HAKİKAT VE DOST

(Bu yazı, daha önce Vahdet Gazetesi’nde yayınlanmıştı. İçinde bulunduğumuz dönemin insan ilişkileri dikkate alındığında tekrar gündeme getirilmesi gerektiğini düşündüm.)

Aristoteles, hocası Platon’u kastederek, “biz dostlarımızı severiz ama hakikati daha çok severiz” der. Bu söz, hakikat konusunda taviz vermek istemeyenlerin parolası ve ilkesi olması gereken bir sözdür. Çünkü dostlar bazen aynı konuda farklı düşüncelere sahip olabilirler, farklı eylemler içerisine girebilirler. Hakikati dosttan daha çok sevmek, hak olanı her şeye tercih etmek anlamına gelir. Hak karşısında diğer bütün şeyler ikinci derecedendir.

Dost, kendimizden ayırmadığımız ikinci bir ben’dir. O, sadece sevdiğimiz değil, asıl önemlisi, saygı duyduğumuzdur. Çünkü dostluk, içinde duygusal ve öznel unsurlar bulundurmakla birlikte özellikle saygı unsurunun değerinin yüksek oluşundan ötürü etik bir zemine dayanır.

Dostluk, kendisine inandığımız, karşılıklı olarak saygı duymamazlık edemediğimiz, bağlanma ve sadakatten yana liyakatli olduğunu düşündüğümüz, hakikat karşısında her ne sebeple olursa olsun sarsılmaz bir iradeye sahip olduğundan emin olduğumuz bir özneyi gerektirir. Bu iradede az da olsa bir sarsılma gördüğümüz takdirde, dost olmanın gereği olarak, o iradenin sarsılmaz olmasını temin etmek için Akif’in, “sözüm odun gibi olsun hakikat olsun tek” ifadesinde olduğu gibi onu, odun gibi bir sözle de olsa uyarmak gerekir.

İnsanı hakikatten uzaklaştıran şey duygusal eğilimleri, nefsi, bakışındaki şaşılık, menfaat hissi, dünyanın gelip geçiciliğine aldırmadan araç değerleri benimsemesi ve hatta amaç değerleri araç değerler, araç değerleri de amaç değerler haline dönüştürmesidir. Bu şekilde davranan bir insan, ilkelerine göre değil, amaçlarına göre davranan insandır. Böyle bir insanın ilkelerini amaçları belirler. Oysa amaçlar, ilkeler tarafından belirlenmelidir.

Dost, şaşı bakmaz. Şaşı, hakikati tahrif eder. Bir’i iki görür. Mevlana’nın anlattığı hikâye malumdur: Bir ustanın şaşı bir çırağı varmış. Usta, çırağa “arka tezgâhta bir tane şişe var, onu getir” demiş. Çırak, bir’i iki gördüğü için “usta burada iki şişe var” diye seslenmiş. Usta, bakmış çırak anlamayacak, “birini kır, diğerini getir” demiş. Çırak, iki olarak gördüğü şişenin birini alıp kırdıktan sonra, bakmış ki ortada hiç şişe yok. Eğer bakışımızda bir aksaklık varsa, eğer bakışımız sağlıklı değilse, eğer dosdoğru bakmasını bilmiyorsak hakikat bize olduğundan başka türlü görünür veya hakikati olduğundan başka türlü görürüz. Şirkin temelinde bu sağlıksız bakış ve görüş vardır. Sağlıksız bakış ve görüş, en yakınımızdakini düşman ilan eder, tam tersine olarak da düşmanı dost zanneder. Dost zannettiğimiz düşmanların ortak özellikleri, ilk fırsatta bizi yok etmektir. Hem de kumpaslar kurarak. Hem de en yüce erdem olan adaleti kullanarak.

Dost, yüzüne baktığımızda varlığının sorumluluğunu üstlenmemekten ötürü irademizin bizi suçlayacağı kişidir. Böyle bir kişi, aynı sorumluluğa sahip olmaktan ötürü pişmanlık duymamak zorunda olan kişidir. Hakikat tutumları açısından amaç olanlar ile araç olanlar arasında değerler hiyerarşisi bakımından aralarında farklılık olmayan, ilkeleri ile amaçları arasındaki ilişkiyi gerçekleştirecek olan eylemlerinde tutarlılık bulunan, karşılıklı olarak hakikat lehine tavırlar koyma iradesine sahip olanlar arasında dostluklar kurulabilir. Yoksa bir tokat için sarımsak tarlasını bozacak güruhtan dost olmaz.

Önce hak ve hakikat ile dost olmalı ve insanlarla ilişkimizi de bu dostluk belirlemelidir. Yoksa adaletin çok uzağında kalırız.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1296/hakikat-ve-dost.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar