YÖNETİCİLİK İLE MUTLULUK BAĞDAŞIR MI?

Yöneticiler mutlu olabilme imkânına sahip midir? Hatta yöneticilerin; başta en üst makamlarda bulunanlar olmak üzere mutlu olmaları mümkün müdür? Dışarıdan bakıldığında onların mutlu olduğu, etraflarında bir sürü insanın bulunduğu, isteklerinin yerine geldiği, istedikleri yerlere gidebildikleri, karşılarında bulunan insanların saygı ve sevgi gösterisi için yarıştıkları görülür. Özellikle otoriter bir yönetici için, her şey iki dudağının arasındadır.

Sıradan insanların gözünde onlar gıpta edilecek olan kimselerdir. Sıradan insanların özendikleri pek çok imkâna sahip olduklarını görmek, sıradan insanlarda onlara karşı önüne geçilemez bir eğilimin ortaya çıkmasına neden olur.

Gerçekten de yöneticilerin sahip olduğu bu imkânlar onların mutlu olmasını sağlar mı? Her şeyden önce mutlu olmak için, etrafımızdaki insanların sevgisini kazanmak gerekiyor. Acaba yöneticiler, söz gelimi kral, başkan, tiran ne derece bu sevgiyi kazanmış insanlar olabilir? Hiçbir yönetici, kamunun bütününün sevgisini kazanma şansına sahip değildir. Her şeyden önce her yöneticinin muhalifi diye adlandırdığımız gurup ya da guruplar vardır. Muhalif olanların böyle bir sevgiye sahip olması pek mümkün görünmemektedir. Yöneticinin etrafında olanların çoğu da, yöneticinin imkânlarına ortak olmak istediği için orada bulunan insanlardan meydana gelir. Bir bakıma yöneticiye yakın olanlar, onun etrafında bulunup sürekli yöneticinin istekleri karşısında koşulsuz itaatkâr olarak davrananlar ve en başta kendi çıkarları uğruna bunu yapmaktadırlar. Hiç kimse, kendisinden her bakımdan daha üstte bulunanlar için üstte bulunanların hakikati ile karşı karşıya gelmek ya da kalmak istemez. Çünkü en üstte bulunanın temel hakikati, altta bulunanların hakikati ile uyuşmaz, aralarında her zaman için uyumsuzluk bulunur. Bunun için de en üstte bulunanların etrafında olanlar, onun yalnızlığını paylaşabilecek imkânların hiçbirisine sahip değillerdir. Bir kimsenin yalnızlığını paylaşabilecek kimse yoksa orada sevginin telafi edilemez bir eksikliği vardır.

En üstte bulunan açısından da durum belki daha da vahimdir. Çünkü her türlü imkâna mutlak surette sahip olan birisi kendi yakınında bulunan veya bulunmak isteyenlere karşı sürekli dikkatli, endişeli ve şüpheci yaklaşmak zorundadır. Zira tarih, en yakında bulunanların ihanetleriyle doludur. Tebaasına hatta kendisine en yakın olan ve hizmet edenlere karşı şüpheci, dikkatli, ihtiyatlı davranmak zorunda kalan bir yönetici, her türlü yaklaşma biçimi karşısında normal olmayan tedbirler almak hakkına sahip olduğunu düşünmeye başlar. İşte bu düşünme biçimi, mevcut kuralı alt etmenin ve yeni kurallar koymanın meşruiyetini de hazırlamaya başlar. Sevginin önündeki engellerden birisi de budur. Bütün bunlar şunu gösterir: Özellikle her şeye hâkim ve mutlak otorite sahibi bir yöneticinin mutlu olmasını sağlayacak olan sevilme ve sevilme durumuna karşı olumlu tepki vermesi imkânsız gibi görünmektedir. Öyleyse yöneticinin sevgi ilkesi açısından mutlu olması oldukça zordur. Sıradan bir insan, mutlu olmak bakımından daha fazla şansa sahiptir. Bu açıdan bakıldığında yöneticilik, istenilecek ve özenilecek bir şey değildir.

Mutlu olmak, özgür olmayı gerektirir. Yöneticiler ne derece özgürdür? Sanılanın aksine onların sıradan insanlara göre özgür olmadıklarını söylemek daha doğrudur. Sıradan insana hizmet edecek kimse yoktur. Sıradan insanların kendi aralarındaki ilişkiler, hiyerarşik değildir. Onların arasındaki ilişkiler sevgiden, dostluktan, arkadaşlıktan, akrabalıktan, vefadan kaynaklanan ilişkilerdir. Yöneticilerin diğer insanlarla olan ilişkilerinde sıradan insanlar arasındaki ilişkileri ortaya çıkaran duygu durumlarına rastlanmaz. Bundan dolayı yöneticilerin doğal davranma şansı hemen hemen yok gibidir. Doğal davranma ve davranma biçimini tamamen yukarıda ifade etmeye çalıştığım nedenlerden ötürü farklı yaşamak zorunda olan birisi, özgürlüğünü yaşamak bakımından hiçbir imkâna sahip değildir.

Yöneticinin sürekli vicdanı ile baş başa kalmak gibi bir mecburiyeti vardır. Bunu paranteze alan bir yöneticinin davranışları özgürlükle ilgili değil, her şeyi yapabilme gücüne sahip olması ile ilgilidir. Bu güce sahip olmak kadar insanı kendisine yabancılaştıran başka bir şey yoktur. Yöneticinin kendisi olabilmesi ne kadar zorsa, özgür olması da o kadar zordur. Onun mutluluğu, bu bakımdan da tehlikededir.

Her yönetici, bazı insanların kendisini sevmediği, kendisinden nefret ettiği, fırsat olsa kendisini yok etmek için her türlü yola başvuracakları gibi bir duygudan kendisini hiçbir zaman kurtaramaz. Onlara karşı kendisini sevdirmeye ve onların da kendisini kabul etmeleri için hareket etmeye başlasa doğrularından vaz geçecek, bunu yapmasa da içine girdiği duygu durumu kendisini sürekli rahatsız edecektir. Böyle bir rahatsızlık içerisinde mutluluk, sadece bir ütopyadır.

Yöneticinin en üst isteği nedir? Kendi hakikatine herkesin saygı duyması ve onu kabul etmesidir. Yönetici, imkânsız bir istekle baş başadır. Bu imkânsız istek tarafından sürekli taciz edilir. Zaten onu, etrafındaki ikiyüzlüler ordusu, ona hınç beslediği halde karşısında köle ruhlu insanlar ordusu, yöneticiyi kendi isteği ile baş başa bırakmazlar.

Öyleyse bir yönetici, kamuoyu ile bütünleşebildiği ölçüde mutluluğunun önündeki engelleri kaldırabilir…

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1134/yoneticilik-ile-mutluluk-bagdasir-mi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar