BİLDİK ANALİZLERİN DIŞINDA

Egemen güçler, gözü kara bir felsefe ile gözü kara bir algı oluşturmada hep mahir olmuşlardır.  Kendi menfaatleri için yakın ve ya uzak gelecekte tehlikeli olabilecek her türlü fikri ya da sınai gelişmeler hakkında hep birlikte ve ya çoğunluk olarak saldırıya geçerek hedeflerini yerle bir ederler.  Bunun için teknolojinin imkânlarını azami ölçüde kullanmaktan hiç çekinmezler. Bu bazen bir fiber saldırı ile bazen de diğer sonuç alıcı usullerle rakip güç ve ya güçlerin oluşması engellenir. Kendi güçleri dışında geliştirilmek istenen en masum teşebbüsler dahi konfor olarak görülerek güdük bırakılmak istenir. 
       Bunu yaparken durup dururken ucube bir metotla etrafa korku salarlar.  Saldıkları bu korkuya zamanla kendileri de inanarak bütün mevcudiyetleri ile mücadelede işin ucunu müdahaleye kadar götürürler. Saddam döneminde oluşturulan “nükleer programın gelişmişliği” fikri etrafındaki dünyayı kandırma olayı. Gün itibari ile anlaşılmıştır ki Saddam Irak’ının iddia edilen gizli silahlarla hiçbir   alakası yokmuş. Kurt koyunu yiyecekse alt tarafta su içmeye çalışan koyuna “suyumu bulatma” bahanesi meramımızı açıklamaya yeter aslında. 
    Şimdi bir “DEAŞ” ucubesi çıkardılar. Aynı klasik alışkanlıklar ve tarih tekrar tekerrür ediyor. Geçer akçe metot, DEAŞ’ı bahane ederek hakimiyet kurma mücadelesi bu topraklarda bütün hızı ile sürüyor. Hz. İSA’yı yeryüzüne indirmeye zorlamak için dünyayı dizayn etmeye Saddam Irak’ın da başlayan Pluterusçu ABD yönetimi DEAŞ’ın doğmasına sebep olmuştur. Bilindiği gibi Pluterusculuk Levancelizmin daha sağında olan daha radikal bir inanıştır.
     İRAN kontrollü Hizbullah’ın davası karşısında çaresiz kalmış olan bu güçler, Sünni İslam merkezli DEAŞ’ın güçlenmesi karşısında koro halinde ittifak ettikleri göründü. Oluşturdukları bu muazzam algı karşısında, DEAŞ anlayışının yanında olması gereken Devletlerinde ürkmesine ve ya yutkunmasına sebep oldular. İkinci bir Hizbullah’ın oluşması, üstelik sömürüye çok açık, başkaldırı kültürünün zayıflığının hüküm sürdüğü kesimden zuhur etmesi bu güçleri çok korkutmuş olmalı ki çözümleri de çok olmaktadır.  Malum “Ulul emre iteat” anlayışından dolayı mütedeyyin Sünni Müslümanların toparlanarak karşı koyma reflekslerini zamanında bastırmak için DEAŞ’ın ezilmesi lazımdı. 
        Bugünkü mücadelenin temelindeki espri de bu anlayışın olduğu kendini gösteriyor. Hizbullah’ı ile DEAŞ’ı ile verilen mücadelenin nihai hedefi, topyekûn egemen güçlerin bu coğrafyada defolup gitmesi. Ne yazık ki yine oyun kurucuların oluşturduğu bu algıdan dolayı olmadı. Demek ki halen yeri ve zamanı değilmiş. 
      Verilen bu mücadele boşa mı gider?  Hayır!. 
      Bir sonraki zamanlarda, bu küllerin üzerinde, bütün bölgeye huzurun gelmesini sağlayan meşalenin ateşlenmesine şimdilerde zemin hazırlanmaktadır. Ülkemizin yöneticileri bu felsefede hareketle İran’ın ardında durduğu Şii Hizbullah’ı gibi Sünni DEAŞ’ın arkasında durması ve egemen güçlerin anladığı dilde mücadeleyi esas alan Militan Sünniliğin hamiliğini yapması beklenirdi. Velakin bu iş güç meselesidir. Bu güç olmazsa devletler kendi kumaşındaki oluşumlara karşı, bile bile maşa gibi kullandırılır.
       Nitekim öyle de olmuştur. 
       Başlangıçta bu durumun gereği yapılır gibi görülse de içeride ki hainler başta olmak üzere yabancı istihbarat servisleri saldırıya geçerek bu iyi niyetli teşebbüsün bıçak keser gibi sonlandırılması sağlanmıştır. Bugün bütün egemen güçler Orta Doğu’daki dengelerini muhafaza için DEAŞ’a yönelik, terör örgütü, anti demokratik oluşum, haydut, vs. gibi kabul gören terminolojileri kullanarak geldiklerine veya vurduklarına göre iş birliği yaptıkları PKK- PYD veya Esed ve ananeleri o halde demokrat, çağdaş, medeni ve meşruiyetten yana olmuş olurlar.  İşte psikolojik harp, işte oluşturulan algı. İyiyi kötü, kötüyü iyi gösterme sanatı. 
   Şiileştirilmiş bir Irak, Şii Nusayri bir Suriye, daha güneyde tuzu kuru Vehhabi bir Arabistan gibi refah seviyesi yüksek İslam Ülkeleri, bölgesinde bunalmış bir Sünni toplumun derdine çare olmaktan uzak olurlarsa bunlar ne yaparlar. Üstelik askeri anlamda çok güçlü bir zemin ve yerel imkân da olursa. Elbette en meşru olan haklarını en geçer akça metotla elde etmeye çalışacaklardır. 
        Bugün DEAŞ adına yapılmaya çalışılanda budur. Tıpkı Afganistan mücadelesindeki Bin Ladin gibi. Emperyal devletler on binlerce kilometrelik mesafede gelerek yaptıkları mücadele haklı ve makul, ama “topraklarımızda itlerinin ne işi var” diyerek karşı koyanlar haksız, öyle mi?. 
         Makul düşünce makul mücadeleyi gerektirir. Tarih bir gün makul olan insanların zaferini yazacaktır.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1086/bildik-analizlerin-disinda.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar