ATLAR NALLANIRKEN KURBAĞA NE YAPAR?

Bu günlerde siyaset, eline aldığı fırçasıyla bütün şehirleri, evleri, caddeleri, kahvehaneleri ve hayatın hemen her alanını renklendirmeye devam ediyor.

Ülkemizdeki seçimler her zaman renkli görüntülere sahne olmuştur. Özellikle her ikisi de rahmetli olan Necmettin Erbakan ve Süleyman Demirel, hem hazır cevaplı oluşları hem de birbirinden ilginç benzetmeleriyle on yıllar boyunca insanlarımızın hafızalarında tebessüm ettiren cümleleriyle yer etmeyi başarmış siyasetçilerdir.

Şapkasını kaptırmamak için verdiği mücadelesi, “benzin vardı da biz mi içtik?”, “yollar yürümekle aşınmaz”,” dün dündür, bugün bugündür” gibi jeneriklik sözleri ve “bana, milliyetçiler adam öldürüyor dedirtemezsiniz” gibi çıkışları ve “derin devlet, normal devletin raydan çıkmış halidir” gibi sıra dışı tanımlamalarıyla Türk siyasetinin en renkli simalarından birisi oldu rahmetli Süleyman Demirel. Demagoji ustasıydı aynı zamanda ve bu özelliği sayesinde pek çok müşkül meselenin üstesinden kolaylıkla gelmeyi başarıyordu.

Demirel’in başbakanlığı döneminde on iki ada konusunda Yunanistan ile aramızda ciddi sorunlar yaşanmış ve karşılıklı hamleler gelmeye başlamıştı. O günlerde ortamın iyice ısınması üzerine kabine toplanmış ve acilen bu durumu görüşmeye başlamıştı. Dışarıdaki gazeteciler, uzun süren bu toplantıdan sonra ne açıklama yapılacağını merakla bekliyordu.  Toplantı sonrası gelen bir soruya verdiği cevap, Demirel’in bu özelliğini en doğal şekilde gösterir cinstendi. Soru şuydu;

-Sayın Başbakan, Yunanistan Ege Denizi'nin bir Yunan gölü olduğunu iddia ediyor. Buna cevabınız ne olacak?

Demirel’in bu soruya tarihi cevabı şöyle olmuştu;

- Ege bir Türk gölü değildir. Ege bir Yunan gölü de değildir. Ege zaten bir göl de değildir.

Seksen beş yaşında hayata gözlerini yuman Necmettin Erbakan ise daha ziyade hicivleri, hikmetli sözleri ve ilginç benzetmeleri ile renklendirmişti Türk siyasetini.

Onun şu sözleri hala zihinlerimizdeki canlılığını korumaya devam ediyor; “Gulu gulu dansı”, “kadayıfın altının kızarması”, “hadi aradan, hadi oradan”, “bir kısım medya”, “sizi gidi batı taklitçileri sizi”, “biz siyaset değil cihat yapıyoruz”, “adil düzen”, “milli görüş”.

Rahmetli Erbakan Hoca’nın hikmet yüklü sözleri de siyasete damga vurmuştu bir zamanlar;

“İman varsa imkân da vardır”, “bir çiçekle bahar olmaz ama her bahar bir çiçekle başlar”, “Irak’ta ölen bir çocuğun vebalini, yedi sülaleniz alnını secdeden kaldırmasa da ödeyemez”, “Müslüman, hakkın hâkimiyeti için motor, batılın yok olması için fren olma görevlisidir”, “Milli Görüş; Bu milletin inancıdır, tarihidir, kimliğidir, ruh köküdür” ve benzeri gibi.

Demirel ve Erbakan’lı yılların aksine günümüz Türkiye’sinde siyaset, daha ciddi ve bir o kadar da çetin geçiyor.

Dünyada bir takım dengeler değişiyor, kartlar yeniden karılıyor, küresel krizlere çözüm bulmak için zayıf devletlerin konumları yeniden belirleniyor ve buna paralel olarak potansiyelinin farkına varan Türkiye bir yandan içerde güçlenirken diğer yandan kabuklarını kırarak bölgesinde yaşanan gelişmelerle ilgili inisiyatif alıyor. Hal böyle olunca bizi bu küresel denklemin dışında tutmak adına her türlü yola başvuruluyor. Ülkemizde yapılan referandumun bir anda bütün dünyanın gündemine oturması ve bazı batılı gazetelerde bu referandumla ilgili Türkçe başlık atılması da işte bu yüzden olsa gerek.

Bu seçimlerin bunca ciddiyeti ve çetinliğine rağmen şüphesiz en renkli siması Sn. Devlet Bahçeli’dir.

Bahçeli, gurup toplantıları ve miting meydanlarında yaptığı konuşmaları esnasında kullandığı birbirinden ilginç deyimler ve atasözleriyle yıllardır herkesin ilgi odağı olmayı başarmıştır. Nitekim bu günlerde de oldukça formda olan Bahçeli’nin konuşmasını dinleyen herkes, adeta küllenmiş deyimlerimizi yeniden keşfediyor ve unutulan atasözlerimizi yeniden hatıralar mahzeninden çıkarıyor. Daha sert bir üslupla da olsa rahmetli Erbakan ve Demirel’den sonra siyasetimizi deyim ve atasözlerimizle bu derece renklendiren kimse olmamıştı.

“Düğüne gider zurna beğenmez, hamama gider kurna beğenmez”, “kızgın kireci elle yoğurmak, bir zalim karşısında el pençe durmaktan iyidir”, “ahmak ata binerse bey oldum sanırmış, şalgam aşa girerse yağ oldum sanırmış”, “asıl azmaz, bal kokmaz; kokarsa yağ kokar, onun da aslı ayrandır”, “tatsız aşa tuz neylesin, akılsız başa söz neylesin” gibi hemen hemen her gurup toplantısı ve mitinginde yıllardan beri yirmi otuz deyim ve atasözü dile getiren Dr. Devlet Bahçeli, Türk halkına dilimizin ne kadar zengin bir lisan olduğunu da adeta yeniden hatırlatıyor.

Son dönemde Bahçeli’nin en ilgimi çeken sözlerinden birisi başkanlık çıkışı yaptığı günlerde Türkiye Büyük Millet Meclisi grup toplantısında sarf ettiği “atlar nallanırken kurbağa ayağını uzatırmış” sözü olmuştu.

Şimdi içeriden ve dışarıdan kuşatılmaya çalışıldığımız böyle bir dönemde Türkiye, kendi geleceğine doğru emin adımlarla yürüyebilmek için atlarını nallıyor ve yepyeni bir çağa hazırlanıyor.

Madem “demir tavında dövülür”, çağa yürümek için atlar nallanır; Kurbağa gibi ayağını uzatmak niye?


http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1022/atlar-nallanirken-kurbaga-ne-yapar.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar