ANNEYE VE BABAYA BİR GÜN DEĞİL BİR ÖMÜR AYRILIR

Ömrüm küçük yaşlardan itibaren gurbette geçti. On üç yaşımı bitirip on dördüme girdiğimde Artvin Öğretmen Okulu’ndaydım. Akşam olunca evlerinden yeni kopup gelen körpe çocuklar olarak, yatakhanenin arka taraflarında toplanır, ağlama seansları düzenlenirdi. Zira hiç birimiz gurbeti daha önce tatmamıştık.

Ben de, hep sıla hasreti çektim. Her şeyden çok anne ve baba hasreti, küçük yüreğimi kavuruyordu. Kardeşlerimi ve arkadaşlarımı da özlüyordum. Memleketin dönüş yolunda tanıdık bir dağa veya tepeye rastlamam, kavuştum sevincinin müjdesi olurdu.

Doya doya annem ve babama sarılamadım. Hep kısa süreli görüşürdük. Annem anlatmıştı: Bir gece vakitsiz uyandığında, babamı yatakta ağlar bulmuştu; sebebini sorduğunda benim için ağladığını öğrenmişti. "Kim bilir yavrum gurbet elde ne yapıyor, aç mı, susuz mu, harçlığı var mı?" diyebilmişti ancak.

Babam, içine attığı hasret kasırgasının sebep olduğu gözyaşlarını gecenin karanlığında, kendisinden başkası görmesin diye akıtmıştı. Kim bilir, gecenin her gizemi örten karanlığıyla paylaştığı bu sırrına, annemin vakıf olmasından ne kadar mahcup olmuştur. Ben de bunu her hatırladığımda ağlarım. Bir babanın yufka yüreğindeki evlat sevgisinin derinliğini fark ederim.

Ya annemin gizli ağlamaları, onları bilmiyoruz. Çünkü onun bütün gönül fırtınalarını ve sevgilerini içinde yaşardı, dışarıya pek vurmazdı. Kalbindeki sevgi yumağı ve saflığı kendisiyle birlikte gitti. Giymem için bir çorap vermişti bana son hastalığı esnasında, bir hediye olarak kabul ettim. Giymedim, hep sakladım; depremle birlikte kaybettim.

Gurbetteydim, evet ama yüreğim onlarda kalırdı, onların de hep benimleydi bilirdim, hissederdim. Ergendim, hoyrattım, herkes gibi özgürlüğüme düşkündüm; üstelik kilometrelerce uzakta gurbetteydim. Ama bir 1 Mayıs Bahar Bayramında, gittiğimiz kır gezisinde arkadaşlarımın yanlarında getirdikleri içkinin tadına bakmam için bütün ısrarları boşa çıkmıştı. Ya babam bilirse veya hisseder ya da duyarsa? Çünkü memlekette iken bile herkesle görüşme ve konuşmamıza müsaade edilmezdi. Yanlış bir işimiz veya görüşmemizden sonraki akşam hesabını vermek zorunda kalırdık. Burada da, onların sıcak nefesini yakınımda hissediyordum. Hep benimle olduklarını bilirdim, hatıralarına ve değerlerine ihanet edemezdim.

Her buluşmamızda annem ve babamın gözlerindeki parıltıyı ve beni içine çeken nuru görürdüm. Yan yana iken yaşadıklarımızı, bir fotoğraf karesinde ölümsüzleştirmek hiç aklıma gelmedi, çünkü ölümsüz olduklarına inanırdım.

Meğer bedenleri ölümlü, sevgileri ölümsüzmüş.

Dualarım ve yakarışlarım sizin içindir, anneciğim, babacığım. Rabbimin rahmeti, sizinle; merhameti, siz merhametli insanların üzerine olsun...

Babalar günü diye anılan bir gün üzerine bunlar aklıma geldi. Oysa çok iyi biliyoruz ki bizde anne ve babalara bir gün değil, bir ömür ayrılır.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1269/anneye-ve-babaya-bir-gun-degil-bir-omur-ayrilir.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar