AHLAK VE DİN İLİŞKİSİ ÜZERİNE KISA NOTLAR…

Ahlakın, ilişkide olduğu alanların başında din gelir. Çoğu durumda ahlaki olan ile dini olan birbirine de karışır. Bir kuralın ya da eylemin ahlakın mı yoksa dinin mi gereği olarak gerçekleştirildiğinin farkını belirlemekte güçlük çektiğimiz durumlar hiç de az değildir. Din, dünya düzenini aşan bir alanla ilgilidir. Dinin dünya düzenini aşması, onun dünyaya karşı kayıtsız kaldığı anlamına da gelmez. Bundan dolayı da her dinin dünyaya ilişkin belirli bir düzen oluşturma amacı ve çabası vardır. Ahlak meselesini din meselesi ile birleştirip çözmek isteyenler olduğu gibi tam tersine ahlak meselesini din meselesinden tamamen bağımsız olarak ele alanlar da vardır. Dinden bağımsız bir ahlakı mümkün görmeyenler ateist bir ahlakın olamayacağını ifade ederlerken, tersini savunanlar ise ateist bir ahlakı mümkün görürler.

Ahlak, öncelikle insan varlığının ontolojik yapısıyla ve insanın varlık yapısından kaynaklı olan eylemleriyle doğrudan ilgilidir. İnsan, önce bu dünyaya aittir ve ahlak da öncelikle bu dünyadan kaynaklı ve bu dünyaya ilişkin hedefler koyar. Bu dünyayı aşan hedefler, ahlakın işi ve amacı değildir. Bu dünyayı aşan hedeflere, yine bu dünyayı aşan ilkeler açısından yönelmek, ahlakın dünyevi olan durumunu dünyevi olanı aşan bir duruma göre belirlemek anlamına gelir. Oysa dinden ahlaka değil de, ahlaktan dine geçmek, ahlakta ortaya çıkabilecek olan eksiklikleri bertaraf etmek açısından daha makul görünmektedir. Ahlak, dünyayı ve dünyadaki ilişkileri nasıl düzenlememiz gerektiğini, insan eyleminin dünyaya ait “iyi olan” çerçevesinde kurallarını belirleyen bir disiplindir. Din, başka bir dünyadan hareketle bu dünyaya ahlak açısından düzen vermeye kalktığında, bu dünyayı tanımadan ve bu dünyaya yabancı kalarak dünya ile ilişki kurmanın zorluğunu da ortaya çıkarır. Bu açıdan dindar olmak için ahlaklı olmak gerektiği halde, ahlaklı olmak için dindar olmanın bir zorunluluğu yoktur. Nitekim ahlakla tanışmadan ve kendisinde sağlam ve sağlıklı bir ahlaki bilinç oluşmadan din yoluyla dünyaya ait olanlarla karşılaşıldığında ahlaka ilişkin sorunların da ortaya çıkmaya başladığı görülür.

Bugün, özellikle kendi kültür dünyamızda din alanında ortaya çıkan ahlaka ilişkin sorunların kaynağında, dindar olmakla ahlaklı olmanın aynı şey olduğu ve ahlakın dini değil de, dinin ahlakı öncelediği gibi bir anlayışın bulunduğunu söylemek mümkündür, denilebilir. Din meselesini ahlak meselesine bağlayan ilişkinin, dinin aslında güzel ahlak olduğu, ahlak meselesini de din meselesine bağlayan şeyin ahlakta ortaya çıkan değer rölativizminin aşılması düşüncesidir. Böyle bir düşüncenin nedeni ise din söz konusu olmadığında ahlakın değerlerinin mutlak olmadığı, kaynağında mutlak değerlerin bulunmadığı bir ahlak anlayışının da nihilizme giden yolda bulunduğu biçimindeki bir düşüncedir.

Ne var ki, dinin emri mutlak olduğu için ahlakın askıya alınması ve dünyayı aşan bir amaç için ahlakın araçsallaştırılması da çok sık yaşanan bir durum olarak karşımıza çıkar. İşte bu, ahlakın mutlak ilkeler ve kurallar adına feda edilmesi denilen bir durumu da yaşatır. Oysa ne ahlak dini ne de din ahlakı araç haline dönüştürme hakkına sahip değildir. Nitekim din adına ortaya çıktığını iddia eden bazı örgütlerin eylemlerindeki ahlakdışılığı başka türlü izah etmek güç görünmektedir.

Etik olanın askıya alınması meslesini, Kierkegaard’ın Korku ve Titreme adlı eserinde Hz. İbrahim’in oğlunu kurban etme olayı net olarak açıklar. İman Şövalyesi olan Hz. İbrahim’in imanı, mutlak bir imandır ve Tanrı ile Hz. İbrahim’in ilişkisi, Ben-Sen ilişkisi gibidir. Böyle bir iman paranteze alındığında etik açıdan İbrahim, tam anlamıyla bir cani, oğul katili olarak düşünülür. Burada etik olan, din tarafından askıya alınmıştır. Her durumda bunun geçerli olduğunu savunmak, iman meselesini Tanrı ile Ben-Sen ilişkisi biçimine dönüştürememek; bugün Tanrı adına insan öldürmelere izin veren bir caniliğe neden olabilmektedir. Her türlü dini olan karşısında etik olanın korunması, bugün için esas bir mesele olarak karşımızda durmaktadır.

Din ile ahlak arasındaki en önemli kesişim noktası, ahlakın erdem dediği şey ile dinin takva dediği şey arasındaki benzerliktir. Erdem, iyi fiiller açısından herkesin yaptığından fazlasını yapmak, faziletli olmak halidir. Takva da aynı şekilde herkesin yaptığından daha fazlasını yapmayı gerektirir. İnsanlar arasındaki fark da, erdemli eylemde bulunma ve takva açısından ortaya çıkan farkla belirlenir. Aralarında şöyle bir fark görülebilir: Erdem, bilgiye dayanır. Takvanın ise illa bilgi zeminine dayanması gerekmez.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1238/ahlak-ve-din-iliskisi-uzerine-kisa-notlar.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

numan şenel
11.06.2017 15:40
"Din", kuralları ile öncelikle bireysel vicdani huzur vaat eder, oysa "ahlak" öncelikle toplumsal huzur için bireysel kurallar koyar.Tam da bu yüzden günümüzde "din"i, maddi çıkar için kullanan kişiler "ahlak"ı perdelemeye çalışırlar.

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar