Av. Dursun Yassıkaya

Tarih: 02.02.2023 16:09

DEĞİŞİM, DÖNÜŞÜM, HUKUK UYGULANIP ADALET SAĞLANARAK GERÇEKLEŞEBİLİR Mİ?

Facebook Twitter Linked-in

Prof. Dr. Tarık Zafer Tonya’nın dediği gibi “Hukukçuyu düşündüren baş mesele, tekniğin siyasal rejimler üzerinde egemenlik kurma yoluna gidişi, teknokrasidir”. (Siyasal Kurumlar ve Anayasa Hukuku- 1980 4. Bası)

               Teknoloji dünyasında, bilgiye bu kadar kolay ulaşabilir olmak, bizleri ne kadar sağlıklı ve doğru düşünmemizi sağlamaktadır. Aykırılıkların ötekileştirildiği, insanlığın içine düştüğü sahip olma duygusunun hırsa dönüşüp karşısında duranların mahvına sebep olacak kararları pervasızca aldığı alacakaranlık süreçleri yaşıyoruz.

               Yönetmeyi, otorite ile birleştiren siyasal iktidarlar, aykırılıkları kurgulama kabiliyetlerini kaybedip süreci yönetemedikleri gerçeği ile yüzleşmeye cesaret edemiyor. Günümüz dünyası bireysel başarı ile değil takım oyunu oynayabilen yapıların  yönetebileceği bir dünyaya evrilmiş durumda.

               21. Yüzyıl çatışmaları, geçmişin efendi-köle kavgasının yeniden yaşanmasına sahne olmaktadır. Bu durum teknolojinin ilerlemesi ile  sadece itaat eden, bürokrasinin gücünün siyaset kurumunun üzerinde bir yere oturmasına neden olmuştur. Liyakat yerine biat ile birleşen yeni  anlayış zenginin daha zengin olmasının önünü bu durum pervasızca açmıştır.

Günümüz gelişmekte olan ülkelerde,Monark anlayış ile semeren gizli teknokrat yapı hem kolektivist hem kapitalist düşünceyi grup (ideolojileri)-menfaat için kullanmaktadır. Bu yönetim anlayışı ile sistemin tükendiği  görülmektedir. Toplumu, güdülecek insan kitlesi olan bu bakış açısı, kitlelerin bu durumun farkına varmaması için duygular üzerinde yoğun baskı kurabilir. Bu duruma aslında insanlık hiç yabancı değil. Hitler Almanya’sı bunun en iyi örneği olarak gösterilebilir.

Değişen dünyanın yarattığı baskı, toplumun, rejimin, değişim ve dönüşüm ihtiyacının hatta zaruretinin doğru yönetilememesi, bunun sonuçlarına sessiz kalmak parçalanmayı hızlandıracaktır. Hukuk zemininde değişim ve dönüşümü öncelemediğiniz takdirde, hesap vermeyen, yapılanları meşru gören, düşünmeyen, nasılsa birisi düşünüyor diye söyleneni yapan bakış açısı varlığını kriminal eylemlerle kendisini gösterir. 

Problem çözme kabiliyeti olmayan, kendisi gibi düşünmeyenlerle çalışmak istemeyen, kendi aklı yerine başkalarının verdiği kararları kendisi için doğru kabul etmeyip, problem çözümünde inisiyatif alabilen, karmaşık  problem çözen, yaratıcı, orijinal ve öncü olmaktan imtina etmeyen, irdeleme, problem çözme ve fikir üretme becerisini sürekli geliştiren , analitik düşünme ve inovatif becerisi olanlar yarını şekillendireceklerdir. (yarınınisiniyarinabırakma.com)

Bunların tam tersine, ani değişim ve dönüşüm politikalarını her şart ve koşulda hayata geçirmek için karar veren, eylem koyan anlayış önce kendisine imkansız zararlar verebilir. Günümüzde örselenen değerler bunu en güzel örneği olsa gerek.

Tarık Zafer Tunaya’nın ifadesiyle sağ siyaset “ ilke olarak, saltanat (monarşik) ve teokratik devlet şekillerinde iyi bir toplum düzeninin garantisini görmüştür” tanımı yukarda ifade edilmeye çalışılan özelliklerle ne kadar uyumlu olabilir? Bu sorunun cevabını siyaset kurumu verebilir.

Kendini yeniden şekillendirmeye   çalışan siyaset kurumunun bir kesiminin bir araya gelerek yeni bir anlayışı hayata geçirmek için 19 y.y. düşünce dünyasına başvurması nasıl bir yeni olacaktır. Birleşmiş Milletler UNCITRAL kurallarını günümüz uluslararası ticarette ki etkisini bilerek, müzakerenin  her geçen gün önem kazandığını  görmezden gelerek, Cumhuriyet Savcısını kamunun avukatı olarak  kürsüden indirmeye yönelik doğru bakış açısı nasıl hayata geçecektir. Paranın güvenli limanı sevdiği  gerçekliği, bireyin ve tacirin sorun çözmede merkezde olacağı 19 y.y. bakış açısı ile yeni hukuk sisteminde  nasıl gerçekleşecek. Türkiye’nin tarihi, inanç ve kültürel etki alanının yeni müzakere anlayışının merkezi haline geleceği gerçeğini görmezden gelmek mümkün olabilecek midir? Verinin en önemli bilgi olduğu gerçeğini bu bakış açısı ile işleyebilecek miyiz? Eskiye dönme ihtiyacı yerine mevcudun sağlıklı yürütülebilmesi, şeffaflığını, hesap verebilirliğini, nasıl sağlamak gerektiğini düşünülse nasıl olurdu? B.M. ikiz sözleşmeler bağlamında özgürlüklere evet derken eskinin yeni olması nasıl mümkün olacak? 

Unutulmamalıdır ki, toplumların  değişim ve dönüşüm süresinde, mevcut durumu, oluşum ve yönlendirilmesi sürecinde bireyin içinde yer aldığı grupların özellikleri de önem taşımaktadır. ..Grup varlığı, üyelerinin tutumlarını değişmesini hızlandırabileceği gibi, engelleyici de olabilir (Prof. Dr. Ünsal Sığrı - Yönetimde Grup Dinamikleri) Günümüzde grup dinamiğinin bireyi engelleyici yönünü tüm sonuçları ile görülebilmektedir.

Unutulmamalıdır ki, tekdüze hareket aslında hareketsizlik demektir. Yaşamın ilerleme kaydedebilmesi ve sürekliliğinin olması sürekli hareket ve değişime bağlıdır.. Ancak bu değişim toplumun en öznel değerlerinin temelinde yükseltmek olmalıdır. Her değişim kendi karşıtlığını da yaratır. Karşıtlık akıl, bilim zemininde vücut bulmalıdır.

 Hakça paylaşım, her yerde adalet anlayışı yerine hukuku isteğe göre şekillendirmeye çalışarak, değişimi önceleyen anlayışlar, kendi egemenliğini sağlamak yerine, başkalarının egemenliği oyununa geldiklerini fark etmeden süresiz kaosun kapılarını aralarlar.  Yönetilemeyen sürekli kaos!!! Bundan kurtulmak basit.. İnsani yaşat ki devlet yaşasın şiarını yaslandığımız devlet ile hayata geçirmek mümkün olacaktır. 30.01.2023


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —