BU NEFRETLE NEREYE?

Birbirimize karşı çok haşin, çok acımasız, çok nobran davranıyoruz. Başkanlık referandumunu nerdeyse hayat memat meselesi haline getirdik. Hayır çıksa da evet çıksa da kıyamet kopmayacak. Türkiye yoluna devam edecek. Hiç bir fani milletin kaderini kendi kaderine mahkum edemez. İnsanlar gider milletler, devletler yaşar.

Bazen biz nasıl ve ne zaman bu kadar vicdansızlaştık diye sormadan edemiyorum. Birbirinin kanını içmeye hazır bir topluluk haline getirildik. Önüne gelene saldırmak için fırsat kollayan, birilerini düşman ilan etmeden rahat edemeyen, kin ve nefretle beslenen bir yazar çizer takımı var. Ruhlarındaki kiri,pası yazılarıyla milletin ruhuna da zerk ediyorlar. Dün Çanakkale’de düşmanına bile merhametle davranan bir milletin çocukları, bugün pis bir siyaset uğruna birbirini yiyor.

Onca propagandaya, tek taraflı görsel ve yazılı basına rağmen hayır oyları niçin yükseliyor biliyor musunuz, işte bu yüzden yükseliyor. Baskı, küfür hakaret, aşağılama, insanları Allah’ın dininden aforoz etme, bunu yapanlara karşı bir tepki olarak dönüyor. Şu veya bu partiye oy vermek ve ya vermemek ne zamandan beri dinin rüknü oldu? Bu düşmanca tutum insanları korkutuyor, endişelendiriyor, tepkilerini harekete geçirip, savunmaya itiyor.

Birkaç gün önce Fetö’nün medya ayağı olarak ilan edilen Atilla Taş ve 21 kişi tahliye edildi. Bu kişileri tutuklayan da serbest bırakan da aynı hakim veya hakimlerdi. 21 kişi birden bırakılınca kıyamet koptu, sosyal medyada hakimler tehdit edildi, aynı gece bırakılan kişiler tekrar göz altına alındı. Kararı veren hakimler açığa alındı. Bu kişiler suçlu da masum da olabilirler. Ama bir ülkede hakimlerle, yargıyla böyle oynarsanız orada hukuk diye bir şey kalmaz. Tutuklanma, işini kaybetme korkusu taşıyan hangi hakim vicdanının sesini dinleyerek karar verebilir? Yarın bu kişiler suçlu da olsa kamuoyu vicdanında verilen cezalar tartışılır hale gelir. Ergenekon, Balyoz davaları böyle oldu, şimdi darbe ve Fetö davaları da aynı şekilde dejenere ediliyor. Yargılamaları hakimlerin, savcıların yapmadığına yönelik ciddi bir algı oluşuyor.

Bizim kuşak 12 Eylül’ü de yaşadı. Marksist bir düzen kurmak isteyenlerle buna engel olmak isteyen ülkücüler arasında kanlı boğuşmalar oldu. Yüzlerce, binlerce genç hayatını kaybetti. Ama o günlerde bile toplumda bu ölçüde bir kamplaşma, düşmanlaşma yoktu. Siyasi ikbal uğruna bunca insanı karşı karşıya getirip sonrada her gün derinleşen, kökleşen bu ayrışmayı nasıl izale edeceksiniz. Siyasetin birinci amacı toplumu kucaklaştırmak,farklı toplum katmanları arasında köprüler kurmak olmalıdır. Din bir köprüdür, dil, tarih, kültür, milliyet birer köprüdürler. Bunları uçurursanız, tahrip ederseniz insanımızı insanımıza bağlayan ne kalır?

Zaman zaman yapılan Türklük, vatandaşlık, tek millet tartışmalarında AK Parti'nin toplumu İslam’la bütünleştireceği iddia ediliyor. Din bu milletin en üstün değeridir. Ve hala en çok paylaşılan değerdir. Ancak din yoluyla bütünleştirilemeyecek büyük bir kitle de var. Dünya, tarihi akışın bir neticesi olarak din toplumundan kültür toplumuna evrildi. Bugünün toplumlarını bütünleştirecek farklı estrümanların olduğunu da gözden ırak tutmamalıyız.

Asıl söylemek istediğim, dinin bugün siyasetin elinde bir bütünleştirme aracı olmaktan çıkarılıp, bir ayrışma aracı haline getirilmesidir. Ona kafir, buna cehennemlik diyen bir din anlayışı toplumu nasıl bütünleştirecek. Eğer toplumu bir de dinle bölmek istemiyorsak bu sakim anlayışı hızla terk etmek zorundayız. Aksi takdirde sadece millete kötülük yapmakla kalmaz, bizzat o dine de kötülük etmiş oluruz.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1033/bu-nefretle-nereye.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

şevki demir
07.04.2017 11:02
sn yazar doğru demişsiniz. insanları dövüp sonra da niye bizle değilsiniz diye şikayet ediyoruz.
murat
09.04.2017 17:46
Dosdoğru bir yazı,12 eylülde bile bu kadar ayrışmadık

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar