BİLİM-FELSEFE VE SANAT İÇİN?

Eklenme Tarihi: 03.06.2017 23:24:24 - Güncellenme Tarihi: 24.02.2020 02:19:17

Bilim, felsefe ve sanat; muhakkak surette uygun bir zemin olduğu takdirde gelişir. Bir ağacın yetişmesi ve meyve vermesi için nasıl ki verimli toprak, ağacı besleyecek mineraller içeren su, uygun bir iklim gerekiyorsa düşüncenin gelişmesi ve düşüncenin bilim, felsefe ve sanat olarak kendisini ifade etmesi için de toplumsal, kültürel ve politik ortamın uygun olması gerekir.

Hiçbir kültürel, politik ve toplumsal ortam sorunsuz değildir. Yeryüzünde sorunsuz bir insani ortam henüz gerçekleşmediği gibi bundan sonra da gerçekleşmeyecektir. Bu bakımdan yeryüzünde ideal bir tarihin sonu olmamıştır ve olmayacaktır. Öyleyse bilim, sanat ve felsefenin gelişmesi için uygun ortam ifademiz, sorunsuz ortam değildir. Zira insanlık tarihi en önemli başarılarını, yaşadığı sorunlar üzerine cesaretle gidebildiği, yerel ya da evrensel olarak ortaya çıkmış krizlere düşünce açısından yaklaştığı ve onları aşmayı kendisine amaç edindiği dönemlerde gerçekleştirmiştir. Nitekim Sokrates, uygun ortam ifademizden sorunsuz ortam ifadesi olarak anlaşılmış olsaydı, fikirleri ve öldürülmesi izahsız kalırdı. Platon?un Devlet?i yazmak için bir gerekçesi bulunmazdı. Descartes, her şeyin alt-üst olduğu ve değerler konusunda sıkıntı duyulduğu bir dönemde ?Geçici Ahlak? kurmak zorunda kalmazdı. Yazıldıkları dönemlerden sonra pek çok politik düşünceyi etkilemiş olan Ütopyalar, dönemlerindeki sorunlar karşısında adeta birer sivil itaatsizlik örnekleri olarak vücut bulmazdı. 20. Yüzyılın adeta moda felsefesi olan Varoluşçuluk, dönemin askeri, politik, ekonomik, dini, ahlaki, varoluşsal sorunları karşısında önce tasvire dayalı insan hayatını anlama ve saçmalık, yalnızlık, yabancılaşma, ötekileşme, ölme ve öldürme v.b sorunlardan nasıl bir insan varoluşu ve hayatının gerçekleşebileceği konusunda ?Varlık ve Hiçlik?, ?Varlık ve Zaman? gibi devasa kitaplar ile pek çok roman, piyes, tiyatro eserleri üretecek filozoflar yetiştiremezdi.

Öyleyse söz konusu olan, sorunsuz ortam değil, düşünmeye açık oluş ve düşünceyi besleyecek köklere inme ve bunlara duyulacak olan saygıdır. Mesele sadece bilim, felsefe ve sanat alanlarına kendisini adamış olan insanlara saygı da değildir. Aynı zamanda bu tür insanların sahiciliği belki daha da önemlidir. Burada sahicilikten kasıt, bir şeye hizmet maksadıyla bilim, felsefe ve sanat alanına dâhil olmanın ötesinde belirli bir hakikat tutumuna sahip oluştur. Ve belki de bu insanların en önemli özelliği, yaşadıkları toplumsal ortamda zamanın ruhunu kavramış, yaşanan sorunları ve sorunların kaynaklarını doğru tespit etmiş, kendisini bir güce adamaktan itina ile imtina etmiş, özgürlüğünü varmak istediği hakikat ile arasında kurduğu ilişkide gerçekleştirmeyi hedeflemiş olmalarıdır.

Toplumsal ortamdan kastım; bilim, felsefe ve sanat açık bir toplum yapısını gerektirir. Kapalı toplumlar, alışıldık düşünceler karşısında demirin sertliği gibi direnç gösterirler ve yeni olan fikirler onlar açısından düzeni bozucu, kafa karıştırıcı, sapkın, şarlatan gibi özelliklerle anılırlar. ?Mahalle Baskısı?nı üzerinde hisseden bir bilim insanı, feylesof ya da sanatkârdan temel ve orijinal düşünceler beklemek oldukça zordur. Bu açıdan bu tür kişiler, özel olarak korunmalı, himaye edilmeli ve karşılaştıkları zorluklar karşısında içine düştükleri tedirginlikleri teskin edilmelidir.

Kültürel ortam, farklı olan karşısında hükmedici ve yok edici silahlarını yok etmeli ve farklı olana saygıyla bakabilecek ve farklı olana açık olan bir kültür olmalıdır. Her kültürde insanların bazı ihtiyaçlarının karşılandığı yönler olduğu bilinmeli ve bundan dolayı da her kültürde değerli olan bir şeyin bulunduğu kabul edilebilmelidir. Ve her kültür şunu da peşinen kabul etmelidir ki, hiçbir kültür insanların bütün ihtiyaçlarını tamamen karşılayıcı değildir, tam ve mükemmel değildir, eksikler barındırır. Bunları kabul etmeyen bir kültür, zamanla tarihin dışına atılmak zorunda olduğunun bilincinde olmalıdır. Aksi durumda o kültürün yaşaması, gelişmesi ve zenginleşmesi de mümkün olmayacaktır. Nasıl ki kapalı toplumlar bilim, felsefe ve sanat konusunda da kapalı iseler, kapalı toplumların kültürleri de kapalı ve dolayısıyla gelişme, zenginleşme ve düşünce üretmeye uygun değildirler.

Kavga üzerine bina edilmiş bir politik ortam, politik fikirler konusunda dogmatikler, fanatikler ve düşmanlar üretir. Dogmatiklik, fanatiklik ve düşmanlık bir arada sadece özgürlüğü yok ederler. Özgürlüğün olmadığı bir durumda ise başta ahlak olmak üzere bilim, sanat ve felsefe olamaz. Çünkü özgürlük, gereksiz korkuları yok eder. Çünkü özgürlük, ikiyüzlülüğü yok eder. Çünkü özgürlük, sahici olmayı sağlar. Çünkü özgürlük, sorumluluğu beraberinde getirir. Çünkü özgürlük, düşüncenin sağlam ve sağlıklı oluşunun koşuludur. Çünkü özgürlük, liyakatin gerçekleşmesini ve liyakatsiz olanların arızi bağlantıları nedeniyle söz sahibi olmalarını engeller. Çünkü özgürlük, liyakatli olanların kendisine güvenme ve cesaret sahibi olmalarını sağlar.

Özgürlüğün en büyük düşmanları, kendilerine güvenmeyen korkak insanlardır. Onlar işlerini kendi liyakatleri ile değil; dedi-kodu, el ovuşturma, köle gibi davranma, ayak oyunları yapma, çamur atma, saman altından su yürütme, yalan-yanlış muhbirlik yapma gibi yöntemlerle yaparlar ve söz sahibi olurlar. Toplumlar, politik durumlar bu tür insanların etkisinden kurtulduğu an özgürlüklerin de, liyakatin de, düşüncenin de yolu açılır.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1212/bilim-felsefe-ve-sanat-icin

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

19.05.2019 Medeniyet Tasavvuru
27.01.2019 HAYAT: Yeniden bir daha mı?
06.01.2019 Bedenin değeri ve öldürme
03.06.2018 Mücadele ve insan
27.05.2018 Bir garip tahlil...
25.03.2018 Bir Hareket ve Fikir Adamı Olarak Topçu Paneli
25.02.2018 Kendini Aşan Düşünce
11.02.2018 Milliyetçilik mi? Ama Nasıl Bir Milliyetçilik?
04.02.2018 Hakikate karşı suç işlemek
28.01.2018 Kötülük, İnsanın Bir Vehmi mi Gerçeği mi?
21.01.2018 SAVAŞ VE OYUN
14.01.2018 KENDİMİZİ NASIL İNŞA EDER VE ANLARIZ?
30.12.2017 NEREDE KALMIŞTIK?
27.12.2017 NEDEN GERİ KALDIK?
15.12.2017 NURETTİN TOPÇU'YA GÖRE RÖNESANS İHTİYACI
09.12.2017 NURETTİN TOPÇU'NUN ANADOLU MİLLİYETÇİLİĞİ VE SOSYALİZMİ
30.11.2017 NURETTİN TOPÇU'NUN DEMOKRASİ KARŞISINDAKİ TUTUMU
24.11.2017 BATICILIK, TÜRKÇÜLÜK ve İSLÂMCILIK KARŞISINDA NURETTİN TOPÇU-2
22.11.2017 BATICILIK, TÜRKÇÜLÜK VE İSLÂMCILIK KARŞISINDA NURETTİN TOPÇU-1
18.11.2017 Kerime Yıldız?a Nazire: SİNEMADAN FELSEFEYE...
02.11.2017 VEFA ÖDÜLÜ VE TOPÇU
13.08.2017 KİTLELEŞME, KİŞİ OLMAYI YOK EDER...
23.07.2017 AKLA DUYULAN İHTİYAÇ
16.07.2017 KALKIŞMANIN ÜZERİNDEN BİR YIL GEÇTİ?
02.07.2017 HAKİKAT VE DOST
11.06.2017 AHLAK VE DİN İLİŞKİSİ ÜZERİNE KISA NOTLAR?
03.06.2017 BİLİM-FELSEFE VE SANAT İÇİN?
21.05.2017 POZİTİVİZM Mİ?
13.05.2017 YÖNETİCİLİK İLE MUTLULUK BAĞDAŞIR MI?
07.05.2017 ÖLÇÜ MESELESİ
23.04.2017 ÇOCUKLAR VE OYUN
16.04.2017 ZAMAN-İNSAN İLİŞKİSİ
02.04.2017 SORUNLAR KARŞISINDA AKADEMİSYEN
19.03.2017 İNSAN DÜNYASI: ANLAŞILMAYI BEKLER...
12.03.2017 AVRUPA VE KRİZ
26.02.2017 BİLME İSTEĞİ: BİLİM VE FELSEFE
12.02.2017 İKİ DÜNYA: EVET-HAYIR
29.01.2017 Gerçekliğin Sözünden Sözün Gerçekliğine...
22.01.2017 TARİHİN SONUNDA DEĞİLİZ...
12.01.2017 NEREYE GİDİYORUZ?
29.12.2016 TARİHE BAKIŞ
25.12.2016 MİLLİLİK ESAS OLMALI
22.12.2016 BİR DEĞERLENDİRME
06.11.2016 ÜNİVERSİTELER VE REKTÖRLÜK SEÇİMLERİ
30.10.2016 CUMHURİYET
27.10.2016 ÖZGÜRLÜK VE SORUMLULUK ÜSTÜNE
16.10.2016 YOKSULLUK ve ADALET
09.10.2016 ANADOLU İRFANI
02.10.2016 EĞİTİM SORUNUMUZ
25.09.2016 KRİZ
21.08.2016 AMAN ALLAHIM!..
17.07.2016 DARBE
30.06.2016 İNSAN VE SORUMLULUK
23.06.2016 KİTLEDEN KÜTLEYE?
19.06.2016 HAYATA DAİR BİR KAÇ SÖZ
16.06.2016 YAZIYA KARŞI KONUŞMA
12.06.2016 OKUMAK
09.06.2016 İLK YAZI