Efendi Barutçu


ORHAN TÜRKDOĞAN HOCAYA SONSUZ RAHMETLE-6

ahmetli Prof. Dr. Orhan Türkdoğan son derece kibar, nazik, güler yüzlü, meslektaşlarına saygılı ve hoşgörülü bir büyüğümüzdü. Gerçek bir ilim adamı nasıl olmalı diye sorulsa, bunun cevabı Hocamız ve benzerleridir.


Türkdoğan Hocanın Erzurum’dan öğrencisi Prof. Dr. Zekai Özdemir anlatıyor: 

     “Erzurum'da lisans eğitimi sırasında tanıştığım değerli bir akademisyen olarak Türkdoğan Hoca sadece entelektüel birikimiyle değil, aynı zamanda dürüstlüğü, fakir dostluğu ve samimiyetiyle de tanınan bir isimdi. İbn Haldun'dan Eric Hoffer'a kadar geniş bir düşünce yelpazesiyle öğrencilerine farklı perspektifler sunması, onun öğretim anlayışındaki zenginliğini gösteriyor.

     Onun eğitim anlayışında, sadece bilgi transferi değil, aynı zamanda öğrencilerin düşünme yetilerini geliştirmeye odaklanan bir özen vardı. Türk toplumunun sosyal dokusunu anlamak için Weberci bir bakış açısıyla Türkiye'deki entelektüel akımları incelerken, milli değerlere bağlılığı ve Türk milletinin birliğine duyduğu güçlü bağlılık da öne çıkıyordu. 

     O büyük bir ahlak savaşçısı idi. Peygamber ümmetine, anne baba evladına, öğretmen talebelerine nasıl davranıyorsa Orhan Hoca da üniversitedeki öğrencilerine aynı şekilde davranır, onlara şahsiyet verir ve onlara düşünce dünyasında yeni ufaklar açardı.

     Onun beyefendi kişiliği ve davranışları, sadece bilgi değil, aynı zamanda insani değerleri de vurguluyordu. Orhan Türkdoğan'ın, misafirlerini merdivene kadar uğurlama alışkanlığının bıraktığı etki, onun öğrencilerine olan özenini ve insanlarla olan saygılı ilişkisini, insanlar arasında güçlü bağlar kurma arzusunu gösteriyordu.

     Onun gibi aydın ve düşünürler, Türk tarihine ve kültürüne önemli katkılarda bulunan kişilikler olarak hatırlanmaya devam edecektir. Allah, onu sevdikleriyle cennette buluştursun.

     Öğrencisine dahi “efendim” diye hitap eden Anadolu’nun kibar ve zarif insan seni unutmayacağız.”

     Dr. Ayşe Çetinkaya Aydın:

     “Orhan Türkdoğan, Türklük bilincinin günümüz Türkiye’sine kadar geçen sürede zayıflayan kaybolma noktasına geldiği görüşünden hareketle, çalışmalarında özellikle millet olmayı engelleyen bu bilinç kaybının nedenleri ve sonuçları üzerinde durmaktadır.”

     Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Erkal:

     “Rahmetli Prof. Dr. Orhan Türkdoğan son derece kibar, nazik, güler yüzlü, meslektaşlarına saygılı ve hoşgörülü bir büyüğümüzdü. Gerçek bir ilim adamı nasıl olmalı diye sorulsa, bunun cevabı Hocamız ve benzerleridir. Türkdoğan Hoca bir inmeyen bayrak gibi idi. Türkiye, Cumhuriyet ve Türklük düşmanı, milli devlet ve üniter yapıyla kavgalı iç ve dış bazı çevrelerin intikam duygusuyla Osmanlı ve Cumhuriyet Türkiye’si aleyhine haksız ve geçersiz iddialar ileri sürmeleri karşısında gerçekleri dile getirici, kamuoyunu aydınlatıcı çabaları unutulur gibi değildir.

     Ziya Gökalp sonrası Türkiye’de bir Türk sosyolog bulamama ayıbı içinde olanların yabancılardan medet ummaları çok çirkindir. Mevcut sosyologlarımızı inkâr kuyruklu bir yalandır. Bazılarının anlaşılmaz bir şekilde yerli ve milli sosyologlarımızı dışlamaları aslında kendi kendilerini dışlamadır. Bu yanlış yolda gidenler değerli ilim adamı Orhan Türkdoğan’ın eserlerini ne ölçüde karıştırmışlardır? Kaldı ki, ülkelerin toprak bütünlüklerine, sosyal yapılarına yapılan saldırılar, ülke sınırlarının değiştirilmeye çalışıldığı ve etnik tuzakların döşendiği bir dönemde, sosyolojide küreselleştirilmeye karşı milli devlet, üniter yapı ve milliyetçiliğin önem kazandığı bir dönemden geçiyoruz.”

     Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Genel Başkanı Prof. Dr. Turan Yazgan: 

     “Prof. Dr. Orhan Türkdoğan hayatının milletimiz, devletimiz ve vatanımız için değerli hizmetler vererek yaşamış, eğitim-öğretim faaliyetleriyle, verdiği konferans ve bildirileriyle, yazdığı kitap ve makaleleriyle Türk gençlerinin önüne nesiller boyu faydalanabilecekleri bir fikir hazinesi sunmuştur.

     Orhan Türkdoğan Hocamızı gençlerimize örnek bir abide şahsiyet olarak gösterirken onun yukarıda ifade etmeye çalıştığımız ilmi hayatı ve milli duygularının gereği olarak yaptıklarının yanında, aile hayatının bir ahlak ve fazilet abidesi olarak tarihe geçeceğini unutmamak gerekmektedir. Yetiştirdiği kızı ve oğlu kendisini örnek alan öğrencileri kadar milli fedakârlık ve fazilet sahibi, bu ülkenin aşığı ve fedakâr hizmetkârları olan evlatlarımızdır. Ayrıca Türkdoğan Hocamız beden ve ruhunu hiç kötüye kullanmamış; dinimizin, örf ve adetlerimizin ve milli menfaatlerimizin gereklerine harfiyen uyarak yaşamıştır.”

     Prof. Dr. Dilşad Türkdoğan;

     “Babamla ilgili belleğime üşüşen ilk anılarımın hemen pek çoğu, üzeri onlarca kitap ve not dolu küçük bir masada daktiloya sabitlenmiş gözleri ve tuşlara azimle vuran parmakları. Bu süreçte yazı makinesi, gelişen teknolojiyle mekanikten elektrikli daktiloya ve en sonunda bilgisayara ulaşan bir değişim çizgisi izledi; ancak makineleri dillendiren kişinin azim, sebat ve ilme olan aşkında hiçbir değişiklik olmadı.

     Yegâne maddi arzusu kitaplar olan bir kişiyle birlikte geçirdiğimiz zamanlar da kitaba dair oluyordu. Babamla ortak alışveriş mekânlarımız hep kitapçılar oldu. Birlikte bakındığımız kitap rafları önünde, bir kitap kurdunun kitaba nasıl nüfuz ettiğini görmek, bu hazdan pay almamak ne mümkün…

     İlme adanmış bu beynin yakıtı hep ülke sevgisi oldu. Bu ülke insanını, toprağını ve kokusunu çok sevdi. Anadolu’dan gelen aslını hep sevdi… Birazcık kötümserliğe kolay kaçan tabiatıyla hep bu ülke sorunlarıyla yandı, yakındı durdu.

     Babamın mutlu anları hep müzik ve edebiyatla dolu oldu. Bir köşede hemhâlken Malatyalı Fahri’den bir dize, Yunus’tan bir dörtlük mırıldandı. Şiir aşkıyla muhteşem belleğinden kopup gelen 13-14 yaşında ezberlediği dizeleriyle beni hep hayrete düşürdü.

     Kişinin gezdiği pek çok yerde, tanıştığı pek çok insandan babasına yönelik bir teveccüh ve hayranlık hissetmesi çok özel bir duydu. Hep öğreten, hep veren bir insan olarak tüm ülkeye yayılan, devlet ricalinin en üst basamaklarına tırmanan öğrencileriyle gurur duydu Babam. Çok sevilen ve tanınan biri oldu ama O, çocuksu mahcubiyetini hep korudu. Hiçbir zaman yüksek makamların, kürsülerin, ekranların insanı olmadı. Hep kalemine sığındı.

     Babacığım sana minnettarım. Bir bilim adamı, çok sevilen bir Hoca olmaktan öte, ‘Şahin gibi peşinizdeyim’ deyip ailene kol kanat germene, helal kazanç peşinde koşmana, devletin malını kendi malından üstün görmene, cömert yüreğinle acizin yanında olmana, ‘Kimseye borcum yok, Allah’a can borcumdan gayrı…’ düsturuna ve ‘Allah’ın ipine sarılın’ inancına bağlılığına minnettarım.” 

      Ve veda :
Orhan Türkdoğan hocamız 01.şubat 2024 tarihinde ötelerden gelen davete uyarak ruhunu teslim etti ve Eyup Sultan Camii'inde kılınan cenaze namazından sonra sevdiklerinin ve sevenlerinin omuzlarında sonsuzluğa uğurlandı.Ruhu şad mekânı cennet,makamı âlî olsun.