TERÖRLE MÜCADELE, HALKLA KUCAKLAŞMA

7 Haziran'dan sonra teröre karşı ciddi ve kararlı bir mücadele verildi. Bunu takdir etmek lazım. Diyarbakır'a son gittiğimde PKK korkusunun büyük oranda etkisini yitirdiğini gördüm. Belediye başkanlığına kayyum atanan Cumali Atilla canla, başla çalışıyor. Halkla kurduğu sıcak ilişkiye bizzat tanık oldum.

Geçen hafta Başbakan Binali Yıldırım, örgüte katılımların sıfırlandığını söyledi. Kendi gözlemlerim de bu istikamette. Teslim olan teröristlerde aynısını söylüyor. Şehit veriyoruz ama örgüt moral motivasyonunu kaybetmiş durumda. Eylemlerin bir kısmı kaybolan özgüveni geri getirme maksadına matuf. Bu kararlılık sürerse kısa bir süre sonra eylemler minimize edilebilir.

Biter mi, bitmez, çünkü ikinci bir Kandil, güney sınırımızda oluşturuldu. YPG'nin Kantonları PKK için her zaman bir cephe gerisi imkanı ve moral unsurudur. Onlar başardı, biz niye başarmayalım düşüncesi uzun süre PKK terörüne oksijen vermeye devam edecektir.

Yanlışlar da var. Örgütle mücadele ederken halkı ihmal etmemek gerekir. Toplumsal karşılığı olan örgütler kolay kolay bitmezler. Örgütler için asıl yenilgi, militan kaybetmek değil, taban kaybetmektir. Onun için -halka dönük- ciddi politikalar üretmek gerekiyor. Kucaklayıcı,kazandırıcı bir dil bu işin ilk adımıdır. Maalesef bugüne kadar böyle bir hassasiyetin gösterildiğini söylemek mümkün değil.

Bir örnek vermek istiyorum, HDP eş başkanı F.Yüksekdağ,Hakkari'de yaptığı bir konuşmada,HDP olarak PKK'ya, YPG'ye yaslandıklarını söylemişti. Bu son derece talihsiz bir beyandı. Ama Yüksekdağ bir gerçeği dile getirmişti. HDP hiç bir zaman PKK ile bağını inkar etmedi. Hep onun güdümünde ve gölgesinde kaldı, öyle olunca da gerçek anlamda bir parti olamadı.

Geçen gün İçişleri Bakanı Soylu, Güneydoğu'da yaptığı bir konuşmada Yüksekdağ'ın bu sözlerine atıfta bulunarak, "Yüksekdağ şimdi içerde, dört duvar vermişiz, istediği tarafa yaslanabilir" dedi. Bu provakatif ifadelerin bölge insanında reaksiyonlara ve duygusal tepkiler neden olacağını, bunun da mevzi değiştirmeyi engelleyeceğini   unutmamalıyız. Bu sözler, İhsan Sabri Çağlayangil'in Seyit Rıza ve arkadaşlarının asılması ile ilgili hatırasını aklıma getirdi. Uzun hikayedir, S.Rıza ve arkadaşları çabuklaştırılmış bir mahkemede yargılanır ve idam edilirler. Çağlayangil, idamlar infaz edilirken gece yarısı bir fotoğrafçı bulup infazları fotoğraflar. Atatürk Elazığ'a gelirken de trende fotoğrafları önüne koyar.Atatürk fotoğrafları görünce çok kızar, negatiflerini buldurarak tüm resimleri bizzat kendisi imha eder. Sonra da Çağlayangil'e,"çocuk, bu adamların her biri bölgesi için bir bayrak. Bu adamlar için canını verecek yüzlerce insan var. Yarın bu resimler gazetelerde çıkınca ne olur biliyor musun?" der. Atatürk, kışkırtan, tahrik eden bir üslubun bölgede hangi yansımalara neden olacağının farkındadır. Onun için infazların bir şova çevrilmesini istememiştir.

Bugün siyaset yapanların bu olaydan çıkaracakları çok dersler var. Halkı rahatsız edici, kışkırtıcı bir dil PKK'nın toplumsal tabanındaki erimeyi durdurmaktan başka işe yaramaz. Terör mücadelesinde kararlılık önemlidir ama aynı ölçüde doğru bir dilin kullanılması da önemlidir. Meydan okuyucu, aşağılayıcı bir dil tam tersi sonuçlara neden olur. Her provakatif ifade bölge halkını biraz daha PKK'nın kucağına iter. Dayak yiyen bir adamı, yediği dayaktan çok sağda solda anlatılarak aşağılanması rahatsız eder. Toplum psikolojisi de buna benzer. Halkı kazanmak için daha dikkatli, daha özenli bir dilin kullanılması şarttır.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1272/terorle-mucadele-halkla-kucaklasma.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar