Yerli, Millî, Sivil ve Demokratik Bir Hükûmet Modeli: Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi

Son onbeş yılda ülkemiz ciddi bir değişim ve dönüşüm süreci yaşamıştır. 2002 yılında AK Parti’nin iktidara gelmesiyle birlikte başlayan bu değişim ve dönüşüm süreci her alanda ciddi gelişmeleri beraberinde getirmiştir.

Eğitim, kültür, sağlık, ekonomi, tica- ret, savunma sanayii, dış politika başta olmak üzere her alanda gelişmişlik göstergeleri yükselme temayülüne girmiş, bu temayül uzun yıllar boyu istikrarlı bir şekilde devam etmiş ve etmektedir.

Değişim ve dönüşüm birer “müteharrik kuvvet” (harekete geçirici kuvvet) vazifesi yapmış, bu değişim ve dönüşüm bahsi geçen hemen her sektörde önemli ve anlamlı gelişmelere vücut vermiştir.


Sadece bu kadar da değil: Şehirleşme oranı yükselmiş, idarî, siyasî ve bürokratik yapı, resmi ve özel kurum ve kuruluşların yapısı, teşkilatı ve bağlı olduğu mevzuat yeniden şekillenmiş, sivil toplum kuruluşları ve demokratik kitle örgütleri güçlenmiş, “orta sınıf ”ın alım gücü artmış ve bu sınıfın her açıdan imkânları genişlemiştir.
Merkezî güçlerin yanında Anadolu sathında mahalli güç merkezleri ortaya çıkmış, “Anadolu kaplanları” ülke üretiminde söz sahibi olmuştur.


“Planlanan yatırımlar” hariç olmak üzere; bu dönemde “gerçekleşen yatırımlar”, bir devrim mahiyetindedir. Yatırımların coğrafi dağılımı, fiziki yapı olarak büyüklükleri, mali kaynakları ve harcanan bütçe büyüklükleri önceki dönemlerle mukayese edilmeyecek büyüklüktedir. 1

Sadece ülke içinde değil, yurt dışında da hem soydaşlarımız hem da yabancı ülke insanlarıyla beşeri, ticarî, siyasî, kültürel münasebetlerimiz gelişmiş; havayolu başta olmak üzere ulaşım, iletişim, bilgisayar ve bilişim teknolojisindeki imkânların çok hızlı bir şekilde önemli ölçüde gelişmesi de bu münasebetleri, beklentilerin ötesine taşımıştır.

Yar bir yana, ağyarın bile parmak ısırdığı bu istikrarlı gelişme ve büyümeye rağmen Türkiye, bir konuda henüz başarılı olamamıştır.

Hemen her sektörde yaşanan değişim, dönüşüm ve gelişmeye rağmen Türkiye, “sivil”, “demokratik”, “millî” ve “yerli” bir Anayasa hazırlığı konusunda başarılı olamamıştır.

AK Parti hükûmetlerinin Anayasa değişikliği konusundaki her teşebbüsü  başta muhalefet partileri olmak üzere, “müesses nizam”ın feramuzları, dizdarları tarafından akamete  uğratılmıştır.

“Seçimde %90 oy bile alsanız, bu Anayasa’yı değiştiremeyeceksiniz” nidaları birer “cinnet mustatili” misali henüz kulaklardaki aksini kaybetmedi. Hakikate bakılırsa, henüz bir aks-i sadâ da bulmadı.

Talihsizliğe bakın ki, sivilleşmeden, demokrasiden yana olduğunu iddia eden muhitler, bir ihtilal Anayasası’nı müdafaa etmek için her yola müracaat etmişlerdir ve el’an etmektedirler.

Türkiye artık bir yol ayrımındadır: Ya sivil ve demokratik bir Anayasa’yı kabul ederek yoluna devam edecek veya Özal dönemi müstesna, onbeş sene öncesine kadar olduğu gibi kendi yağında kavrulacaktır.

Merkezî gücü ve otoriteyi elinde tutmaya çalışan ve Anadolu insanı ile hiç bir şekilde ünsiyeti olmayan çevreler, yurt dışı irtibatlarıyla birlikte harekete geçmiş bulunmaktadırlar.

Lakin, yeis’e mahal yok! Hep birlikte, elele çalışacağız.

Giriş

Sivil ve demokratik bir yapı öngören Anayasa değişiklik teklifi, Cumhurbaşkanlığı yüce makamı ve hükûmetin teşkili ile alakalı olduğundan “Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi” olarak adlandırılmaktadır.

Demokrasimizin mevcut durumu nedir, işleyişi nasıldır? 2011 yılında yapılan “Türkiye’de Demokrasi Algısı” konulu anket çalışmaları ve odak grup incelemelerine dayanan bir Araştırma’ya göre;3  Türkiye’deki demokratik sistem, vatandaşların gözünde “kusurlu” bir demokratik sistemden ibarettir. Hatta sistem, “melez bir rejime kayma riski” taşımaktadır. Aynı şekilde Freedom House tarafından yine 2011 yılında tanzim edilen Rapor’da Türkiye demokrasisi, “kısmen özgür” bir demokrasi olarak vasıflandırılmaktadır.4

Türkiye’de, Cumhuriyet’in ilan edilmesinden itibaren 94 sene içerisinde 65 hükûmet kurulmuştur. Bir hükûmetin ömrü takriben 1,5 seneden ibarettir. Üstelik, bu hükûmetlerin 16’sı koalisyon hükûmetidir.

Türkiye’nin en uzun süreli koalisyon hükûmeti 3,5 yıl, en kısa süreli koalisyon hükûmeti ise 2 ay sürmüştür. Üzerinde fikir mesaisi yapılması icap eden bir konu değil mi? Bütün bir siyasî yapı harekete geçiyor, propaganda dönemi çalışılıyor, seçimler yapılıyor, sonuçlar ilan ediliyor ve nihayet iki veya üç parti anlaşarak hükûmeti kuruyor; fakat bu hükûmet, sadece 2,5 ay hükûmet edebiliyor! Sonra, seçim süreci yeniden başlıyor... Böyle bir yapı, bu yapıyı şekillendiren başta Anayasa olmak üzere mevzuat istikrar mı getirir, yoksa istikrarsızlık mı?


Anayasa başta olmak üzere, mevzuatın her hükmüyle tahdit ettiği siyasî partiler, teşkilatları, sivil toplum kuruluşları ve sair alakalı her şubeden oluşan hükûmet sistemimizin istikrarsızlıklara sebep olduğu aşikârdır. Zaman zaman müzahir olduğumuz bu teşevvüş ve istikrarsızlıkları hep beraber yaşayarak gördük ve görmeye devam ediyoruz.
Sistemin ürettiği bu istikrarsızklıklar ve krizler, başlıklar halinde aşağıdaki gibi hülasa edilebilir:5

1946 Cumhurbaşkanı - Başbakan Atama Krizi
Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile Başbakan Recep Peker arasında atamalar ve ülkenin genel yönetim politikaları konusunda çıkan anlaşmazlık, devalüasyon ile sonuçlandı ve Türk Lirası, Amerikan Doları karşısında yüzde 100’den fazla değer kaybına uğradı.6

1948 Devalüasyon Krizi
Devalüasyon sebebiyle genç Türkiye Cumhuriyeti’nde, 1940 yılında çıkan “Milli Koruma Kanunu” ile hükûmete, fabrikalara el koyma hakkı verildi. Bunun sonucunda dış satın alma gücü düştü.

1960 Askerî İhtilal
Halkın oylarıyla seçilen Demokrat Parti’ye darbe yapıldı. Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan idam edildi. 235 general ve 3500 subay tasfiye edildi. 147 öğretim üyesi ile 520 hakim ve savcı görevden alındı.

1971 Askerî Muhtıra
Halkoyuyla seçilen Adalet Partisi hükûmeti 1971 Muhtırası ile istifaya zorlandı. Teknokrat bir hükûmet kuruldu. CHP milletvekili Nihat Erim, partisinden istifa ederek seçime girmeden başbakan oldu.

1975 Genelkurmay Başkanı Atama Krizi
Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk ile Başbakan Süleyman Demirel arasında 1975 yılında Genelkurmay Başkanı’nın atanması konusunda yaşanan anlaşmazlık, iki liderin de adaylarının emekli olması ve son aşamada 1980 darbesini gerçekleştiren Kenan Evren’in Genelkurmay Başkanı olarak atanmasıyla sonuçlandı.7

1978 Borç Krizi
1970 yılında 1,8 milyar dolar olan dış borç, 1977 yılında 10 milyar dolara çıktı. 1978 yılında kısa vadeli borçların toplam borç içindeki payı %52’ye ulaştı. 1978’de ekonomik kriz patlak verdi. Halk, temel ihtiyaç maddelerine ulaşmada zorluklar çekti.

1980 Askerî İhtilal
12 Eylül 1980’de, seçilmiş Başbakan Süleyman Demirel’e darbe yapıldı ve halk iradesinin temsilcisi Türkiye Büyük Millet Meclisi lağvedildi. Siyasî partilerin bütün faaliyetleri yasaklandı. Binlerce insan işkenceden geçirildi. 7.000 kişi için idam cezası istendi. Darbeyi gerçekleştiren Evren’in, darbeyle birlikte ekonomide sebep olduğu tahribatın maliyetini telafi etmek yıllar boyu sürdü.

1994 Ekonomik Kriz
Türkiye, ilk kez yüksek enflasyonu yaşadı. Hükûmet, kısa dönemli kamu borçlarını ödeyebilmek için Mayıs 1994 tarihinde %400 faizli borçlanma kâğıtlarını piyasaya sürdü. Faiz hadleri, hazine bonolarında %400’ü aşarken TEFE %121, TÜFE ise %106 gibi oranlara sıçradı. Birçok insan işini kaybetti.

28 Şubat 1997 Post-Modern Darbe
28 Şubat günü açıklanan Milli Güvenlik Kurulu kararlarıyla sivil hükûmete ve Başbakan Necmettin Erbakan’a darbe yapıldı. Başbakan Erbakan, istifa etmek mecburiyetinde kaldı. Başörtülü öğrencilerin eğitim hakkı engellendi. “İrticacı” olarak fişlenen insanlar meslekten atıldı, yargılandı. Refah Partisi kapatıldı. Birçok siyasetçinin siyaset yapması  yasaklandı.

2001 Ekonomik Kriz
Milli Güvenlik Kurulu toplantısında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER ile Başbakan Bülent ECEVİT arasında yaşanan Anayasa kitapçığı tartışması sonrasında, en büyük krizlerden biri yaşandı. Gecelik faiz,
%6200’e kadar çıktı. Hazine %144 oranında borçlandı. Türk Lirası’nın değeri %40 civarında düştü. Devletin borcu 29 katrilyon (milyar) TL arttı. Binlerce işçi işten çıkarıldı. Üstelik siyasî görüş olarak Sezer ve Ecevit’in birbirine yakın olması bile bu krizin yaşanmasını engelleyememişti.


Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca çıkan ekonomik krizlerin en büyük sebebinin sistemdeki “çift başlılık” olduğu açık ve net bir şekilde görülmüş oldu. Söz konusu çift başlılık durumunun zaman içinde oluşturduğu uyumsuzluklar, farklı bakış açıları ve hatta aynı görüşlere sahip olunmasına rağmen, Başbakan ve Cumhurbaşkanları arasında çıkan anlaşmazlıklar, Türkiye ekonomisini ciddi ölçüde olumsuz etkiledi, yüksek maliyetlere sebep oldu.
 

27 Nisan 2007 E-Muhtıra
Genelkurmay Başkanlığı’nın internet sitesinde Cumhurbaşkanlığı seçimlerine müdahale etme amacı taşıyan bir bildiri yayınladı. “E-muhtıra” olarak kayıtlara geçen ve demokrasiyi sekteye uğratan Bildiri’de, “Türk Silahı Kuvvetlerinin laikliğin savunucusu olduğu” hatırlatılarak; bu konumunun kararlılıkla sürdürüleceği ve gerektiğinde, görevin eksiksiz yerine getirileceği vurgulandı.

2008 AK Parti Kapatılma Davası
Dönemin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman YALÇINKAYA, “Laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği” gerekçesiyle AK Parti’nin kapatılması için iddianame hazırladı. Anayasa Mahkemesi, Recep Tayyip ERDOĞAN başta olmak üzere 71 kişinin 5 yıl süre ile siyasetten uzaklaştırılmasını da ihtiva eden bu İddianame’yi kabul etti. 30 Temmuz 2008 tarihinde yapılan açıklamada, AK Parti’nin temelli kapatılmaması fakat hazine yardımının belirli bir oranda kesilmesi kararı duyuruldu.

7 Şubat 2007 MİT Krizi
Devletin birçok kurumuna sızan FETÖ mensupları, ele geçiremedikleri stratejik kurumlardan biri olan MİT’i hedef aldı. FETÖ’cü olduğu ortaya çıkan savcılar, MİT Müsteşarı’nı tevkif etmek istedi. Başbakan ERDOĞAN’ın, MİT mensuplarına yönelik ceza soruşturması açılmasını, “Başbakanlık izni”ne bağlamasıyla FETÖ’nün, MİT’i ele geçirme planlarına mani olundu.

17-25 Aralık 2013 Darbe Teşebbüsü
FETÖ, Türkiye’yi bütünüyle ele geçir- menin önünde engel olarak gördüğü herkesi bertaraf etmeyi hedeflemişti. Bu doğrultuda 61.    Hükûmet’i baskı altına almak için düğmeye basıldı. FETÖ mensubu olduğu ortaya çıkan hakim, savcı ve emniyet müdürleri demokratik siyasete müdahale etmek üzere her türlü hile ve yöntemi acımasızca kullandı.

15 Temmuz 2016 Askerî ve Sivil Darbe
15 Temmuz gününün akşamında; 10 binden fazla FETÖ mensubu asker ve sivil; 35 askerî uçak, 74 tank, 246 zırhlı araç, 3 askerî gemi, 3 bin 992 silah, 37 askerî helikopterle darbe teşebbüsünde bulundu. Cumhurbaşkanı’nın çağrısı ile halkın sokağa çıkması neticesinde bastırılan darbe teşebbüsü, ardında 249 şehit ve 2 bin 193 gazi bıraktı.

1. Devlet Ricalinin Başkanlık Sistemi Hakkındaki Fikirleri
Türk siyasî tarihi açısından ehemmiyeti şüphesiz devlet ve hükûmet adamlarından birkaçına ait Başkanlık sistemi hakkındaki fikirleri aşağıda kaydedildiği gibidir:


“Bizim gibi ülkelerde biraz da tabiatı icabı parlamentoda bir takım tıkanıklıklar vardır. Başkanlık sisteminde kesin olarak kuvvetler ayrılığı var. Parlamenter sistemden Başkanlık Sistemi’ne geçersek, bu parlamentonun kalkması değil, parlamentonun denetleme görevini yapması demektir. Parlamentonun asli vazifesi, icrayı denetlemektir. Bu yüzden icra ile tamamen ayrılması gerekir”.

TURGUT ÖZAL


“Ben isterdim ki, Türkiye cumhurbaşkanını seçsin. Temsili sistem işlemiyor. İsterdim ki, Türkiye’de başkanlık sistemini yapalım. Devlet büyük, ülke büyük, halk çok dinamik; biz bu ülkeyi idare edemiyoruz. Sistemde değişiklik yapmamız lazım. Bazı zamanlarda seçimi yenilemediğiniz zaman bunalım çıkabilir. 1960’da seçime gidilebilseydi müdahale olmazdı. Meclisin seçimi yenileme yetkisini seçilecek adama bırakmak yanlıştır. Bu yetki seçilmiş cumhurbaşkanında olmalıdır. Başkanlık sistemini kendim için değil Türkiye için istiyorum”.

SÜLEYMAN DEMİREL

“Daha hızlı kalkınmaya mecbur olan Türkiyemiz’de devlet hizmetlerinin verimli, süratli ve kudretli yürütülebilmesi ve anayasamızın bünyemize intibakı bakımından daha mütekâmil bir yapıya kavuşturulması ve tatbikattaki aksaklıkların giderilmesi için başkanlık sisteminin getirilmesini zaruri görüyoruz. Milletimizin gaye edindiği büyük maddi ve manevi kalkınma hareketlerinde gereken süratin sağlanması için, devlet mekanizmasının ve teşrii organların millî azim, irade ve sürati tecelli ettirecek vasıfta olması şarttır. İcra organının daha kudretli olması ve süratli çalışabilmesi için Cumhurbaşkanı’nın tek dereceli olarak halk tarafından seçilmesi ve icrai organın düzeninin başkanlık sistemine göre tanziminin yapılması gerekmektedir”.

NECMETTİN ERBAKAN

“Çağımız kuvvetli, adil ve hızlı icra çağıdır. Türk Milleti, dünya imparatorlukları kurduğu dönemlerde bunu uyguladı. Bu icra gücünün tek elde toplanmasıyla mümkün. Tarih ve töremize uygun olarak başkanlık sistemini savunuyoruz.
İcrayı, cumhurbaşkanlığı ve başbakanlık olarak ikiye bölemeyiz. Her konuda bütünleşmeci olduğumuza göre, icranın başında da bütünleşmeci olmalıyız. Türk tarih felsefesi ve tarihinde icra organı hiçbir zaman bulunmamış yani tek bir başkan tarafından yürütülmüştür. Milliyetçi Türkiye’de de demokratik millî cumhuriyet ilkesi içinde başkan, Türk Milleti’nin yürütme organının tek başı olacaktır. Tek başkan sistemine uygun olarak yasama organı yönünden de tek meclis sistemini savunuyoruz”.

ALPARSLAN TÜRKEŞ

“Ülkenin siyasî yapısının yönetebilen demokrasi gücünü kazanabilmesi için yürütmedeki belirsizlik gözden geçirilmeli, gerekiyorsa başkanlık sistemine geçilmelidir ve bunun için milletin onayına başvurulmalıdır. Başkanlık sistemi ile sistem yeniden düzenlenmeli. İcranın, Meclis dışına çıkarılması lazım. Parlamenter sisteme göre Cumhurbaşkanı’nın yetkileri çok fazla. Başkanlık sistemine göre yetkileri çok az. Bunu da yerli yerine oturtmak gerekiyor. Tercih yapılmalı. Başkanlık sistemi mi, parlamenter sistemi mi? Biz başkanlık sistemini savunuyoruz”.

MUHSİN YAZICIOĞLU

2.    Hükûmet Sistemleri
Hükûmet sistemleri eski Yunan devletlerinden itibaren ele alınan ve incelenen konuların arasındadır.
Aristo, hükûmet sistemlerini sınıflan-dırırken, nicelik ve nitelik ölçütlerini bir arada kullanmış ve nicelik ölçütü olarak devleti bir kişi, bir azınlık veya çoğunluğun yöneteceğini; nitelik ölçütü olarak ise yönetimlerin iyi ya da adil olmasını ele almıştır.8


Aristo’nun, M.Ö. 4. yüzyılda Yunan site devletleri üzerinde yaptığı inceleme sonrasında; tiranlık, oligarşi, demokrasi, monarşi, aristokrasi ve cumhuriyet (çoğunluk siste- mi) olmak üzere altı çeşit hükûmet sistemi tespit ettiği bilinmektedir.9


Hükûmet sistemlerinin sınıflandırıl- masında; “yöneten ve yönetilen ilişkisi”, “yönetimin yapısı”, “egemenliğin kullanılma biçimi” veya “kuvvetler arasındaki ilişki” gibi ölçütler kullanılmaktadır.10  Ancak, bu ölçütlerden en önemlisi “egemenliğin kullanılma biçimi”ne göre yapılan tasniftir. Tarih boyunca egemenliği insanüstü varlıkların, tek bir kişinin (tiranın, monarkın vs) veya halkın kullandığı dönemler olmuştur.


Tiran, monark veya krallara rağmen, egemenliği ele geçiren halkın, egemenliği kullanış biçimine göre hükûmet sistemleri şekillenmiştir. Hükûmet sistemleri, yasama ve yürüt- me kuvvetleri arasındaki münasebetlere göre
 “kuvvetler birliği” veya “kuvvetler ayrılığı” esaslarına göre ikiye ayrılır.

Günümüzde yoğun olarak tartışılan “Parlamenter sistem” ve “Başkanlık sistemi”, kuvvetler ayrılığı esasına göre şekillenmiş iki ayrı hükûmet sistemidir.11 Ayrıca bu iki hükûmet sistemine “Yarı Başkanlık sistemi” ile “Meclis hükûmeti sistemi”12 de ilave edilebilir.


Ülkemizde cari olan parlamenter sistemin, 2000 yılından önceki dönemde istikrarsız hükûmetlere yol açmasının sebebi olarak “koalisyon hükûmetleri” gösterilmişti. Bir ülkede parlamenter sistem iyi bir şekilde işlerken, bir başka ülkede işlemeyebilir. Dolayısıyla parlâmenter sistemin performansı, ülkeden ülkeye değişebilmektedir.13 Benzer iddialar Başkanlık sistemi için de ifade edilebilir.


Egemenliğin halkta olduğu hükûmet sistemleri arasında sayılan “Başkanlık sistemi”, Türkiye’de bazı dönemlerde gündeme getirilerek mevcut parlamenter sisteme alternatif olarak sunulmaktadır.

3.    Mevcut Durum
Anayasa değişiklik teklifi, Cumhurbaşkanı ve bakanların seçilmeleri, atanmaları, görev ve yetkileri ile yakinen alakalı olduğundan “Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi” olarak adlandırılmakta; tartışmalar, “Başkanlık” veya “Parlamenter” sistemin birbirlerine mukabil üstün veya zayıf yönlerinin ileri sürülmesi şeklinde yapılmaktadır.

Kısaca Başkanlık olarak isimlendirilen hükûmet sistemi, “tek adamlık” veya diktatörlük olarak eleştirilmekte; buna mukabil temsili demokrasiye dayanan Parlamenter sistem ise; istikrarsız veya zayıf hükûmetlerin işbaşına geldiği, bu sebeple sistemin düşük nitelikli bir demokratik siyasî yapı ortaya çıkardığı iddia edilerek Türkiye’nin temel meselelerinin kaynağı olarak görülmektedir.


Esas olan, bir sistemi diğerine karşı müdafaa etmek değil; mevcut sistemin aksayan yapılarını, kazanılan tecrübelerle yeniden düzenleyerek sivil ve demokratik bir sistem inşa edebilmektir.


Ancak, yürürlükteki 1982 Anayasası ile yeni bir sistemin inşası mümkün değildir. 1982 Anayasası, hükûmet sistemi mevzuunda teşevvüşe meydan veren bir anayasadır. Şöyle ki; ilk olarak bu Anayasa, bilhassa yürütmede “çift başlı” bir yapıyı hayata geçirmiştir. Halk, icraatta bulunan bir Cumhurbaşkanlığı müessesesi talep etmekte iken, mevcut Anayasa bu talebi karşılamaktan uzaktır.


Mevcut parlamenter sistemde yürütme, yasamanın içinden çıkmakta, bu sebeple yasama ile yürütme arasına kesin bir çizgi çekilememektedir. Yasama ve yürütme kuv- vetlerinin ayrılmasını imkânsız kılan sistem, yürütmede çift başlı bir yapı ve yönetim ortaya çıkarmaktadır: Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisini başbakan ve bakanlar ile paylaşmakta, bu durum uygulamada yetki kargaşasına yol açmaktadır.


İkinci olarak, yürütüme gücünü temsil eden Cumhurbaşkanı, halk tarafından seçilmediği dönemlerde geniş yetkilere sahip olmuştur. Bu sebepledir ki, seçim ve oylama nisbetlerinden neşet eden zorlukların tesiriyle de TBMM Başkanı seçimleri, Cumhurbaşkanı seçimleri ve Anayasa değişiklik teşebbüsleri ülkeyi her seçimde önce siyasî, sonra ekonomik krizlere sürüklemiştir.


2007 yılından itibaren, çift başlı yürütmenin bir tarafını temsil eden Cumhurbaşkanı, halk tarafından seçilmeye başlanmış, ancak bu defa da sistem içinde Cumhurbaşkanlığı güçlenmiş olmasına rağmen, yetki ve görevler itibariyle çift başlılık daha belirgin hale gelmiştir.


1982 Anayasası yürürlükte kalmaya devam ettikçe maalesef bu hal her seçim döneminde veya her Anayasa değişiklik teşebbüsünde yeniden ortaya çıkacaktır.


Ülkemizde cari olan parlamenter sistemin 2000 yılından önceki dönemde istikrarsız hükûmetlere yol açmasının sebeplerinden biri, koalisyon hükûmetleridir. Bir ülkede parlamenter sistem iyi bir şekilde işlerken, bir başka ülkede işlemeyebilir. Dolayısıyla parlamenter sistemin performansı, ülkeden ülkeye değişebilmektedir.14 Ancak, mevcut parlamenter sistemde kuvvetler ayrılığı belirgin olmadığı için bu sistem, otoriterleşmeye daha müsaittir.

4.    Hükûmet Sistemi ve Rejim Tartışmaları
“Hükûmet Sistemi” kavramı; yasama, yürütme ve yargı kuvvetleri arasındaki ilişkileri ve hükûmetin oluşma biçimini ifade eden bir kavramdır.


Halk tarafından seçilmiş bir meclisin milletvekilleri atanarak kurulan hükûmet sistemi, “parlamenter hükûmet sistemi”dir. Ancak, meclisin kendi milletvekilleri arasın- dan veya doğrudan halk tarafından seçilen bir başkanın, kendi sahasında ihtisas sahibi kişilerden (teknokratlardan) atayarak kurduğu hükûmet sistemi ise, bu sistem “başkanlık hükûmet sistemi” veya kısaca “Başkanlık” olarak  adlandırılmaktadır.


“Rejim”, siyasî düzeni ve iktidarın meşruiyet kaynağını ifade eder. Bu anlamda rejim, bir devletin yönetim biçimidir. Devlet şekilleri, devlet başkanlığının geçiş usûlüne göre “cumhuriyet” ve “monarşi (krallık)” olarak ikiye ayrılır.15
Mesela, “cumhuriyet rejimi” bir siyasî düzeni ve yönetim biçimini ifade eder.


Bir sultanlık veya krallık yönetiminin meşruiyet ve hakimiyet (egemenlik) kaynağı, hanedandır. Hanedana mensup ve sırası gelen kişi sultan / kral olur ve devleti idare eder. Ancak cumhuriyet rejiminin meşruiyet ve egemenlik kaynağı ise, bir hanedan, bir aile veya bir zümre değildir.

Cumhuriyet, bir “devlet şekli”; Başkanlık, bir “hükûmet şekli” dir. Nitekim, ABD’deki sistem “Başkanlık Hükûmeti” olarak adlandırılmaktadır.16


“Cumhuriyet”, bir devlet şekli olarak monarşinin tersi olarak tanımlanır. Bu şu demektir: Monarşi olmayan her devlet, bir cumhuriyettir. Ancak, cumhuriyet kavramının “demokrasi” kavramını içeren bir şekilde tanımlanması mümkün değildir. Cumhuriyet başka, demokrasi başkadır. Bir devlette, devlet başkanlığı veraset yoluyla geçmedikçe, o devlet isterse diktatörlük olsun, yine de bir cumhuriyettir.17 Yani belirleyici olan bir hanedan veya bir aile olup olmadığıdır.


Örnek olarak; komşumuz İran bir cumhuriyettir. Saddam döneminde Irak da bir cumhuriyet idi. Keza yeryüzünde en korkunç diktatörlüklerden birisi olan Stalin dönemi SSCB’si de yine bir cumhuriyet idi; çünkü Stalin, iktidarını hanedandan veya ailesinden almamıştı.


Türkiye’nin rejimi ise, 1923 yılından beri bir cumhuriyettir; yönetimin değişmesi “seçim” esasına bağlı olduğu için demokratik bir cumhuriyettir.

Halkoylamasına sunulacak olan Anayasa değişikliği, parlamenter hükûmet  sistemi yerine, “Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi”ni teklif eden bir değişikliktir. Bu sebepledir ki, Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi, bir “rejim” değişikliği değil, bir “hükûmet sistemi” değişikliğidir. Başka bir ifadeyle Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi, bir rejim türü değil; yasama, yürütme ve yargı organlarının kuruluşu ve aralarındaki ilişkileri ifade eden bir hükûmet sistemi türüdür.


Hangi hükûmet biçiminin tercih edildiğinden bağımsız olarak Türkiye’nin siyasî rejimi, demokratik cumhuriyet rejimidir: İktidar, bir hanedan veya bir aile içinde babadan oğula geçemez. Zaten Anayasa değişiklik teklifinde bunun aksini iddia eden herhangi bir madde mevcut değildir: Cumhuriyet’in ortadan kaldırılmasına ilişkin herhangi bir hüküm de mevzu bahis değildir.


16 Nisan 2017 tarihinde oylanacak olan Anayasa değişikliğinin Cumhuriyet rejimine son vereceği, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin bu konuda gizli bir planının olduğu, asıl amacının Türkiye’de bir “hanedan” kurmak niyeti taşıdığı iddiaları da inandırıcı değildir.18 O halde; sistem tartışmaları, “hükûmet” tartışmasından ibarettir ve “rejim” ile yani devletin siyasî düzeni ile herhangi bir ilintisi yoktur.


Anayasamızın 1’inci maddesine göre, “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir”. Anayasa değişikliği kanununda bu maddeye ilişkin bir hüküm yoktur; zaten Anayasamızın 4’üncü maddesi uyarınca bu maddenin değiştirilmesi teklif dahi edilemez.

Anayasa değişikliği teklifi aleyhine ileri sürülen iddialardan biri de Anayasa değişikliğiyle “üniter devlet”e son verileceği, ülkenin eyaletlere bölünebileceği ve belki “federal sistem”e geçilebileceği iddiasıdır. Anayasa de- ğişikliğini öngören teklifte bu amaçla da tanzim edilmiş bir hüküm mevcut değildir.
 
Bu bilgiye dayanarak “Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi”nin, devlet düzeni olarak “Türkiye Cumhuriyeti” şeklinde isimlendirilen rejimde, kuvvetler ayrılığı esasına göre teşkilatlanacak olan “yerli”, “millî”, “sivil” ve “demokratik” bir hükûmet olacağı ifade edilebilir.
 
Üniter devletin mülkî idaresi, ister ilçe, ister il, isterse bölge düzeyinde yapılandırılsın, ortaya federal bir sistem çıkmaz. Üniter bir devlette, “tek” ve “merkezî” bir devlet ve hükûmet mevcuttur. Federalizmden bahsedebilmek için bölgelere “yasama” ve “yargı” yetkilerinin de verilmesi gerekir. Böyle bir değişiklik 16 Nisan’da halkoylamasına sunulan Anayasa değişikliği kanununda yoktur. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin böyle bir gizli ajandasının olduğu iddiası da doğru değildir.19


Ayrıca, bu iddia teorik olarak tutarlı bir iddia da değildir. Çünkü bir devletin, hükûmet sistemi ile o devletin üniter veya federal yapıda olması birbirinden farklı şeylerdir. Başkanlık sistemi, federal devlette olabileceği gibi üniter devlette de olabilir. Keza parlâmenter sistem, üniter devlette olabileceği gibi (Türkiye), federal devlette de olabilir (Almanya). Türkiye’de birilerinin federal devlete geçme niyetleri ve güçleri varsa, bunun için başkanlık sistemine geçmeye ihtiyaçları yoktur; bunu parlamenter hükûmet sisteminde de yapabilirler.

5.    Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi
Yukarıda hükûmet biçimlerinin, yasama ve yürütme kuvvetleri arasındaki ilişkiye göre “kuvvetler birliği” veya “kuvvetler ayrılığı” esaslarına göre ikiye ayrıldığı; parlamenter sistem ve başkanlık sisteminin, kuvvetler ayrılığı esasına göre şekillenmiş hükûmet biçimleri olduğu zikredilmişti.
 
Hükûmet sistemleri birer “prototip” değildir; yani bu sistemleri, bir modele katı bir şekilde bağlı, mutlaka tatbik edilmesi gereken, esnemez yapılar olarak kabul etmek isabetli olmaz. Şartlar dahilinde ilave özellikler kazanabilen veya bazı özellikleri terkedilebilen sistemlerdir. Bu sebepledir ki; her ülke, dünya örnekleri ve kendi gerçeklerini dikkate alarak, geçmişten gelen tecrübelerle millete ait egemenliğin nasıl kullanılacağını şekillendirir.
Anayasa değişiklik teklifiyle hayata geçirilmeye çalışılan Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi de böyle bir süreçten geçmektedir. Dünyadaki hükûmet sistemleri, ülkemizin siyasî, sosyal, kültürel yapısı, 94 yıllık Cumhuriyet Hükûmetleri’nin tecrübeleri, parlamenter sistem ve sair tecrübelerle birlikte asrımızın icapları ve halkın ihtiyaçları tahlil edilmiş ve Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi ismiyle bir Anayasa değişikliği teklifi tanzim edilmiştir.

Kuvvetler Ayrılığı
Hükûmet sistemleri teorisinde; yasama, yürütme ve yargı organlarının (kuvvet- lerinin) kuruluş, işleyiş ve fesih kararında, aralarındaki münasebetler esas alınarak “kuvvetler ayrılığı” veya “kuvvetler birliği”nden bahsedilir.
Kuvvetler ayrılığı ilkesinin en belirgin şekilde uygulaması, 1787 tarihli Amerika Birleşik Devletleri Anayasası’nın kabul edilmesiyle birlikte “Başkanlık sistemi” olarak siyasî tarih sahnesine çıkmıştır.20

ABD’de başkanlık sisteminin uygulamasındaki temel düşünce; Avrupa mutlakıyet yönetimlerinde toplanan aşırı güç ve bu gücün kullanılmasında ortaya çıkacak zor kullanmanın önüne geçmektir. Amerikan anayasa hazırlayıcıları, muhtemel sakıncaları önleyebilmek için federalizm ve kuvvetler ayrılığını öngörmüşlerdir.21 

ABD Anayasası’nın merkezî (federal) iktidarı yasama, yürütme ve yargı arasında hemen hemen eşit “yetki” ve “güç”te, birbirinden “bağımsız” olarak bölüştürmüş olduğu genel olarak kabul edilen bir görüştür.22
Başkanlık sistemi, uygulandığı ülkelere göre farklılık göstermesine rağmen üç temel prensip üzerine oturmaktadır:23

Birincisi; başkan halk tarafından seçilmekte ve yürütmeyi temsil etmektedir.
İkincisi, tek meclis veya iki meclisli olsun, yasama organı yine halk tarafından seçilmekte, yasama ve yürütme organı, yapı ve işleyiş olarak birbirinden ayrılmaktadır. İşleyişte ayrılık, yasamanın “kanun yapma”, yürütmenin ise “hükûmet etme” görevlerini yerine getirmesidir. Yapı olarak ayrılık ise, her iki organın göreve geliş şekilleri ve birbirinden bağımsız hareket etmelerini ifade eder.
Üçüncüsü, başkanın yasama karşısında siyasî sorumluluğunun olmaması, sadece cezai sorumluluğunun olması ve bakanların yasama organı dışından, başkan tarafından seçilmesidir.


Parlamenter hükûmet sisteminde ise; yürütme, yasama’nın içinden çıktığından kuvvetler ayrılığı zayıftır, başka bir ifadeyle Başkanlık sisteminde olduğu kadar kesin ve net olarak bir ayrılık sözkonusu değildir.

Anayasa değişiklik teklifiyle halkoyuna sunulacak olan Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nde ise; yürütme, yani Cumhurbaşkanı, doğrudan halk tarafından seçilecek, bakanlar ise yasama organı yani Meclis üyeleri arasından atanmayacağından, yasama ile yürütme kuruluş, işleyiş ve yapı olarak birbirinden ayrılmış olacak; böylece, yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerinden herhangi biri, bir diğeri üzerinde baskı kurma ve tesir etme imkânı bulamayacaktır.


Sistem içinde yargı organı nasıl şekillenecektir?
Kuvvetler ayrılığı teorisinin müellifi olarak kabul edilen Montesquieu, yargıyı “ağırlığı olmayan kuvvet” olarak tanımlamıştı. Ona göre, “hakim, kanunun sözlerini telâffuz eden bir ağızdan başka bir şey değildir”.24

Bu yaklaşımda yargı, siyasî karar alan bir kuvvet olarak tasavvur edilemez; yargının esas işlevi, diğer kuvvetler arasında “hakemlik” yapmaktır. Bu sebeple hukuk devletinin en önemli unsurlarından biri, kuvvetler ayrılığı ilkesidir. Kuvvetler ayrılığı ilkesi, devletin bu esaslara uygun bir şekilde örgütlenmesi için vazgeçilmez bir araç olarak kabul edilir.25 Halkoyuna sunulacak olan Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nde ise, tabii olarak kuvvetler ayrılığı ilkesi gözetilmiştir.

Anayasa değişiklik teklifine göre; bir kişi (milletvekili, bakan vs) “aynı anda” hem yasama hem de yürütme veya yargı organına bağlı herhangi bir teşkilatta görev alamayacaktır: TBMM sadece “yasama” işlevini, Cumhurbaşkanı’nın başkanlığındaki yürütme ise sadece “hükûmet etme” işlevini yerine getirecek, Bakan olarak atanan kişi milletvekili ise, vekilliği düşecektir.


Mevcut sistemde olduğu gibi bir kişi hem milletvekili hem de bakan olmanın getirdiği olağanüstü yetkilere sahip olamayacak, Cumhurbaşkanı ve bakanlar, yasama faaliyetlerine katılmayacaklarıdır. Milletvekilleri kanun teklifi verebilecek, böylece milletvekilleri kanun yapma ve yürütmeyi denetleme gibi sorumluluklarını daha etkili bir şekilde yerine getireceklerdir. Yeni sistemde Anayasa Mahkemesi’nin Yüce Divan sıfatıyla Cumhurbaşkanı’nı, Cumhurbaşkanı yardımcılarını ve bakanları yargılama yetkisi bulunmaktadır.

Netice olarak, Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nde yasama, yürütme ve yargı organlarının kuruluş ve çalışma esas- ları tamamen birbirinden ayrı olarak tanzim edilmiş daha önemlisi bizatihi Anayasa metni olarak kaydedilerek anayasa ile teminat altına alınmıştır.

   Denge ve Denetleme
Kuvvetler ayrılığı ilkesine dayanan bir hükûmet sisteminde, yasama ile yürütme arasında, yargının bağımsızlığına ve tarafsızlığına dayalı bir denge ve denetim sistemine ihtiyaç vardır.


Yasama organının, iktidarın gücünü dengeleyen ve denetleyen, bunu yaparken de olabildiğince şeffaf çalışabilen bir konuma gelmesi gerekmektedir. Denge ve denetim sistemi, güçler ayrılığı içinde yasama, yürütme ve yargı kurumları arasında iletişimin etkili ve verimli bir şekilde sağlamayı amaçlar. Bu anlamda denge ve denetim sistemi, bir ülkede demokrasinin güçlenmesini sağlayan en önemli araçlardan biridir.26


Sistem tartışmalarında mühim olan başkanlık veya parlamenter sistem gibi kavramlardan ziyade, denge ve denetim mekanizmasının güçlü olup olmadığıdır.27 Parlamenter veya başkanlık, her iki hükûmet sisteminde de yürütmenin yetkilerinin sınırlı olmasıyla birlikte, kuvvetlerin birbirini fesih yetkisinin mevcudiyeti veya yokluğu büyük önem taşımaktadır.

Kuvvetlerden birisinde fesih yetkisinin olması diğeri üzerinde baskı unsurunun oluşmasına sebep olabilir. Baskı unsurunun bulunması ise, ilgili kuvvetin işlevlerini hukuka uygun olarak yerine getirmesini zorlaştırabilir. Fesih yetkisinin tek taraflı olarak yasama kuvvetinde olduğu düşünüldüğünde, bu defa yürütmenin, yasama organının önceliklerine göre hareket etme ihtimali ortaya çıkmaktadır.28 Bu sebeple fesih işleminin çift taraflı olarak işlemesi en isabetli tercihtir.


Yürütmenin (Başkan’ın / Cumhurbaşkanı’nın), yasama meclisini fesih yetkisini haiz olması, Başkan’ı / Cumhurbaşkanı’nı güçlü kılmakla beraber, sistemi, başkanlık sistemi olmaktan çıkarmaz.29 Yürütmenin mecliste çoğunluğu elinde bulundurması durumunda herhangi bir tıkanma olması ihtimali zayıftır. Ancak, yürütmenin mecliste azınlık olması durumunda ise; yasama, yürütme üzerinde sürekli olarak bir baskı gücü olarak kalabilir.


Fesih yetkisinin tek taraflı olarak yürütmenin yetkisinde olduğu düşünüldüğünde; yürütme, meclisin kendi istediği yönde hareket etmemesi durumunda fesih yetkisini kullanma yoluna gidebilir.


Birer ihtimal olarak değerlendirilen bu tür sistem za’fiyetlerinin ortaya çıkaracağı olumsuzlukların yaşanmaması için, gücünü halktan alan yürütmeye karşı, onun işlem- lerini denetleyecek kuvvetin yine gücünü halktan alması gerekmektedir. Yasama kuvvetinin, yürütme gibi gücünü halktan alması, yürütmenin işlemlerini sınırlayacak ve denetleyecek gücü kendinde görmesine neden olacak önemli bir unsurdur.


Anayasa değişiklik teklifi ile halkoyuna sunulacak olan Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nde, bütün bu ihtimaller düşünülerek sistemde denge ve denetim mekanizmaları tanzim edilmiştir. Şunu ilave etmek gerekir ki, kuvvetlerin birbirinin kontrol etmesi, Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’ni, parlamenter sistemden ayıran önemli özelliklerinden birisidir: Tanzim edilen denge ve denetim mekanizmaları, parlamenter sisteme nazaran ziyadesiyle  geliştirilmiştir.
Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nde, kuvvetler ayrılığı ilkesi açık ve kesin bir şekilde tayin ve tespit edilmiş olduğundan, yürütme organını temsil eden Cumhurbaşkanı’nın; yasama, yani Meclis tarafından belirli esaslar dahilinde denetimi teminat altına alınmıştır.


Yürütmenin hazırladığı bütçe, ancak yasamanın onayıyla yürürlüğe girebilir. Bütçenin denetimi de yine yasama meclisine aittir. Kanun teklifi, kabulü veya yürürlükten kaldırılması tamamiyle yasama organı yani Meclis’in yetkisindedir.

Yürütmenin kanun teklif etmesi ile birlikte parlamentoda çoğunluğu elinde bulundurması, kanunların denetimsiz olarak kabul edilmesi anlamına gelecektir. Bu durum sistemin özünü teşkil eden kuvvetler arasındaki denge ve denetim mekanizmasının işlemesini engelleyici bir durum olarak kabul edilebilir.30 Cumhurbaşkanı’nın ve yürütmenin idarî iş ve işlemlerinin yargı denetimine tabi olması başka bir denge ve denetim unsurudur.


Kamuoyunda çok tartışılan “Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri” ise, Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenecek; bu Kararnameler’in konusunu teşkil eden bir kanun çıkması halinde Kararnameler yürürlükten kaldırılacaktır.
Kararname çıkarma yetkisinin Cumhurbaşkanı’na verilmesi, Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi mantığının tabii neticesidir. Yürütme organını temsil eden Cumhurbaşkanı’nın, kararname çıkarma yetkisinin olmaması durumunda sistemin işlemez hale gelmesi ihtimal dahilindedir.


Zaten Cumhurbaşkanı’nın kararname çıkarma yetkisi “oldukça tahdit edilmiştir”. Kararname, ancak yürütmeyi ilgilendiren alanlarda çıkarılabilecektir. Fakat bir konuda Cumhurbaşkanı kararnamesi çıkarılabilmesi için kanunlarda o konuyu düzenleyen uygulanabilir açık hükümlerin bulunmaması gerekir.


Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, “kanun gücünde değildir” ve normlar hiyerarşisin de kanunların altındadır.
Denge ve denetim mekanizmasının diğer bir unsuru, organların birbirini feshetme yetkisidir. Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nin teşkilini öngören Anayasa değişiklik teklifine göre “fesih”, tek taraflı bir fesih hakkı değildir.
Cumhurbaşkanı’nın, seçimlerin yenilenmesine karar vermesi durumunda; hem Cumhurbaşkanı hem de yasama organı yani Meclis seçimleri yenilenecektir. Yani Cumhurbaşkanı, seçimlerin yenilenmesine karar verdiği anda, kendi görev döneminden de feragat etmiş olacaktır. Cumhurbaşkanı’nın seçimleri yenilemesi halinde; halk devreye girerek denge ve denetim mekanizmasını işletmiş olacaktır.


Yasama organı olan Meclis içinde ise, Meclis’in kendi bünyesine uygun denge ve denetim sistemi tanzim edilerek Anayasa teminatına alınmıştır: Meclis’te, yasama faaliyetinin temel olarak Parti Grupları, Komisyonlar, Genel Kurul, Başkanlık ve Başkanlık Divanı’ndan oluşan bir yapı marifetiyle yürütüleceği  varsayılmıştır.

 Yürütme: Cumhurbaşkanı
Yürütme, kanun koyucu tarafından çıkarılan kanunları uygulayan organ veya organlardır. Parlamenter veya başkanlık şeklinde teşkilatlanmış hükûmet sistemlerinde yasama, yürütme ve yargı organları belirli kurallar dahilinde birbirinden ayrılır. Yasama, yürütme ve yargı organlarının teşkili, üye sayısı, görev ve yetkileri, birbirleriyle olan münasebetleri her hükûmet sisteminde farklılık arzeder.


Ancak, yürütme organının en belirgin şekilde temayüz ettiği hükûmet sistemi, Başkanlık sistemidir. Başkanlık sisteminin parlamenter sistemine göre en önemli farkı, yürütme yetkisinin “tek başına” başkan tarafından kullanılmasıdır.31 Bu yüzden, Başkanlık sistemi ile parlamenter sistem arasında en önemli ayrılık, yürütme yetkisinin kaynağında görülür.


Başkanlık sisteminde yürütme yetkisi, halkça seçilen devlet başkanına; parlamenter sistemde ise, cumhurbaşkanı ve parlamento içinden çıkan ve ona karşı sorumlu olan hükûmete aittir. Çağdaş anayasal demokrasilerin hep- sinde egemenliğin millette olduğu kabul edilir. Bu yüzden gücünü doğrudan doğruya halktan alan Başkanın, güçsüz ve etkisiz olması düşünülemez.


Ülkemizde 1982 Anayasası, önceki anayasaya tepki olarak yasama yürütme ilişkilerinde yürütmeyi güçlendiren, yürütme içinde de Cumhurbaşkanı’na önemli yetkiler veren düzenlemeler getirmişti.32 

Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nde ise, yasama ve yürütme organlarını, yani hem Meclis’i hem de Cumhurbaşkanı’nı halk  “doğrudan” seçecektir. Anayasa değişiklik teklifinin “Yürütme” bölümü, Cumhurbaşkanı’nın “Görev ve Yetkileri” başlıklı 104’üncü maddesinde:


“Cumhurbaşkanı, Devletin başıdır. Yürütme yetkisi Cumhurbaşkanı’na aittir. Cumhurbaşkanı, Devlet başkanı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk Milleti’nin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını temin eder” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre; yürütme yetkisi, Devlet başkanı sıfatıyla Cumhurbaşkanı’na ait olacaktır.

Teklifin  aynı maddesinde:

“Cumhurbaşkanı yardımcıları ile bakanları atar ve görevlerine son verir. Üst kademe kamu yöneticilerini atar, görevlerine son verir ve bunların atanmalarına ilişkin usul ve esasları Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenler” hükmü yer almıştır.


Mezkur hükme göre; yürütmenin en önemli parçası olan bakanlar, Cumhurbaşkanı tarafından atanacaktır. Benzer şekilde, bürokrasinin sevk ve idaresini uhdesinde bulunduran üst kademe yöneticileri de Cumhurbaşkanı tarafından atanacak ve azledilecektir.

Çağdaş anayasal demokrasilerin hepsinde egemenliğin millette olduğu kabul edilir. Bu yüzden gücünü doğrudan doğruya halktan alan Başkanın, güçsüz ve etkisiz olması düşünülemez.


Ülkemizde 1982 Anayasası, önceki anayasaya tepki olarak yasama-yürütme ilişkilerinde yürütmeyi güçlendiren, yürütme içinde de Cumhurbaşkanı’na önemli yetkiler veren düzenlemeler getirmişti.32 Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nde ise, yasama ve yürütme organlarını, yani hem Meclis’i hem de Cumhurbaşkanı’nı halk  “doğrudan” seçecektir.


Anayasa değişiklik teklifinin “Yürütme” bölümü, Cumhurbaşkanı’nın “Görev ve Yetkileri” başlıklı 104’üncü maddesinde:


“Cumhurbaşkanı, Devletin başıdır. Yürütme yetkisi Cumhurbaşkanı’na aittir. Cumhurbaşkanı, Devlet başkanı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk Milleti’nin birliğini Sistemde, hükûmet politikasının istikametini çizmek tamamen Cumhurbaşkanı’na aittir. Başkanlık sisteminde olduğu gibi bakanların her biri, Cumhurbaşkanı’nın emrinde ve onun şahsına bağlıdır.33 Yürütme görevinin yerine getirilmesinde bakanlar, doğrudan Cumhurbaşkanı’na karşı sorumludur.


Teklifin “Adaylık ve Seçim” başlıklı 101’inci maddesindeki:


“Cumhurbaşkanı, kırk yaşını doldurmuş, yüksek öğrenim yapmış, milletvekili seçilme yeterliliğine sahip, Türk vatandaşı olanlar arasından, doğrudan halk tarafından seçilir. Cumhurbaşkanı’nın görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir” ifadesine göre;


Cumhurbaşkanı, “doğrudan” halk tarafından seçilecek; halk tarafından seçilecek yüksek öğrenim yapmış, milletvekili seçilme yeterliliğine sahip, Türk vatandaşı olanlar arasından, doğrudan halk tarafından seçilir. Cumhurbaşkanı’nın görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir” ifadesine göre;

Cumhurbaşkanı, “doğrudan” halk tarafından seçilecek; halk tarafından seçilecek bir Cumhurbaşkanı, tabii olarak halka karşı sorumlu olacaktır.


Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi; milletin, siyasetin merkezinde olduğu bir sistemdir ve en önemli unsur millettir. Dola- yısıyla Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi için aynı zamanda “millet hükûmeti” sistemi de denilebilir.34
Teklif ’e göre, Cumhurbaşkanı’nın gö- rev süresi 5 yıldır ve bir kişi en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir. Bu düzenleme, ABD’de Başkanlık sisteminde Başkan’ın görev süresi konusundaki hükümlerle benzerlik göstermektedir.
ABD’de George Washington tarafından başlatılan başkanların en çok “iki dönem için seçilme geleneği”nin Roosevelt tarafından bozulması üzerine, 1951 yılında “gelenek”, “anayasa hükmü”  haline getirilmiştir.35

Yazının “Giriş” bölümünde, Cumhuriyet’in ilan edilmesinden itibaren 94 sene içerisinde 65 hükûmet kurulduğu, bu hükûmetlerden 16’sının koalisyon hükûmeti olduğu, her bir hükûmetin takriben 1,5 sene iktidarda kaldığı ve en uzun süreli koalisyon hükûmetinin 3,5 yıl, en kısa süreli koalisyon hükûmetinin ise 2 ay sürdüğü belirtilmişti.
Ortalama olarak 1,5 sene iktidarda kalan hükûmetlerden siyasî ve / veya ekonomik istikrar beklenemeyeceği aşikârdır. Böyle bir manzara ne yazık ki parlamenter hükûmet sisteminin ülkemize yüklemiş olduğu bir maliyet kalemidir.


Koalisyon hükûmetleri, siyasî istikrarsızlığa ve ekonomik krizlere karşı ciddi anlamda mukavemet gösterememekte, ekonomik krizler güvenlik kaosuna sebebiyet vermekte, güvenlik kaosu ise, müesses nizamın vesayet vasıtalarını kuvvetlendirmektedir. Kuvvet bulan vesayet müesseseleri ve vasıtaları hemen hemen her on senede bir sivil siyasî yapıyı tehdit ve tahdit ederek mefluç hale getirmektedir. Demokrasimiz za’fiyete uğramakta, Devlet, iç meselelerle ile boğuşması sebebiyle, dış politikada da etkisizleşmektedir.


Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sis- temi’nde koalisyon ihtimali ve koalisyon hükûmetlerinin kurulması mümkün değildir. Dolayısıyla siyasî ve ekonomik beklentilerin olumlu yönde olacağı, Sistem’in siyasî ve ekonomik istikrar üreteceği beklenmektedir.

 Yasama
Bütün hükûmet sistemlerinde yasama organı seçimle işbaşına gelir. Demokratik uygulamalar dikkate alındığında, öncelikle İngiltere’de 18’inci yüzyıldan itibaren yasama kurumunun adeta “temsili demokrasi” nin odağı haline geldiği görülebilir. İngiltere’de uygulanan ve “West minster Demokrasisi” olarak adlandırılan temsili demokrasi rejiminde yasamanın, yürütme ve yargıdan bağımsız ve üstün olduğu kabul edilmiştir.36


Ancak, dünyadaki ilk yazılı anayasa olan ABD Anayasası’na göre, yasamanın üstünlüğü söz konusu değildir. Bu Anayasa’da öngörülen Başkanlık sisteminde, yasama organı iki meclisli (Kongre ve Temsilciler Meclisi) şeklinde örgütlenmiştir.


Ülkemizde yasama organının, parlamenter sistem içinde hem “iki meclisli” hem de “tek meclisli” olarak yasama faaliyetini icra ettiği dönemler olmuştur. Bu uygulama demokrasi tarihimizde ülkemiz adına ciddi manada bir tecrübe mahiyetindedir.


Halkoylamasına sunulacak olan ve Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nin ihdasına zemin hazırlayan anayasa değişiklik teklifinin temel amacı, halihazırda saf bir parlamenter sistem özelliği göstermeyen 1982 Anayasası’ndaki modelin terkedilmesi ve başkanlık modeli esaslı bir sisteme geçişi sağlamaktır.37 Nitekim teklifin genel gerekçesinde mevcut hükûmet sisteminin istikrar sağlamadığı ve siyasî iktidar üzerinde bürokratik vesayete sebep olduğu vurgulanmış, bu sebeple her ikisi de doğrudan halk tarafından seçilen yasama ve yürütmeye yer verildiği belirtilmiştir.


Değişiklik teklifinin “Türkiye Büyük Millet Meclisi A. Kuruluşu” başlıklı 75’inci maddesinde:


“Türkiye Büyük Millet Meclisi genel oyla seçilen altıyüz milletvekilinden oluşur” hükmü,
“B. Milletvekili Seçilme Yeterliliği” başlıklı 76’ncı maddesinde:
“Onsekiz yaşını dolduran her Türk milletvekili seçilebilir” hükmü,
“C. Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanının seçim dönemi” başlıklı 77’nci maddesinde ise:
“Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri beş yılda bir aynı günde yapılır” hükmü yer almıştır.
Mezkur hükümlere göre, Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nde, yasama organı olarak TBMM, doğrudan halkoyu ile seçilecek ve 600 milletvekilinden teşkil olunacak; TBMM seçimleri ile Cumhurbaşkanlığı seçimleri “aynı günde” yapılacaktır.


Teklifin Cumhurbaşkanı’nın “D. Görev ve Yetkileri” başlıklı 104’üncü maddesinde:
“Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir. Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve Ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasî haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenemez.

Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde kanun hükümleri uygulanır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir” hükmü, “Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanı Seçimlerinin Yenilenmesi” başlıklı 116’ncı maddesinde ise:


“Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının beşte üç çoğunluğu ile seçimlerin yenilenmesine karar verebilir. Bu halde Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır. Cumhurbaşkanının seçimlerin yenilenmesine karar vermesi halinde Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır” hükmü kaydedilmiştir.


Yukarıya alınan sözkonusu hükümlere göre, Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nde; yürütmenin “tek başlı” olması ve sistemdeki muhtemel tıkanmaları önlemek için Cumhurbaşkanlığı ile TBMM seçimlerinin birlikte yapılması öngörülmüştür.38


Ayrıca Cumhurbaşkanı’na kanuna dayanmadan kararname çıkarma yetkisi tanınmış ama bu yetkiye sadece “yürütme alanına ilişkin olmak”, “temel hakları düzenlememek” ve “kanuna üstünlük tanımak” gibi bir takım önemli tahditler getirilmiştir.


Kanun yapma, değiştirme ve kaldırma yetkisi tamamen Meclis’e ait olacaktır. Böylece yürütme organı, hiçbir şekilde yasama faaliyetlerine iştirak etmeyecektir.


Yürürlükteki parlamenter sistem ile Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi arasındaki farklılıklardan biri de “gensoru” konusundadır. Yeni sistemde; yasamanın, yürütme organı ile alakalı bir tür denetimi olan gensoru uygulamasının kaldırılması öngörülmüştür.

Esasen, bir denetim mekanizması olarak gensoru uygulaması etkili ve verimli bir uygulama olamamıştır. Yapılan bir araştırmaya göre;39 Cumhuriyet tarihi boyunca TBMM’ye verilen 484 gensorunun sadece 4 tanesinden netice alınabilmiştir.


Anayasa değişikliği ile birlikte, gensoru uygulamasının yürürlükten kaldırılmasının herhangi bir eksiklik oluşturabileceği düşünülmemektedir.

5. Yargı
Yasama ve yürütme organları ile birlikte üçüncü kuvveti oluşturan yargı, bütün hükûmet sistemlerinde tartışma konusu  olmuş, yargı kurumlarının kuruluş, göreve başlama, işleyiş, görevin son bulması, hakim ve savcıların atanma, çalışma, yaş haddi, emeklilik veya istifaları her zaman gündemde olmuştur.


Yargı’nın her daim gündemde olması- nın en önemli sebeplerinden biri, herhangi bir şekilde anlaşmazlığa düşmüş taraflar arasında “hakemlik mekanizması” olarak değerlendirilmesidir.


Fert fert kişiler, kişiler ile Devlet kurumları veya Devlet kurumlarının kendi arasındaki her türlü ihtilaf, aynı zamanda yargının çalışma konusudur. Böyle bir yapının en önemli unsurunu, “bağımsız” ve “tarafsız” çalışacak hakimlerin oluşturduğu şüphesizdir.


Modern devlet, böyle bir mekanizma aracılığıyla sosyal barışı temin etmeye çalışır. Bu mekanizmanın en iyi işleyebileceği ortamı ise ancak hukuk devleti hazırlar. Hukuk devleti fikri; fert-fert, fert-Devlet veya Devlet kurumlarının kendi arasındaki anlaşmazlıkların çözülmesi için bir çare olarak ortaya çıkmış ve gelişmiştir.
 
Modern devletin en önemli özelliği, “şiddet tekeli”ne sahip olması ve “müeyyide uygulama hakkı”nı elinde bulundurmasıdır. Sosyolog ve politika sahasında yaptığı çalış- maları ile bilinen Max Weber, modern devleti bu vasfından hareketle tarif etmiştir.40


Meşru şiddet kullanımını tekelinde tutan modern devlet (güç / iktidar / otorite), ihtilafların halledilmesini fertlerin inisiyatifine bırakamaz, yani “ihkak-ı hak”kı tanıyamaz. Bu sebeple, toplumdaki çatışmaların veya uyuşmazlıkların tek elden çözülmesini sağlayacak mekanizmalar oluşturma ihtiyacı, başta yargı organları olmak üzere, “hukuk devleti”nin gelişmesine katkıda bulunmuştur.


Hukuk devleti, gücün / iktidarın hukuk yoluyla meşrulaştırıldığı bir devleti ifade eder. Ancak burada hukuk, gücün / iktidarın sadece meşruluk aracını veya temelini değil, aynı zamanda sınırını da oluşturur.41 Hukuk devletini, hukuku olan diğer devletlerden ayıran başlıca özelliklerden biri budur. Bunun en önemli sonucu, devlet organlarının bütün faaliyetlerinin hukuk normlarına uygun olması gereğidir: Hukuk, devlet faaliyetlerinin tamamına egemen olmalıdır.

Hukuk devletinde, yasama ve yürütmenin yanında yargının bir “organ” veya bir “kuvvet” olarak tarif edilmesinde, “tarafsız ve bağımsız bir süreç” olma özelliği her zaman öne çıkarılır.42 Yargının günlük tartışmalara konu olmaması, varlık sebebine uygun olarak işlemesine, yani tarafsız ve bağımsız olarak, adil bir şekilde hareket etmesine bağlıdır. Bunu sağlamak için, hukuk devletleri ve demokratik hükûmet sistemleri tarafından muhtelif çareler geliştirilmiştir. Bu çarelerin büyük bir kısmı “yargı bağımsızlığı” başlığı altında toplanır. “Tarafsızlığın” asgarî teminatı, yargı bağımsızlığıdır: O halde bu iki hususun (bağımsızlık ve tarafsızlığın) yokluğu, yargının meşruiyeti hakkında şüphe, tereddüt ve tartışma yaratacak ve nihayet bir krize yol açacaktır.


Yargı bağımsızlığı, en temel ifadesiyle, hakimlerin “kararlarını verirken hür olmaları, hiçbir dış baskı ve tesir altında bulunmamaları”nı ifade eder. Yargı organının bağımsız olmasının temel amacı, yasama ve yürütmeden gelebilecek her hangi bir etki veya baskı teşebbüsüne karşı, hak ve hürriyetleri teminat altına almaktır.


Yargı bağımsızlığı, ancak hakimlerin herhangi bir baskı veya tehditle karşılaşmaksızın görevlerini tam bir serbestlik içinde yerine getirmeleri halinde bir anlam kazanır.43 Hakimlerin her türlü maddi ve manevi baskıdan uzak bir şekilde görevlerini yapabilme- leri, yargı bağımsızlığını sağlamanın vazgeçilmez şartıdır.


Bu sebeple yargı bağımsızlığı, aynı zamanda yargı organının yasama ve yürütmeye bağlı olmamasını, bunların yargıya emir ve talimat verememesi ve tavsiyelerde bulunamamasını ifade eder.


Halkoylamasına sunulacak olan Anayasa değişiklik teklifinin muhtevasını oluşturan Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi, hiç şüphesiz, “hukuk devleti” anlayışından hareketle, bağımsız ve tarafsız bir yargı düzeni kurmak için muhtelif hükümler ihtiva etmektedir.


Teklifin,
“II. Yüksek Mahkemeler A. Anaya- sa Mahkemesi 1. Kuruluşu” başlıklı 146’ncı maddesinde:

“Anayasa Mahkemesi onbeş üyeden ku- rulur” denildikten sonra sair hükümler kay- dedilmiş,


“III. Hâkimler ve Savcılar Kurulu” başlıklı 159’uncu maddesinde ise:
 
“Hakimler ve Savcılar Kurulu, mahke- melerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esas- larına göre kurulur ve görev yapar. Hakimler ve Savcılar Kurulu on üç üyeden oluşur; iki daire halinde çalışır” hükmüne yer verilmiştir.


Mezkur madde ve devam eden madde hükümlerine göre;


Anayasa Mahkemesi’nin üye sayısı 17’den 15’e düşürülecek, 12 üyeyi Cumhurbaşkanı atayacak, kalan 3 üye ise, Meclis tarafından seçilecektir.


Anayasa Mahkemesi’ne ayrıca; Anayasa değişikliklerinin, kanunların, Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri’nin ve TBMM İçtüzüğü’nün Anayasa’ya uygunluğunu denetleyip, bireysel başvuruları karara bağlama görevi verilmiştir.
Mahkeme, aynı zamanda Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı, Cumhurbaşkanı yardımcıları, bakanlar, yüksek yargı organlarının başkan ve üyeleri, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarını görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılayacaktır.


Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun 13 üyesinden sadece 4 üyesi Cumhurbaşkanı tarafından atanacak, Adalet Bakanı ile Adalet Bakanlığı Müsteşarı tabii üye olacak, kalan 7 üye ise Meclis tarafından seçilecek, böylece halihazırda toplam 22 olan üye sayısı 13’e indirilmiş olacaktır.


Kurul; adlî ve idarî yargı hakim ve savcılarının mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzak- laştırma işlemlerini gerçekleştirecektir.

Sonuç
16 Nisan 2017 tarihinde halkoylamasına sunulacak olan Anayasa değişiklik teklifinin ihtiva ettiği hükûmet sistemi, “Cumhurbaşkanlığı  Hükûmet Sistemi”dir.


Yürütme organının temsilcisi olarak Cumhurbaşkanı, doğrudan halk tarafından seçilecek; Bakanlar Kurulu, Cumhurbaşkanı tarafından atanarak teşkil olunacak, ancak Bakanlar Kurulu, TBMM üyesi (milletvekili) olmayan bakanlardan oluşacaktır.


Doğrudan halkoyu ile seçilen milletvekilleri TBMM çatısı altında yasama faaliyetinde bulunacak; yasama yetkisi münhasıran Meclis’te olacaktır.


Değişiklik teklifiyle yasama, yürütmeden tamamen ayrı, kuvvetler ayrılığı ilkesine uygun şeklide bir hükûmet sistemi öngörülmekte, yargı alanında da önemli değişiklikler yapılmaktadır.

Cumhurbaşkanlığı  Hükûmet  Sistemi, başkanlık veya parlamenter hükûmet sistemleri gibi bir hükûmet biçiminin adıdır.


Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi, hükûmetin kuruluş ve işleyiş biçimine ait bir sistem değişikliğidir ve asla bir rejim değişikliği değildir. Devletimizin rejimi, 1923 yılında ihdas edilmiş olan “Cumhuriyet rejimi”dir.

Sistem tartışmaları, “hükûmet” tartışmasından ibarettir ve “rejim” ile yani devletin siyasî düzeni ile herhangi bir ilintisi mevcut değildir.


Halkoylamasına sunulacak olan Anayasa değişiklik teklifi “evet” oylarıyla kabul edilirse, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin rejimi değişmeyecek; rejim yine “Cumhuriyet rejimi” olarak devam edecek, ancak, hükûmet biçimi, “Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi” olacaktır. Anayasa değişikliğini havi teklifin konusu, bir rejim değişikliği değil, bir hükûmet sistemi değişikliğidir.

Not: Bu makale YENİ TÜRKİYE kitabının, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Özel Sayısında yayınlanmıştır.

Kaynakça
 
ATAÖV, Türkkaya: Federasyon Başkanlık Ya- rı-Başkanlık, Destek Yayınevi, 2011,  İstanbul.
BOĞAZİÇİ Küresel İlişkiler Merkezi: “Tür- kiye’nin Mevcut Sistemi ve Cumhurbaşkanlığı Siste- mi’nin Gerekliliği”, Boğaziçi Küresel İlişkiler Merkezi, http://bosphorusglobal.org, 12.03.2017
BURAN, Hasan: “Siyasal Rejim Sınıflamaları- nın Yeniden Gözden Geçirilmesi Üzerine”, S:1, C: 14, 2009, Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi.
ERDOĞAN, Mustafa: Anayasal Demokrasi, Siyasal Kitabevi, 2004, Ankara.
EROĞUL, Cem: Çağdaş Devlet Düzenleri, Kırlangıç Yayınevi, 2006, Ankara.
GÖKÇE, Ali Fuat: “Başkanlık Sistemi Uygula- maları: ABD, Venezuela, Meksika, Brezilya, Arjantin”, Akademik Bakış Dergisi, S:Mayıs-Haziran 2012, Ulus- lararası Hakemli Sosyal Bilimler E-Dergisi, İktisat ve Girişimcilik Üniversitesi, Türk Dünyası Kırgız - Türk Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kırgızistan.
GÖZE, Ayferi: Siyasal Düşünceler ve Yönetim- ler, Beta Yayıncılık, 2007, İstanbul.
GÖZLER, Kemal: “Türkiye’de Hükûmetlere Nasıl İstikrar ve Etkinlik Kazandırılabilir?”, Türkiye Günlüğü Dergisi, S: 62, Eylül-Ekim 2000
GÖZLER, Kemal: Anayasa Hukukunun Genel Esasları, 8.Baskı, Ekin Yayıncılık, 2016, Bursa.
GÖZLER, Kemal: Cumhurbaşkanlığı sistemi mi, Başkanlık sistemi mi, yoksa Neverland sistemi mi?
16 Nisan’da Neyi Oylayacağız?, http://www.anayasa. gen.tr/neverland.pdf,   15.03.2017
İSTANBUL Politikalar Merkezi: Anayasa Re- formu Aracılığı ile Türkiye’nin Denge ve Denetleme Sisteminin Güçlendirilmesi, Sabancı Ünv. İstanbul Po- litikalar Merkezi, Sabancı Ünv. Yayını, 2012,  İstanbul.
KALAYCIOĞLU, Ersin: “Çoğunlukçu Ku- rumsallaşmış Parlamenter Rejim: Birleşik Krallık (Britanya)”, Ersin Kalaycıoğlu ve Deniz Kağnıcıoğlu, Karşılaştırmalı Siyasal Sistemler, 2011, AÖF Yayınları, Eskişehir.
KARAGÖL, Erdal Tanas: “Çift Başlılığın Ne- den Olduğu Ekonomik Krizler”, Siyaset Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı, https://www.setav.org, 09.12.2017
KEYMAN, Fuat: “Denge ve Denetleme Olma- dan Ne Parlamenter Ne Başkanlık Sistemi Türkiye’nin Demokrasisinin Güçlendirilmesi İçin Sistem Üzerine Sivil Tartışma”, Sabancı Ünv. İstanbul Politikalar Mer- kezi, 2013, İstanbul.
KUZU, Burhan: Her Yönü ile Başkanlık Siste- mi Yeni Sistem Cumhurbaşkanlığı Modelimiz, Babıali Kültür Yayıncılığı, 2017, İstanbul.
KUZU, Burhan: “Türkiye İçin Başkanlık Siste- mi”, Adnan Küçük vd. (Ed.), Türkiye’de Siyasal Hayat C:1, Aktüel Yayınları, 2005, İstanbul.
MONTESQUİEU, Charles-Louis: Kanunların Ruhu Üzerine I, çev. Fehmi Baldaş, 1998, İstanbul.
NOMER, Mert: ABD Başkanlık Sisteminde Başkan’ın Yetkileri, XII Levha Yayınları, 2013, İstanbul.
ÖRGÜN, Faruk: Başkanlık Sistemi Dar Gelen Gömlek, Bilge Yayınevi, 1999, İstanbul.
ÖZBUDUN, Ergun: Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayınevi, 1986, Ankara.
SETA: “Gensoru Etkili Bir Denetim Mekaniz- ması mı?”, Siyaset Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı,  www.seta.org, 12.03.2017
SETA: 1982 Anayasası ve Anayasa Değişiklik Teklifi Karşılaştırması, Siyaset Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı, Turkuvaz Haberleşme ve Yayıncı- lık, 2016, İstanbul.
ULUŞAHİN, Nur: Anayasal Bir Tercih Olarak Başkanlık Sistemi, Yetkin Yayınları, 1999, Ankara.
WEBER, Max: Sosyoloji Yazıları, çev.Taha Par- la, Hürriyet Vakfı Yayınları, 2. Baskı, 1987, İstanbul.
YILMAZ, Sait: “Başkanlık Sistemi: ABD, Tür- kiye’ye Örnek Olabilir mi”, http://www.21yyte.org, 12.03.2017

1. Kadim Mecelle’nin muhalled hükmünü tahattur etmeden olmaz: Kıyas-ı maal-farik batıldır!

2. “Beka, ibtidadan esheldir. MECELLE

3. İSTANBUL Politikalar Merkezi: Anayasa Reformu Aracılığı ile Türkiye’nin Denge ve Denetleme Sisteminin Güçlendirilmesi, s.10, Sabancı Ünv. İstanbul Politikalar Merkezi, Sabancı Ünv. Yayı- nı, 2012, İstanbul.

4.  A.g.e., S:10

5. BOĞAZİÇİ Küresel İlişkiler Merkezi: “Türkiye’nin Mevcut Siste- mi ve Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin Gerekliliği”, Boğaziçi Küresel İlişkiler Merkezi, http://bosphorusglobal.org, 12.03.2017

6. KARAGÖL, Erdal Tanas: “Çift Başlılığın Neden Olduğu Ekono- mik Krizler”, Siyaset Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı, htt- ps://www.setav.org,  09.12.2017

7.KARAGÖL, Erdal Tanas: a.g.m.

8.GÖKÇE, Ali Fuat: “Başkanlık Sistemi Uygulamaları: ABD, Ve- nezuela, Meksika, Brezilya, Arjantin”, Akademik Bakış Dergisi, s:2, S:Mayıs-Haziran 2012, Uluslararası Hakemli Sosyal Bilimler E-Dergisi, İktisat ve Girişimcilik Üniversitesi, Türk Dünyası Kır- gız - Türk Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kırgızistan.

9.GÖZE, Ayferi: Siyasal Düşünceler ve Yönetimler, s.45-49, Beta Yayıncılık, 2007, İstanbul.

10. BURAN, Hasan: “Siyasal Rejim Sınıflamalarının Yeniden Gözden Geçirilmesi Üzerine”, s: 70-80, S:1, C: 14, 2009, Süleyman Demi- rel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi.

11. GÖZLER, Kemal: Anayasa Hukukunun Genel Esasları, s: 217- 256, 8.Baskı, Ekin Yayıncılık, 2016, Bursa.

12. YILMAZ, Sait: “Başkanlık Sistemi: ABD, Türkiye’ye Örnek Ola- bilir mi?”, http://www.21yyte.org, 12.03.2017

13. GÖZLER, Kemal: “Türkiye’de Hükûmetlere Nasıl İstikrar ve Etkinlik Kazandırılabilir?”, Türkiye Günlüğü Dergisi, s: 25-47, S: 62, Eylül-Ekim 2000

14. GÖZLER, Kemal: a.g.m., s: 25-47

15. GÖZLER, Kemal: Anayasa Hukukunun Genel Esasları, s: 173- 182, 8.Baskı, Ekin Yayıncılık, 2016, Bursa.

16. ATAÖV, Türkkaya: Federasyon Başkanlık Yarı-Başkanlık, s: 134, Destek Yayınevi, 2011, İstanbul.

17. GÖZLER, Kemal: a.g.e., s: 180-182, 2016

18. GÖZLER, Kemal: Cumhurbaşkanlığı sistemi mi, Başkanlık siste- mi mi, yoksa Neverland sistemi mi? 16 Nisan’da Neyi Oylayaca- ğız?,  http://www.anayasa.gen.tr/neverland.pdf, 15.03.2017

19. GÖZLER, Kemal: a.g.m., 2017

20. KUZU, Burhan: “Türkiye İçin Başkanlık Sistemi”, Adnan Küçük vd. (Ed.), Türkiye’de Siyasal Hayat C:1, s: 167, Aktüel Yayınları, 2005, İstanbul.

21. ERDOĞAN, Mustafa: Anayasal Demokrasi, s: 206, Siyasal Kita- bevi, 2004, Ankara.

22. İSTANBUL Politikalar Merkezi: a.g.m., s.44

23. ERDOĞAN, Mustafa: a.g.e., s: 206, 2004

24. MONTESQUİEU, Charles-Louis: Kanunların Ruhu Üzerine I, çev. Fehmi Baldaş, s: 239, 1998, İstanbul.

25. İSTANBUL Politikalar Merkezi: a.g.m., s: 14

26. İSTANBUL Politikalar Merkezi: a.g.m., s: 10

27. KEYMAN, Fuat: “Denge ve Denetleme Olmadan Ne Parlamen- ter Ne Başkanlık Sistemi Türkiye’nin Demokrasisinin Güçlendi- rilmesi İçin Sistem Üzerine Sivil Tartışma”, Sabancı Ünv. İstanbul Politikalar Merkezi, 2013, İstanbul.

28. GÖKÇE, Ali Fuat: a.g.m., s:12

29. ULUŞAHİN, Nur: Anayasal Bir Tercih Olarak Başkanlık Sistemi, s: 196, Yetkin Yayınları, 1999, Ankara.

30.GÖKÇE, Ali Fuat: a.g.m., s:11

31. BURAN, Hasan: a.g.m., s: 88

32. ÖRGÜN, Faruk: Başkanlık Sistemi Dar Gelen Gömlek, s: 25, Bilge Yayınevi, 1999, İstanbul.

33. YILMAZ, Sait: a.g.m.

34. BOĞAZİÇİ Küresel İlişkiler Merkezi: a.g.m.

35. EROĞUL, Cem: Çağdaş Devlet Düzenleri, s:102, Kırlangıç Yayı- nevi, 2006, Ankara.

36. KALAYCIOĞLU, Ersin: “Çoğunlukçu Kurumsallaşmış Parla- menter Rejim: Birleşik Krallık (Britanya)”, Ersin Kalaycıoğlu ve Deniz Kağnıcıoğlu, Karşılaştırmalı Siyasal Sistemler, s: 56-83, 2011, AÖF Yayınları, Eskişehir.

37. SETA: 1982 Anayasası ve Anayasa Değişiklik Teklifi Karşılaştır- ması, s: 5-6, Siyaset Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı, Tur- kuvaz Haberleşme ve Yayıncılık, 2016, İstanbul.

38. SETA: a.g.e. s: 5-6

39. SETA: “Gensoru Etkili Bir Denetim Mekanizması mı?”, Si- yaset Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı, www.seta.org, 12.03.2017

40. WEBER, Max: Sosyoloji Yazıları, çev.Taha Parla, s: 80, Hürriyet Vakfı Yayınları, 2. Baskı, 1987, İstanbul.

41. İSTANBUL Politikalar Merkezi: a.g.m., s: 13

42. İSTANBUL Politikalar Merkezi: a.g.m., s: 17

43. ÖZBUDUN, Ergun: Türk Anayasa Hukuku, s: 337, Yetkin Yayı- nevi, 1986, Ankara.


355


Parlamenter sisteme göre Cumhurbaş- kanı’nın yetkileri çok fazla. Başkanlık sistemi- ne göre yetkileri çok az. Bunu da yerli yerine oturtmak gerekiyor. Tercih yapılmalı. Başkanlık sistemi mi, parlamenter sistemi mi? Biz başkan- lık sistemini savunuyoruz”. MUHSİN YAZI- CIOĞLU

2.    Hükûmet Sistemleri
Hükûmet sistemleri eski Yunan dev- letlerinden itibaren ele alınan ve incelenen konuların arasındadır.
Aristo, hükûmet sistemlerini sınıflan- dırırken, nicelik ve nitelik ölçütlerini bir ara- da kullanmış ve nicelik ölçütü olarak devleti bir kişi, bir azınlık veya çoğunluğun yönete- ceğini; nitelik ölçütü olarak ise yönetimlerin iyi ya da adil olmasını ele almıştır.8
Aristo’nun, M.Ö. 4. yüzyılda Yunan site devletleri üzerinde yaptığı inceleme son-
356    rasında; tiranlık, oligarşi, demokrasi,  monar-
şi, aristokrasi ve cumhuriyet (çoğunluk siste- mi) olmak üzere altı çeşit hükûmet sistemi tespit ettiği bilinmektedir.9
Hükûmet sistemlerinin sınıflandırıl- masında; “yöneten ve yönetilen ilişkisi”, “yöne- timin yapısı”, “egemenliğin kullanılma biçimi” veya “kuvvetler arasındaki ilişki” gibi ölçütler kullanılmaktadır.10
Ancak, bu ölçütlerden en önemlisi “egemenliğin kullanılma biçimi”ne göre ya- pılan tasniftir. Tarih boyunca egemenliği in- san-üstü varlıkların, tek bir kişinin (tiranın, monarkın vs) veya halkın kullandığı dönem- ler olmuştur.
Tiran, monark veya krallara rağmen, egemenliği ele geçiren halkın, egemenliği kullanış biçimine göre hükûmet sistemleri şe- killenmiştir.
Hükûmet sistemleri, yasama ve yürüt- me kuvvetleri arasındaki münasebetlere göre
 
“kuvvetler birliği” veya “kuvvetler ayrılığı”
esaslarına göre ikiye ayrılır.
Günümüzde yoğun olarak tartışılan “Parlamenter sistem” ve “Başkanlık sistemi”, kuvvetler ayrılığı esasına göre şekillenmiş iki ayrı hükûmet sistemidir.11 Ayrıca bu iki hükû- met sistemine “Yarı-Başkanlık sistemi” ile “Meclis hükûmeti sistemi”12 de ilave edilebilir.
Ülkemizde cari olan parlamenter sis- temin, 2000 yılından önceki dönemde is- tikrarsız hükûmetlere yol açmasının sebebi olarak “koalisyon hükûmetleri” gösterilmişti. Bir ülkede parlamenter sistem iyi bir şekilde işlerken, bir başka ülkede işlemeyebilir. Do- layısıyla parlâmenter sistemin performansı, ülkeden ülkeye değişebilmektedir.13 Benzer iddialar Başkanlık sistemi için de ifade edi- lebilir.
Egemenliğin halkta olduğu hükûmet sistemleri arasında sayılan “Başkanlık siste- mi”, Türkiye’de bazı dönemlerde gündeme getirilerek mevcut parlamenter sisteme alter- natif olarak sunulmaktadır.

3.    Mevcut Durum
Anayasa değişiklik teklifi, Cumhurbaş- kanı ve bakanların seçilmeleri, atanmaları, görev ve yetkileri ile yakinen alakalı oldu- ğundan “Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi” olarak adlandırılmakta; tartışmalar, “Başkan- lık” veya “Parlamenter” sistemin birbirlerine mukabil üstün veya zayıf yönlerinin ileri sü- rülmesi şeklinde yapılmaktadır.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1069/yerli-mill-sivil-ve-demokratik-bir-hukmet-modeli-cumhurbaskanligi-hukmet-sistemi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar