HAYIRI EVET ZANNEDEN ŞEHREMİNİ

Farkındaysanız halk oylaması öncesinde, konu hakkında fikrimi beyân etmedim. Yeni Akit gazetesinden bir yazarın seçimden sonra sessiz kalanlardan hesap sorulacağını açık etmesine; hatta “baş bir yana leş bir yana” diye tehdid etmesine rağmen sustum. Zîrâ artık seçimlerden sonra solcu ve Kemalist cepheye hava atamıyorum. “Bu mu sizin adâletiniz?” sorularına cevap veremiyorum.

Mahallemin ayıpları ve günahları yüzünden -her ne kadar kendi geçmişleri temiz olmasa da- karşı mahalleye karşı eziklik hissediyorum. Gerine gerine muzaffer bir edâ takınamıyorum. Biz onlar gibi olmamak için yola çıkmıştık.

Ayrıca bir zamanlar Gülencilere yakın olmayı farz görenlerin, şimdi evet demeyi farz i’lân etmeleri bile, çileden çıkmama yetti. İkbâl kaygısının memleket ve din kaygısıyla süslenmesini hazmedemiyorum. Geçenlerde, en ateşli savunucuların eşlerinin veya çoluk çocuklarının makamlarını söylediğimde bir arkadaşım dumura uğradı. Canla başla yapılan savunmaları, bilâ-bedel İslâm adına sanıyormuş. “Geç babam geç! Tamamen duygusal (!)” dedim.

Bu yazı için acele etmek istemedim. 51.4’ü muhteşem zafer görenleri, hayret ve ibretle seyrediyorum. Yüzde 51.4 demek, hayır cephesinin iyi bir çalışmayla başkanlık sistemini ele geçirebileceği anlamına geliyor. Bunu dağdaki çoban bile görebilir.

Vaktiyle bir arkadaşıma tâlib olan ama hayır cevâbı alan bir delikanlı, arkadaşım evlenirken düğününe gelmiş ve “Acımadı ki acımadı ki“ demek için kalkıp oynamıştı. Oynarken ağlıyor gibiydi. Zafer nârâları atan köşe yazarlarını, bu delikanlıya benzetiyorum. Neye seviniyorsunuz acaba? Sınırı kıl payı geçmenin nesi zafer?

En çok da Melih Gökçek’i bu delikanlıya benzetiyorum. Ankara’da yaşıyorum ve Ankara hayır dedi. Bu, şehreminine esaslı bir mesajken balkona çıkmasını algılayamadım. Keyfim kaçtı.

Ankara hayır dedi. Hayır demek, hayır demektir. Bunun yerel seçime yansıyacağı iyi hesâb edilmeli.

Eskiden seçim günlerinde hemen oylar sayılmaya başlayınca Ak Partililer sokağa çıkarlardı. 16 Nisan akşamı bizim semtte acâib bir sessizlik vardı. Oysa Başbakanlık hemen dibimizde. Saat sekiz buçukta dışarı çıktım. Sanki sıkıyönetim var. Yollar otobüsler boş. Ak Parti önüne gelene kadar tek bir korna sesi duymadım. Metrodan dışarı çıkınca bir teyzenin “Kıskananalar çatlasın!” diye bağırdığını gördüm. İşte kalabalığın psikolojisi böyleydi. Kıskananlar çatlasın! Melih Gökçek, böyle bir kalabalığı selâmladı. Oysa Binali Yıldırım, böylesine basit bir nispet tavrında değildi. Temkinli ve ağırbaşlıydı. Ben ayrılırken kalabalık artmaya başlamıştı. Demek ki 51.4’ün ilk şoku geçmişti.

Kızılay’a döndüğümde Güvenpark’da zorâkî toplanan bir kalabalık gördüm. Kimin topladığını tahmin etmem zor olmadı. Bir ruh hastası, “Savaşa hazır olun!” twiti atar da kendini kurtarmak için sokak savaşından medet uman delikanlı boş durur mu? Allah’dan hayır cephesi sokağa çıkmamıştı.

Lütfen sâkin olalım! Zor zamanda sokağa çıkmayan ama yeri sallanınca sokak savaşından rant elde etmek isteyen ergenlikten çıkamamış twitter manyaklarına fırsat vermeyelim!

16 Nisan’ın ertesinde aklı başında özeleştiriler yapıldı. Neyse ki hepten zafer sarhoşu olmayan yazarlar var. Dilerim Cumhurbaşkanımız da Başbakanımız da bu özeleştirilere kulak verirler ve her seçim sonrasında kimlerle balkona çıktıklarını gözden geçirirler.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1064/hayiri-evet-zanneden-sehremini.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

Geç Babam Geç
18.04.2017 22:49
Güzel bir yazı. Tebrikler. Yalnız üsluba biraz özen gösterirseniz daha iyi olacağını düşünüyorum. Tekrar tebrikler. İçeriğe gelince; bizimkiler zafer sarhoşluğuna devam edecekler. Ergenekon her hedefine adım adım gidiyor. Ama gören anlayan yok. Biz hala cemaatle uğraşıyoruz.

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar