ÖLÇÜ MESELESİ

Ölçü, akli olanı temsil etmeli. Akli olan da ölçülü olan olarak kendisini göstermeli.

Hangi konu olursa olsun, makûl olan, hep tercih edilen de olmalı.
Çünkü makûl olan etrafında toplanma, hemen herkesin de kabul edebileceği bir davranma biçimidir.

Makûl olan, aklın ölçüsüdür. Aklın ölçüsü ortadan kalkınca, akıldışı olan kendisine alan bulur. Akıldışı olanın yerleşmesi, akli olanın anormal olarak değerlenmesine de neden olmaya başlar. Kötü paranın iyi parayı kovması gibi...

Bilim dünyasından tutun da spor, sanat, siyaset, hukuk, ekonomi gibi her alanda ihtiyacımız olan, ölçülü olanın, makûl olanın yaşamasıdır. Bu alanların hiçbirisi, makûl olanın dışına çıkmaya teşne olan davranışları, düşünceleri kaldırmaz. Çünkü dünyanın, makûl olanı terketme lüksü yoktur. Dünya, makûl olandan uzaklaştığında, akli olanı kaybettiğinde, akıldışı olan kendine yer bulmaya başladığında her şey mubah olmaya da başlar. Kuralın, değerin, anlamın ortadan kalkmasıdır bu. Eylemleri, fikirleri yargılayacak ölçünün ortadan kalkmasıdır bu. Keyfiliğin meşruiyet kazanmasının önünün açılmasıdır bu.

Nicelik ile nitelik ilişkisi, ölçü meselesinde ,“kantarın topuzunu kaçırdığımız” bir durumu ifade etmek bakımından manidardır.

Zira bilinir ama hiç de riayet edilmeyen hususlardan birisi; nicelik ile nitelik arasında ters orantı olduğudur. Böyle olmasına rağmen, niteliğin nicelik içerisinden çıkmadığını gördüğümüz, tecrübe ettiğimiz halde çıkacağına dair fikrimizi ve davranışımızı inatla devam ettiririz.

Son iki üç yıldan bu yana, kongre ve sempozyum düzenleme konusunda rekora doğru gidiyoruz.

Hem de uluslararası. Garabetin böylesi görülmüş gibi değil: “Sempozyum, akademik teşvik kriterlerini sağlamaktadır” biçiminde açıklayıcı bir cümleyi de koymayı ihmal etmiyorlar.

Sempozyuma katılım ücreti olarak alınan dolar ya da euro cinsinden paralar da ayrı bir konu: Hazırlanacaksınız, bildirinizi sunacaksınız, bunun için ücret ödeyeceksiniz, sizi bir kaç kişi ya dinleyecek ya da dinlemeyecek ve bütün bunlardan sonra da “bilmem ne sınıfı bir degide ya da bilmem hangi ölçüye uygun olarak taranan bir dergide” bildirinizin yayınlanması için ayrı bir ücret ödeyeceksiniz. Üstelik kimse tarafından da okunmayacak olan bir bildiri.

Skor peşinde koşmak, rekor kırmak ama hiçbir değeri olmayan bir biçimde her yapılan eylemi, bir puan hedefi dışında sağladığı hiçbir fayda taşımadan gerçekleştirmek.

İşte asıl garabet burada yatıyor: Niteliği niceliğe kurban ediyoruz. Niceliği niteliğin önüne koyuyoruz. Amaç ile aracın yerini değiştiriyoruz. Her değeri maddileştirip ölçmeye ve sayı ile ifade edip övünmeye çalışıyoruz.

Rakamlara tapınmak ve onların krallığına mahkûm olmak kadar işi esasından uzaklaştıran başka bir şey var mı bilmem?

Rakamların büyüsünün etkisine kapılan bir toplum, matematik konusunda hiçbir şey üretmiyor. Matematik bilmeden rakamların iktidarına teslim olmak, nasıl bir patolojidir acaba?

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1120/olcu-meselesi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar