ATATÜRK MESELESİ...

Tarihe ideolojik şablonlarla bakmak bizi yanlış sonuçlara götürür. Son günlerde Atatürk çevresinde yapılan tartışmaların arkasında bu gerçek yatıyor. Bizden olmayan kötüdür mantığı tarihi anlaşılmaz hale getirdiği gibi ondan ders alınmasına da mani oluyor.

Tarih okumalarında bizden mi değil mi mantığının hiç bir önemi yoktur. Önemli olan tarihi şahsiyetlerin  tarihte oynadıkları roldür.

Hiçbir fani günahsız değildir. Büyük işler becermiş şahsiyetlerin büyük yanlışları,eksikleri de olmuştur. Putlaştırmanın her şekli bizi gerçeklikten uzaklaştırır. Aslında bir kişiyi bütün iyiliklerin anası ilan etmek de putlaştırmaktır,bütün kötülüklerin sebebi olarak görmek de. Her iki halde de bir faniye olağan üstü güçler,tek başına altından kalkamayacağı işler isnat edilir.

Bizde tarihi rollerden çok özel hayatlar, insani zaaflar deşifre edilir. Maksat öğrenmek, anlamak değil, itibarsızlaştırmaktır. Böyle olunca da hayatı ortaya saçılan kişinin millet hayatında oynadığı rol görünmez olur.

Sadece tarihe intikal etmiş şahsiyetlerin zaafları olduğunu düşünmek  yanlıştır, Bugün hayatta olan ama yarın tarih olacak şahsiyetlerin de zaafları vardır. Bunları konuşmak bizi bir yere götürmez, kısır tartışmalara mahkum eder.

İnsanların inançlarının,ideolojik yapılarının,yaşadıkları tecrübenin -oynadıkları tarihi rollerde- elbette etkisi vardır. Ama bu tek başına bir insanın ifa ettiği misyonu anlamaya,onu kıymetlendirmeye yetmez. Bazılarına göre dindar olmamak  ret edilmek için kafidir. Diğer meziyetler  görmezden gelinir. Halbuki, bir askerde iyi komutanlık, bir siyasetçide iyi yöneticilik aramak daha doğrudur. Dindar ama korkak, dindar ama siyasi kudreti sıfır olan bir yönetici sırf dindardır diye başarısızlıkları görmezden gelinebilir mi? Dindarlık tarihi şahsiyetleri kıymetlendirmek için tek başına bir kriter olamaz.

Atatürk ve arkadaşları çok zor bir dönemde şu vatan parçasını çıkarmışlardır. Batı'nın aç  kurtlar gibi üşüştüğü Osmanlı mirasından bu bir avuç vatanı kurtarmışlardır. Büyük yıkımlara, büyük trajedilere tanık olmuşlardır. Kan deryalarında yüzerek menzillerine ulaşmışlardır. Fikirlerini, kanaatlerini yaşadıkları kanlı ve acı gerçekler belirlemiştir. İşgalin, yenilginin, yıkımın, emperyalizmin ne olduğunu  yaşayarak görmüşlerdir. Daha sonraki kimi tepkilerinin bu tecrübeyle yakından alakası vardır. Hiç şüphesiz başka bir tecrübe yaşasalardı, karşımıza  belki başka  kimliklerle çıkacaklardı. Onları anlamak için önce yaşadıkları sıra dışı hayatı anlamak lazım.

Gelelim Atatürk düşmanlığına... Bu ülkede çeşitli sebeplerle Atatürk'e düşman olanlar vardır. Gerekçelerinin çoğu yukarıda saydığımız sebeplerle ilgilidir. Onu dindar bulmamak,dini hayata zarar verdiğini düşünmek, Türk kimliğini İslam'dan soyutlayarak inşa etmek gibi...  Bazıları da emellerini kursaklarında bıraktığı için düşmandır. Şehy Sait, Ağrı, Koçgiri gibi isyanları bastırmak,devlet içinde devletimsi yapılara fırsat vermemek gibi...Ama Atatürk düşmanlığına asıl çanak tutanlar onun arkasına saklanarak bu milletin değerleri ile kutsalları ile kavga edenlerdir. Bu ülkede bütün darbeler-son kalkışma hariç- Atatürkçülük adına yapıldı. Dinle, diyanetle, başörtüsü ile onun adı kullanılarak uğraşıldı. Atatürkçülük adına yapılan yanlışlarla toplumun bir kesimi zorla Atatürk'ten soğutuldu. Şimdi tarihçilik adı altında yapılan özel hayat röntgenciliği ile tam tersi oluyor. Toplumun büyük bir kesimi, bu kadar da olmaz, diyerek onun hatırasına sahip çıkıyor. Bunu çevremde geçmişte Atatürk'ün adını hiç ağzına almayan bir çok örnekte görüyorum.

Hülasa, hiç bir tarihi şahsiyet yanlışsız değildir. Ama bu onların doğrularını, bu ülkeye hizmetlerini görmezden gelmeye yetmez. Hiç bir tarihi şahsiyet eleştirilmez de değildir, ama bu onların hatırasına hakaret etmeye, aşağılamaya cevaz vermez. Onlara saygı duymamızı da engellemez. Tarih bir didişme, boğuşma alanı değildir, bunu artık anlamamız lazım...

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1156/ataturk-meselesi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar