İKTİDAR HIRSI BAZEN ÇOK VAHŞİCEDİR- I

(15 Temmuz gecesi vahşice kan dökenleri görünce bu yazıyı kaleme aldık.)

“Kimi mistikçe ele alır iktidarı, kimi devletin sadık bir hizmetkârı gibi, kimi oportünistçe, kimi vurguncudur, kimi yırtıcı, kimi sadizmini tatmin için ister otoriteyi. Ama hepsinin de amacı, şuurlu veya şuursuz iktidarda kalmaktır” diyor siyaset edebiyatçısı André Siegfried.

İktidar, insanın hükmetme ve yönetme duygusunun tatmin olduğu zirvedir. Bu duygunun kanatları, bütün bir sürüyü yani yönetilenleri gölgeler. Bir defa bu haz tadıldı mı, uğruna nice canlar feda edilmez ki. “Her şahika baş döndürür” der Jean Herbert.

Roma İmparatoru Julius Caesar’ın Büyük İskender’in mezarı başında oturup hüngür hüngür ağlaması, zaferleri çekemeyen bir kıskancın gözyaşları değildi; yaşı, Büyük İskender’in yaşını geçtiği halde dünyayı fethedemeyen bir muhterisin iç çekişiydi. Bu karşı konulamaz bir ihtirastır.

Çoğu zaman yönetmek ve hâkim olmak uğruna, insanı tiksindiren vahşetlerin işlenmesi için cellatlar davet edilir. İktidar, tek kocalı gelin gibidir, ortak kabul etmez. “Siteyi filozof yönetmelidir” diyen Eflatun, hükümdarına felsefe aşılamak için gittiği Siraküza’da canını zor kurtarır. Zira muktedirin, filozofça görüşlerin ortaklığına da tahammülü yoktur.

Kesik başlarla iktidar kalesinin inşasına ve saltanatın kan deryası üstüne yönetimin bina edilişine, tarih çokça şahitlik etmiştir. Abdullah b. Ziyad, iktidar davası güden Resulullah’ın torunu Hz. Hüseyin’in kellesini Kûfe’deki sarayında bir kalkan içerisinde, yönetmenin verdiği vahşi hazla göz kırpmadan seyretmişti. Ama kader, bazen hayatı bir intikam arenasına çevirir. Abdullah b. Ziyad’ın kellesi ise, bir kalkan içerisinde Muhtar es-Sekafî’nın önünde; çok geçmeden Muhtar’ın da kellesi aynı saray içinde cennetle müjdelenmiş on sahabeden biri olan Zübeyr b. Avam’ın oğlu Mus’ab b. Zübeyr’in önünde yine bir kalkana konulmuştu. Zaman zihinlere bir şey unutturmadan bu kez de, kardeşi ile birlikte hilafet davasına kalkışan Mus’ab b. Zübeyr’in kesik başı, Halife Abdülmelik b. Mervan’ın önünde aynı şekilde bir kalkanın içerisinde iktidar davasına kalkışmanın ağır bir bedelini ödercesine, kanlar içerisinde duracaktır.

Tiranlar, başkalarının sırtına bastıkları, eğik omuzlara çıktıkları için büyük görünürler. Saltanatın yaldızlı tahtlarının cazibesi, dünyanın en şuh nazenininden daha kışkırtıcıdır. Hıristiyan dünyasında da Kilise, sahip olduğu iktidarına paydaş oluşturmamak için kelle uçurmamış mıydı? Bohemyalı reformcu Jan Hus, Kilise’ye yönelik bazı eleştirilerinin bedelini, Kilise Konsili kararıyla bedeninin yakılması suretiyle ödemişti. İktidar hırsı, her coğrafyada ve her anlayışta benzer dekorlarla önümüze çıkar.

Abbasîler, iktidarı elde etmiş olmalarına rağmen, bir daha geri kaptırmamak ve ortaya çıkan Süfyanî isyanların da tesiriyle Emevî sülalesini kılıçtan geçirmekte bir beis görmemişlerdi. Zafer taklarının süslediği iktidarlarına rağmen, kılıçlarından kan damlayarak yürümüşlerdi Emevîlerin üstüne. Bu yüzden Abbasî devletinin kurucusu Abdullah Seffah, düşman akrabaları olarak gördüğü Emevîlerin kök ve dallarını kurutmak için, dünyada eşine az rastlanır bir vahşeti işlemekten geri durmamıştı.

Abdullah, 25 Haziran 750 yılında, Emevî sülalesinden seksen kadarını Yafa yakınındaki Avca nehri kıyısında Ebu Futrus şehrinde tertiplediği bir ziyafete davet edip bir araya topladı ve ziyafet esnasında orada hazır bulunan bütün bu Emevî ailesinin mensuplarını kılıçtan geçirtmişti. Ölenlerin ve ölmekte olan yaralıların üzerine deriden mamul örtüler çekerek kendisi ve arkadaşları, insan inilti ve figanları eşliğinde ziyafete devam etmişlerdi. İnsan kanıyla lekelenmiş lokmalarla doyan bir çılgın iştiha.  Orman kanununu çiğneyen vahşi hayvanların manzarasını seyreder gibiyiz.

İş bununla bitmez, iktidarı geri kaptırma endişesinin kamçıladığı vahşet duygularını, elbette bu kadar kan teskin edemez ve edememişti. Şam, Kınnasrin ve diğer yerlerdeki eski Emevî Halifelerinin mezarları, bu kan içmekte sınır tanımayan Abbasî komutanı Abdullah tarafından kazılıp açılmak suretiyle tecavüze uğradı. Emevî Halifesi Süleyman’ın Dâbık’ta gömülü cesedi işkence yapılmak üzere çıkarıldı. Halife Hişam’ın Bağdat’ın Rusâfe semtinde bulunan mumyalanmış na’şı, mezardan çıkarıldı ve seksen kamçı vurma cezasının tatbik edilmesinin ardından, ceset yakılıp kül edildi. Bu tür insanlığı utandıracak tecavüz ve işkencelerden, yalnızca zahidane ve takva bir hayat sürmüş olan Halife Ömer b. Abdülaziz’in mezarı masun kalabilmişti.

Nesillerinin tükeneceğini ve yeryüzünde kendi soylarından bir tek ferdin kalmasına dahi tahammül edilemeyeceğini anlayan Emevîler, çareyi Abbasîlerin kılıcının uzanamayacağı mekânlara ve coğrafyalara kendilerini atmakta buldular. Bir kısmı sarp kayaların tabiî bir kale olarak kendilerini koruyacağına inandıkları Hakkâri bölgesine sığınmışlar ve önemli bir kısmı ise Endülüs’e geçerek orada yeniden bir devlet kurmayı başarmışlardı.

Endülüs’ün de kendi hâkimiyet alanı olduğunu göstermek ve bunu fiili bir emri vaki ile halletmek isteyen Abbasî Halifesi Mansur, 761 yılında Âlâ b. Muğis adında bir memurunu İspanya’ya vali olarak gönderme çılgınlığında bulunmuştur. Buraya gelişinden iki yıl sonra Âlâ’nın başı, Endülüs Emevî Halifesi Abdurrahman b. Muaviye tarafından uçuruldu ve düşen baş tuzlanıp kâfur ile bulandıktan sonra siyah bir bayrağa sarılarak ve tayinini gösteren Ferman yazısıyla birlikte, Halife Mansur’a kılıcının gölgesinin Endülüs’e kadar uzanamayacağını ihtar etmek için geri gönderildi. Âlâ b. Muğis’in kesik başı, Halife Mansur Hac münasebetiyle Mekke’de bulunduğu bir sırada kendisine ulaştırılmıştı. Başka bir olay dolayısıyla Mansur, Abdurrahman’ı “Kureyş’in şahini” olarak isimlendirmişti, bu kesik baş karşısında “Kureyş’in şahini” dediği adam için: “Allah’a şükürler olsun ki böylesine bir çılgın adam ile aramızda deniz bulunuyor” diye endişesini dile getirecektir.

İktidar, kesik başlar üzerinde inşa edilen kandan bir kaledir; günümüze kadar tamamlanmamış ve her daim bir tuğlası eksik kalacak bir vahşi duygunun binasıdır.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1285/iktidar-hirsi-bazen-cok-vahsicedir-i.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar