ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK

Eklenme Tarihi: 08.07.2017 10:05:08 - Güncellenme Tarihi: 25.01.2020 02:59:40

        Tuğrul Bey?in ardından kalan oğlu olmadığından Sultanlık yolu ister istemez yeğeni Çağrı Bey  oğlu Alparslan?a açılmış olur.  Malum, Alparslan devletin başına geçer geçmez hemen Nizam-ül Mülk?ü vezir tayin eder. Gerçekten de Nizam-ül Mülk?ün işbaşına getirilmesi yerinde bir karardı. Bilhassa açtığı medreseyle adından söz ettirip geleceğe ışık saçan bir bilge devlet adamı olarak adından söz ettirir. Ayrıca Selçuklunun yükselişinde en dikkat çeken isimdir.  

         Her ne kadar Alparslan?ın Sultanlığı şeklen 1063?1072 arası çok kısa bir zaman dilimini kapsasa da özünde Selçuklunun en parlak dönemi olmasıyla dopdolu bir zaman dilimi sayılır.  Öyle ki,  Alparslan Anadolu kapılarını açmakla adeta Türk?e bin asırlık tarih yazdırmıştır.  Düşünsenize daha yolun başında işe koyulur koyulmaz etrafında her ne Emir, Melik, Yabgu varsa hatta buna Karahanlı hükümdarı da dâhil hepsini tabiiyetine alır. Derken birlikten dirlik, dirlikten birlik doğar misali içte Fatımilere,  dışta da Bizans?a karşı giriştiği seferlerle bir anda dikkatleri üzerine çekecektir.  İşte ulvi idealleri uğruna hareket eden Alparslan, bakın bir seferinde Fırat nehrini geçerken Buharalı Ebu Cafer Muhammed?le göz göze geldiğinde o âlim zat kendisine şu iltifatta bulunur:

       ?Efendimiz! Nimetinden dolayı Allah?a hamd ederim. Zira köleler müstesna, bu nehri eski zamanlarda geçen yok,  İslam devrinde bir Türk padişahı olarak ilk defa siz geçiyorsunuz.   

         Tabii Alparslan bu iltifat karşısında zerre miskal gurura kapılmaksızın Allah?a şükreyleyerek yoluna devem edecektir. Çünkü o biliyordu ki bu kutlu yolda övünmek yok, tevazu vardır. Yani bu yolda  ?Mağrurlanma padişahım, senden büyük Allah vardır? bilinci esastır.

       İşte Alparslan bu bilinçle sefere koyulduğunda ilk hamlesi Bahreyn taraflarında Karamatı sapıkları ve Şii Fatımi kalıntılarını temizlemek olur. Zira Şii Fatımiler Suriye?den pılını pırtısını toplayıp çekilmek zorunda kalır da. Tabii onların çekilmesi Mekke Şerifini ziyadesiyle memnun edip hutbeyi bundan böyle Fatımiler adına değil, Abbasi halifesi ve Türk sultanı adına irad edecektir. Gerçektende Alparslan?ın bu hamlesi en azından Ön Asya?nın güvence altına alınmasına yeter artar da. Ancak bir süre sonra Halep Emir?inin Fatımilerin tesirine kapılaraktan taraf değiştirmesi canını sıkacaktır. Bunun üzerine şu çağrıda bulunur:

        ?Endişem odur ki Rumlar karşısında bu hudut şehrini kılıçla fethetmekten zorunda kalırım.  

        Alparslan endişesinde haklıdır, bu yüzden hücuma geçmeden önce şehrin kendiliğinden teslim olmasını bekler. Ancak bu arada Romanos Diyojen?in iki yüz bin kişilik orduyla arkadan çevrildiğinin haberini aldığında ister istemez yönünü Doğu Roma?ya doğru çevirecektir. Sultan Alparslan ilk önce elçisi vasıtasıyla Romen Diyojen?e önce barış teklifi götürür. Ama ne var ki bu teklifle kendisini dev aynasında gören imparator Alparslan?ın savaşmaktan çekindiğini düşünür. Hatta düşünmekle kalmaz barış teklifine şu pişkin cevapla karşılık verir;

       -Sanmayın ki bu üstün ve kudretli konumuma para pul harcayarak geldim. Barış ancak Selçuklu başkenti Rey?de olur. Ben Müslüman coğrafyasına kendi coğrafyam gibi sahip olmadıkça asla kararımdan vazgeçmeyeceğim. Var git Sultanına söyle biz İsfahan?da kışlayacağız,             atlarımız ise Hemedan?da.

       Tabii elçi İbnü?l Mahleban bu işgüzarlık karşısında dayanamaz şöyle der:

       ??Hayvanlarınız hakikaten Hemedan'da kışlayacak,  fakat senin nerede kışlayacağını bilemem? deyip Doğu Roma İmparatorun yanından ayrılır. Böylece Alparslan?a durum vaziyeti bildirdiğinde bu noktadan sonra gözler Anadolu?ya çevrilip gereğini yapmak üzere Malazgirt hazırlıklarına koyulur.

          Evet, hazırlıklar tam gaz devam ederken bu arada büyüklerin duasını almayı da ihmal etmez. Öyle ya bu dünyanın bir zahiri, birde uhrevi tarafı vardır.  İşte o uhrevi taraftan destek Buhara?lı İmam Ebu Cafer Muhammed?den gelip Sultan Alparslan?a şöyle müjdeler:

       ? ?Ey Sultan! Sen Allah?ın başka dinlere zafer vaat eylediği İslamiyet uğrunda cihat yapıyorsun. Bütün Müslümanları minberlerde sana dua eylediği cuma günü savaşa giriş, ben Allah?ın zaferi senin adına yazdığına inanıyorum.?

        Gerçekten de bu müjde Alparslan?ı taktik arayışlarına ittiği gibi Selçukludan sayıca kat be kat üstün durumda Bizans?a karşı askerini doping etkisi yapar.  Nasıl etki yapmasın ki, sefer öncesi askerlerinin gaza ruhunu şu sözlerle coşturacaktır: ?Şimdiden beyaz kefenimi giyiyorum, ölürsem beni bu kefenimle defnedin.?

       Evet, gerçekten beyaz kefenini giyinip öyle hücum emri verir. Artık Romen Diyojen?in karşısında tüm planlarını ustaca Malazgirt meydanında ortaya koyacak Alparslan vardır.  Bakalım el mi yaman bey mi yamanmış birazdan kızılca kıyamet koptuğunda belli olacak. Nitekim o ustaca plan Bizans?ın çok övünerek Balkanlardan getirttiği Şamanî Uz (Oğuz) ve Peçeneklerden hazırlamış olduğu süvari kuvvetlerinin daha savaşın başında Selçuklu tarafına geçtiğinde kendini gösterecektir. Ne diyelim işte ustaca manevra bu ya,  soydaşlarımızın saf değiştirmesi Bizans ordusunun darmadağın olmasını ve Romen Diyojenin hevesini kursağında bırakmaya yetmiştir. Derken Romen Diyojen 26 Ağustos 1071 tarihi itibariyle Alparslan?ın önünde diz çöküp savaş Türk?ün zaferiyle neticelenir. Ve Alparslan önünde diz çöken esirine şöyle seslenir:        

         ?? Şayet sen değil de ben esir olsaydım bana ne yapardın??  

          Romen Diojen cevaben;

         ??Öldürürdüm? der.

        Her şeye rağmen Alparslan misilleme yapmaz,  bilakis Türk?e has bir davranış örneği sergileyip bir anlaşmayla serbest bırakır da.

         Her şeyden önce Malazgirt zaferiyle birlikte Anadolu kapıları Türk?e açılmış oldu. İşte o gün bugündür Anadolu bizim öz vatanımızdır,  inşallah o Anadolu ruhu var oldukça kıyamete kadar öz vatanımız olmaya da devam edecektir.

         Alparslan, her fani gibi o da Allah?a kavuşur. Ne var ki, ölümü bir ecnebi tarafından değil de içeriden gizli bir el, yani Şii batini hançeriyle şahadeti gerçekleşir.  Düşünsenize Doğu Roma?yı fiilen tarihten silip Malazgirt?te Romen Diyojen?i ayağına kapanmaya mahkûm eden Alparslan,  ne hüzün bir durumdur ki bünyemize sızan bir virüsle Şii batini hançerine kurban gider.  Şimdi gel de bu elim olay Selçukluyu derinden yaralamasın. Neyse ki emaneti layıkıyla oğlu Melikşah üstlenecektir. Böylece ardından bıraktığı evlatları arasında veliaht tayin ettiği dirayet sahibi oğlu Melikşah ve Nizamü?l Mülk gibi bir devlet adamı sayesinde kırk iki yaşında içtiği şehadet şerbetiyle kabrinde rahat uyuyacaktır.

                                                       BÂTINİLİK

       Bâtıniler Alamut kalesini karargâh olarak kullanmışlardı hep. İşte bu kaleyi üs olarak kullanan Hasan Sabbah?ın efsunladığı esrarkeş serseriler o günün şartlarında ölüm yeminiyle intihar timleri oluşturup etrafa korku salıyorlardı. Nihayet Selçuklu Sultanı Muhammed Tapar Bâtıniliğin merkezi Alamut kalesini kuşatıp çok sayıda Bâtıni fedaisini öldürecektir. Ancak bu fesat ocağının tamamen ortadan kaldırılmasına ömrü yetmeyecektir. Malum yukarıda belirttiğimiz üzere Bâtıniler Sultan Alparslan?ın katlini göze alabilecek hamleyi de sergilemişlerdir. Neyse ki; tarihi kayıtlar Hulagu'nun bir yıkıcı olduğu kadar,  bir kurtarıcı rolü ifa ettiğini de gösteriyor bize. Belki de Hulagu istilası olmasaydı Bâtınilik fitnesi İslam dünyasını daha uzun seneler kasıp kavurup içimizi kemiren baş belası olmaya devam edecekti. İşte bu noktada her hayrın altında şer olabileceği gibi,  her şerrin altında hayır olabilir ya, aynen öyle de Moğol- Hulagu kasırgası şer gibi gözükse de Alamut kalesinin düşmesi bakımdan bir hayra yol açmıştır diyebiliriz.

ŞAH İSMAİL VE TÜRKMENLER

       Bâtınilik o kadar tehlikeli bir akımdır ki, Şah İsmail kanalıyla yeniden gün yüzüne çıktığında Osmanlıyı uğraştıracak pozisyon alacaktır. Öyle ki Uzun Hasan?la başlayan ve Şah İsmail?le devam eden Türkmen bölünmesi, Şah İsmail?in şahsında Osmanlıya karşı Bâtıni muhalefet cephesi olarak karşımıza çıkar. Bilhassa bu mecrada Şah İsmail ve Erdebil Tekkesi Şeyh ikilisinin Osmanlı coğrafyasına ektiği ayrılık tohumlarıyla mesele körüklenir. Aslında bu körükleyiş dini gerekçelerle ortaya çıksa gam yemeyiz,  daha çok siyasi mülahazalarla ortaya konulan bir oyunun neticesidir. Bilerek ya da bilmeyerek bu oyunun parçası durumunda Şah İsmail?in etrafında birleşen bazı Yörük Türkmen unsurlar tek vücut olup yerleşik Türkmenlere karşı güç oluşturacaklardır. Böylece bir zamanlar Müslümanlar elinde yıkılan Pers imparatorluğunu sil baştan diriltecek oyunun ayak bağı olurlar. Ne diyelim fitne böyle bir şeydir,  yatağında hortlamaya görsün bir bakmışsın Yörük Türkmenlerden bir kısım unsurlar kendilerinden olmayanları yozlaşmış ve bozulmuş güruh olarak ilan edip Müslümanlar arasına ikilik sokacaklardır.  Oysa tarihin bize öğrettiği önemli not; ihtilafların kaynağında alevi sünni ayırımının suni olduğu,  asıl meselenin göçer-konar toplulukların yerleşik hayata intibak edemeyişinden kaynaklı problem olduğudur. Nitekim bu hususta tarih; yerleşik kalmayı tercih eden Anadolu ve Suriye Selçuklularını, Eyyubileri ve Osmanlı'nın kuruluş mayasını oluşturan Türkmenleri haklı çıkarmıştır. 

        Peki ya Safevi Türkmenler? Malum, Safevilerden bu güne geriye dönüp baktığımızda onların artıklarından kalan toplulukların İran ve Anadolu?da zaman zaman ciddi olayların fitilini ateşleyebilecek provakatif eylemlerde bulunduklarına şahit oluruz. Şayet bu değerlendirmemizi Sünni yaklaşımdan ötürü değil de, siyasi açıdan bakıldığında ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır. Hatta meseleye siyasi boyuttan bakıldığında Türkmen dağılmasını sırf Haçlı ve Moğol saldırılarına bağlamakta yanlış olur. Dağılışın asıl sebebini bir türlü bitip tükenmek bilmeyen Yerleşik-Yörük çekişmesinde aramak en doğru yaklaşım olacaktır. Maalesef bizi dışta çökertemeyenler içte ayrılık tohumları ekerek çökertmeye kalkışmışlar, gerçektende içte start verilen fitne kazan kaldırmalarla Sünni Müslümanlığı terk eden bir kısım unsurlar bize ait olmayan İran kökenli Şiiliğin bir değişik versiyonu niteliğini taşıyan ekolün peşine takılacaklardır. Oysa Türkmenler gibi yerleşik hayatı tercih etmiş olsalardı özünden taviz vermeyerek Türk?ün dirilişine katkı vermiş olacaklardı.  

          Ancak Batı Türklerinin, yani Yerleşik Türkmenlerin Büyük Selçuklu eliyle başlattıkları Rönesans, Sultan Sencer?in bir iç savaşta yenilip esir edilmesiyle birlikte Türkmenlerin intiharı gerçekleşir. Neyse ki Selçuklu yıkıldıktan 300 sene sonra Fatih Sultan Mehmet?in elinde bir çağ kapatılıp yeni bir çağın kapıları açılarak bir nebze olsun durum telafi edilir. Yörüklere gelince onlarda Müslümanlığı terk edip Şiiliğe kanalize olurlar. Bu yüzden İran bu noktada, Şiiliğin kalbi olarak görülür. Çok geçmeden tehlike çanlarının çalmakta olduğunu sezen Osmanlı, Balkan kavimlerinden devşirdikleri askerler vasıtasıyla Anadolu?da Şii Türkmen yayılmasına fırsat vermez. Bilhassa bu hususta Yavuz Sultan Selim?in neden batı?ya değil de doğu'ya doğru sefer düzenlediğini şimdi daha iyi anlıyoruz. Belli ki doğuyu emniyete almadan batıya yöneliş hiç yoktan koca imparatorluğu maceraya sürüklemek olurdu. Zaten Yavuz?da tehlikenin boyutunu sezip gereken neyse onu yapar. Bugün Anadolu?nun değişik yörelerinde halkın bir kısmı Yavuz?un bu tutumunu dini nedenlere bağladıklarından o?na iyi gözle bakmazlar. Oysa o yaptığı hamlelerle bütün Türk İslam âlemini büyük bir badireden kurtarmıştır.

         Velhasıl; dün nasıl ki fitne tohumları Selçuklu ve Osmanlı?yı uğraştırmışsa, bugünde Can Türkiye'mizde kâh Kahramanmaraş, kâh Malatya, kâh Çorum,  kâh Sivas Madımak, kâh İstanbul gazi mahallesi ve Gezi parkı olayları, kâh 1 Mayıs, kâh Nevruzu bahaneyle kana bulayıp birliğimize ve dirliğimize balta vurmaktalar. Onlar balta vuradursunlar tıpkı atalarımız gibi bu oyunu bozmak düşer bize.

             Vesselam.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1307/alparslan-ve-batinilik

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
02.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
07.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
16.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
08.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
17.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
10.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
04.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
24.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM