İNSAN HAKLARI ve EGEMENLİK

Uluslararası ilişkilerde  devletlerin iç işlerine müdahale etmeme esastır. Her  millet nasıl yönetileceğine  kendisi karar verir.

Ancak, bunun iki istisnası vardır. Bir: insan hakları ihlali...

İnsani amaçlarla  devletlerin iç işlerine karışmaya uluslararası hukuk izin vermektedir. İnsan hakları,  bugün artık ulusal sınırları aşan bir özelliğe sahiptir. Hiç bir devlet "ben vatandaşımı ister sever, ister döverim" diyemez. Baskıcı, ceberut rejimlere karşı geliştirilen bu sistem zaman, zaman emperyal amaçlarla da kullanılabilmektedir.  Hedefe alınan ülkelerdeki -insan hakları sorunları- köpürtülerek abartılmakta, müdahalenin meşru zemini haline getirilmektedir.

İkinci istisna ise, topluma nasıl yönetileceğine  dair söz hakkı verilmemesi, yani kendi kaderinde söz sahibi olmamasıdır.Tepeden inmeci,jakoben,halka rağmen icrayı faaliyette bulunan yönetimler bu tip yönetimlerdir.  Demokrasi  aslında,  toplumun her rengi ile kendi kendini yönetmesidir.  Bu yönetme kavramına  sadece yönetenleri seçme  özgürlüğü girmez, aynı zamanda yönetim biçimini belirleme özgürlüğü de girer.  Bir ülkenin halkı nasıl ve kimler tarafından yönetileceğini belirleyemiyor,kendi kaderinde söz sahibi olamıyorsa uluslararası hukuk  o ülkenin iç işlerine karışma hakkı vermektedir.

Bu iki istisna özellikle hedefe alınma ihtimali yüksek olan ülkelerde nelere dikkat edilmesi gerektiğini göstermektedir.

Toplumun söz hakkını elinden almak, yargıyı bir baskı aracı olarak kullanmak, devlet gücünü kişiselleştirmek, halkın en az oranda iştirak ettiği yönetimler kurmak müdahaleci güçlerin en çok aradığı bahanelerdir.

Bugün alkışlarla karşılanan düzenlemeler yarın emperyalist amaçların gerekçesi olabilir. Üstelik bir çok uluslararası belgede, ülke sınırları içinde nasıl yönetileceğini belirleme imkanı olmayan topluluklara,dışsal Self Determinasyon dediğimiz ayrılma hakkı getirilmiştir. Azınlıkların bazen terör yoluyla bazen siyaset yoluyla  varmak istedikleri hedef budur. Türkiye'nin 30 yıldır ayrılıkçı terörle boğuşmasının arkasında da  bu amaç vardır. Nitekim, hendek terörünün arkasından bazı HDP yöneticilerinin BM'yi müdahaleye davet etmeleri,bu amaçla ilgilidir. Çocuklar, kadınlar, siviller vuruluyor şamatası,  uluslararası müdahaleye zemin hazırlamak için  malzeme ve gerekçe üretme faaliyetiydi.

Ortadoğu'da sınırlar yeniden çiziliyor. Hedef ülkelerden biri de Türkiye...

Güney sınırımızı baştan başa etkileyen düzenlemeler yarın içimize kadar uzanacaktır.  Kavgacı, ötekileştirici, kamplaştırıcı, baskıcı yönetimler,  hedef ülkelere girmek için biçilmiş kaftandır.  Bu, hem  içeride beşinci kol faaliyetlerini kolaylaştırır, hem de müdahaleci güçlere hukuki gerekçe hazırlar. Suriye ve Irak'ın durumu bu konuda yeterince öğreticidir. ABD Irak'a girdiğinde halkın çoğu direnmedi, çünkü daha kötü bir yönetim tasavvur edemiyorlardı.

Suriye'de -Arap Baharı-aldatmacasıyla- halk kolayca sokağa dökülebildi. Esat altı yıldır halkıyla savaşıyor. Suriye   daha iyi yönetilseydi, Ortadoğu'nun enerji kaynaklarını sömürmek isteyenler belki  bu kadar rahat gedik açamayacaklardı. Halkını kaybeden,her şeyini kaybeder. Bu topraklara sokulmak istenen fitne ateşini ancak halkı bütünleştirerek aşabiliriz. Kumar masasında Türkiye var. Ya kendi ülkemiz üzerine zar atacağız yahut bu mukaddes vatanın kumar masasında pul olmayacağını göstereceğiz. Her şey ülkeyi yönetenlerin basiretine bağlı...

Artık, bizi eleştiren düşmanımızdır,  hastalığından kurtulmanın zamanı gelmedi mi?

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1185/insan-haklari-ve-egemenlik.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar