ADALET ARAYIŞI VE DEĞİŞİM

Var olan bir problemi konuşmamak onu yok hale getirmez. Kılıçdaroğlu,  15 gündür adalet için yürüdüğünü söylüyor. Niye yürüyor diye tepki gösterenler var. Olaylara -taraftar- mantığı ile bakarsanız hakikat burnunuzun dibinde bile olsa göremezsiniz. Bu bütün kesimler için geçerlidir.

Var mıdır, yok mudur dan daha önemli olan bir siyasi parti liderinin demokratik haklarına saygı gösterilmemesidir.

Siyasetçiler her zaman var olan problemleri konuşmazlar, bazen de  olmayan problemler üzerinden algı oluşturmaya çalışırlar. Hangilerinin doğru hangilerinin yanlış olduğunu tefrik etmek onları dinleyenlere düşer. Her yalancı siyasetten yasaklansaydı bu ülkede siyaset yapan kimse kalmazdı.

Böyle bir problem yoksa iktidara düşen muhalefeti susturmak değil, olmadığını göstermek olmalıdır.

Adalet arayan bir yalancı da olsa (Asla Kılıçdaroğlu veya başka bir politikacıyı kastetmiyorum) bunu ciddiye almak gerekir. Zira adalet devletin bekası ile ilgili bir kavramdır, ihmale  gelmez.

Bizim kuşak siyasi kimliklerini ideolojik kavgaların en yoğun olduğu 12 Eylül döneminde edindi. Her sorunun kanla çözülmeye çalışıldığı olağanüstü dönemler yaşadık. Dönemin şartları karakterlerimize de nüfuz etti.Konuşarak,anlaşarak problem çözme yerine,  birbirimizle boğuşarak  sorunların çözülebileceğine inandık. Zihinsel alt yapılarımız diyalog yoluyla sorun çözmeye pek müsait değil. Diğer yandan birbirimizle ilgili kesin yargılar edindik. Toplumsal şartlar çok değişmesine rağmen hala o yargılarla olayları anlamaya çalışan  küçümsenmeyecek bir kesim var. Hayatı zihinlerinde sabitleştirenler, olaylara hep aynı şablonlarla bakarlar. Bu, bir doktorun tüm hastalıklara aralarındaki farkı görmeyerek aynı tedaviyi uygulamasına benzer. Dün yaşadıklarımızı bugün farklılaşan olaylara uygulayamayız. Geçmişi bugüne taşımak,bugünü geçmişe mahkum etmektir.

Toplumda muvazeneyi sağlayan en önemli unsur adalettir. Bugün Kılıçdaroğlu, böyle bir sorunun varlığından şikayet ediyor. Aynı şikayeti yıllar önce AK Parti'ye kapatma davası açıldığında Başbakan Erdoğan'da yapmıştı. Siyasallaşan bir Yargı'nın halk iradesine nasıl ket vurabileceğini o zaman yaşayarak görmüştük. RP kapatılırken tanzim edilen iddianamelerde yapılan hakaretler hala hatırlardadır. O zaman adaletin ne kadar gerekli olduğunu anlamış,herkese adalet getirecek  bir düzeni ve yargı erkini savunmuştuk. Aradan yıllar geçti, şartlar değişti, dünün hakimleri  de bugün adaletin  ne kadar gerekli olduğunu yaşayarak öğreniyorlar. Siyasallaşan yargı bir o tarafı bir bu tarafı vurarak herkese tarafsız yargının ne kadar elzem olduğunu öğretti.

Ben herkesin son yıllarda yaşananlardan büyük dersler çıkardığını düşünüyorum. Sol, dünün solu değil, İslamcılık iktidarla tanışınca hayalle gerçek, ideoloji ile hakikat arasındaki farkı öğrendi. Milliyetçiler her türlü şiddetle aralarına mesafe koydular. Hayatın ideolojilerin gösterdiklerinden daha gerçek, lider, teşkilat, doktrin ölçütüyle anlaşılmayacak kadar girift olduğunu gördüler. Son yıllarda iyice uç veren arayışların arkasında dünün şablonlarından kurtulmuş olma gerçeği  yatıyor. Toplumsal şartlar herkesi şu veya bu oranda muhasebe yapmaya mecbur etti. Kılıçdaroğlu'nun yürüyüşü de, MHP'deki arayışlar da bu gerçekle ilgili. Tepki göstermek yerine bu tip iyileşme, sağalma alametlerini olgunlukla karşılamak, hatta teşvik etmek gerekir. Her iyinin daha iyisi var, daha iyi bir adalet mekanizmasına niye karşı olalım. İyi bir şeyden bahsediliyorsa, bırakın kim bahsederse bahsetsin, sonunda kazanan hepimiz oluruz.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1289/adalet-arayisi-ve-degisim.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar