Bugün İslam, çoğu coğrafyada bir ahlak ve vicdan çağrısı olarak değil; bir itaat, ceza ve korku düzeni olarak algılanıyorsa, bunun nedeni Kur’an değil, tarihsel şeriat anlayışıdır. Çünkü İslam ile şeriat özdeş değildir. Bu özdeşlik sonradan, bilinçli biçimde kurulmuştur.
Kur’an bir devlet kurma metni değildir. Bir anayasa yazmaz. Ceza katalogları çıkarmaz. Yönetim modeli çizmez. Kur’an’ın temel meselesi insandır: insanın ahlakı, sorumluluğu, zulme karşı duruşu ve vicdanıdır. Buna rağmen İslam tarihi boyunca Kur’an, bir hukuk kitabına indirgenmiş, Allah’ın mesajı iktidarın hizmetine sokulmuştur.
Bu noktada kritik ayrım şudur:
Şeriat, Kur’an değildir; fıkıhtır.
Fıkıh ise ilahi değil, beşerîdir. Zamanın, kültürün ve iktidarın ürünüdür.
ŞERİAT: DİN DEĞİL, TARİHSEL İKTİDAR YORUMU
Bugün “şeriat Allah’ın emridir” denilerek savunulan düzenin büyük kısmı, hicrî 2. ve 3. yüzyılda yaşamış erkek hukukçuların yaptığı yorumlardan ibarettir. Bu yorumlar, dönemin:
- ataerkil yapısını
- kabile hukukunu
- siyasal ihtiyaçlarını
din kisvesiyle kutsallaştırmıştır.
Böylece şu algı üretilmiştir:
Allah konuşur, insan susar.
Oysa gerçekte konuşan Allah değil, fakihlerdir; ama Allah adına konuşurlar.
İşte sorun tam da buradadır.
AKIL SUSTURULDUĞUNDA DİN İKTİDARIN SOPASI OLUR
Kur’an aklı merkeze koyar. Defalarca “düşünmez misiniz?”, “akletmez misiniz?” diye sorar. Buna rağmen şeriat geleneği, sorgulamayı bidat, eleştiriyi fitne, farklı yorumu sapkınlık ilan etmiştir.
Çünkü akıl konuşursa:
- iktidar sorgulanır
- din tekelleştirilemez
- korku düzeni çöker
Bu yüzden şeriat düzenleri itaati ibadetleştirir.
CEZA, ADALETİN YERİNE GEÇTİ
Kur’an’da yer alan sınırlı cezalar, istisnai ve caydırıcıdır. Uygulama şartları son derece ağırdır. Ama tarihsel şeriat anlayışı bu cezaları:
- adaletin özü
- dinin vitrini
- iktidarın gücü
haline getirmiştir.
El kesme, recm, sopa:
→ ahlaki arınma değil
→ siyasal gösteridir
Adalet, vicdanla değil beden üzerinden kurulmuştur.
KADIN: KUR’AN’DA ÖZNE, ŞERİATTA DENETİM NESNESİ
Kur’an kadını muhatap alır; fıkıh onu kontrol altına alır.
Kur’an irade tanır; şeriat itaat ister.
Kadının yarım miras, yarım şahitlik, çok eşlilikle kuşatılması:
→ ilahi zorunluluk değil
→ erkek egemen toplumun dine yedirilmesidir
Bu, din değil kültürdür; ama din gibi sunulmuştur.
İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜNÜ EN ÇOK ŞERİAT BOĞDU
Kur’an “dinde zorlama yoktur” derken, şeriat geleneği dinden çıkmayı suç saymıştır. Çünkü özgür vicdan:
- korkmaz
- sorgular
- iktidara boyun eğmez
Bu nedenle iman, vicdani bir tercih olmaktan çıkarılıp kimlik zorlamasına dönüştürülmüştür.
SONUÇ: ASIL ÇÖKÜŞ BURADA BAŞLADI
İslam dünyasının geri kalışı, sadece dış müdahalelerle açıklanamaz. Asıl kırılma noktası, aklın din adına zincirlenmesidir. Din, ahlak üretmekten çıkıp iktidar üretmeye başladığında; İslam değil, şeriat düzeni kazandı.
Ve kaybeden:
- insan oldu
- kadın oldu
- düşünce oldu
- bilim oldu
NET CÜMLEYLE
İslam bir ahlak çağrısıdır.
Şeriat (tarihsel haliyle) bir iktidar projesidir.
Bugün din adına dayatılan birçok şey, Allah’ın değil; insanların korkularının ve iktidar hırslarının ürünüdür.
