Namık Açıkgöz


YENİ ANAYASADA “HABİTATİK VATADAŞLIK” YER ALMALIDIR

Ağzını açan lafa “Bir karış toprak bile vermeyiiiiz!... Bir çakıl taşı bile vermeyiiiiz!...” diye haykırarak giriyor.


Ağzını açan lafa “Bir karış toprak bile vermeyiiiiz!... Bir çakıl taşı bile vermeyiiiiz!...” diye haykırarak giriyor.

Gazetelerde haber: “Türkiye’ye has filanca bitkiyi yurt dışına kaçırırken yakalandı.” Veya “Türkiye ekolojisinde yetişen filanca hayvanı yurt dışına çıkarmak yasak”…

Yani “vatan “derken taşı, toprağı, bitkiyi ve hayvanı dâhil ediyor ve korunmalarını gerçekten ciddiye alıyoruz ama anayasaya gelince sadece insanları merkez koyan bir anayasa hazırlıyoruz.

Bütün kanun ve yönetmelikler insanlara göre. Kurumlar, kuruluşlar, birimler hep insanlara göre tanzim edilmiş. Sosyal güvenlik kurumu, trafik kazası, hastaneler, tazminatlar hep insanlara göre düzenlenmiş.

“Elbette insanlara göre düzenlenecek. Çünkü anayasayı yapanlar ve devleti yönetenler, insan!...” diyeceksiniz.

Madem öyle… O zaman şöyle düşünelim: Bitkilerin yönettiği bir dünyada insanın esamisi okunmasa ne olur?

Veya hayvanların yönettiği bir dünyada insanların durumu ne olur?

Hatta taş-toprak ve su yönetse dünyayı, insanoğlu ne halt eder?

Bitkiler, bitkilere göre; hayvanlar hayvanlara göre, taş-toprak, su da taş toprak suya göre düzen kurar elbette ve biz insanlar şimdiki hayvanlar, bitkiler ve taş toprak ve su gibi oluruz.

“Amma da attın hocam yaaa!... Bu dediklerinde akıl mı var da dünyayı yönetecekler!...” dediğinizi duyar gibiyim. Elbette insan akla sahip olduğu için her şeye egemen. Ya akıldan başka bir şey egemenlik vesilesi olsaydı?...

İnsanoğlu yaratılmadan dünyanın hâlini bir düşünsenize!...

Neyse… Fantastik konulara girmeyelim.

Bu iktidar 1981 anayasasını darbe anayasası olduğu için değiştirmek istiyor. 2010 ve 2017 referandumlarında, anayasada yapılan değişiklikleri var gücümle destekledim ve hatta 2010 anayasa değişimi için “bağımsız ülkücülük” kavramını ürettim ve “bağımsız ülkücüler anayasa değişikliğini destekliyor.” diye yazı da yazdım. 2010 ve 2017 değişiklikleri nispeten kısmî değişikliklerdi; şimdi köklü bir değişime gidileceği tahmin ediliyor.

Daha demokratik ve vesayetsiz bir anayasa temel dileğimizdir ve bu anayasada vatandaşlık kavramı genişletilerek yer almalıdır.

Dünya artık eski dünya değil ve dünya da vatan da sadece insanlardan ibaret değil. Artık insanlığın bir ekosistem içinde yer aldığı ve bir habitat varlığı olarak yaşadığı gerçeğine ulaşıldı. Yani dünya ve vatan sadece insanlardan oluşmadığı için ve vatanı savunurken, taşıyla toprağıyla, bitkisiyle, hayvanıyla, suyuyla savunduğumuz için, vatandaşlık tanımına taş-toprak,  su, bitkiler ve hayvanlar da dâhil edilmelidir. Çünkü insanın var olması ve hayatiyetini devam ettirmesi için bir habitata ihtiyacı vardır ve bu habitatı da gene insan korumak zorundadır. Arının polen taşıması, karıncanın toprağın azotunu kontrol etmesi, kuşların zeytin çekirdeklerini dağlara taşıyıp zeytin alanlarını genişletmesi, hayvanların gübreleriyle bitkileri taşıması ve beslemesi… Daha pek çok habitat bilgisi bulabilirsiniz. Bunlar olmasa, hayat olmaz ve insan olmaz. İnsan olmazsa da vatan olmaz. O zaman vatandaşlık kavramına taşı-toprağı, suyu, bitkileri ve hayvanları da dâhil edeceğiz ve insanları nasıl koruyorsak, onları da koruyan sistemler ve kurumlar oluşturacağız ama bütün bunları yapmak için anayasanın uygun yerinde vatandaşlığı “habitatik vatandaşlık” olarak yeniden tarif edeceğiz.

2004’te çıkarılan 5199 sayılı kanun ile hayvan hakları gündeme yasal olarak da geldi ama bir anayasa felsefesi metni haline dönüşmedi. Üstelik sadece hayvanlara yönelik bir metin bu yasa.

Yoksa eski metinler gibi bir anayasa metni oluşturacaksak, hiç uğraşmayalım abi...