31 MART SOYKIRIMI ve KAFKAS İSLAM ORDUSU

Turan mefkûresinin yılmaz lideri, Başbuğ Türkeş' i vefatının 20. seneyi  devriyesinde

tüm Türk Dünyası adından saygı, minnet ve sonsuz rahmetle yadediyoruz...

Türklük davasına gönül verenlere, Turan' ı vatan görenlere selam olsun!

Ermenistan ve hamilerinin yaklaşık 200 yıl boyunca Türklere karşı giriştikleri acımasız siyaset ve neticesinde Azerbaycan'da '31 Mart Azerbaycanlıların Soykırımı Günü' olarak ilan edilmesine neden olan bu kara günün kökenleri 19. yüzyıla kadar uzanır. 12 Ekim 1813 Gülistan Antlaşmasıyla Karabağ Hanlığı, 10 Şubat 1928 Türkmençay Antlaşmasıyla Nahçıvan, İrevan Hanlıkları Ruslar tarafından zapt edildi. Bu Hanlıklarda, Rus istilasından sonra Osmanlı ve İran topraklarından buralara göç ettirilen Ermeniler yaşamaktaydı. 1829 Osmanlı-Rus savaşı neticesinde imzalanan Edirne Antlaşmasıyla Karadeniz'in Doğusunu elde eden Rusya, Güney-Batı istikametinde ilerleyerek Transkafkasya'da sağlam bir hakimiyet kurmuştu. 1877-78 Osmanlı-Rus savaşından sonra imparatorluktan koparılan topraklar, yeni zuhur etmiş olan Sovyet Rusya'sının eline  'Türkiye Ermenistan'ı' kozunu geçirmiş ve Sovyet Rusya'sının Kafkas siyasetine önem vermesine, farklı stratejiler geliştirmesine imkan tanımıştı.

20. yüzyılın başlarında 54 kazadan ibaret olan Transkafkasya'nın  sadece beşinde çoğunluk teşkil eden Ermeniler, Rusya'nın kışkırtmalarıyla  Türklere meskun yerleri boşaltmak, ekseriyeti Ermenilerden teşekkül edecek bir arazinin hazırlanması çabalarına girişmişlerdi. Bu gaye ile 1905 ihtilalinden istifade eden Ermeniler, silahlarına davranarak İrevan, Nahçıvan, Ordubad, Karabağ, Gence, Bakü ve Şirvan gibi yerlerde silahsız ve masum Türkleri yok etmeye başlamışlar, Mart 1918'de yapacakları soykırımın ilk emarelerini vermişlerdi.

Bakü, Şemahi, Zengezur, Kuba, Cebrail ve Şuşa'da on binlerce Azerbaycan Türkü'nün Ermeniler tarafından hunharca katledilmesi Mart 1918'de başladı. Bakü'de 12.000 Azerbaycanlı, dini ve milli mensubiyetleri dolayısıyla soykırıma tabi tutuldu. Şemahi'de 1653'ü kadın, 695'i çocuk 8.000 insan soykırıma uğradı. Bakü ve Azerbaycan'ın diğer bölgelerinde 50.000'den fazla Azerbaycanlı, Ermeni ve destekçisi Bolşeviklerin kanlı terörüne maruz kaldı. Tüm bu yaşananlara neden olan Ermeniler ve tasmasını elinde bulunduran Bolşeviklerin amacı, bölgenin Rusya'nın nüfuzu altına girmesini temin etmekti. Müsavaat Partisinin tabanı yok edilerek Bakü'de hakimiyeti ele almak ve tedricen Transkafkasya'nın Ermenileştirilmesi planlanmıştı. Yeri gelmişken hemen belirtelim ki, 3 Mart 1918  Brest Litovsk Barış Antlaşmasına rağmen Rusya, 'Büyük Ermenistan' idealine destek vermeye devam ediyor, Lenin ve Stalin'in imzaladıkları  'Türkiye Ermenistan'ı' fikrini hayata geçirmeye çalışıyordu. Brest Litovsk Antlaşması imzalandığında Kars, Batum, Ardahan'da Türk nüfusu çoğunluğu teşkil ediyordu. Bölgede yaşayan 730 bin kişilik nüfusun % 56.3'ü Türk idi: Batum % 70, Kars % 50, Ardahan % 75.

Mart soykırımıyla Ermenilerin amacı, Bakü nüfusunu yok etmek, onların mal ve mülklerini ele geçirmek suretiyle şehri Ermenistan toprağı ilan etmekti. Yaşanan soykırımı, soykırıma destek veren Rus subayları dahi inkar edememektedir. Bolşevik Blyumun hatıratında "Ermeni Taşnakların 1918 senesi yazında Bakü'de 20.000 masum Azerbaycan Türkünü katlettiğini" yazmaktadır. İ. Suxartsev, Ermenilerin Bakü'deki katliamlarıyla ilgili olarak üstlerine bu durumdan sevinçle bahsederek haber vermekteydi. 13 Nisan'da Şaumyan ise, Halk Komiserliği Sovyeti'ne Bakü olaylarını şu şekilde iletiyordu: "3 gün Bakü'de şiddetli çatışmalar vuku buldu. Ermeni milli birlikleriyle beraber Sovyet Kızıl Ordu kuvvetlerinin karşısında Musavaat Partisi mensupları vardı. Sonuç lehimize oldu, düşman tamamen imha edildi". Azerbaycan'da yaşanan olayları, 'Kanlı Nikolayların döneminde dahi görülmemiş mezalim olarak' tanımlamaktaydı.

28 Mayıs 1918’de Musavat Partisinin Lideri Mehmet Emin Resulzade’nin başkanlığında Azerbaycan Milli Şurası Azerbaycan’ın bağımsızlığını ilan ettiğinde Bakû, İngiliz - Rus - Ermeni işgali altında idi. Bu yüzden Milli Hükümet, Bakû’den sonra ikinci büyük şehir olan Gence’ye yerleşmek durumunda kalmıştı.Bu sırada Azerbaycan'ın yüz ölçümü 97.297.67 km² idi. Sovyet döneminde Ermenilerin gaspıyla bu rakam 86.600.00 km²'ye düşmüştü. Azerbaycan milli hükümetinin ilk icraatı ülke topraklarının bütünlüğü ve ordu ıslahatları oldu. Güney Kafkasya'da I. Cihan Harbinden 1918 senesine kadar vuku bulmuş Ermeni soykırımın araştırılması, hükümetin öncelikleri arasında yer aldı.

15 Haziran 1918 senesinde Ali Ekber Hasmemetov başkanlığında Fevkalade İstintak Komisyon-Olağanüstü Tahkikat Komisyonu kuruldu. Komisyonun araştırmaları neticesinde Ermenilerin girişmiş oldukları katliam tüm açıklığı ile ortaya kondu. Üstelik tasmalarının sahipleri Rus generaller tarafından sunulan raporlar Ermenilerin yapmış oldukları mezalimi teyit etmekteydi. OTK üyesi Novatski, Ermenilerin Kuba ili dahilinde yapmış oldukları katliamları: "Mayıs 1918, ünlü Taşnak Hamazasp’ın ve yardımcısı Nikolay’ın başçılık ettiği Ermenilerden oluşan silahlı çete Kuba Şehrine girerek etrafı rastgele ateşe tuttular. Sokaklarda karşılarına çıkan tüm Müslümanları-erkekleri kadın ve çocukları öldürmüş, evlere sokularak aileleri tümüyle yok etmiş, annelerin göğsünde süt emen bebekleri hançerle doğramışlar" ifadeleriyle dile getirmektedir. (MDA,Fond1061, Siy.1, İş 95, s.5-8). 17-21 tarihleri arasında Bakü'de vuku bulan Ermeni katliamlarıyla ilgili olarak Tahkikat Komisyonu üyesi A. Kluge: " ...Ermeniler Müslüman nüfuzun yoğun olduğu mahallelere tecavüz ederek insanları katletmiş,kılıçla parçalamış,mızrakla delik-deşik etmiş,evlerin yanında çocukları da canlı canlı yakmışlar, 3-4 günlük bebekler süngülere takılmıştır. Sadece bir mahallede 57 kişi katledilmiştir. Sokaklara terk edilmiş bu cesetlerin kulakları, burunları koparılmış, karınları yırtılmış, kasları kesilmiştir. Ermeniler katlettikleri kadınları soyarak saçlarından birbirine bağlamışlardır. Onlar çoluk-çocuk, yaşlı, kadın önlerine geçen tüm Müslümanları acımasızca katletmiştir. Mesela ,saygıdeğer Hacı Emir Alizade'nin 80 yaşındaki anasını, yaşları 60-70 arasında değişen diğer kadınları katletmiş, 25 yaşındaki taze gelini ise diri diri duvara gömmüşler,katlettikleri adamın aleti-tenasülünü keserek onunla birlikte katlettikleri kadının ağzına sokmuşlardır" ifadeleriyle vahşeti dile getirmektedir. Bu tür yüzlerce soykırıma tanık olan Rus Albayların raporları mevcut olup biz yazımızda ancak birkaç tanesine yer verebildik. Fakat Rus Albayların Ermeni soykırımına dair kaleme almış oldukları raporlar hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyenler bu konu üzerine yapmış olduğum çalışmalara bakabilirler.

Kafkas İslam Ordusu

Bakû’nün İngiliz-Rus-Ermeni işgali altında olması ve Ermeni Taşnakların Bolşevik adı altında 20 binden fazla Azerbaycanlıyı katletmesi, genç cumhuriyetin varlığını tehdit etmekteydi.Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin kurulmasından sonra 8 Haziran 1918 senesinde Osmanlı Devleti ile aralarında Azerbaycan Milli Şurası  da bulunan yeni Kafkasya devletleri arasında Batum Antlaşması imzalandı. Antlaşmada yer alan "dostluk ve karşılıklı yardım" maddesi gereğince Osmanlı Devleti, gerektiği takdirde Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti'ne silahlı yardım yapmayı kabul etti.

Kafkaslardaki Müslüman halka yönelik katliamların durdurulması için ve oradaki Türklere savaş yardımı yapmak için  Azerbaycan Milli Şurası'nın Başkanı Mehmed Emin Resulzade bu anlaşmanın 4. maddesine uygun olarak Osmanlı Devleti'nden askeri yardım istedi.

Batum'da Türkiye ile karşılıklı yardım mukavelesinin imzalanması, Bakü'nün yabancı unsurlardan temizlenmesi anlamına geliyordu. Söz konusu 4 Haziran mukavelesi uyarınca Osmanlı kuvvetleri Transkafkasya'ya girdi.  Doğu Ordular Grubu'na bağlı bir askeri birim olan Kafkas İslam Ordusu, Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın emriyle ve tamamen Müslümanlardan oluşmuş, I. Dünya Savaşı'nda Kafkasya Cephesi'nde yer almıştır. Kafkas İslam Ordusunun amacı; Azerbaycan ve Dağıstan'ı Rus işgalinden kurtararak bağımsızlıklarını ilan etmelerine yardımcı olmak, Kafkasya'da kurulacak ordunun esasını vücuda getirmek, Kafkasyalı askerlere talim vermek ve Kafkasya'da yüksek İslam menfaatlerini ve hukuku mukaddesi hilafet ve Osmanlı ile siyasi rabıtayı ve askeriyeyi tesis etmekti. Bakü, Harbiye Nazırı Enver Paşa için büyük önem arz etmekte idi. Enver Paşa, Bakü'yü Türkistan'a açılan kapı olarak görmekteydi. Sadece Enver paşa değil Kazan Türklerinin istiklalini temin için hayatını feda eden Sadri Maksudi Arsal da Bakü'yü Türkistan'ın birinci kapısı olarak görenlerdendi.

Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın kardeşi Nuri Paşa'nın komutasındaki çoğu eski muhacerete mensup askerlerden oluşan yaklaşık 20.000 kişilik Kafkas İslâm Ordusunun Bakü uğrundaki vuruşmaları Haziran ayı sonlarında başladı. Azerbaycan'da ilk mücadele Gence'de Ermeni mahallesinde silahları toplarken vuku buldu. Kafkas İslam Ordusu 10 Haziran'da Gence'ye dahil olduğunda Kazağ, Tovuz'dan geçerken kendilerini sevinçle karşılayan halkın büyük kısmı orduya katıldı. Kafkas İslam Ordusunun Azerbaycan'da sevinçle karşılanışını 1937 senesinde Stalin tarafından Pan-Turanist, Pan-Türkçü diye itham edilerek kurşuna dizilen Ahmet Cevat,  "Vefalı Türk geldi yene, selam Türkün bayrağına” sözlerini içeren 'Çırpınırdı Karadeniz' şiiriyle dile getirmekteydi.

Kafkas İslâm Ordusunun hareket istikameti İngilizlerin Tebriz'e girişini engellemek için bu yöndeydi. Bu amaçla Kafkas İslâm Ordusu Gence'den hareketle Bakü'ye doğru ilerlerken Nisan ayında Van'ı işgalden kurtaran Ali İhsan Sabiş Paşa emrindeki Osmanlı kuvveleri, İran sınırını geçerek Tebriz'e girdi ve 8 Haziran 1918 senesinde şehri ele geçirdi. Akabinde Hoy'a hareket eden Kafkas İslam ordusu, Karabağ'a yönelerek bir anlamda Kuzey ve Güney Azerbaycan'ı birleştirmiş oluyordu. Kısa bir zaman içerisinde Göyçay, Kürdemir, Ağsu ele geçirildi, 20 Temmuz'da Şamah, işgalci Ermeni unsurlarından temizlendi. Stepan Şaumyan'ın elinde bulundurduğu Bakü'deki hakimiyete 31 Temmuz 1918 senesinde son verildi.

Bakü petrolleri meselesi I. Dünya savaşının müttefiki olan Osmanlı Devleti ve Almanya'yı Ermenilerin Bakü'yü işgalinde karşı karşıya getirdi. Türklerin petrol şartlarına razı gelmeyen Almanya, Ermenilerin hamiliğine soyundu. Bu durumu 1918 İstanbul Konferansına Azerbaycan adına delege olarak katılan M. Emin Resulzade: "Türklerle Almanlar arasında Kafkasya'ya bakış açısından tezatlar bulunmakta, petrol meselesi Azerbaycan-Almanya münasebetlerinden ziyade Türkiye-Almanya münasebetidir" ifadeleriyle özetlemekteydi.

Almanya'nın tazyiki Türklerin Bakü'yü düşman unsurlarından temizlenmesi fikrine mani olamadı. Türklerin kararlılığını Menşevikler "düşman Bakü'nün girişindedir, onu büyük Rusya'dan ayırma tehlikesiyle karşı karşıya bırakmıştır" cümleleriyle ifade ederken Sentrokaspi hükümetinin Ağustos ayında yapmış olduğu toplantıda söz alan L. Umanski mevcut durumu; "Türkler, Bakü'ye girmesi durumunda bizi ancak İngilizler kurtarabilir" ifadeleriyle dile getirmekteydi. İngilizler öteden beri Türk-Alman bloğunun Bakü petrollerini ele geçirmesinden, Osmanlı Devleti'nin Orta Asya-Hindistan istikametinde ilerleyeceğinden endişe duymaktaydı.

İslam ordusunun Bakü'ye ilerleyişi Hıristiyan parti ve cemiyetleri Türklere karşı birleştirmişti. L. Umanski 'Son Dakikalar' adlı makalesinde bu durumu: "Yoldaş Petrov, asla Rusya'nın anahtarını düşmana vermez" ifadeleriyle dile getirmekteydi. Bu sırada İran Konsolosu Mirza Muhammed Han Sedulvezir'in Türk ordusuna karşı Eser-Menşevik-Taşnak birliklerine yardım etmesi de unutulmamalıdır. Nihayet 2.509 kişilik kuvvetlerle Bakü'ye dahil olan İngiliz kuvvetleri, Ermenilerde hayal kırıklığına neden olmuşlardı. Çünkü onların beklentisi, 20.000 kişilik kuvvetlerle Bakü'ye girecek olan İngiliz ordusu sayesinde amaçlarına muvaffak olmaktı.

Ş. Şaumyan ve arkadaşlarının hapsedilmesi, Menşeviklerin Rusya'da Bolşeviklerden iktidarı devralması vb. gelişmeleri takiben yeni Ermeni hükümetinin başı M. Tuyuşkov olmuş idi. Mürsel Paşa, yen Ermeni hükümetini kan dökülmesine sebebiyet verecek faaliyetlerden uzak durması hususunda uyarmakta fakat Tuyuşkov, bu ikazlara kulak asmamaktaydı. Neticede 14 Eylül gecesi İslam ordularının son hücumu karşısında Bakü'yü müdafaaya devam eden Sentrokapsi Hükümetinin Harp Nazırı General Bağratüni kaçan askerlerinin ayakları altında ezilmekten kurtulamadı ve 15 Eylül günü Bakü, İslam orduları tarafından kurtarıldı.

Daha önce "Hocalı'ya Giden Yol" başlığı altında kaleme almış olduğumuz yazılarımızda, soykırımı anma yılı münasebetiyle doğrudan '26 Şubat 1992 Hocalı Soykırımından'  bahsetmiştik. Tabi ki tarihin zincirin halkaları gibi birbirine bağlı ve bütün olduğunu idrakinde olan tarihçi kimliğimizle hadisenin evveliyatına değinmemek olmazdı. Gelecek, tarih hafızasına sahip milletlerin yüzyılı olacak, tarihinden kopan milletler yok olacaktır. Bu minvalde  bize tahsis edilen köşemizde,  imkanlar dahilinde okuyucularımızı sıkmadan konuyu özetlemeye çalıştığımız yazımıza yine Ahmet Cevat tarafından kaleme alınan şu mısralarla son verelim.

Ey şanlı ülkenin şanlı ordusu
Unutma Kafkas’a geldiğin günü
Gelirken kovmaya Turan’dan Rus’u
Ayağını Karadeniz öptü mü?
İlk atarken eski burca adımı
Kars Kalesi selam topu attı mı?
Sen yaparken orada zafer şenliği
Mağlup düşman kaşlarını çattı mı?

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1027/31-mart-soykirimi-ve-kafkas-islam-ordusu.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar