ORUÇ BİZİ TUTAR MI?

Aslında çocuk sayılmazdık, gençtik. Çoğu Ramazanlarda iftar açtıktan sonra bir grup arkadaşla buluşur, heyecanla camiye gider teravih namazını beklerdik. Büyük bir huşu ile Teravih namazı kılarken arada getirilen salavatlar esnasında, caminin üzerinden göğe doğru bir nurun yükseldiği düşünür ve hep o esnada dışarıda olmayı ve o nuru seyretmeyi arzu ederdim.

Zira bilirdim ki oruç, Arapça’da “Savm” kelimesi ile karşılanır. Savm demek, (kendini) tutmak, bir eylem veya sözü söylemekten kendini alıkoymaktır. Bu anlamdan hareketle, belirlenen vakitler arasında yeme ve içmeyi terk etmek oruç sayılmıştır. Yalnızca yemek, içmek değil elbette, inanan insan bütün yasakları terk eden kimsedir. O halde oruç, anlam itibariyle kendini frenlemek, yapmak istediği bazı şeylerden bilerek uzaklaşmaktır. Yani oruç, gerçek anlamda oruçlu olanı tutar, korur, muhafaza eder. Bu yüzden Resulullah (s.a.v.) “Oruç, onu bir şeyle zedelemedikçe kalkandır” buyurmuştur. Ne ile zedelenir sorusuna ise Hz. Peygamber (s.a.v.): “Yalan ve gıybetle” cevabını buyurmuşlardır. O halde öncelikle tutulması gereken dildir. Müslüman dili ile birlikte zihnini, gönlünü, kalbini ve bütün bedenini kontrol edebilen kimsedir. Bütün müminler bunu gerçekleştirirler diye düşürdüm. Çevrem bu tür inananlarla kaplıydı; demek ki onlar da, kendilerine haramların bulaşmalarına asla müsaade etmezlerdi. Hep böyle bilir, böyle düşünürdüm.

Allah rızası için oruç tutmuş ve günü günahsız geçirmiş bu müminlerin namazla birlikte yüksek sesle okudukları salavat ve yakarışları esnasında, göğe doğru ancak bir nur yükselebilirdi. “Bu mümtaz cemaatin içinde işe yaramayan, kusursuz ibadetini bitiremeyen ve tamamlamayan yalnız benim” diye hayıflanırdım.

Bu düşünce bende uzun yıllar devam etti. Ama hayatı ve özellikle Müslümanları tanıdıkça yanıldığımı anlıyordum.  Allah’a ibadet edip de, sonra her türlü şerri işleyen kimseleri görünce, bendeki bu büyü bozuldu. Oysa imanımız en büyük teminatımızdı.

Namaz, oruç, zekât ve Hac gibi ibadetler, zamana bağlı ibadetlerdir. Sabah namazını kılan birine, öğlen vakti girmeyinceye kadar farz namaz yoktur, keza Ramazan ayında oruç tutan kimseye bir yıl sonraki Ramazan ayına kadar tutması gereken farz oruç yoktur. Bu tür zamana bağlı farzlar, bizlere doğru sözlü olmak, yalan konuşmamak, hak yememek, adil olmak vs gibi hiçbir zaman kaydına bağlı olamayan yani yirmi dört saat yerine getirmemiz gereken farzları öğretirler.

Farz ibadetleri yerine getirdikleri halde zamanla kayıtlı olmayan farzlara dikkat etmeyenler, yalnızca kendilerini aldatıyorlar. Nitekim Resulullah’ın (s.a.v.) "Oruçluyken kötü söz ve fiilleri bırakmayanın, yeme ve içmeyi bırakmasına Allah'ın ihtiyacı yoktur” buyurmuştur. Bu tür kimselere, açlık ve susuzlukları kendilerine kâr kalır.

Aslında günümüz Müslümanının en büyük sıkıntısı, Allah vardır dediği ve inandığını iddia ettiği halde, Allah yokmuş gibi yaşamasıdır. Bu tür kimseleri, F. Bradley şöyle tavsif eder: “Bir kimse, dindar olup da ahlaklı değilse, o ya batıl bir inanca din demektedir, ya da sahtekârın tekidir.”

O halde gelin şu Ramazan’da oruç, bizi kötülükten, aşırılıktan, yanlıştan ve günahlardan beri tutsun. Yoksa Allah’ın bizim açlığımıza ve susuzluğumuza ihtiyacı yoktur. İbadetin gayesi Allah’ın rızasını kazanmaksa, sadece ibadet mahallinde doğru işler yapılarak bunu başarmamız mümkün değildir. Zira camide Allah ile çarşı-pazarda şeytanla beraber olanın imanından kimse emin olamaz.

“Size, biri kavga etmek istediğinde veya sataştığında “ben oruçluyum” deyin” diye buyuran Allah Resulü, bize nefsimize ve duygularımıza hâkim olmamız gerektiğini ihtar etmektedir. O halde bütün uzuvlarımıza ve duygularımıza hükmetmenin, onları dizginlemenin adıdır oruç.

Orucun, bizdeki bütün duygu, düşünce, arzu ve heveslerimize gem vurmasını beklemeliyiz. Oruç, bizi heva ve hevesimizin esiri olmaktan korusun, bizi yanlışa gitmekten alıkoysun ve bizi her türlü şerre karşı tutsun. Amin.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1208/oruc-bizi-tutar-mi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar