“HAÇLI RUHU” BİR İNANÇ MI YOKSA ZİHNİYET MİDİR?

Genellikle 1086 yılında Papa VII. Gregorius’un, Doğu’ya yani Müslümanların ellerinde bulunan “Kutsal Topraklar”a savaş için bir sefer başlatma düşüncesini ortaya attığı, fakat bu düşüncesin gerçekleşmesinin halefi II. Urbanus’a 1092 yılında nasip olduğu bilinir ve söylenir. Bu da ilk Haçlı Seferi olarak dile getirilir.

Oysa bu bilgi doğru değildir.

Tarihçilerin bildirdiğine göre, Müslümanların tahminen yetmiş üç gemi ve on bin askerden oluşan bir deniz filosusunun, Tiber Nehri’ni geçip Roma’ya saldırmasından sonra kısa bir süreliğine Ostia ve Porto’yu ele geçirdiler. Daha sonra bu ordunun, Tiber nehrinin sağ kıyısında Roma’daki Aziz Petrus Bazilikası’nı ve Aziz Paul Kadetrali’ne el koyması Hıristiyan dünyada bir infial uyandırmıştır.

Bu olay üzerine tez elden toplanan Fransa’daki Rahipler Meclisi, bütün Hıristiyan hükümdarlara “İsa düşmanlarına” karşı birleşme çağrısı yaptı. 846 yılında Papa IV. Leo, Müslümanlarla savaşırken ölenlerin cennete gideceklerini duyurmasıyla ilk Haçlı Seferi’ni başlatmış oluyordu.

Papa IV. Leo’nun tohumunu ektiği bu kin ve düşmanlık, bir müddet sonra çok daha köklü bir inanç ve intikam duygusuna dönüşecektir. Küçükleri hariç tam dokuz büyük Haçlı Seferi, bu seferlerde gerçekleştirilen katliam ve yağma da bu kini dindiremeyecektir.

Hele bunların dışında biri var ki, Müslümanlara karşı kinin, düşmanlığın ve intikam duygusunun hangi boyutlara vardığını göstermesi açısından enteresandır. 1212 yılında büyüklerinin başaramadığını, küçücük yüreklerine yerleştirilen büyük bir düşmanlığın teşvikiyle çocuklar yapmaya çalışacaktır. Tarih’e bu kez “Çocukların Haçlı Seferi” diye kayıt düşülür.

Bu Haçlı Seferi, “Etienne” adlı bir Fransız çocuk tarafından başlatılmıştır. Bir çoban olan bu çocuk, “İsa’yı gördüğünü ve onun kendisini, Kutsal Toprakların kurtarılması için elçi tayin ettiğini iddia” eder.

Yürüyüşe geçen Etienne’e yolda binlerce kız ve erkek çocuk akranı da katılır. Bunların bir kısmı silahlıdır. Bütün Fransa’yı korkunç bir çılgınlık dalgası kaplamıştı. Analar-babalar, çocuklarıyla başa çıkamıyorlardı.

Nihayet bütün çocuklar İsa’dan haber almış bu çocukla birlikte, Marsilya yolu üzerindeki sahilde toplandılar. İsa’nın kutsadığı bu elçi marifetiyle, o saf kalpleriyle bir mucize göreceklerdi: Biraz sonra Etienne’in buyruğu ile denizin geri çekilip kendilerine yol açacağını uzun süre beklediler. Beklenen bir türlü olmayınca da, gemilere doluşup denize açıldılar.

Artık bundan sonra onlar için çok hazin bir hikâye başlar. Yedi gemi dolusu çocuk, Kutsal Toprakları kurtarmaya (!) gidiyordu. Fakat yolda gemilerin ikisi battı; sağ kalan çocuklar ise, gemiciler tarafından İskanderiye’deki esir pazarlarına götürülüp köle olarak satıldılar.

Elbette bu hazin sonla biten sefer, ateşlenmiş olan kin alevini söndürmeye yetmeyecektir. Papa IV. Leo’nun mayasını çaldığı bu zihniyet, hiç durulmadan, kin ve nefretinden bir şey kaybetmeden günümüze kadar sarkmıştır.

Öyle ki, 11 Eylül saldırılarından sonra İslam’ın ve Müslümanların Avrupa’nın geleceği için en büyük tehdit olduğunu savunan ve “İslamofobik aforizmalar” telaffuz etmekten çekinmeyen İtalyan yazar Oriana Fallaci, kendisini “Hristiyan bir ateist” olarak tanımlar. Fallaci’ye göre, Avrupa’yı İslam’a karşı koruyan tek kültürel ve entelektüel zırh, Hristiyanlık’tır.

Halbu ki, bir ateistin bütün dinlere aynı derecede karşı olmasını beklersiniz, ama Hıristiyan bölgenin ateisti de, bizdekiler gibi yalnızca İslam’a düşmandır. Yani aynı menfezin suyundan beslenirler. İslam ve Müslümanlara karşı büyütülen kin, Batı’da hayat bulmuş bütün fikir, düşünce ve ideolojilerin şah damarlarına zerk edilmiştir.

Bu anlayışta Fallaci yalnız mıdır? Elbette ki hayır. Aynı şekilde kendisini “iflah olmaz bir ateist” olarak tarif eden İngiliz tarihçi Niall Ferguson, “Hristiyanlık’ın Avrupa’da zayıflamasından endişe duyduğunu; zira bunun radikal İslam’a karşı dinî direncin tamamen ortadan kalktığı bir dünyanın doğmasına neden olduğunu” söyler.

Batı’da radikal dindarından tutun, din inkârcısına kadar herkesin üzerinde ittifak ettikleri bir tek şey vardır: İslam düşmanlığı.

Neden mi yazdım bunları?

Avrupa Birliği oluşumunun 60. yıldönümünde, üye olan ülke liderlerinin Papa Francesko’nun ruhaniyetine sığınması, aklıma bunları getirdi.

Galiba şunu demek istedim: Haçlılık ruhu, bir inanç olmaktan öte bir zihniyetin adı olmuştur.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1008/hacli-ruhu-bir-inanc-mi-yoksa-zihniyet-midir.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar