ŞU “SÜMÜKLÜ VÂİZ!” MESELESİ

Küçüklüğümden beri ağlayan erkeklere illet olurum. Sebebini bilmiyorum ama belki de şu memlekette koca koca profların, politikacıların düştüğü tuzağa bu yüzden düşmedim.

Gençken bir misafirliğe gitmiştik. Ev sâhibi, “Bir şey seyretmenizi istiyorum.” diyerek kaseti videoya sürdü. Ekranda bir hoca, ağlıyor da ağlıyor. Ağlamaktan ne dediği anlaşılmıyor. Bal gibi de rol yapıyor… O ağladıkça sinirlerim bozuldu. Belli etmedim. Ben ki en basit Yeşilçam filminde salya sümük ağlarım.

Arkadaşıma baktım. İlm-i siyâset bilen arkadaşım etkilenmiş gibi dinliyordu. Dışarı çıktığımızda fikrimi söyledim. Aslında etkilenmediğini itiraf etti.

İşte fakülte yıllarımda adını sık sık duyduğum Fethullah Gülen’i ilk defa böyle tanıdım.

Geçen sene 15 Temmuz Darbe Araştırma Komisyonu’nda konuşan bir psikiyatristle aramızda şöyle özel bir konuşma geçti:

“Hocam, Gülen’in ağlaması hakkında ne düşünüyorsunuz?”

“Rol yapıyor.”

“Peki, o ağlayınca ağlayanlar hakkında ne düşünüyorsunuz?”

“İşte onlar çok ilginç!”

“Peki, o ağlayınca sümüğünü çekerek ağlayanların, şimdi ona sümüklü demesi hakkında ne düşünüyorsunuz?”

“İşte bu daha da ilginç!”

İnsanoğlu, çok karmaşık bir şey! Yazı girişindeki örneği boşuna vermedim. İlm-i siyâset bilen arkadaşım, hiç etkilenmediği hâlde mimikleriyle ne kadar etkilendiğini göstermişti. Bense odun gibi duruyordum. “Selâmünaleyküm kör kadı”lık başa belâ!

İşin sırrı şuydu: Ev sâhibi, çok değer verdiğimiz bir büyüğümüzdü. Onun takdirini önemseyen arkadaşım, etkilenmiş numarasını lâyıkıyla yaptı. O kişiden her dâim sahâbe kadın muâmelesi gördü. Bense yola getirilmesi gereken yırtık rahibe, zındık, artık her neyse… o muâmeleyi gördüm.

Şimdilerde herkes, Gülen’e sümüklü deme yarışında. Gâliba ilk defa Kezban Hatemi, ekranlarda çok cesurca demişti bunu. Elbette 15 Temmuz sonrasıydı.

Oysa aynı Kezban Hatemi, Gülenle ilgili bir belgeselde kendisinden ne kadar etkilendiğini anlatmıştı. Elbette 17-25 öncesiydi.

Sözümü geri alıyorum. Aslında insanoğlu, hiç karmaşık değil. O kadar sıradan, o kadar basit ki… Gülenle gülen, ağlayanla ağlayan, güçsüz bir maklûk… Oysa işin sırrı kalpte. Kalbiyle bakan görür. Kalp yanılmaz!

Ölü Ozanlar Derneği filminin bahçede yürüme sahnesini her zaman örnek veririm. Açın seyredin! Bin tâne felsefe kitabına bedel bir sahne! Toplum karşısında değerlerimizi, prensiplerimizi korumanın ne kadar zor olduğunu anlatır.

Zor… Gerçekten çok zor!

Ama bir o kadar da güzel!

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1018/su-sumuklu-viz-meselesi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

Çemizgezekli
01.04.2017 19:19
Çok seviyeli seviyesiz bir yazi olmuş. Cok tebrikler. Bir de yazı başlıklarında Seyit Mehmet Hoca ile aynı olmuş. Dikkat edilse iyi olur. Tetikçi olmazsınız böylece. Dost tavsiyesi.
Serdal
01.04.2017 23:50
Sizi zevkle okurdum. Ama "sümük", "salya sümük" gibi lafları yakıştıramadım. Edipler edebe dikkat etmezse kim dikkat edecek?

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar