ORTADOĞU’YU KANA BULAYANLARDAN ADALET BEKLEYEMEYİZ

‘Büyük Ortadoğu Projesi’ yani Büyük İsrail’in önünü açmak için coğrafyamızı ölüm tarlasına, yangın yerine çevirenlerin ne kadar rahat ne kadar fütursuz davrandıklarını görüyorsunuz. Artık kanun, kural, ilke, ahlâk kalmadı. Siyaset iflas etti. Gücü yeten gücü yettiğini yapıyor. Düzen çöktü. Zaten yapılmak istenen de buydu.

Amaç ne Beşar Esad’ı cezalandırmak, ne DAEŞ’le savaşmak, ne terörü önlemekti. Haçlı Siyonist ittifak, bin yıllık davasının intikamını almak istiyordu. Mesele de gerçek de budur.

Şimdi bakınız ABD, PYD’ye 100 tır dolusu silah veriliyor. Israrla Rakka’ya operasyonu beraber yapmak istiyorlar. Esasen bir operasyon da olmayacak. Danışıklı dövüş. Belki sağa sola bir iki füze, bomba atılacak, ardından DAEŞ buharlaşıp yok olacak. Zaten DAEŞ’in çekileceği Rakka’yı PYD’ye teslim etmek üzere anlaşma sağlandı. Ancak burada bir numara olduğunu Rusya da fark etti. Fark etti ama artık günaydın. PYD’ye ve Esad’a verdiği destekle esasen ABD ve Siyonistlere yardım ettiğini anladı. Gerçi bundan şikâyetçi de değil. Onu bu tutuma yönlendirenler evrensel Siyonist odaklar. Yani bölgemizde sürdürülen savaş ve çatışma politikalarının ana patronları, silah ve para trafiğini elinde bulunduran Siyonist odaklar. Bu odaklar devlet ve örgütleri parmaklarında oyuncak gibi oynatıyor. Karşıt rollerde taraflardaymış gibi birbirlerine cephe alsalar da son tahlilde bölge insanı zarar görüyor. Zarar ne kelime canından, malından, hayatından, vatanından oluyor. Daha ne olsun. Böylece milyonlarca insan vatanını terk etmek zorunda kalıyor. Bölge işgal ediliyor. Sonra? Sonra ne olacak her türlü sömürüye ve emperyalist egemenlerin tasarrufuna açık hale geliyor.

Suriye savaşını Irak’la, İran, Mısır, Ürdün, Libya, Yemen ve Suudî Arabistan’la birlikte düşündüğümüz zaman kurgulanan senaryonun trajik derinliği ve genişliği ortaya çıkıyor.

Müslümanlar, İslâm ülkeleri ne yapıyor, ne yapmalı?

Görülen o ki, zalimlerden adalet bekleme sefaleti ile kurbanlık koyunlar gibi kendileri için takdir edilen ölümcül sonu bekliyorlar. Ölümlerini ne kadar geciktirirlerse o kadar kârlı olacaklarını sanma aşağılık sefaleti içindeler. Var oluşları, hayatları katillerin merhametine bağlı. Ne acı.

Türkiye tek başına kalsa bile sağına soluna bakmadan kendi politikalarını uygulamalıdır. Buna gücü yeter mi? Korkmak yenilginin yarısıdır. Cesaret ve kararlılık da zaferin yarısıdır. Kaldı ki, biz bölgede çok tesirli unsur ve dinamiklere sahibiz. Bazen küçük gibi gözüken hamleler koskoca planları altüst eder. Esasen Türkiye, 15 Temmuz ihanet ve işgaline ölümüne direnişini dirilişe dönüştürmesi ardından başkanlık sistemine geçmekle, başta kendi mevzisini tahkim etmekle sömürgeci emperyalistlere bir anlamda darbe indirmiştir. Üstelik bu darbe tam da bölgenin geleceği ve kaderiyle birebir ilişkilidir. Bunu herkes biliyor. Sonra PKK’yı içeride ve dışarıda perişan ederek rahatlamış, ümmet ve millet varlığına dönük tehlikelere karşı kararlılığını ifade etmiştir.

Şimdi üç önemli ama çok önemli noktaya temas etmem gerekiyor. Birinci olarak Silahlı kuvvetlerimizin Özgür Suriye Ordusunu onar binlik gruplar halinde ‘özel harekatçı’ olarak yetiştirmeye başlaması önemlidir. Bunlar vatanlarını işgal ve ihanetten kurtarma şuuruyla yetiştirilmiş tam profesyonel ordu olarak göreceksiniz PYD’yi darmadağın edecek. İkinci olarak Suriyeli aşiretler PYD’ye karşı savaşma kararı aldılar. 50 Arap aşiretinin liderlik ve sözcülüğünü Şuaytat aşireti lideri şayh Rafi er Raco yapıyor. Bu kararda bizim yaptığımız diplomasi ve istihbarat çalışmalarının etkisi az değildir. Yarın PYD ve ABD peşine takılanlar için çok kötü olacak. Bu işleri bilenler, ne demek istediğimi daha iyi anlar.

Son olarak da meselenin aslını, esasını hiç ihmal etmemeli, hep oraya odaklanmalıdır. Yani madem bu savaşı İsrail’in önünü açmak için ve başta istihbarat faaliyetleri olmak üzere bütün gizli ve kirli araçları kullanarak yapıyorlar, öyleyse siz ne yapıyorsunuz? Bizim istihbaratımız yok mu? Bakınız iki gün önce Tel Aviv’de İsrail Yahudileri ile Filistinliler işgale karşı geniş katılımlı bir miting düzenlediler. Yahudiler veya İsrailliler de yekpare bir bütünlük içinde değiller. Onların da aralarında derin görüş ayrılıkları, çekişmeler, çatışmalar hatta öldürmeler var. Bu hareket bir İsrail Baharı olacak şekilde desteklenmeli değil mi? Bütün bu derin stratejilerle rakibi çaresiz bırakmak için elbette bir Abdülhamit’e Abdülhamit siyasetine ihtiyaç var?

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1202/ortadoguyu-kana-bulayanlardan-adalet-bekleyemeyiz.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar