Barışı Denedik İhanete Uğradık

Bu kadar tecrübeye, bu kadar bedele rağmen daha hala TV ekranlarına çıkıp çözüm sürecine dönülmesini savunanlar var.

Geçen gün Ahmet Hakan’ın programına çıkan bir konuşmacı çözüm sürecine yönelik eleştirilere karşı, Kürtler Cumhuriyet kurulduğundan beri bağlarını, bahçelerini, yaylalarını kullanamıyorlardı, çözüm sürecinde ilk defa dağlara çıktılar, yaylalarda eğlendiler gibi  laflar etti. Kürtlerin Cumhuriyet kurulduğundan beri mahpus hayatı yaşadıklarını iddia etti.

Bu ifadelerin baştan sona kadar yanlış olduğunu söylemeye gerek var mı? Dağlar, yaylalar niye bir etnik kökene ait oluyor. Bu mantıkla hareket ettiğiniz zaman vatan coğrafyasını etnik temelde şuralar şu gruba buralar bu gruba diye ayırmak gerekecek. Daha cümlenin başında  vatanın bir kısmı etnikleştiriliyor. Kürtlerin Cumhuriyetten beri mahpus hayatı yaşadıkları ise ağızlar değişse de PKK’nın söylemlerinden farkı yok. Bize zulmedildi, ezildik, horlandık, katliama uğradık, eee terör bunun için oldu. Bu, bölücü terörü masumlaştırmanın haklılaştırmanın en ahlaksız biçimidir.  Kürtlerin ezilmesi iddiasının saçmalığı, mesnetsizliği bir yana,  ezilmişlikten hayvanca bir teröre haklılık payı çıkarmak o eylemlerin kendisinden daha büyük bir cürümdür. Bebeklerin, çocukların, sivillerin, kadınların öldürülmesi nasıl haklı bir tepkinin neticesi olarak görülebilir. O bebekler o çocuklar o kadınlar Kürtlere ne yapmıştı?  Bu olaylar böyle mi değerlendirilir?

Zulme uğramaktan kasıt da Şeyh Said, Ağrı, Dersim, Koçgiri gibi ayaklanmalarda devletin bu isyanları zorla bastırmasıdır. Buna zulüm demek o isyanlara niye karşı çıktınız, bıraksaydınız da istediklerini yapsalardı demektir. Ağrı, Bingöl, Varto işgal edilirken, Diyarbakır kuşatılırken devlet Şeyh Said ve avanelerine çiçek mi atacaktı, var mı böyle bir mantık? Ha bu isyanlarda orantısız güç kullanıldığı, sınırların aşıldığı, sonradan bugüne devredilen sorunların kaynağı olan düzenlemelerin yapıldığı doğrudur. Ama bunların hiç biri çocuk, bebek, yaşlı, kadın, sivil demeden öldürmenin bir bahanesi olamaz.

Bölge halkının terör boyunca yaylalara çıkamadığı arazisini kullanamadığı, hayvancılık yapamadığı doğrudur. Bunun sorumlusu devlet değildir ki, bunun sorumlusu PKK’dır. PKK yokken vatandaş köyünde, yaylasında istediği gibi gezebiliyor, dağların, ovaların tadını çıkarabiliyordu. Çözüm süreci münasebetiyle gelmiş bir rahatlık yok, PKK farklı stratejik nedenlerle barış masasında oturuyor gibi yaparak şehirlere yönelmiş, o ara vatandaş da toprağını rahatlıkla kullanabilmiştir.

Ama sonra  bunun yanlışlığı PKK’nın şehirleri silahla doldurup kent savaşlarına başladığında görülmüştür. Bir daha aynı masaya dönün demek bırakın PKK şehirlere silah yığmaya devam etsin, kurtarılmış bölgeler onlara kalsın demektir. Bu, barış kisvesi altında PKK’ya mevzi kazandırma çabasından başka bir şey değildir. Konuşmacı samimi olsa bölge halkının dağlara, yaylalara rahatlıkla gidebilmesi, şehirlere mahpus olmaması için başka yollar da var. PKK askeri ve siyasi olarak yenilir veya silah bırakır vatandaş da köyüne mezrasına giderek dilediği gibi toprağını kullanır. Vatandaşı düşünen, barış isteyen samimiyse masaya oturmayı değil, PKK’nın bitirilmesini teklif eder.  Bu ülke barışı denedi ihanete uğradı, bir daha kimse o ihanet masasına oturtamaz.

GAZETEVAHDET

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/128/barisi-denedik-ihanete-ugradik.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar