BU BÖLGEDE GÜÇLÜ OLMAKTAN BAŞKA ÇIKAR YOLUMUZ YOK

Tarihiyle, kültür ve medeniyetiyle zengin birikime sahip bir ülke olarak bu çağa çok güçlü hazırlanma zorunluluğumuz vardı. Bu süreçte önümüze çıkan çetin meselelerin büyük bir kısmını milletçe tek yürek olarak aşmayı başardık. Ama çağa daha güçlü yürümemizi sağlayacak fırsatların büyük bir kısmını ise iç çekişmeler, kısır tartışmalar, suni bölünmeler ve gizli müdahaleler sebebiyle maalesef kaçırdık.

Şimdi yine bir yol ayrımındayız. Ve dünyayı yeniden şekillendirecek bir çağın ayak sesleri duyuluyor olanca gürültüsüyle.

Kartların yeniden karılmaya başlandığı bu yeni süreçte bizim mümkün olduğunca güçlü olmaktan ve gücümüzü de kendi tarihi birikimlerimizle daha ziyade iç dinamiklerimizden almaktan başka bir çıkış yolumuz yok.

ÇOCUKLAR ÖLÜYOR DÜNYA YİNE SESSİZ.

Yüreklerimizi bu kadar ölüme, gözyaşına ve zulme nasıl alıştırdık?

Hemen yanı başımızda onlarca masum çocuk ölürken hiçbir şey olmamışçasına sükûnet elbiselerimizi giyip sokaklarda nasıl dolaşıyoruz? Huzursuzluğun kol gezdiği bir dönemde saadet yorganlarını üzerimize örtü yapıp kaygısızca nasıl uykuya dalabiliyoruz? Sarin gazı altında nefessiz bırakılıp hayatlarının tomurcuk vakitlerinde bu dünyadan göçe mahkûm edilen çocukların sessiz çığlıklarına nasıl tahammül gösterebiliyoruz?

Esed, İran ve Rusya’nın desteğiyle ölüm yağdırmaya devam ediyor. Hem de genç, yaşlı, kadın ve çoluk çocuk demeden.

BM kınıyor, ABD kınıyor, Rusya masadan kaçıyor velhasıl harekete geçme noktasında herkes sessiz. Biz nasıl bir dünyaya evrildik Allah’ım! Güçlünün vicdanı kör ve sağır, güçsüzün eli kolu bağlı. Herkes oyun ve entrika peşinde. Filler tepişirken olan masum insanlara ve çocuklara oluyor. Şimdilerde İdlib'in Han Şeyhun beldesinde bütün dünyanın gözü önünde yürek dağlayan bir insanlık dramı yaşanıyor. Gözü dönmüş Esed rejiminin, İdlib'in Han Şeyhun beldesine kimyasal silah saldırısı düzenlemesinin ardından bu saldırıda yüzden fazla sivil hayatını kaybetti. Maalesef bunların çoğu çocuktu. Yani günahsız masum yavrular. Bu hain saldırıda çoğu çocuk beş yüz sivilin ve bölgede yaşayan bütün canlıların gazdan etkilendiği biliniyor.

Şimdi soru şu; Bu insanlık dışı saldırıya kim dur diyecek?

Kimyasal silahı olmadığı halde var diye Saddam’ı devirmek için bahane uydurup Irak’ı yakıp yıkan ABD mi?

Nitekim sivillere yönelik bu kimyasal saldırıya ABD’nin tepkisi, önce suçu Obama’ya yükleyip topu taca atmak, ardından rejim değişikliğine gerek olmadığını duyurmak ve nihayetinde saldırıyı kınamaktan öteye geçemedi.

Bu vahşete ve insanlık suçuna kınama toplantıları düzenlemekten başka bir adım atmayan ve bırakın başkasını kendine bile hayrı kalmayan BM mi bu vahşete dur diyecek?

Pastadaki aslan payını kaçırmamak için saldırıyı görmezden gelen ve böyle bir vahşet karşısında bile ağzının suyu akmaya devam eden Rusya mı dur diyecek?

İşte bu yüzden bu çetin bölgede bizim çok güçlü olmaktan başka çıkar yolumuz yoktur. Bu, hem kendimiz hem de bölge halklarının selameti açısından böyledir.

GÜNDEMDE KERKÜK VAR.

Kerkük, bir oldubittinin eşiğinde.

Yüz yılın başında Ortadoğu’da Amerika eliyle kurulan hain plan, gönül tezgâhında kadim kültürümüzü nakış nakış işleyen ata yadigârımız Kerkük’te devreye sokuluyor bu günlerde.

Kerkük yasta, Türkiye teyakkuzda.

Ayrı düştüğümüz günden beri baharı, hasreti ve gurbeti muştulayarak bizi avutan Kerkük türkülerine inat bu mazlum Türkmen şehri, bin bir çeşit entrikanın ve tuzağın üssü haline getirilmek isteniyor. Acilen güçlü tedbirler alamazsak eğer Türkmen kardeşlerimiz bir takım çatışmaların içine çekilip yok edilme tehlikesiyle karşı karşıya kalacak. Katledilerek, göçe zorlanarak ve yıldırılarak nüfusu iyice azaltılan bu yaslı şehrimizde oynanan oyunlara karşı hemen şimdi güçlü tepkiler veremezsek yarın çok geç kalmış olacağız.

İşte bunun için bizim bölgede çok güçlü olmamız ve dik durmamız lazım.

Amerika, Rusya ve Çin’in baskıladığı koca bir Türk dünyasının ne yapıp ederek acilen bu bermuda şeytan üçgenine hapsedilmek istenen kaderini yırtması ve bu yeni çağda hak ettiği yeri alması lazım.

Bayrak provokasyonu ile başlayan Kerkük merkezli bu yeni oluşum, Arapların ve Türkmenlerin protestolarına, Türkiye’nin sert tepkilerine ve Irak Merkezi Hükümeti’nin karşı duruşuna rağmen devam edeceğe ve daha büyük sıkıntılara evrileceğe benziyor. Zira Kerkük İl Meclisi, bayrak krizinin ardından Amerika’dan aldığı icazetle hemen referandum kararı almış ve gerilimi tırmandırmaya devam etmektedir.

Bölge, ABD’nin kurduğu hain plan üzerine şekillenmeye devam ediyor. Bu bölgede ne kadar güçlü durmamız gerektiği yine ortada.

HUZUR SESLERİ HAKKARİ’DEN YÜKSELDİ

Güneydoğu’da güvenlik güçlerimizin yürüttüğü huzur operasyonları bütün hızıyla devam ediyor.

Huzurumuzun, güvenliğimizin, istikrarımızın ve umutlarımızın üzerine adeta sakırtlak gibi yapışan terörün, başta Güneydoğu olmak üzere bütün ülkeden temizlenmesi hepimizin ortak dileğidir. Terörün acılarını yıllardan beri çeken Güneydoğu halkı başta olmak üzere terörle anılmaktan rahatsız olan herkesin bu konuda duyarlı olması ve bu duruma tepkisini en açık biçimde göstermesi, terörün oksijenini bitirecek en büyük hamle olacaktır.

Bu anlamda en güzel haberlerden birisi önceki gün Hakkari’den geldi. Hakkari halkı, teröre hayır huzura ve umuda evet demek için sokaklara döküldü.

Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde bir araya gelen sivil toplum örgütleri ve vatandaşlar, "vatan sana canım feda", "kahrolsun PKK" ve "şehitler ölmez vatan bölünmez" sloganlarıyla terör örgütlerini protesto etti. Mayın döşeyerek, hendekler kazarak ve yöre insanının temiz duygularını istismar ederek bölgeyi yaşanmaz hale getiren terör örgütlerine en güzel cevap bu bölgede yaşayan duyarlı insanlarımızın dik duruş sergilemeleri sayesinde olacaktır.

Surda açılan bu gediklerin bölgeye kalıcı huzur getirmesi temennisiyle.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1032/bu-bolgede-guclu-olmaktan-baska-cikar-yolumuz-yok.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar