REFERANDUM,DİN,SİYASET VE 15 TEMMUZ DARBESİ

Önümüzdeki hafta başından itibaren referandum sonuçlarını konuşuyor olacağız. Lakin bazı sonuçlarının bugünden belli olduğu açık.Evet-hayır bağlamında bir defa daha kutuplaştırıldık,siyasi dindarlık bir defa daha toplumda yeni kırılmalara neden oldu.

Siyaset, toplumsal sorunları diyalog ve uzlaşma yoluyla bir çözme biçimidir. Kavga yapmamak,kan dökmemek için bulunmuş bir yöntemdir. Siyasetin kendisi bir kavga aracına dönüşürse, bu işlevini yerine getiremez ve o toplum her meselede çatışmak durumunda kalır.

Bugün referandumun iman-küfür zeminine taşınmasının arkasında bu çatışmacı zihniyet vardır. ikbal hırsı, dini siyasetin cephaneliği haline getirmiş,farklı düşünenler dinden kovulmak gibi bir durumla karşı karşıya bırakılmışlardır. Halbuki,  referandum tercihlerinin hiç biri ötekinden daha dini veya ladini değildir.

Siyasi ve dünyevi meselelerin dini alana taşınması sadece toplumda var olan çatlakları büyütmeye,çatışma potansiyeli taşıyan alanları çoğaltmaya yarar.Bugün referandumdan daha önemli olan bu çatlakları kapatmak,bu çatışma alanlarını daraltmaktır.

15 TEMMUZ DARBESİ

Toplum hayatında öyle konular vardır ki asla rekabet konusu edilemezler. Din bunlardan biridir,ne kadar siyasi alanın dışında kalırsa o kadar birleştirici, ne kadar içine girerse o kadar ayırıcı olur. Vatanın bütünlüğü,milletin birliği de öyledir.Kimse vatan toprağı üzerinde siyaset yapamaz. Özerklik, bölgeleşme,eyaletleşme vatan toprağı üzerinde kumar oynamaktır ve asla tasvip edilemez. Demokrasi de bir arada yaşamanın bugüne kadar insan zihninin bulduğu en başarılı formülüdür. Kendisiyle ilgili kararlara katılan bir toplum, ortaya çıkan her sonuca  katlanır. Reyiyle yönetime iştirak eden birey, kendini o devletin bir parçası, dolayısıyla sahibi olarak görür. Siyasi katılımdan dışlanan kitleler ise asla devlete karşı bir sorumluluk hissetmezler. Demokrasi siyasi katılım yoluyla devleti herkesin malı yapar.Milletin devleti tabiri biraz da devletin millet tarafından yönetilmesini ifade eder. Bu bakımdan demokrasi de üzerinde siyasi rekabet yapılmayacak konuların başında gelir.Millet iradesine darbe vurmak, devleti milletin elinden almak demektir.Bu yönüyle hiç bir darbe meşru değildir ve siyaset adamları -demokrasiyi- koruma noktasında ittifak etmek zorundadırlar.

15 Temmuz'da hain bir darbe yaşadık.Siyasi partilere düşen amasız mamasız darbenin karşısında yer almaktır.Ancak  bu karşıtlık darbelerin sebep ve saiklerini sorgulama hakkını ortadan kaldırmaz. Yeterince sorgulanamayan,arka planı aydınlatılmayan darbeler hem maşeri vicdanda tereddütlere neden olur, hem de yeni darbelerin tetikleyicisi olur. 15 Temmuz darbesinin de yeterince araştırılmadığı yönünde kamuoyunda gittikçe büyüyen bir kanaat var.Bu kanaatin darbenin sorumlularıyla ilgili bir tereddüde dönüşmemesi, meselenin özgürce tartışılmasına bağlıdır. Soru soran,kamuoyundaki tereddütlerin tercümanı olan herkes darbeci diye susturulursa, bu defa kamuoyu bu korkunun nedenleri üzerinden şüpheye düşer. İki yüz kırk yedi vatandaşımızın şehit edildiği,meclisimizin bombalandığı bir ihanet hareketi dar,sınırlı soruşturmalarla geçiştirilemez.Hele Cumhurbaşkanının,Başbakanın darbeden haberdar edilmediği bir ülkede bunun sorumlusu olanlar -görevde kalabiliyorlarsa- bu sorular daha da çoğalır.Kılıçdaroğlu'nun -kontrollü darbe- sözüne zemin hazırlayan da  bu lüzumsuz hassasiyetlerdir.Suçlu ve fail belli olduğuna göre bu korku niye,bırakalım herkes eteğindeki taşı döksün,hiç bir suç veya suçlu kenarda köşede kalmasın.Bu sadece kamuoyunu tatmine yaramaz,iktidarın da işini kolaylaştırır.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1046/referandumdinsiyaset-ve-15-temmuz-darbesi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar