UÇ BEYLİĞİNDEN CİHAN DEVLETİNE
Prof. Dr. Seyit Mehmet Şen

UÇ BEYLİĞİNDEN CİHAN DEVLETİNE

 

 

“Bir hayal gibi

Bir rüya gibi şimdi

Hep o unutulmaz geçmişi

Yaşarım

Bakmayın benim sessiz durduğuma

Dolmadayım şimdi

Ve günü gelince bilin ki

Yine o aşkla yine o aşkla yine o aşkla

Taşarım”

 

1987 Yılında yayınlanan “O belde” başlıklı şiir kitabımın arka kapağına koyduğum şiirin son bölümünü böyle bitirmişim.

O zaman Irak’tan yoğun göç alıyorduk.

Son yedi yıldır da Suriye’den yoğun göç alıyoruz.

Ne Irak, ne Suriye, ne Afganistan başka ülkeler değil…

Bu ülkeler ve daha fazlası bizim tarihi ve kültürel coğrafyalarımız…

Bütün bunlar ve daha fazlası Selçuklu ve Osmanlı Cihan Devletlerimizin sınırları içinde kalan topraklarımız…

Nasıl ki Belh’den gelen kafilede bir Mevlana var idiyse, bu ülkelerden gelen göçlerle kim bilir ne cevherler gelmiştir ülkemize…

Şu an bu cevherlerin hiçbiri bilinmemiş olabilir.

Fakat gün gelecek bu cevherler mutlaka ortaya çıkacaktır.

Ömrü olan bu cevherleri mutlaka görecektir.

Biz Selçuklu ve Osmanlı cihan devleti topraklarımızdan ülkemize gelen muhacirlerle zafiyete düşmüyoruz, bilakis güç kazanıyoruz.

Konforun verdiği rahatlıkla kaybettiğimiz Ensari özelliklerimizi yeniden kazanıyoruz.

Şu zaman dilimi, bu ülkenin ve bu milletin Cumhuriyet Tarihindeki en güçlü dönemidir.

Kim ne derse desin…

Rakamlar ortadadır…

Bu ülke daha dün denecek yakın zamana kadar bir milyon doları Avrupa ülkelerinin kapılarını dolaştığı halde bulamamıştı.

Bu ülke IMF’den gelecek, kerametleri kendilerinden menkul taharetsiz uzmanların gelişi ve gidişine haftalarını aylarını harcardı…

Bu ülke bir anayasa kitapçığının fırlatılmasıyla Cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik ve sosyal krizlerini yaşadı…

Şunu asla unutmayalım:

Vermesini bilmeyen ve veremeyen milletler daha güçlü, daha paralı olabilirler; fakat daha zengin ve daha büyük olamazlar.

Ve cihan devletini kurabilmemiz için vermesini bilmemiz ve zengin olmamız gerekir.

Biz millet olarak vermesini bildiğimiz için bu topraklarda iki kez Cihan Devleti kurduk.

Şimdi üçüncüsünü kuracağız inşallah…

Çünkü bugün dünyanın en paralı, en güçlü devleti olmadığımız halde, dünyanın en zengin ülkesi ve en zengin devletiyiz.

Şunu da unutmayın:

Vermeyen zengin olamaz…

Biz bugün ülke olarak dünyanın en çok veren, dolayısıyla en zengin ülkesi konumundayız.

Dünyanın her tarafına TİKA vasıtasıyla yardım ediyoruz.

Bu millet Afrika’nın en ücra köşelerinde su kuyusu açtırıyor, ora insanlarının yaşamasına ve kendi ayakları üzerinde durmasına yardımcı olmaya çalışıyor.

Bütün bunlar büyük olmanın göstergeleridir.

Bu millet küçücük bir Selçuklu Uç beyliğinden 620 yıllık bir Osmanlı Cihan Devleti çıkardı…

Ve o küçücük Uç Beyliği hem Selçuklunun içindeki haşerelerle, hem çevresindeki beyliklerle, hem de küffarla uğraşarak devletini kurmayı ve Cihan Devleti olmayı başardı.

Türkiye Cumhuriyeti Devletimizin gücü, Osmanlı Uç Beyliğinin gücünden elbet çok daha fazladır…

Elbet, çevremizdeki düşmanların gücü de Osmanlı Uç Beyliğinin çevresindeki düşmanlardan daha fazla olabilir.

Fakat bilelim ki, düşmanın başıyla çatışmadan, çarpışmadan baş olamayız…

Biz er veya geç domuzsever sığır çobanlarıyla çatışmak ve çarpışmak zorunda kalacağız.

Bu kaçınılmazdır.

Bu çatışmanın ve çarpışmanın arkasından Türkiye Cumhuriyeti Cihan Devleti olarak ortaya çıkacağız.

Bunun düşünü görmek, hayalini kurmak, heyecanını yaşamak zorundayız…

İçimizdeki, kesinlikle bizden olmayan kimi namertlerin Cihan Devletinin adından bile ürktüklerini biliyoruz.

Ve tarihi coğrafyalarımızdan gelen göçlere, bugün için Suriye’den gelen muhacir kardeşlerimize karşı oluşları, tarihe yürüyüşümüzü durdurmak içindir.

Bağlı oldukları batılı mahfiller onlardan bu yürüyüşü durdurmalarını istiyor…

Çünkü varlıklarını ve sömürü düzenlerini sürdürmeleri, bizim tarihe yürüyüşümüzü durdurmayı gerekli kılmaktadır.

Fakat kim ne yaparsa yapsın…

Bu milletin tarihe yürüyüşünü kimse durduramayacaktır.

 

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500