BATILILAŞMA İHANETİNİN YENİ BOYUTU

70’li yıllar idealizmin bir hayat tarzı olarak benimsendiği, idealler uğruna ölümün göze alındığı, soldan sağa bütün siyasal kitlelerin sadece Türkiye’yi değil topyekun dünyayı değiştirmek için şahsi menfaatlerin, kanın, canın feda edildiği yıllardır. Gençliği bu yıllarda besleyen Necip Fazıl, Nazım Hikmet, Nihal Atsız, Nurettin Topçu gibi yüzlerce fikir ve sanat adamı da 20. yüzyılın şahikalarıdır.

Siyaset tarihimize “Özallı Yıllar” olarak geçen dönemde idealizm irtifa kaybetmeye  başlamıştır. Özalın maneviyatçı söylemleri elma şekeri olarak kullanılırken, “Kestirmeden köşeyi dön”, “Benim memurum (rüşvet konusunda) beceriklidir”söylemleri ile materyalist hedefler özendirilmiş ve teşvik edilmiştir.

70’li yıllarda hayatın bütününü  “Allah yolunda cihad”  olarak gören “Mücahidler” Refah Partisinin mahalli idarelerde kazandığı mevziler üzerinden “Mütaahhitlik”  mesleği ile tanıştılar, yani parayla... Diğer taraftan Ülkücüler de “Nizam-ı Alem”davasından “Alemciliğe” evriliyorlardı. 70’li yıllarda işçi hakları savunuculuğu ile sendikal mücadele veren eski tüfek sosyalistler de büyük holdinglerde “işçi temsilciliği” görevine atanarak sendika isteyen emekçilerin işine son verme yetkisini üstlendiler, sendikal hak isteyen emekçilerin anında işine son verdiler. Ağaçların yaprağına, kabuğuna, dalına bakmaktan ormanın kelleşen yerlerini görememek budur herhalde.

Gariban Ülkücüler ve Devrimciler ülke ekonomisinden adaletli pay alamadıkları için “Mücahidlikten Mütaahhitliğe” evrilen kuşağın toplumu derinden etkileyen bir sosyal değişmeyi mercek altına almak istiyorum. 80’li ve doksanlı yıllarda toplu konut sitelerinin isimleri ne güzeldi ve genellikle Türkçeydi.

Elvankent (Ankara- 1991)

Gümüş Vadi Villaları (Kocaeli )

Nakkaştepe Sitesi (İstanbul )

Hilal Sitesi (Ankara)

Dört Mevsim Evleri (İstanbul )

Yonca Evleri (İstanbul )

Ve Osmanlı’yı çağrıştıran, tarihi köklerimize göndermede bulunan isimler:

Ab-ı Hayat Evleri (İstanbul)

Tuğra Sitesi (Konya)

Paşakonağı (İstanbul)

Şehr-i Yar (Kocaeli)

Cihannüma Villaları (İstanbul)

“Mücahidlikten Müteahhitliğe” evrilenlerin Ak Parti hükumetleri döneminde biti kanlanmaya başlayınca artık sekiz on daireli inşaatları Karadenizlilere bırakıp 300 – 500 konutluk devasa projelere yöneldiler. İşte beni rahatsız eden sosyal değişme de o zaman başladı. Özellikle 2005’ten sonra globalizm rüzgarıyla maneviyat köşeleri yuvarlatılanların kotardığı projelere verilen isimlere göz atalım:

Kemer Country Rezidans, Paradise City, My Village, Atlantis, Pegasus Residence, Terrace Mix, Larus Lof,  Cubes, Bulvar Loft, Kuzu Effekt, Allora Beytepe, Ede Tower, Mahall, Vantage, Akadia, Nevedium, Sky City, Venüs City ve daha on binlercesi.

Kendinizi bir an için yedi yaşına götürün. “Nerede oturuyorsunuz?” sorusuna yukarıdaki toplu konut isimlerinden biri ile cevap vermek zorundasınız. Bu ne yaman kültür emperyalizmidir, ne gaddar kozmopolitliktir?..  Elinizi şakağınıza koyup şöyle bir düşünün... Durun!.. Daha bitmedi  500 konutluk ikametgahınızda bir de ilköğretim okulu var, ismi de Nurettin Topçu veya Cemil Meriç ya da Fatih Sultan Mehmet olsun... Bu ne insafsız bir işkencedir o isimler ve çocuklar için... “Venüs (Aşk Tanrıçası) City’de Mehmet Akif Ersoy İlköğretim okulunda okuyorum” cümlesindeki garabeti bir hayal edin...

Osmanlı şehir mimarisinde şehrin orta göbeğine camiler yer alırdı. Çağdaş şehircilik anlayışında ise AVM’ler oturtuluyor. AVM’ler yani çağdaş medeniyetin ibadethaneleri. Onların isimlerine göz atalım şimdi de: Ankamall, Next Level, Taurus, Arcadium, Airport Outlet, Arissa, Beylicium, Forum Magnesia, FlyInn, Galleria, Historia...

Çağdaş Medeniyetin bu ibadethanelerinin ortakları kimler?.. Müteahhitleri kimler?.. İşte zurnanın zart yer burası.

“Efendim bu bir global rüzgardır, kimseyi suçlayamayın" mırıltılarını duyar gibiyim.

Eyvallah bu itirazlarda da bir miktar haklılık payı var elbette. Ama hem “global rüzgara” kapılacaksın hem de “Türklük, İslâm, Turan, Kur’an” diyeceksin?.. Çelişki burada işte.

Necip Fazıl’ın o sözlerini gel de hatırlama şimdi:

“Hohlaya hohlaya buz dağlarını eritmiştim bir de avucuma baktım ki bir avuç çamur kalmış.”

Peki hükümet veya belediyeler bu işe niye el atmazlar?..

Çözüm gayet basit:

“İsteyen müteahhit toplu konutuna Batı dillerinden istediği ismi koyabilir... Ama bir şartla: Konut başına her yıl sadece 2000 TL vergi ödeyeceksiniz.”

Görün bakalım o zaman “Venüs City”  ismi nasıl bir gecede “Nene Hatun” olarak değişiyor. Çünkü o konutlarda oturanlar da bu “ihanet”ten muzdariptir.

“İsteyen müteahhit AVM’sine Batı dillerinden istediği ismi koyabilir... Ama bir şartla: Dükkân başına her yıl sadece 10.000 TL vergi ödenecektir. İsteyen iş yeri sahibi tabelasına Batı dillerinden istediği ismi koyabilir... Ama bir şartla: Ebatına bakılmaksızın tabela başına her yıl sadece 5.000 TL vergi ödenecektir.”

Görün bakalım o zaman “Beylicium AVM” garabeti “Beylikdüzü AVM” olarak, “Steakhaus” garabeti “Aile Kasabı”olarak bir gecede nasıl değişiyor?..

Üstelik hükumetlerin de bütçe açığı var değil mi?..

Üstelik milliyetçi, muhafazakar, İslamcıyız değil mi?

Good bye my love!..

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1145/batililasma-ihanetinin-yeni-boyutu.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar