerini kırmanın ne denli zor olduğunu ve çok nitelikli personelle çok stratejik hamleler gerektirdiğini de dikkatlere arz etmek isterim.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Burhan Küpeli     0000-00-00 Hocam Allah razı olsun. Yazınızı okudum. Ufuk açıcı yazılarınızdan birisiyle daha bir hakikati işaret etmişsiniz. İnşAllah reisimiz başımızda olduğu sürece hepsini aşacağız.. Yeni yazılarınızı bekliyoruz.
Adnan Samsunlu     0000-00-00 Üstadım, yolumuzu açıp daha geniş bir perspektif ile bakmamiza vesile oluyorsunuz. Zevkle ve merakla takip ediyoruz. Yüreğinize sağlık.