YÖNETİCİLİK İLE MUTLULUK BAĞDAŞIR MI?

Eklenme Tarihi: 13.05.2017 21:49:18 - Güncellenme Tarihi: 13.05.2017 21:49:18

Yöneticiler mutlu olabilme imkânına sahip midir? Hatta yöneticilerin; başta en üst makamlarda bulunanlar olmak üzere mutlu olmaları mümkün müdür? Dışarıdan bakıldığında onların mutlu olduğu, etraflarında bir sürü insanın bulunduğu, isteklerinin yerine geldiği, istedikleri yerlere gidebildikleri, karşılarında bulunan insanların saygı ve sevgi gösterisi için yarıştıkları görülür. Özellikle otoriter bir yönetici için, her şey iki dudağının arasındadır.

Sıradan insanların gözünde onlar gıpta edilecek olan kimselerdir. Sıradan insanların özendikleri pek çok imkâna sahip olduklarını görmek, sıradan insanlarda onlara karşı önüne geçilemez bir eğilimin ortaya çıkmasına neden olur.

Gerçekten de yöneticilerin sahip olduğu bu imkânlar onların mutlu olmasını sağlar mı? Her şeyden önce mutlu olmak için, etrafımızdaki insanların sevgisini kazanmak gerekiyor. Acaba yöneticiler, söz gelimi kral, başkan, tiran ne derece bu sevgiyi kazanmış insanlar olabilir? Hiçbir yönetici, kamunun bütününün sevgisini kazanma şansına sahip değildir. Her şeyden önce her yöneticinin muhalifi diye adlandırdığımız gurup ya da guruplar vardır. Muhalif olanların böyle bir sevgiye sahip olması pek mümkün görünmemektedir. Yöneticinin etrafında olanların çoğu da, yöneticinin imkânlarına ortak olmak istediği için orada bulunan insanlardan meydana gelir. Bir bakıma yöneticiye yakın olanlar, onun etrafında bulunup sürekli yöneticinin istekleri karşısında koşulsuz itaatkâr olarak davrananlar ve en başta kendi çıkarları uğruna bunu yapmaktadırlar. Hiç kimse, kendisinden her bakımdan daha üstte bulunanlar için üstte bulunanların hakikati ile karşı karşıya gelmek ya da kalmak istemez. Çünkü en üstte bulunanın temel hakikati, altta bulunanların hakikati ile uyuşmaz, aralarında her zaman için uyumsuzluk bulunur. Bunun için de en üstte bulunanların etrafında olanlar, onun yalnızlığını paylaşabilecek imkânların hiçbirisine sahip değillerdir. Bir kimsenin yalnızlığını paylaşabilecek kimse yoksa orada sevginin telafi edilemez bir eksikliği vardır.

En üstte bulunan açısından da durum belki daha da vahimdir. Çünkü her türlü imkâna mutlak surette sahip olan birisi kendi yakınında bulunan veya bulunmak isteyenlere karşı sürekli dikkatli, endişeli ve şüpheci yaklaşmak zorundadır. Zira tarih, en yakında bulunanların ihanetleriyle doludur. Tebaasına hatta kendisine en yakın olan ve hizmet edenlere karşı şüpheci, dikkatli, ihtiyatlı davranmak zorunda kalan bir yönetici, her türlü yaklaşma biçimi karşısında normal olmayan tedbirler almak hakkına sahip olduğunu düşünmeye başlar. İşte bu düşünme biçimi, mevcut kuralı alt etmenin ve yeni kurallar koymanın meşruiyetini de hazırlamaya başlar. Sevginin önündeki engellerden birisi de budur. Bütün bunlar şunu gösterir: Özellikle her şeye hâkim ve mutlak otorite sahibi bir yöneticinin mutlu olmasını sağlayacak olan sevilme ve sevilme durumuna karşı olumlu tepki vermesi imkânsız gibi görünmektedir. Öyleyse yöneticinin sevgi ilkesi açısından mutlu olması oldukça zordur. Sıradan bir insan, mutlu olmak bakımından daha fazla şansa sahiptir. Bu açıdan bakıldığında yöneticilik, istenilecek ve özenilecek bir şey değildir.

Mutlu olmak, özgür olmayı gerektirir. Yöneticiler ne derece özgürdür? Sanılanın aksine onların sıradan insanlara göre özgür olmadıklarını söylemek daha doğrudur. Sıradan insana hizmet edecek kimse yoktur. Sıradan insanların kendi aralarındaki ilişkiler, hiyerarşik değildir. Onların arasındaki ilişkiler sevgiden, dostluktan, arkadaşlıktan, akrabalıktan, vefadan kaynaklanan ilişkilerdir. Yöneticilerin diğer insanlarla olan ilişkilerinde sıradan insanlar arasındaki ilişkileri ortaya çıkaran duygu durumlarına rastlanmaz. Bundan dolayı yöneticilerin doğal davranma şansı hemen hemen yok gibidir. Doğal davranma ve davranma biçimini tamamen yukarıda ifade etmeye çalıştığım nedenlerden ötürü farklı yaşamak zorunda olan birisi, özgürlüğünü yaşamak bakımından hiçbir imkâna sahip değildir.

Yöneticinin sürekli vicdanı ile baş başa kalmak gibi bir mecburiyeti vardır. Bunu paranteze alan bir yöneticinin davranışları özgürlükle ilgili değil, her şeyi yapabilme gücüne sahip olması ile ilgilidir. Bu güce sahip olmak kadar insanı kendisine yabancılaştıran başka bir şey yoktur. Yöneticinin kendisi olabilmesi ne kadar zorsa, özgür olması da o kadar zordur. Onun mutluluğu, bu bakımdan da tehlikededir.

Her yönetici, bazı insanların kendisini sevmediği, kendisinden nefret ettiği, fırsat olsa kendisini yok etmek için her türlü yola başvuracakları gibi bir duygudan kendisini hiçbir zaman kurtaramaz. Onlara karşı kendisini sevdirmeye ve onların da kendisini kabul etmeleri için hareket etmeye başlasa doğrularından vaz geçecek, bunu yapmasa da içine girdiği duygu durumu kendisini sürekli rahatsız edecektir. Böyle bir rahatsızlık içerisinde mutluluk, sadece bir ütopyadır.

Yöneticinin en üst isteği nedir? Kendi hakikatine herkesin saygı duyması ve onu kabul etmesidir. Yönetici, imkânsız bir istekle baş başadır. Bu imkânsız istek tarafından sürekli taciz edilir. Zaten onu, etrafındaki ikiyüzlüler ordusu, ona hınç beslediği halde karşısında köle ruhlu insanlar ordusu, yöneticiyi kendi isteği ile baş başa bırakmazlar.

Öyleyse bir yönetici, kamuoyu ile bütünleşebildiği ölçüde mutluluğunun önündeki engelleri kaldırabilir?

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1134/yoneticilik-ile-mutluluk-bagdasir-mi

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

19.05.2019 Medeniyet Tasavvuru
27.01.2019 HAYAT: Yeniden bir daha mı?
06.01.2019 Bedenin değeri ve öldürme
03.06.2018 Mücadele ve insan
27.05.2018 Bir garip tahlil...
25.03.2018 Bir Hareket ve Fikir Adamı Olarak Topçu Paneli
25.02.2018 Kendini Aşan Düşünce
11.02.2018 Milliyetçilik mi? Ama Nasıl Bir Milliyetçilik?
04.02.2018 Hakikate karşı suç işlemek
28.01.2018 Kötülük, İnsanın Bir Vehmi mi Gerçeği mi?
21.01.2018 SAVAŞ VE OYUN
14.01.2018 KENDİMİZİ NASIL İNŞA EDER VE ANLARIZ?
29.12.2017 NEREDE KALMIŞTIK?
27.12.2017 NEDEN GERİ KALDIK?
14.12.2017 NURETTİN TOPÇU'YA GÖRE RÖNESANS İHTİYACI
08.12.2017 NURETTİN TOPÇU'NUN ANADOLU MİLLİYETÇİLİĞİ VE SOSYALİZMİ
30.11.2017 NURETTİN TOPÇU'NUN DEMOKRASİ KARŞISINDAKİ TUTUMU
24.11.2017 BATICILIK, TÜRKÇÜLÜK ve İSLÂMCILIK KARŞISINDA NURETTİN TOPÇU-2
22.11.2017 BATICILIK, TÜRKÇÜLÜK VE İSLÂMCILIK KARŞISINDA NURETTİN TOPÇU-1
18.11.2017 Kerime Yıldız?a Nazire: SİNEMADAN FELSEFEYE...
02.11.2017 VEFA ÖDÜLÜ VE TOPÇU
13.08.2017 KİTLELEŞME, KİŞİ OLMAYI YOK EDER...
23.07.2017 AKLA DUYULAN İHTİYAÇ
16.07.2017 KALKIŞMANIN ÜZERİNDEN BİR YIL GEÇTİ?
02.07.2017 HAKİKAT VE DOST
11.06.2017 AHLAK VE DİN İLİŞKİSİ ÜZERİNE KISA NOTLAR?
03.06.2017 BİLİM-FELSEFE VE SANAT İÇİN?
21.05.2017 POZİTİVİZM Mİ?
13.05.2017 YÖNETİCİLİK İLE MUTLULUK BAĞDAŞIR MI?
07.05.2017 ÖLÇÜ MESELESİ
23.04.2017 ÇOCUKLAR VE OYUN
16.04.2017 ZAMAN-İNSAN İLİŞKİSİ
02.04.2017 SORUNLAR KARŞISINDA AKADEMİSYEN
19.03.2017 İNSAN DÜNYASI: ANLAŞILMAYI BEKLER...
12.03.2017 AVRUPA VE KRİZ
25.02.2017 BİLME İSTEĞİ: BİLİM VE FELSEFE
12.02.2017 İKİ DÜNYA: EVET-HAYIR
29.01.2017 Gerçekliğin Sözünden Sözün Gerçekliğine...
22.01.2017 TARİHİN SONUNDA DEĞİLİZ...
12.01.2017 NEREYE GİDİYORUZ?
29.12.2016 TARİHE BAKIŞ
25.12.2016 MİLLİLİK ESAS OLMALI
22.12.2016 BİR DEĞERLENDİRME
06.11.2016 ÜNİVERSİTELER VE REKTÖRLÜK SEÇİMLERİ
30.10.2016 CUMHURİYET
27.10.2016 ÖZGÜRLÜK VE SORUMLULUK ÜSTÜNE
16.10.2016 YOKSULLUK ve ADALET
09.10.2016 ANADOLU İRFANI
02.10.2016 EĞİTİM SORUNUMUZ
25.09.2016 KRİZ
21.08.2016 AMAN ALLAHIM!..
17.07.2016 DARBE
30.06.2016 İNSAN VE SORUMLULUK
23.06.2016 KİTLEDEN KÜTLEYE?
19.06.2016 HAYATA DAİR BİR KAÇ SÖZ
16.06.2016 YAZIYA KARŞI KONUŞMA
12.06.2016 OKUMAK
09.06.2016 İLK YAZI