BASINDAKİ ŞİZOFRENİK HÂLLER

Birkaç yazı evvel, Sidney Lumet’nin Network filmini yazdım. Filmdeki şov yıldızının nasıl yükseldiğini; halk üzerinde çok tesirli olunca “kızgın peygamber” takma adını aldığını; bir süre sonra kendisini gerçekten bir kurtarıcı olarak gördüğünü ve baltayı taşa vurunca yok edildiğini anlattım.

Şimdi biraz kafanızı karıştıracağım. Zîrâ benim kafam o kadar karışık ki.

Network filminden bahsettiğim yazımda, 14 yaşında Bosna Savaşı’na giden kahraman gazeteciyi de yazdım. Ekranda “Gittim, gördüm” dediğinden yola çıkarak… Adam, tevellüdüne göre Bosna Savaşı’nda 14 yaşında olmalıydı. Üstelik bunu söylediğinden bir yıl önce, yine Bosna’da olan zulmün anlatıldığı bir programda hiç tepki vermemişti. Eğer gitse o zaman da tepki vermesi gerekmez miydi? Bir yılda ne olmuştu da o savaşa muhâbir olarak gitmiş olma kararı almıştı?

Bir gazeteci arkadaşa bahsettim. “Vay üçkâğıtçı!” demesini bekledim. Fakat o kadar iyi niyetli ki “O zaman bu adam şizofren!” dedi. Yâni yalan söylediğine değil, hasta olduğuna ve Bosna’ya gittiğine inanmış olabileceğine ihtimâl verdi.

Ben o kadar Polyanna değilim. Bal gibi yalan söyledi. Ânın büyüsüne kapılarak, “Ben de oradaydım.” deyiverdi. Bunu söylerken seyirciye değil, önüne bakıyordu.

Bu kızgın peygamberin öyle müritleri var ki eminim, ekran karşısında, “Helâl olsun sana!’” diye nârâ atmışlardır.

Peki, bu şarlatan, gerçekten orada olduğuna inanıyor olabilir mi? Bilemem, belki şizofrendir. Belki de yalan söyleye söyleye şizofrenik bir hâl almıştır.

Geçmişleri fetöcü kriptoların, daha doğrusu kızgın peygamberlerin saldırılarından nasibini alan bâzı köşe yazarları, ısrarla bunların şizofren olduklarını yazdılar. Boşuna bu kelimeyi kullanmıyorlar. Sıkıntı çok ama çok büyük.

Sakın ola ki şizofrenleri, ahlâksızlarla karıştırmayın! Daha doğrusu hastalarla ahlâksızları karıştırmayın. Şizofrenler, gerçekle başa çıkamayınca kişilik bölünmesi yaşarlar. Ahlâksızlar, kişiliksiz oldukları için her kişiliğe bürünebilirler. Gerçi onların da mühim bir mâzeretleri var. Kişilikleri gelişmediği için gerçekle başa çıkamıyorlar. Dik duramıyorlar. Bedel ödeyecek güçleri olmadığından, dâimâ güçlüden yana oluyorlar. Bu mânâda şizofrenlere benziyorlar denilebilir.

Yine de şizofrenlere saygısızlık etmemek için bunları ahlâkî şizofrenler olarak ayırmayı tercih ederim.

Bir örnek daha vermek istiyorum.

Hanımı önde, kendisi geride bir kızgın peygamber var medyada. Belirgin bir şekilde geride hem de. Bir iki programa çıkmış vaktiyle. Merak edip baktım. İlk tepkim şu oldu: Bu çocuk hasta. Beden dili “Ben rahatsızım” diye bağırıyor. Elini kâh oraya kâh buraya koyuyor. Göz kırpışı bile sorunlu. Neden geride tuttuklarını anladım.

Başka bir gazeteci arkadaşa bu adamı sordum. Bir hâdise anlattı. Bu hastalıklı adam, köşe yazılarında ara sıra bizim arkadaştan bahseden bir yazara gidip ”Niye ondan bahsediyorsun?” diye hesap sormuş. Hesap sorduğu, adam gibi adam olduğu için şu cevabı vermiş: “Bir daha benim karşıma çıkma!”

Bu cevap, bu memleketi kurtarmakla görevli olduğunu ve herkesi korkutabileceğini zanneden şizofren için kolay bir şey değil elbette. Ne yaptı, bu gerçekle nasıl başa çıktı bilmiyorum.

Şimdi bu hastalıklı tipler, çok vahim bir gerçekle karşı karşıya kaldılar. Bu memleketi kurtarmak diye bir görevleri yok. Devirleri bitti.

Tıpkı Network filmindeki gibi, onları sahaya sürenler, nasıl yok edeceklerini düşünüyor olmalılar.

Allahaşkına bu devlet, bu ülke o kadar sâhipsiz mi ki üç beş çakalın, üç beş şizofrenin elinde oyuncak olsun?

BU TREN KAÇIRILMAZ!

Yarın Manisa Turgutlu’da çok ilginç bir sempozyum var.

Metinbilim Enstitüsü Derneği, Turgutlu Kaymakamlığı ve Belediye Başkanlığı ile berâber TCDD 3. Bölge Müdürlüğü, “Uluslararası Edebiyatta tren, Trende Edebiyat Sempozyumu” düzenlediler.

Eskiden beri ilgimi çeken bir konu. Hem edebiyatı hem treni çok seviyorum.

Sempozyumu duyunca Namık Açıkgöz’e bir mail gönderdim. “Benim bu trene binmem lâzım. Ne yapmalıyım? Olmadı kaçak binerim.” dedim. “Buyurun gelin!” cevâbını verdi.

Bugün de köşesinde, şöyle yazmış:

”Manisa, İzmir, Aydın, Uşak ve Balıkesir gibi yakın yerlerdeki meraklılara, tren âşıklarına ve dostlara duyurulur. Valla ben olsam giderim bu sempozyuma.”

Allah izin verirse geliyorum Hocam! Bu tren kaçırılmaz! Darısı vapurun başına!

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1129/basindaki-sizofrenik-hller.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

Basirete davet
12.05.2017 00:09
Sayın Yazara bir hatırlatma: Lütfen gerekli gereksiz yerlerde dini kavramları kullanmasa. "Kızgın Peygamber" ifadesi hiç doğru ve hoş değil. Gerçi birisi daha önce Bakara makara bile demiş, hatta bir kendini bilmez de Peygamber gurura kapıldı demişti. Aman dikkat. Ahiret var, hesap günü var.
Gerçekleri söylemek
13.05.2017 13:15
Kerime Hanımı tebrik ediyorum. Çok güzel konulara temas etme gayretiyle birşeyler çiziktiriyor. Ama hep sanki zihninde soru işaretleri var gibi yazılar yazıyor. Sanki tam olarak partimizi kabullenememiş de hala Atsız'dan örnekler veriyor. Sanki hala ülkücü gibi gözüküyor. Sanki bir gün AK partimizi hançerleyecek gibi duruyor. Sanki yazılarını Bakanlık beklentisi ile yazıyor. Yanlış düşündüysem özür dilerim ama biz çilekeş AK Partililerin ruhunu yakalayamıyor. Hep bize akıl veriyor gibi.
Basirete Davete Davet
13.05.2017 23:03
Basirete Davet eden arkadaş, İslam tarihindeki "Yalancı Peygamberler" vakalarını nereye koyuyorsun ve hangi ismi kullanıyorsun. Bunun İslamı veya Peygamberleri nasıl rencide ettiğini anlamadım. Anladığım senin derdin sayın yazarın yazısında kusur bulmak.
Çok şanslı
15.05.2017 00:30
Kerime Hanım ne kadar şanslı. En ufak tenkidde hemen bir bedava avukat çıkıyor. Bazen de sitenin bir başka yazarından tebrik yazısı geliyor. Eh böyle olunca ver mehteri. Ver coşkuyu. Kim tutar Sayın Yıldız'ı?

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar