İMAN ve İYİLİK STRATEJİSİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan “Katar üzerinde farklı bir oyun oynanıyor ama şu anda bu oyunun arkasında kimler var tespit edebilmiş değiliz.” dedi.

Yalın, belki basit ama önemli bir açıklama. Türkiye’nin Katar üzerinden oynanan oyunu ayrıntılı izlediği anlaşılmaktadır. Türkiye’nin her zaman olduğu gibi haktan, hakkaniyetten, kardeşliğin gereğinden yana tavır koyması ne kadar iyi ise aceleci davranması da o kadar aleyhine olur. Acele etmeyeceğiz ancak hızlı ve sakin olacağız.

Katar’da yapılmak istenenlerin asıl mahiyeti nedir? Arap Baharı olarak başlayan hareketler külliyen öldürülmek mi isteniyor? Yoksa ABD’nin tüm gücüyle İslâm coğrafyasına yerleşmesinin zemini mi hazırlanıyor? Müslüman ülkelerin organik birliktelikleri zayıflatılmak dahası birbirlerine düşman mı kılınmak isteniyor? Mezhep savaşları mı kışkırtılıyor? Asıl hedef Türkiye, İran ve Arabistan ve Umman mıdır? Yoksa bunların hiç birisi değil de ABD enerji kaynaklarıyla birlikte körfezin finans birikimine el mi koymak istiyor? Gerçekten neler oluyor? İşte bütün bunların sağlıklı analiz ve çözümü için acele etmemek gerekir. Gerekir ama özellikle yaşadığımız coğrafya üzerinden dünyanın geçmiş 25 yılına baktığımızda genel gidişatın hangi istikamette kurgulandığını da görmüyor değiliz. Ancak, bazen küçük veya önemsiz gibi gözüken olaylar tarihte büyük kırılmalara sebep olmuş, istikamet çizen kurgular bozulmuştur. En sonuncusunu Katar olayında gördüğümüz son siyasi gelişmelerle dünyanın yeni bir döneme doğru evirildiğini hisseder gibi oluyorum. Bir yeni dönemin kapısını aralamaya yetecek kadar acı, ıstırap yaşandı, tecrübe edinildi.

Soğuk savaşın bitmesinden bu yana ABD’nin izlediği İslâm karşıtı ve terörü enstrüman olarak kullanan saldırıları göz önüne alınırsa artık topyekûn istila ve mezhep savaşları aşamasına gelindiğini anlamak için bilge olmaya gerek yok. Tam da bu arada İran’da patlatılan bombalar hadiselere yeni bir boyut kattı. Irak savaşından beri izlediği politikayla şu ya da bu şekilde ABD’nin amaçlarına hizmet eden İran’ın kendisini saran ateşle birdenbire irkildiği anlaşılıyor. Meclis Binalarında ve Humeyni’nin türbesinde patlatılan bombalar çok açık bir provokasyondur. İran’ın hiç değilse bu elim olaydan başlamak üzere mezhep savaşlarını körükler tarzda şunu bunu suçlamaktan vazgeçip asıl kışkırtıcıları görmesi gerekir.

Türkiye’nin mezhepçilik yapılmaması yönündeki uyarılarına rağmen yıllardır Irak, Suriye ve Lübnan başta olmak üzere İslâm coğrafyasının birçok yerinde emperyalistlerin arzuladığı çatışma ortamına elverişli politikalar izlediler. İzlediği bu politikasının karşılığında her defasında İran’ın önü açıldı. Niçin açılmasın Irak’ta Haşdi Şabi ile Müslümanlara saldırırken Suriye’de Hizbullah milisleri Esad’la bir olup Müslüman öldürürken buna en çok sevinenler bölgeyi ateş ve ölüm tarlası haline getirmek isteyenlerdi. İşte şimdi yavaş yavaş kendisiyle olan işleri bitince kâfir dostları İran’ı suçlamaya başladılar.

İran başına bir çorap örülmek istendiğini biliyor, görüyor. Irak savaşındaki gibi bir savaşa çekilmesi durumunda ekonomik, sosyal, siyasal anlamda ne büyük yıkımlar yaşayacağını da bilmiyor değil. Siyonist kâfirlerin kışkırttığı bir mezhep savaşında oluk oluk Müslüman kanı akmayacak, hem bu savaşın kazananı olmayacak hem de maddi manevi varlığı ile bütün İslâm kültür ve medeniyeti yok olacak. İran, ülkesinde patlayan bombalarla uyandı, irkildi, geç de olsa bu acı gerçeği gördü. Daha doğrusu görmüş olduğunu umuyoruz. Bundan sebep dışişleri bakanı Cevat Zarif apar topar Ankara’ya geldi. Bir anlamda Ankara’ya sığındı.

Niçin Ankara? Oysa daha iki gün önce PKK’nın İran uzantısı Pejak komünistlerinin yaptığı saldırılardan Türkiye’yi sorumlu tutuyordun? Dürüst olalım; politik olarak bile dayandığınız hiçbir yanlış size fayda vermez. Türkiye’nin bu seviyesizliğe tenezzül etmeyeceğini onlar da biliyor. Belki Irak ve Suriye’de başarılı operasyonlardan sonra bizzat Erdoğan’ın dilinden “Bir gece ansızın gelebiliriz” açık mesajından sonra bizi köşeye sıkıştırmak istediler. Bizi köşeye sıkıştırarak kendilerine bir alan açma çabalarının sonuçsuz kalacağını da gördüler. Ayrıca Türkiye’nin etnik ve mezhep taassubuna dayanmayan insanî ve İslâmî politikası İran’ı Türkiye’ye yöneltti. Cevat Zarif ile her kademeden görüşmeler yapıldı. Bu çok önemlidir. İran’la Türkiye’nin birlikte hareket etmesi son derece önleyici ve etkili bir blok oluşturacaktır. Ne demek istediğimizi anlamak için haritaya bakmanız yeterlidir. Katar operasyonunun aslında İran’a bir hareketin aşaması olduğu söylenmektedir. İran bu tehdidi Tahran’da yapılan terör saldırıları ile iliklerine kadar duymuştur. 7 Arap ülkesini Katar’a tavır almaya zorlayan odak hangisiyse kuvvetli bir ihtimalle Tahran saldırısının emrini veren de odur. Bu odak görüldüğü gibi hem terörü ahlâksızca, fütursuzca kullanıyor sonra dönüp sizi terörü desteklemekle suçlayıp tepenize biniyor. İran tehdit mesajını almış ve hızlı bir savunma refleksiyle cevap vermiştir. Zarif’in Türkiye ziyaretini zorunlu kılan ilk sebep budur. Haritaya tekrar bakınız. Katar Türkiye ile çok sıcak, yakın ilişki kurmuştur. Türkiye’de Katar’ı her alanda desteklemektedir. Katar’ın selâmeti İran açısından hayati derecede önemlidir. Diğer yandan Katar’ın Türkiye ile en yakın ulaşım koridoru İran üzerinden geçmek durumundadır. O halde bu üç ülkenin yakınlaşması birbirlerinin varoluşları için hayati ölçüde zorunludur. Ancak İran’ın da artık bulanık değil güven verici politikalar izlemesi gerekir.

Aynı gün Türkiye’nin Katar tezkeresini Meclisten geçirmesi de esaslı bir hamle olmuştur. Yarın Türkiye Katar’a donanımlarıyla birlikte on binlerce asker konuşlandıracaktır. Diğer yandan Başika’da ve Suriye’de etkin ve operasyonel askeri gücümüz vardır. Bu kritik durumda Rusya’nın en azından problem çıkarmayacak bir tutum alması beklenmektedir. Özellikle İran ve Türkiye yakınlaşması, Rusya’nın da pozisyonunu bizim yanımızda belirlemesine yol açar. Böylece bir türlü sağlanamayan işbirliği sağlanmış olur. İran, hiç olmazsa kendi ulusal varlığını korumak için Hizbullah’ı İsrail’e ve hatta Esad’a ve ABD’ye karşı konumlandırabilir. Bütün bunlar ne demektir? Bütün bunlar Müslüman varlığını yine onların imkânıyla kuşatmak isteyen ABD ve Siyonist güçlerin kuşatma altına alınması anlamına gelir. Katar’a askeri bir saldırı olması halinde, Irak ve Suriye’de Türk birlikleri bir gece ansızın gelebilir. O zaman Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan da olurlar. Öyle ya da böyle, bugün ya da yarın Türkiye Suriye ve Irak’ta kimsenin düşünmediği kadar etkili operasyonlar yapacak göreceksiniz.

Müslümanların, inançlarının gereği olarak kâfirlerle dost olmaması, İslâm kardeşliğini her alanda yaşamaları bizlere zafer kazandıracak en önemli düsturdur. Bütün müminler olarak özellikle bu mübarek Ramazan ayında iman ve kardeşlik sınavından geçiyoruz. Bizi bizimle vurmak isteyen kâfir emperyalistleri dize getirmenin en etkili yolu İslâm kardeşliği değil de nedir? Bütün bu gerçekler başta Suudî Arabistan olmak üzere bütün Müslüman devletlere en etkili bir şekilde anlatılmalıdır. Bakarsınız bu iman ve iyilik stratejisiyle yeni bir dönemin kapısı aralanır.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1232/iman-ve-iyilik-stratejisi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar