Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
Güncel (Web Sitesi) - Web Sitesi | Haber Girişi: 15.09.2021 - 17:16, Güncelleme: 15.09.2021 - 17:33

Hakkı Öznur: Ne diktalara ne diktatörlere boyun eğdik!

 

Hakkı Öznur: Ne diktalara ne diktatörlere boyun eğdik!

12 Eylül 1980 askeri darbesi, EKSEN sendikası tarafından Ankara Ulucanlar Cezaevi’nde düzenlenen “41. Yılında 12 Eylül” adlı panelde değerlendirildi. 4. Geleneksel 12 Eylül Programı’na binlerce Ülkücü katıldı. Selçuklu Vakfı Genel Başkanı Dr. Lütfü Şehsuvaroğlu, Gönüllerde Birlik Vakfı Genel Başkanı Mahir Damatlar, Alparslan Türkeş Vakfı Genel Sekreteri Alparslan Yılmaz ve çok sayıda STK temsilcileri katıldı. Alparslan Türkeş Vakfı, cezaevindeki programa büyük destek verdi ve katılım sağladı.
Panel öncesi ilk olarak, 12 Eylül 1980 öncesi ve sonrası bu cezaevinde kalan Ülkücülerin kaldığı koğuşlar, kısımlar ziyaret edildi. 1980  öncesi bu koğuşlarda kalan   68 kuşağına mensup ülkücü gençlik liderlerinden Dr. İbrahim Doğan ve Sami Bal  burada kitleye bir konuşma  yaptılar. Ulucanlar cezaevini, o günleri ve yaşananları anlattılar. Milletin adamı,  şehit lider  Muhsin Yazıcıoğlu’nun oğlu  Furkan Yazıcıoğlu da, 80 öncesi, Ulucanlar cezaevinde de yatan  babası, Muhsin Yazıcıoğlu’nun da kaldığı, koğuşu ziyaret edenler arasındaydı. Düzenlenen Panel’e  katılım çok yüksekti. Dinleyenler arasında, 12 Eylül öncesi Ulucanlar, Mamak ve değişik cezaevlerinde yatmış, zindanları taş medreseye, medrese-i Yusufiye’ye çeviren çok sayıda isim de vardı. Konuşmalar, büyük bir ilgi ve alaka ile dinlendi. Panelistlerin duygulu konuşmaları ve anlatımları, salonu derinden etkiledi, hüzünlendirdi.  68 kuşağı Ülkücü gençlik liderlerinden ÜOB Genel Başkanı Dr.  İbrahim Doğan ve ÜOD Genel Başkanlığı yapmış isimlerden Sami Bal, burada birer konuşma yaparak Ulucanlar Cezaevi’nde Ülkücülerin yaşadığı zulümlerden, gördükleri işkencelerden ve baskılardan bahsettiler. Cezaevi gezisinin ardından programa katılanlara meşhur “Mamak tatlısı” ikram edildi.  Programa katılanlar, araştırmacı –yazar Metin Turhan tarafından düzenlenen 12 Eylül ile ilgili fotoğraf sergisini de ziyaret ettiler. Daha sonra panele geçildi. 68 kuşağı Ülkücü gençlik liderlerinden Genç Ülkücüler Teşkilatı’nın kurucularından, Genç Ülkücüler Teşkilatı’nın genel başkanlığını yapmış, merhum MHP Genel  Başkanı  Alparslan Türkeş’in son başkanlık divanı üyelerinden  vefatından sonra  MHP  Genel Başkan Vekilliği de yapan Muhittin Çolak moderatörlüğünde düzenlenen panelin konuşmacıları; 12 Mart döneminde Ulucanlar Cezaevi’nde yatan ilk Ülkücülerden ve Ülkü Ocakları Birliği kurucularından ve  ÜOB genel başkanlığını yapmış isimlerden Dr. İbrahim Doğan, Ülkücü fikir ve siyaset adamı, Ülkücü Hareket’in tarihini yazan, Hakkı Öznur, merhum Abdullah Çatlı’nın kızı, akademisyen, Dr. Gökçen Çatlı’ydı.   Panelde, Gönüllerde Birlik Vakfı Genel Başkanı 12 Eylül Öncesi Ülkü Ocakları yöneticilerinden hem Ulucanlar hem Mamak Cezaevi’nde yatmış, C-5 işkence merkezinde işkencelerden geçirilmiş, işkence merkezinde dik duruşuyla, yiğit tavrıyla bilinen, işkencecilere boyun eğmeyen Mahir Damatlar da kısa bir konuşma yaparak duygularını paylaştı. Panelin açış konuşmasını,  4 yıldır bu programı ve bir çok Türk fikir ve siyasi hayatına kıymetli katkılar sağlayan programlar düzenleyen   Eksen Sendikası’nın Genel Başkanı, eğitimci Dr. İsmail Yıldız yaptı. Panelistler, 12 Eylül darbesinin Türkiye’ye vermiş olduğu tahribattan söz ettiler. 12 Eylül darbesinin siyasi ve sosyal analizini yaptılar. Ülkücülerin her zaman darbelere karşı olduğunu, milletin ve demokrasinin her zaman yanında olduğundan söz ettiler.  Panelin son konuşmasını, Ülkücü camianın önde gelen isimlerinden, Ülkücü fikir ve siyaset adamı, Hakkı Öznur yaptı. Öznur konuşmasında  şunları söyledi: TÜRKİYE HALA 12 EYLÜL İLE YÜZLEŞEBİLMİŞ DEĞİLDİR 12 Eylül askeri darbesinin üzerinden 41 yıl geçti. 41 yıl geçmesine rağmen Türkiye hala 12 Eylül ile yüzleşebilmiş değildir. Bu nedenle 12 Eylül düzeninin izleri, bugün de yaşamın tüm alanlarında varlığını sürdürmektedir 1960 darbesiyle hesaplaşılsaydı, 12 Mart muhtırası yaşanmazdı. 12 Mart muhtırasıyla hesaplaşılsaydı, 12 Eylül darbesi yaşanmazdı. 12 Eylül darbesiyle hesaplaşılsaydı, 28 Şubat süreci yaşanmazdı. 28 Şubat’la, e-muhtıra ile hesaplaşılsaydı, 15 Temmuz 2016 kalkışması yaşanmazdı. Darbecilerle, cuntalarla hesaplaşılmadı, hesap sorulmadı. O yüzden darbeler, muhtıralar, kalkışmalar, devam ediyor. Türkiye’nin demokrasi ve demokratikleşme serüveni, uğradığı beş ayrı askeri darbe ve müdahale, yakın zamanda gördüğümüz “post modern darbe”, bir gece yarısı gelen “e-muhtıra” ve ardından yaşanan “15 Temmuz 2016 kalkışması” ile hâlâ sancılı bir şekilde devam ediyor. Yakın çağ siyasi tarihimize baktığımızda ülkemiz, 27 Mayıs, 12 Eylül gibi iki askeri darbe, 12 Mart’ta da yarı darbe (memorandum) gördü. 22 Şubat 1962, 21 Mayıs 1963’te Albay Talat Aydemir’in liderliğinde kalkışma girişimlerini yaşadı. Türkiye, darbeciliğin, komitacılığın ve cuntacılığın bedellerini çok ağır ödemiş bir ülkedir. Artık Türkiye’de bu çağ dışı hastalıklı anlayış ve zihniyetin dönemi kapanmalıdır. Türk demokrasi tarihinde darbe dönemleri, karanlık dönemler olarak hatırlanmalı, bir daha bu dönemlerin yaşanmaması için herkesin demokrasiye sahip çıkmalıdır. 15 NİSAN 1978 MİTİNGİ, ABD VE İŞBİRLİKÇİLERİNİ KORKUTTU 15 Nisan 1978’de, Ankara’da, yüz binlerce Ülkücü, her türlü küresel emperyalizme ve yerli işbirlikçilerine karşı tarihi bir yürüyüşe katılmıştı. MHP lideri Başbuğ Türkeş’in liderliğinde yüz binlerce Ülkücünün katıldığı tarihi miting ve yürüyüş, CHP iktidarını ve sistemi korkutmuştu. “Savaşımız vurguncu düzenedir”, “Kanımız aksa da zafer İslam’ın” diye yürüyen yüz binler, ABD ve NATO’yu da tedirgin etmişti. MHP’nin “Anadolu’nun şahlanışı” adıyla düzenlediği büyük mitingler, egemen güçleri, çıkar çevrelerini rahatsız ediyordu. 1980 yılının Nisan, Mayıs, Haziran ayında düzenlediği “Gönül Seferberliği” mitingleri, Genelkurmay karargahında darbe planlarını yürüten ABD/NATO’ya bağlı Evren-Saltık ikilisini (SALTIK ÇALIŞMA GRUBU) çok ciddi rahatsız etmiştir. Ankara’danWashington’a, MHP aleyhine raporlar gönderiyorlardı. ABD emperyalizmi ve NATO merkezli Gladyo, Türkiye’yi iç savaşa sürüklemek istiyordu. Türkiye’yi istikrarsızlaştırmaya çalışıyordu.   CIA istasyon şefleri, Türkiye’den çıkmıyordu. Bu süreçte MHP, küresel emperyalizme ve işbirlikçilerine meydan okuyor, Washington’un, CIA istasyon şeflerinin oyunlarını bozuyordu.  Türkiye’nin birliğini ve bütünlüğünü savunan MHP’nin demokrasiye, ülkeye, vatana sahip çıkışı karşısında, CIA istasyon şefleri, “Bizim Çocuklar” dedikleri, ABD yanlısı generallere “elinizi çabuk tutun, darbe çalışmalarını hızlandırın” talimatını vermişlerdir. ABD karşıtı milliyetçi hareketin, iktidara yürüyüşünü gören ABD emperyalizmi, hemen hamlesini yapmış, Ülkücü hareketin iktidar yürüyüşünü durdurmak için düğmeye basmış, kendisine bağlı Amerikancı generallere 12 Eylül darbesinin hazırlıklarını yaptırmış ve sonuçta darbe gerçekleşmiş, Ülkücü hareket yok edilmek istenmiştir. MHP GENEL MERKEZİ’NE SİLAHLI, BOMBALI SALDIRI DÜZENLENMİŞTİR Bombaların patlamadığı, insanların sokak ortasında, bürosunda, evinde katledilmediği yer yoktu... Her gün birkaç Ülkücü, şehit ediliyordu. CHP’nin iş başına geldiği 22 aylık iktidarı döneminde, 1200 Ülkücü, Komünist terör örgütleri tarafından şehit edilmişti. 1977-12 Eylül 1980 tarihleri arasında, sadece İstanbul’da şehit edilen MHP yöneticisi, 250’den fazladır.MHP’nin doğudaki belediye başkanlarından Hikmet Tekin, 12 Ağustos günü PKK militanları tarafından pusuya düşürülmüş, annesi ve kardeşi ile birlikte hunharca şehit edilmişlerdi. 30 Haziran 1979 günü, MHP Genel Merkezi, Ankara’da polis üniforması giymişSol örgüt militanlarının silahlı, bombalı saldırısına uğradı.Alper Demirci ve Ömer Yüce adlı iki Ülkücü genç, şehit edilmişti. Ardından,Ülkücülerin elinde olanAnkara’dakiZiraat Mühendisleri Birliği, 2 Eylül 1980 günü bombalı ve silahlı saldırıya uğradı. 4 Ülkücü şehit edildi. Türkiye’nin her yerinden buna benzer haberler gelmeye devam ediyordu. TSK’DE “DARBE ÇALIŞMA GRUPLARI” HEP VAR OLMUŞTUR Çok partili siyasete geçtiğimiz yıllardan günümüze demokrasi ve milli irade düşmanı, darbe çalışma grupları hep var olmuştur. 27 Mayıs 1960 öncesi, ordu içinde “darbe çalışma grupları” oluşturulmuştur.  27 Mayıs darbesini yapan darbe çalışma grupları, daha sonra kendi içlerinde fikri ve siyasi ayrışmalar yaşamış, süreçten memnun olmayan Albay Talat Aydemir ve kendisiyle birlikte hareket eden bir grup asker, iki kez kalkışmada bulunmuştur (22 Şubat 1962-21 Mayıs 1963). 12 Mart sürecinde ise Sol cuntalar, ordu içinde “Devrim Çalışma Grupları” kurmuşlardır. 1970’lerin sonlarına doğru NATO merkezli Gladyo’nun elemanları, Türkiye için planlanan “ihtilal şartlarını olgunlaştırma” senaryosunu, Amerikancı bir askeri darbe yapma operasyonunu aynen yerine getirmiştir. Temmuz 1978’de Genelkurmay karargâhında Kenan Evren’in talimatıyla oluşan “Darbe Çalışma Grubu”, tamamen NATO merkeziyle birlikte çalışmıştır. Genelkurmay 2. BaşkanıOrgeneral Haydar Saltık’ın başında bulunduğu, adına “SALTIK ÇALIŞMA GRUBU” denen karanlık yapı, ihtilal şartlarını olgunlaştırmak için her şeyi planlamış ve uygulamışlardır. Ülkücü düşmanı Haydar Saltık’ın başkanlığındaki“DARBE ÇALIŞMA GRUBU”nda bulunanlar, Washington’un “Bizim Çocukları”dır. TAKVİMLER, POSTALI GÖSTERİYOR Türkiye 12 Eylül’e hızla sürükleniyordu. 11 Eylül 1980 günü Ankara’da sokakları terör örgütleri almıştı. Dört bir yana Sol örgütlerin bombalı pankartları asılmıştı. Ankara, bir harp sahası gibiydi. Bakanlıklarda, Genelkurmay’ın önünde, Meclis’in önünde, sayısız Dev-Yol imzalı bombalı pankartlar asılıydı. Silahlar, bombalar, Ankara’dan Diyarbakır’a, İstanbul’dan Kars’a, Edirne’den Van’a her yerde patlıyordu. Ülke, savaş alanına dönmüştü. Sıkıyönetimin sadece adı vardı. Güvenlik güçleri, adeta inzivaya çekilmişti. Şehirler, sokaklar, Sol terör örgütlerine teslim olmuştu. Sanki bütün bunlar “darbe şartlarının olgunlaşması” içindi. Askerlerse o gün Genelkurmay’ın yeraltında darbe hazırlıklarının son rötuşlarını yapıyor, darbe için geriye sayımı başlatıyorlardı... 12 EYLÜL 1980’DE CIA’NIN “BİZİM ÇOCUKLARI” DARBE YAPTI Darbe gecesine saatler kala bir kısım siyasetçilerin az çok bildikleri darbeyi, Washington çoktan haber almıştı. 27 Mayıs ve 12 Mart’ta olduğu gibi sözde Amerikan yardım heyeti JUSMAT, çok önceden hazırlıklarını bildikleri darbeyi Pentagon’a, Washington’a bildirmişlerdi. 12 Eylül haberi “SituationRoom”a, Balgat’taki Jusmat’tan gelmişti. “Türk ordusunun komuta heyeti yönetime el koydu. Herhangi bir kuşku ve kaygıya gerek yok. Müdahale etmesi gerekenler etti”. JUSMAT’ın başındaki General Thompson, CIA İstasyon Şefi Paul Henze, ABD Elçisi James Spain gibi isimler, darbeyi yapanların ABD ve NATO’nun dostları olduğunu söylüyorlardı. Darbenin şefi Kenan Evren, her şeyi ABD ile el ele ve NATO’nun amaçları doğrultusunda yapmıştır. Pentagon için Amerikan yanlısı darbeci generaller, “Bizim Çocuklar”dı. MHP DÜŞMANI BAŞSAVCI NURETTİN SOYER, MHP’Yİ KAPATTIRMAK İSTİYOR Saat 02.30’du. İhtilal anonsu daha yapılmamıştı. Aynı saatlerde Bolu’daki komando tugayının Ankara’ya gönderilmiş olan taburundan bir “özel tim” Mamak Nizamiyesi’nden dışarı çıktı. Hedefi Bahçelievler’di. MGK Genel Sekreteri Haydar Saltık ve Başsavcı Nurettin Soyer ikilisinin MHP ve Ülkücü harekete yönelik planlı ve programlı çalışmaları doğrultusunda, emirleri altındaki özel güçler devreye sokuldu ve karanlık MHP baskını böyle başlamıştı. 12 Eylül gecesi, Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı’nın bünyesinde yer alan Başsavcı Nurettin Soyer’in emriyle Pol-Derli Solcu polisler ve askerler, kanunsuz bir şekilde MHP Genel Merkezi’ni bastılar. Hiçbir siyasi parti, MHP hariç, ihtilal gecesi aranmadı ve basılmadı. Ama MHP, gece saat 02.30’da asker, polis karışımı özel timler tarafından basıldı. MHP Genel Merkezi’nin baskınında başta Nurettin Soyer olmak üzere Pol-Derli Zeki Kaman ve Dürüst Oktay gibi özel tim görevlilerinin bulunması da bu baskının gerçek amacını ortaya koyuyordu. MHP Genel Merkezi’ne gece gelerek, her türlü arama ve tarama işlerini yaparak, kamuoyunda MHP’yi suçlu duruma düşürmek isteyen Nurettin Soyer’in tek amacı, milliyetçi hareketi 12 Eylül mahkemelerinde yargılamaktı. EVREN: “SOYER, ARKANDAYIM, İSTEDİĞİNİ YAPABİLİRSİN” Hava Hâkim Albay Nurettin Soyer, 1980 başında darbeyi planlayanlar tarafından Ankara 4. Kolordu Komutanlığı Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi Başsavcılığı’na atanır.  Nurettin Soyer, Kenan Evren’i ve Konsey üyelerini ziyaret etmiştir. Ardından onlarla toplantı yapmıştır. Konseyin, başta Türkeş olmak üzere MHP yöneticilerinin, Ülkücü kuruluşların yöneticilerinin tutuklanmaları taleplerini yerine getirecekti. Beşli çeteye, MHP aleyhine hazırladığı sahte delilleri, gerçek dışı düzmece haberleri göstermiş ve onların onayını almıştır. Evren’den cesaret alan Soyer, Konsey üyelerine “sizin desteğiniz devam ettiği müddetçe Türkeş ve arkadaşları asla cezaevinden çıkamaz.” diyordu. 12 Eylül 1980 tarihinde de darbe yapıp, yönetime el koyanlar tarafından, hareketin lideri Başbuğumuz Alparslan Türkeş, MHP ve Ülkücü kuruluşların yöneticileri dâhil 50 binden fazla ülküdaşımız, gözaltına alınmıştır. Binlercesi, uydurulan senaryo, tertip, düzmece belge ve yalancı şahitlerle haksız yere suçlanarak, tutuklanmıştır. 12 Eylül askeri müdahalesiyle, MHP ve Ülkücü kuruluşların lider kadroları başta olmak üzere on binlerce Ülkücü tutuklanmıştır. C-5, Harbiye, Hasdal gibi askeriyeye ve emniyete ait olan viranelerde işkencelerden geçirilmişlerdi. 1944 yılında Sansaryan Han’da işkencecilerin “beyin tavası” dediği tabutluk işkencelerini gördük. 12 Eylül döneminde C-5’lerde benzerlerini yaşadık. Mamak’ta C-5’te, Zincidere’de Malatya’da, Bursa’da, Eskişehir’de; Türkiye’nin dört bir yanında işkencehanelerde Ülkücüler şehit edildi. Dava arkadaşlarımızı şehit ettiler, intihar süsü verdiler. Ülkücü hareket düşmanı bazı askeri savcı ve hakimler, işkenceli sorgulara bizzat eşlik ediyordu. Asker ve polis karışımı özel işkence ekibi Ülkücülere işkence ederken, Mamak Cezaevi komutanı Raci Tetik ise zevkle seyrediyor ve kimi zaman işkencecilere nezaret ederek “Gerekirse ölsünler, sakat kalsınlar, hiç önemli değil. Devam edin” diyordu.    Soyer ve emrindeki asker-polis karışımı Solcu çete, Beşli Konsey’i arkalarına alarak Mamak’ta her türlü hukuksuzluğu yapmışlardır. 12 Eylül 1980 öncesi Ülkücü gençlik hareketinin lideri olan Muhsin Yazıcıoğlu başta olmak üzere, binlerce Ülkücü, Ankara Mamak’taki 4. Kolordu Komutanlığı 28. Mekanize Piyade Tümeni içerisinde bulunan C-5 adlı işkence merkezinde 1 ay işkencelerden geçirildi. Türkiye’nin dört bir yanından Ankara Mamak Askeri Cezaevi’ne C-5 adlı özel işkence merkezine getirilen Ülkücülere, Başbuğ Türkeş ve Muhsin Başkan başta olmak üzere Ülkücü hareketin önde gelen isimlerinin aleyhine ifade vermeleri için büyük baskı ve işkenceler yaptılar. 77 yıl önce 23 Türk milliyetçisi, “tek parti diktatörlüğünde” tabutluklara kondu. 1500-2000 mumluk ampulleri tabutluklarda başlarına koydular.  36 yıl sonra bu sefer Amerikancı Kenanist rejim, yine Türk milliyetçilerini, Ülkücüleri tabutluklara koydu, MHP VE ÜLKÜCÜ DÜŞMANI SAVCI NURETTİN SOYER, 220 ÜLKÜCÜNÜN İDAMINI İSTEDİ Türk mahkemelerinde, Türk milliyetçileri yargılanmaya kalkışıldı. 12 Eylül 1980 sonrası açılan MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nın iddianamesini de askeri savcı, Ülkücü düşmanı Nurettin Soyer Genelkurmay karargâhında, ordu içindeki mezhepçi “Saltık Çalışma Grubu” ile birlikte hazırlamıştı.  29 Nisan 1981’de “MHP ve Ülkücü kuruluşlar davası” açıldı. Davanın savcısı, Ülkücü düşmanı Nurettin Soyer idi. Darbeden hemen sonra bazı gazetelerde, “İyi ki 12 Eylül olmuş. Yoksa MHP, Türkiye’de büyük bir darbe ve katliam yapacaktı” haberleri çıkmıştı. Bu haberin arkasında, MHP aleyhine bilgilerin sızdırılmasında, yazdırılmasında, Nurettin Soyer’in parmağı vardı. 29 Nisan 1981 tarihinde 945 sayfalık bir iddianame ile başlayan davada milliyetçi hareketin lideri Alparslan Türkeş ve Ülkücü gençlik lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nun içinde bulunduğu 220 Ülkücünün idamı istenmiştir. TÜRK MİLLİYETÇİLERİ MAHKEMELERDE 12 EYLÜL DARBESİNİ YAPANLARA BOYUN EĞMEMİŞ,CUNTA REJİMİNE MEYDAN OKUMUŞTUR ‘MHP ve Ülkücü kuruluşlar davası’ ile 3 Mayıs 1944 olayları nedeniyle yapılan yargılamalar arasında büyük bir benzerlik vardı. 1944 yılının ardından 37 yıl geçtikten sonra 19 Ağustos 1981’de Mamak’ta yapılan ilk mahkemede milliyetçiler yine benzer iddialarla suçlanmıştı. 1944 yılında Türk milliyetçilerine kumpas kurdular. İddianameyi, Çankaya Köşkü’nde hazırladılar. 12 Eylül 1980 sonrası açılan “MHP veÜlkücü kuruluşlar davası”nın askeri savcısı, Ülkücü düşmanı Nurettin Soyerde MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nın iddianame dedikleri iftiranameyi Genelkurmay Karargahı’nda, ordu içindeki mezhepçi “Saltık Çalışma Grubu” ile birlikte hazırlamıştır. 1944 yılında Çankaya Köşkü’nde, 12 Eylül sonrası Beşli Konsey-Evren-Saltık çalışma merkezinde Türk milliyetçilerine kumpaslar kurdular. Milliyetçi hareketin lideri Türkeş, bir ABD/NATO projesi olan 12 Eylül darbesine eğilmedi, küresel diktatör ABD’nin “Bizim Çocuklar” dediği “Beşli Çete”ye, cuntanın mahkemelerinde meydan okudu, masa başında hazırlanan yalanlarla, iftiralarla dolu 945 sayfalık düzmece iddianameyi, Mamak mahkemelerinde suratlarına fırlattı. 3 Mayıs 1944’te, 19 Ağustos 1981’de Mamak mahkemelerinde Türk milliyetçileri ‘hak, hukuk, adalet’ diyerek tarih yazmışlardır, destan yazmışlardır. ABD ELÇİSİ JAMES SPAIN: “EĞER ABD YANLISI GENERALLER DARBE YAPMASAYDI ÜLKÜCÜLER İKTİDARA GELECEKTİ” ABD’nin 12 Eylül öncesi en çekindiği ve nefret ettiği hareketlerden biri “Ülkücü hareket” idi. Türk milliyetçilerinin anti-Amerikancı tavrı, ABD’nin tepkisini çekiyordu.MHP ve Ülkücülerin yükselen toplumsal dalgası ve kitleselleşmesi, ABD çıkarlarının tehlikeye girmesi demekti. 12 Eylül’e az bir zaman kala Washington, MHP dışı bir yönetim istiyordu, Ankara’dan. Washington MHP’siz bir hükümet teklifini Orta Doğu’da görevli diplomatları ve CIA istasyon şefleri aracılığıyla işbirlikçilerine iletiyordu. Washington, MHP’nin milli ve yerli duruşundan, ABD karşıtı milliyetçi siyasetinden ve çizgisinden son derece rahatsızdı.  ABD, AP-CHP koalisyonunu istiyordu. Dönemin ABD Ankara Büyükelçisi James Spain'in imzasını taşıyan bir belge, "Ordunun yönetime el koymasının ardından ABD-Türkiye ilişkileri" başlığını taşıyor. Yazıda, Türkiye'de ordunun yönetime el koymasının "daha köklü ve daha kabul edilir" bir durum olduğu ifade edilerek, "Bu bir Latin Amerika cunta darbesi değil" deniliyor. 12 Eylül döneminde (1980-1981)ABD Ankara Büyükelçisi olan James Spain, emekli olduktan sonra Cumhuriyet gazetesi yazarlarından Ufuk Güldemir ile yapmış olduğu röportajda MHP’ye olan düşmanlıklarını açıkça söylüyordu. Cumhuriyet gazetesinin 30 Aralık 1984, 3 Ocak 1985 tarihli sayılarında yayınlanan röportajında 12 Eylül generallerine övgüler düzerken “Türkiye, Ülkücülere teslim edilmediği” için adeta zil takıp bir oynamadığı kalmıştı. 12 Eylül generallerine övgüler düzerken “İyi ki 12 Eylül darbesi oldu. Eğer 12 Eylül olmasaydı, Ülkücüler iktidara gelecekti. Türkiye’yi Alparslan Türkeş yönetecekti” diyordu. TÜRKEŞ VE YAZICIOĞLU ÇİZGİSİ, ADALET VE DEMOKRASİ ÇİZGİSİDİR Türk milliyetçiliği hareketinin iki büyük lideri Başbuğ Türkeş de Muhsin Başkan da her zaman parlamenter sistemi savunmuş, “tek adam, tek parti” zihniyetine siyasi yaşamları boyunca karşı çıkmışlardır. 1944‘lerde tek parti diktatörlüğünün, 12 Eylül’de Amerikancı dikta rejiminin baskılarına, zulümlerine maruz kalan Türkeş, her zaman “hak, hukuk, adalet ve demokrasi” demiştir. Türkeş bir konuşmasında, “Demokrasilerde meşruiyetin kaynağı millettir. Hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti ilkelerini korumadan demokrasiyi koruma ve geliştirmenin de imkânı yoktur.” demiştir. Başbuğ Türkeş, 22 Şubat 1962 ve 21 Mayıs 1963 yılında iki askeri kalkışmada bulunan Talat Aydemir ve yandaşlarının darbe çalışmalarını şiddetle reddederken, 10 Nisan 1963’te Dikmen tepelerinde, Dikmen’deki taşocağında Talat Aydemir’in yüzüne “Her gün ihtilalcilik olmaz. Suriye’de olduğu gibi her gün darbe ve müdahale olmaz. Çare ve çözüm demokraside ve çok partili demokratik rejimdedir. Gittiğiniz yol bataklıktır. Darbeler asla çözüm değildir. Ülkenin hiçbir meselesini çözmez.” diyordu. Türkeş, 57 yıl önce 1963 yılının Eylül ayında idamla yargılandığı Mamak Mahkemesi’nde, “En kötü demokrasi en iyi ihtilalden daha iyidir. Ben en kötü demokratik idareyi en iyi ihtilal idaresine tercih ederim.” demiştir. Alparslan Türkeş, 12 Eylül 1980 darbe sonrası idamla yargılandığı “MHP ve Ülkücü kuruluşlar” davasında Sıkıyönetim Komutanlığı 1 No’lu Askeri Mahkemesi Kıdemli Hakimliğine sunduğu savunmasında; “Milliyetçi hareket, siyasi hayatta her zaman ‘hak, hukuk, adalet’ demiştir. Milliyetçiliğimiz milletten ve adaletten yana olmaktır. Haksızlıklara, adaletsizliklere, yolsuzluklara daima karşı çıktık. Haksızlık ve adaletsizlik, zulüm demektir. Ülkeler küfür ile yıkılmaz ama zulüm ile yıkılır. Milletimizin hizmetinde olmaya daima gayret ettik.” demiştir. ŞEHİT MUHSİN YAZICIOĞLU: “SİZE TEK ŞEY VAADEDİYORUM: ADALET” Başbuğ Türkeşgibi milletin adamı şehit lider Muhsin Yazıcıoğlu da Muhsin Başkanda 40 yıllık siyasi yaşamı boyunca adalet, demokrasi ve özgürlük mücadelesi vermiştir. Hayatının 10 yılı zindanlarda geçen, dava adamı, milletin adamı, yiğit, Ülkücü lider, şehit Muhsin Yazıcıoğlu, askeri vesayete, vesayetçi çevrelere, bürokratik oligarşiye, milli irade ve demokrasi düşmanı militarizme karşı çıkmış, ilkeli siyaseti, cesareti, dik duruşuyla milletin gönlünde taht kurmuştu. Muhsin Yazıcıoğlu, 28 Şubat sürecinde askeri darbe ile yönetime el koyup, Baascı/Nusayrici bir dikta rejimi kurmak isteyen ordu içindeki cuntalara, “Namlusunu milletine çevirmiş bir tankı asla alkışlamam. Türkiye, İran olmayacak, Cezayir olmayacak, Suriye yapılmasına da biz asla müsaade etmeyeceğiz” diyerek, karşı çıkmıştır. Muhsin Yazıcıoğlu, 12 Eylülcülerle mücadele etti. 28 Şubat ve e-muhtıra sürecinde askeri vesayetle, bürokratik oligarşiyle, ordu içindeki mezhepçi Baaist/cuntalarla demokrasi adına, millet adına boğuştu, boyun eğmedi, dik durdu, deşifre etti, oyunlarını bozdu, kumpasları boşa çıkardı. Türkiye’yi Baascı bir askeri darbeden kurtardı. Her iki lider de ordunun siyasete müdahalesine, siyasete alet edilmesine her zaman karşı çıkmışlardı. MHP VE ÜLKÜCÜ KURULUŞLAR DAVASININ İDDİANAMESİNİ YAZAN ÜLKÜCÜ DÜŞMANI SAVCILAR, SOLCU GAZETELERİN YALAN VE DÜZMECE YAYINLARINI DELİL OLARAK GÖSTERDİLER 12 Eylül 1980 öncesiÜlkücü harekete yönelik kirli ve karanlık saldırılardaMaoist Doğu Perinçekve Aydınlık hareketi, başı çekmiştir. ÇKP’nin, kızıl Pekin rejiminin Türkiye şubesi olanMaocu hareket, 20 Mart1978tarihindegünlük olarak yayınlanan Aydınlık gazetesini çıkarmıştır.MHP ve Ülkücü düşmanı bu karanlıkgazete, Doğu Perinçek’in Genel Başkanlığını yaptığıTİKP’in(Türkiye İşçi Köylü Partisi)yayın organıydı. Aydınlık gazetesi 1978-1980 döneminde MHP ve Ülkücü hareket mensuplarının evlerini, işyerlerini, adreslerini afişe edenhaber ve yayınlar yaptı. Ülkücü hareket, bu yayınlar üzerine onlarca mensubunu şehit verdi. Aydınlık hedef gösterdi, komünist terör örgütleri vurdu.Maocu karanlık Aydınlık gazetesince hedef gösterilen Gün Sazak gibi birçok dava arkadaşımız şehit edilmiştir. Bu gazetenin; gerçek dışı, yalan yayınları yüzünden birçok dava arkadaşımızhaksız yere onlarca arkadaşımız tutuklandı, yılarca cezaevlerinde yatmak zorunda kaldı.  Aydınlık’ın iftiralarına maruz kalan yüzlerce dava arkadaşımız Pol-Derli kızıl çetelerin işkencelerinden geçirildi, zindanlara atıldı, mağdur edildi. Aydınlıkçıların partisi TİKP, 1978 Temmuz ayında “MHP’den hesap sorulsun” kampanyası başlatmıştır.  Sovyet uşağı TKP ile Pekin çizgisindeki TİKP, “MHP ve ÜlküOcakları Kapatılsın” kampanyalarını aynı yıl yapmışlardır.  Ardından 1979 yılını “MHP ile hesaplaşma yılı” ilan etti.1980 yılında da “MHP ve Ülkü Ocaklarıkapatılsın” kampanyasına öncülük etti. MHP aleyhine yapılan haber ve yazı dizileri, 12 Eylülrejiminin dört elle sarıldığı malzemeler olmuştur.  12 Eylül 1980 sonrası açılan MHP ve Ülkücü kuruluşlar davasında dönemin savcıları ve 12 Eylül darbecilerinin yayınladığı “Anarşi raporlarında” kaynak olarak Aydınlık gazetesi, TİKP’in basın bültenleri ve diğer dönemin Solcu gazete ve dergilerinden faydalanılmıştır. TİKP Genel BaşkanıDoğu Perinçek, 12 Eylül sonrası tutuklandıktan sonra mahkemeye verdiği Haziran 1981 tarihli "Sorgu"sunda “MHP ilemücadelede devlete yardım ettiklerinive derhalserbest bırakılmalarını” talep etmiştir. MAOCU AYDINLIK HAREKETİ, ABD VE NATO’YU SAVUNMUŞ, 12 EYLÜL DARBESİNE, CUNTA REJİMİNE DESTEK VERMİŞTİR Aydınlıkçılar, 12 Eylül darbesini ve cuntarejimini açıkça desteklediler. 12 Eylül’ün hem öncesinde hem de sonrasında diktatör Kenan Evren’e açıkça destek olmuşlardır.DoğuPerinçek’in başyazılarınıyazdığı Aydınlık gazetesi, 12 Eylül öncesi Genelkurmay Başkanı olan Kenan Evren’den ve ilişkide olduklarıgenerallerden özel demeçler alır, manşetten verirlerdi. 12 Eylül darbesi ile yayınları kapatılan, partilerinin faaliyeti durdurulan Aydınlıkçılar,22 Aralık 1980'de Ufuklar adlı bir dergiyi yayınlamaya başladılar. Bu dergi 6 Nisan 1981'e kadar 16 sayı çıktı. 1980 öncesinde Aydınlık’ın haber müdürü olan, derginin yazarlarından Doğan Yurdakul, Ufuklar dergisinde12 Eylül ile ilgili şu yorumu yapmıştır:  “12 Eylül Amerikancı bir darbe değildir. 12 Eylülün dış politikası olumludur” Ekim 1968’de Aydınlık dergisinin aylık yayımlanmaya başladığı tarihten Şubat 1989 yılına kadar Aydınlık hareketinin içinde yer alan  yani20 yılı aşkın bir süre  bu  Maocu grubun içinde yer alan, 12  Eylül öncesi Aydınlık hareketinin öndegelen isimlerinden biri olan, 12  Eylül  öncesi Aydınlık gazetesi Genel Yayın Yönetmeni olan Oral Çalışlar, darbeden sonra yayını durdurulan Aydınlık'ın yeniden yayına başlaması için cuntanın şefi Kenan Evren’e yazdığı ve içinde "Aydınlık, MGK'nın amaçların gerçekleşmesine destek olmak için ‘hayatını dahi seve seve feda etmeye hazır’ olduğunu kanıtlamıştır" benzeri ifadeler barındıran iki sayfalıkmektup hakkında yıllar sonra “Keşke o mektup yazılmasaydı” demiştir. Aydınlık’ın o dönemki Genel Yayın Yönetmeni Oral Çalışlar ise, 12 Eylül’ün hemen ardından Kenan Evren’e yazdığı mektupta şöyle diyordu: “Aydınlık gazetesi, bugüne kadarki yayını ve mücadelesi ile Milli Güvenlik Konseyi’nin ilan ettiği bu amaçların gerçekleşmesine basın alanında destek olmak için ‘hayatını dahi seve seve feda etmeye hazır’ olduğunu kanıtlamıştır.” Oral Çalışlar, 1989 yılından sonra Perinçek’ten ayrıldıktan sonra anti-Perinçekçi bir çizgiye gelirken, geçmişte yer aldığı hareketin 12 Eylülcülerle aynı çizgide buluştuklarını itirafetmiş, “KeşkeKenan Evren’e o mektubu yazmasaydım” diyerek pişmanlığını açıkça ifade etmiştir. Radikal gazetesinde “Aydınlıkçıgeçmişim” başlığıyla yayımlanan (28 Eylül2013) yazısındaAydınlık hareketi ve gazetenin Maocu çizgisini anlattıktan sonra 12 Eylül 1980 darbesine yaklaşımlarını şöyle aktarmıştı: "12 Eylül öncesindeki çizgimizin içerdiği arka plana rağmen, sonuçta Amerikancı bir darbe oldu ve biz bu darbeye, geçmiş ön kabullerimiz nedeniyle başlangıçta destekleyici tutum gösterdik. Siyasi bakımdan tamamen hatalıydık. Biz Aydınlıkçılar, o dönemde asıl tehlikenin ABD tarafından değil, Sovyetler Birliği tarafından geleceğini söylüyorduk. Bu görüşler o zamanki Çin Komünist Partisi’nin görüşleriyle paraleldi.  Asıl düşman tanımı, Sovyetler Birliği olunca ABD’ye daha yakın pozitif bakış kaçınılmazlaşıyordu. Bu nedenle 12 Eylül 1980 askeri darbesine, ilk başlardaSovyetlere karşı milli bir duruşgözüyle baktık. Mahkemelerdeki savunmalarımıza da benzer anlayış egemen oldu. Bizim bir anlamda darbeye ‘destekçi’ tutumumuza rağmen, sonuç değişmedi. Aydınlık kapatılınca, ‘Neden bizi kapattınız, biz zaten anarşi ve teröre karşıydık, siz de karşısınız’ şeklinde trajik bir tepki gösterdik.  Mahkemelerdeki savunmalarımıza da benzer anlayış egemen oldu. Bizim bir anlamda darbeye ‘destekçi’ tutumumuza rağmen, sonuç değişmedi. Aydınlıkçılık benim geçmişim. Hatasıyla, sevabıyla benim kimliğimin bir parçası. Bunu yok sayamam. Geçmişimi inkâr edecek değilim.  Keşke o mektup yazılmasaydı.” Aydınlık gazetesi sahibi Oral Çalışlar, 30Haziran 1981 günü, aralarında ABDuşağı Kenan Evren, İstanbul eski Ankara Sıkıyönetim Komutanı, Ülkücü düşmanı Korg. Nihat Özer’in bulunduğu yüksek düzeydeki görevlilerin tanık olarak dinlenmesini istemiştir. Çalışlar, adını verdiği görevlilerin kendilerine çeşitli defalar ‘Devlete yardım ettikleri için teşekkür ettiklerini’ belirtmiştir. ‘MGK’nın amaçları için Aydınlık hayatını feda etmeye hazır’ diyen Perinçek ve arkadaşları, Kenan Evren’in tanıklığına başvurulmasını bile istemiştir: Doğu Perinçek ve   Aydınlıkşürekâsı, 14Aralık1981 tarihinde yani, darbeden tam 15 ay sonra, cunta mahkemesine verdikleri savunmalı şemada cuntanın şefi Kenan Evren’le ideolojik birlik içinde olduklarınıKenan Evrenin ve Konsey’in açıklamaları ile partileri TİKP  ve  12Eylül darbesini yapanlarla, aynı fikirlere sahip olduklarını  ifade etmişlerdir. 12 Eylül’ün dava dosyasına kendilerini savunma amacıyla o dönemdeki belgelerinden de bölümler alıp koymuşlardır. Perinçek, TİKP davasında ‘12Eylülcüleredarbeyi yapmakta haklısınız, geç bile kaldınız’ tavrıyla yaklaşmıştır.Ankara’da görülen TİKP davasında “biz” diyor. “Yemin ederiz ki size hizmet etmekten başka hiçbir şey yapmadık” demiştir. Maocu TİKP mensupları, açıkça“fikrimiz iktidarda kendimiz cezaevindeyiz” diyorlardı. 12 Eylüldarbesini yapan Konsey’e “bizi serbest bırakın” diyorlardı. Yine eski yolarkadaşları, Perinçek’in 12 Eylül darbesini yapan generallerin başındaki Kenan Evren’e, “Sizi destekliyoruz; emrinizdeyiz” diyen bir mektup yolladığını söylemekteler.
12 Eylül 1980 askeri darbesi, EKSEN sendikası tarafından Ankara Ulucanlar Cezaevi’nde düzenlenen “41. Yılında 12 Eylül” adlı panelde değerlendirildi. 4. Geleneksel 12 Eylül Programı’na binlerce Ülkücü katıldı. Selçuklu Vakfı Genel Başkanı Dr. Lütfü Şehsuvaroğlu, Gönüllerde Birlik Vakfı Genel Başkanı Mahir Damatlar, Alparslan Türkeş Vakfı Genel Sekreteri Alparslan Yılmaz ve çok sayıda STK temsilcileri katıldı. Alparslan Türkeş Vakfı, cezaevindeki programa büyük destek verdi ve katılım sağladı.

Panel öncesi ilk olarak, 12 Eylül 1980 öncesi ve sonrası bu cezaevinde kalan Ülkücülerin kaldığı koğuşlar, kısımlar ziyaret edildi. 1980  öncesi bu koğuşlarda kalan   68 kuşağına mensup ülkücü gençlik liderlerinden Dr. İbrahim Doğan ve Sami Bal  burada kitleye bir konuşma  yaptılar. Ulucanlar cezaevini, o günleri ve yaşananları anlattılar. Milletin adamı,  şehit lider  Muhsin Yazıcıoğlu’nun oğlu  Furkan Yazıcıoğlu da, 80 öncesi, Ulucanlar cezaevinde de yatan  babası, Muhsin Yazıcıoğlu’nun da kaldığı, koğuşu ziyaret edenler arasındaydı.

Düzenlenen Panel’e  katılım çok yüksekti. Dinleyenler arasında, 12 Eylül öncesi Ulucanlar, Mamak ve değişik cezaevlerinde yatmış, zindanları taş medreseye, medrese-i Yusufiye’ye çeviren çok sayıda isim de vardı. Konuşmalar, büyük bir ilgi ve alaka ile dinlendi. Panelistlerin duygulu konuşmaları ve anlatımları, salonu derinden etkiledi, hüzünlendirdi. 

68 kuşağı Ülkücü gençlik liderlerinden ÜOB Genel Başkanı Dr.  İbrahim Doğan ve ÜOD Genel Başkanlığı yapmış isimlerden Sami Bal, burada birer konuşma yaparak Ulucanlar Cezaevi’nde Ülkücülerin yaşadığı zulümlerden, gördükleri işkencelerden ve baskılardan bahsettiler. Cezaevi gezisinin ardından programa katılanlara meşhur “Mamak tatlısı” ikram edildi.  Programa katılanlar, araştırmacı –yazar Metin Turhan tarafından düzenlenen 12 Eylül ile ilgili fotoğraf sergisini de ziyaret ettiler. Daha sonra panele geçildi.

68 kuşağı Ülkücü gençlik liderlerinden Genç Ülkücüler Teşkilatı’nın kurucularından, Genç Ülkücüler Teşkilatı’nın genel başkanlığını yapmış, merhum MHP Genel  Başkanı  Alparslan Türkeş’in son başkanlık divanı üyelerinden  vefatından sonra  MHP  Genel Başkan Vekilliği de yapan Muhittin Çolak moderatörlüğünde düzenlenen panelin konuşmacıları; 12 Mart döneminde Ulucanlar Cezaevi’nde yatan ilk Ülkücülerden ve Ülkü Ocakları Birliği kurucularından ve  ÜOB genel başkanlığını yapmış isimlerden Dr. İbrahim Doğan, Ülkücü fikir ve siyaset adamı, Ülkücü Hareket’in tarihini yazan, Hakkı Öznur, merhum Abdullah Çatlı’nın kızı, akademisyen, Dr. Gökçen Çatlı’ydı.

  Panelde, Gönüllerde Birlik Vakfı Genel Başkanı 12 Eylül Öncesi Ülkü Ocakları yöneticilerinden hem Ulucanlar hem Mamak Cezaevi’nde yatmış, C-5 işkence merkezinde işkencelerden geçirilmiş, işkence merkezinde dik duruşuyla, yiğit tavrıyla bilinen, işkencecilere boyun eğmeyen Mahir Damatlar da kısa bir konuşma yaparak duygularını paylaştı.

Panelin açış konuşmasını,  4 yıldır bu programı ve bir çok Türk fikir ve siyasi hayatına kıymetli katkılar sağlayan programlar düzenleyen   Eksen Sendikası’nın Genel Başkanı, eğitimci Dr. İsmail Yıldız yaptı.

Panelistler, 12 Eylül darbesinin Türkiye’ye vermiş olduğu tahribattan söz ettiler. 12 Eylül darbesinin siyasi ve sosyal analizini yaptılar. Ülkücülerin her zaman darbelere karşı olduğunu, milletin ve demokrasinin her zaman yanında olduğundan söz ettiler.  Panelin son konuşmasını, Ülkücü camianın önde gelen isimlerinden, Ülkücü fikir ve siyaset adamı, Hakkı Öznur yaptı. Öznur konuşmasında  şunları söyledi:

TÜRKİYE HALA 12 EYLÜL İLE YÜZLEŞEBİLMİŞ DEĞİLDİR

12 Eylül askeri darbesinin üzerinden 41 yıl geçti. 41 yıl geçmesine rağmen Türkiye hala 12 Eylül ile yüzleşebilmiş değildir. Bu nedenle 12 Eylül düzeninin izleri, bugün de yaşamın tüm alanlarında varlığını sürdürmektedir

1960 darbesiyle hesaplaşılsaydı, 12 Mart muhtırası yaşanmazdı. 12 Mart muhtırasıyla hesaplaşılsaydı, 12 Eylül darbesi yaşanmazdı. 12 Eylül darbesiyle hesaplaşılsaydı, 28 Şubat süreci yaşanmazdı. 28 Şubat’la, e-muhtıra ile hesaplaşılsaydı, 15 Temmuz 2016 kalkışması yaşanmazdı. Darbecilerle, cuntalarla hesaplaşılmadı, hesap sorulmadı. O yüzden darbeler, muhtıralar, kalkışmalar, devam ediyor.

Türkiye’nin demokrasi ve demokratikleşme serüveni, uğradığı beş ayrı askeri darbe ve müdahale, yakın zamanda gördüğümüz “post modern darbe”, bir gece yarısı gelen “e-muhtıra” ve ardından yaşanan “15 Temmuz 2016 kalkışması” ile hâlâ sancılı bir şekilde devam ediyor. Yakın çağ siyasi tarihimize baktığımızda ülkemiz, 27 Mayıs, 12 Eylül gibi iki askeri darbe, 12 Mart’ta da yarı darbe (memorandum) gördü. 22 Şubat 1962, 21 Mayıs 1963’te Albay Talat Aydemir’in liderliğinde kalkışma girişimlerini yaşadı.

Türkiye, darbeciliğin, komitacılığın ve cuntacılığın bedellerini çok ağır ödemiş bir ülkedir. Artık Türkiye’de bu çağ dışı hastalıklı anlayış ve zihniyetin dönemi kapanmalıdır. Türk demokrasi tarihinde darbe dönemleri, karanlık dönemler olarak hatırlanmalı, bir daha bu dönemlerin yaşanmaması için herkesin demokrasiye sahip çıkmalıdır.

15 NİSAN 1978 MİTİNGİ, ABD VE İŞBİRLİKÇİLERİNİ KORKUTTU

15 Nisan 1978’de, Ankara’da, yüz binlerce Ülkücü, her türlü küresel emperyalizme ve yerli işbirlikçilerine karşı tarihi bir yürüyüşe katılmıştı. MHP lideri Başbuğ Türkeş’in liderliğinde yüz binlerce Ülkücünün katıldığı tarihi miting ve yürüyüş, CHP iktidarını ve sistemi korkutmuştu. “Savaşımız vurguncu düzenedir”, “Kanımız aksa da zafer İslam’ın” diye yürüyen yüz binler, ABD ve NATO’yu da tedirgin etmişti.

MHP’nin “Anadolu’nun şahlanışı” adıyla düzenlediği büyük mitingler, egemen güçleri, çıkar çevrelerini rahatsız ediyordu. 1980 yılının Nisan, Mayıs, Haziran ayında düzenlediği “Gönül Seferberliği” mitingleri, Genelkurmay karargahında darbe planlarını yürüten ABD/NATO’ya bağlı Evren-Saltık ikilisini (SALTIK ÇALIŞMA GRUBU) çok ciddi rahatsız etmiştir. Ankara’danWashington’a, MHP aleyhine raporlar gönderiyorlardı.

ABD emperyalizmi ve NATO merkezli Gladyo, Türkiye’yi iç savaşa sürüklemek istiyordu. Türkiye’yi istikrarsızlaştırmaya çalışıyordu.   CIA istasyon şefleri, Türkiye’den çıkmıyordu. Bu süreçte MHP, küresel emperyalizme ve işbirlikçilerine meydan okuyor, Washington’un, CIA istasyon şeflerinin oyunlarını bozuyordu.  Türkiye’nin birliğini ve bütünlüğünü savunan MHP’nin demokrasiye, ülkeye, vatana sahip çıkışı karşısında, CIA istasyon şefleri, “Bizim Çocuklar” dedikleri, ABD yanlısı generallere “elinizi çabuk tutun, darbe çalışmalarını hızlandırın” talimatını vermişlerdir.

ABD karşıtı milliyetçi hareketin, iktidara yürüyüşünü gören ABD emperyalizmi, hemen hamlesini yapmış, Ülkücü hareketin iktidar yürüyüşünü durdurmak için düğmeye basmış, kendisine bağlı Amerikancı generallere 12 Eylül darbesinin hazırlıklarını yaptırmış ve sonuçta darbe gerçekleşmiş, Ülkücü hareket yok edilmek istenmiştir.

MHP GENEL MERKEZİ’NE SİLAHLI, BOMBALI SALDIRI DÜZENLENMİŞTİR

Bombaların patlamadığı, insanların sokak ortasında, bürosunda, evinde katledilmediği yer yoktu... Her gün birkaç Ülkücü, şehit ediliyordu. CHP’nin iş başına geldiği 22 aylık iktidarı döneminde, 1200 Ülkücü, Komünist terör örgütleri tarafından şehit edilmişti.

1977- 12 Eylül 1980 tarihleri arasında, sadece İstanbul’da şehit edilen MHP yöneticisi, 250’den fazladır.MHP’nin doğudaki belediye başkanlarından Hikmet Tekin, 12 Ağustos günü PKK militanları tarafından pusuya düşürülmüş, annesi ve kardeşi ile birlikte hunharca şehit edilmişlerdi.

30 Haziran 1979 günü, MHP Genel Merkezi, Ankara’da polis üniforması giymişSol örgüt militanlarının silahlı, bombalı saldırısına uğradı.Alper Demirci ve Ömer Yüce adlı iki Ülkücü genç, şehit edilmişti. Ardından,Ülkücülerin elinde olanAnkara’dakiZiraat Mühendisleri Birliği, 2 Eylül 1980 günü bombalı ve silahlı saldırıya uğradı. 4 Ülkücü şehit edildi. Türkiye’nin her yerinden buna benzer haberler gelmeye devam ediyordu.

TSK’DE “DARBE ÇALIŞMA GRUPLARI” HEP VAR OLMUŞTUR

Çok partili siyasete geçtiğimiz yıllardan günümüze demokrasi ve milli irade düşmanı, darbe çalışma grupları hep var olmuştur. 27 Mayıs 1960 öncesi, ordu içinde “darbe çalışma grupları” oluşturulmuştur.  27 Mayıs darbesini yapan darbe çalışma grupları, daha sonra kendi içlerinde fikri ve siyasi ayrışmalar yaşamış, süreçten memnun olmayan Albay Talat Aydemir ve kendisiyle birlikte hareket eden bir grup asker, iki kez kalkışmada bulunmuştur (22 Şubat 1962-21 Mayıs 1963). 12 Mart sürecinde ise Sol cuntalar, ordu içinde “Devrim Çalışma Grupları” kurmuşlardır.

1970’lerin sonlarına doğru NATO merkezli Gladyo’nun elemanları, Türkiye için planlanan “ihtilal şartlarını olgunlaştırma” senaryosunu, Amerikancı bir askeri darbe yapma operasyonunu aynen yerine getirmiştir. Temmuz 1978’de Genelkurmay karargâhında Kenan Evren’in talimatıyla oluşan “Darbe Çalışma Grubu”, tamamen NATO merkeziyle birlikte çalışmıştır. Genelkurmay 2. BaşkanıOrgeneral Haydar Saltık’ın başında bulunduğu, adına “SALTIK ÇALIŞMA GRUBU” denen karanlık yapı, ihtilal şartlarını olgunlaştırmak için her şeyi planlamış ve uygulamışlardır. Ülkücü düşmanı Haydar Saltık’ın başkanlığındaki“DARBE ÇALIŞMA GRUBU”nda bulunanlar, Washington’un “Bizim Çocukları”dır.

TAKVİMLER, POSTALI GÖSTERİYOR

Türkiye 12 Eylül’e hızla sürükleniyordu. 11 Eylül 1980 günü Ankara’da sokakları terör örgütleri almıştı. Dört bir yana Sol örgütlerin bombalı pankartları asılmıştı. Ankara, bir harp sahası gibiydi. Bakanlıklarda, Genelkurmay’ın önünde, Meclis’in önünde, sayısız Dev-Yol imzalı bombalı pankartlar asılıydı. Silahlar, bombalar, Ankara’dan Diyarbakır’a, İstanbul’dan Kars’a, Edirne’den Van’a her yerde patlıyordu. Ülke, savaş alanına dönmüştü.

Sıkıyönetimin sadece adı vardı. Güvenlik güçleri, adeta inzivaya çekilmişti. Şehirler, sokaklar, Sol terör örgütlerine teslim olmuştu. Sanki bütün bunlar “darbe şartlarının olgunlaşması” içindi. Askerlerse o gün Genelkurmay’ın yeraltında darbe hazırlıklarının son rötuşlarını yapıyor, darbe için geriye sayımı başlatıyorlardı...

12 EYLÜL 1980’DE CIA’NIN “BİZİM ÇOCUKLARI” DARBE YAPTI

Darbe gecesine saatler kala bir kısım siyasetçilerin az çok bildikleri darbeyi, Washington çoktan haber almıştı. 27 Mayıs ve 12 Mart’ta olduğu gibi sözde Amerikan yardım heyeti JUSMAT, çok önceden hazırlıklarını bildikleri darbeyi Pentagon’a, Washington’a bildirmişlerdi. 12 Eylül haberi “SituationRoom”a, Balgat’taki Jusmat’tan gelmişti. “Türk ordusunun komuta heyeti yönetime el koydu. Herhangi bir kuşku ve kaygıya gerek yok. Müdahale etmesi gerekenler etti”.

JUSMAT’ın başındaki General Thompson, CIA İstasyon Şefi Paul Henze, ABD Elçisi James Spain gibi isimler, darbeyi yapanların ABD ve NATO’nun dostları olduğunu söylüyorlardı. Darbenin şefi Kenan Evren, her şeyi ABD ile el ele ve NATO’nun amaçları doğrultusunda yapmıştır. Pentagon için Amerikan yanlısı darbeci generaller, “Bizim Çocuklar”dı.

MHP DÜŞMANI BAŞSAVCI NURETTİN SOYER, MHP’Yİ KAPATTIRMAK İSTİYOR

Saat 02.30’du. İhtilal anonsu daha yapılmamıştı. Aynı saatlerde Bolu’daki komando tugayının Ankara’ya gönderilmiş olan taburundan bir “özel tim” Mamak Nizamiyesi’nden dışarı çıktı. Hedefi Bahçelievler’di.

MGK Genel Sekreteri Haydar Saltık ve Başsavcı Nurettin Soyer ikilisinin MHP ve Ülkücü harekete yönelik planlı ve programlı çalışmaları doğrultusunda, emirleri altındaki özel güçler devreye sokuldu ve karanlık MHP baskını böyle başlamıştı. 12 Eylül gecesi, Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı’nın bünyesinde yer alan Başsavcı Nurettin Soyer’in emriyle Pol-Derli Solcu polisler ve askerler, kanunsuz bir şekilde MHP Genel Merkezi’ni bastılar.

Hiçbir siyasi parti, MHP hariç, ihtilal gecesi aranmadı ve basılmadı. Ama MHP, gece saat 02.30’da asker, polis karışımı özel timler tarafından basıldı. MHP Genel Merkezi’nin baskınında başta Nurettin Soyer olmak üzere Pol-Derli Zeki Kaman ve Dürüst Oktay gibi özel tim görevlilerinin bulunması da bu baskının gerçek amacını ortaya koyuyordu.

MHP Genel Merkezi’ne gece gelerek, her türlü arama ve tarama işlerini yaparak, kamuoyunda MHP’yi suçlu duruma düşürmek isteyen Nurettin Soyer’in tek amacı, milliyetçi hareketi 12 Eylül mahkemelerinde yargılamaktı.

EVREN: “SOYER, ARKANDAYIM, İSTEDİĞİNİ YAPABİLİRSİN”

Hava Hâkim Albay Nurettin Soyer, 1980 başında darbeyi planlayanlar tarafından Ankara 4. Kolordu Komutanlığı Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi Başsavcılığı’na atanır. 

Nurettin Soyer, Kenan Evren’i ve Konsey üyelerini ziyaret etmiştir. Ardından onlarla toplantı yapmıştır. Konseyin, başta Türkeş olmak üzere MHP yöneticilerinin, Ülkücü kuruluşların yöneticilerinin tutuklanmaları taleplerini yerine getirecekti. Beşli çeteye, MHP aleyhine hazırladığı sahte delilleri, gerçek dışı düzmece haberleri göstermiş ve onların onayını almıştır. Evren’den cesaret alan Soyer, Konsey üyelerine “sizin desteğiniz devam ettiği müddetçe Türkeş ve arkadaşları asla cezaevinden çıkamaz.” diyordu.

12 Eylül 1980 tarihinde de darbe yapıp, yönetime el koyanlar tarafından, hareketin lideri Başbuğumuz Alparslan Türkeş, MHP ve Ülkücü kuruluşların yöneticileri dâhil 50 binden fazla ülküdaşımız, gözaltına alınmıştır. Binlercesi, uydurulan senaryo, tertip, düzmece belge ve yalancı şahitlerle haksız yere suçlanarak, tutuklanmıştır.

12 Eylül askeri müdahalesiyle, MHP ve Ülkücü kuruluşların lider kadroları başta olmak üzere on binlerce Ülkücü tutuklanmıştır. C-5, Harbiye, Hasdal gibi askeriyeye ve emniyete ait olan viranelerde işkencelerden geçirilmişlerdi.

1944 yılında Sansaryan Han’da işkencecilerin “beyin tavası” dediği tabutluk işkencelerini gördük. 12 Eylül döneminde C-5’lerde benzerlerini yaşadık.

Mamak’ta C-5’te, Zincidere’de Malatya’da, Bursa’da, Eskişehir’de; Türkiye’nin dört bir yanında işkencehanelerde Ülkücüler şehit edildi. Dava arkadaşlarımızı şehit ettiler, intihar süsü verdiler.

Ülkücü hareket düşmanı bazı askeri savcı ve hakimler, işkenceli sorgulara bizzat eşlik ediyordu. Asker ve polis karışımı özel işkence ekibi Ülkücülere işkence ederken, Mamak Cezaevi komutanı Raci Tetik ise zevkle seyrediyor ve kimi zaman işkencecilere nezaret ederek “Gerekirse ölsünler, sakat kalsınlar, hiç önemli değil. Devam edin” diyordu.   

Soyer ve emrindeki asker-polis karışımı Solcu çete, Beşli Konsey’i arkalarına alarak Mamak’ta her türlü hukuksuzluğu yapmışlardır.

12 Eylül 1980 öncesi Ülkücü gençlik hareketinin lideri olan Muhsin Yazıcıoğlu başta olmak üzere, binlerce Ülkücü, Ankara Mamak’taki 4. Kolordu Komutanlığı 28. Mekanize Piyade Tümeni içerisinde bulunan C-5 adlı işkence merkezinde 1 ay işkencelerden geçirildi.

Türkiye’nin dört bir yanından Ankara Mamak Askeri Cezaevi’ne C-5 adlı özel işkence merkezine getirilen Ülkücülere, Başbuğ Türkeş ve Muhsin Başkan başta olmak üzere Ülkücü hareketin önde gelen isimlerinin aleyhine ifade vermeleri için büyük baskı ve işkenceler yaptılar.

77 yıl önce 23 Türk milliyetçisi, “tek parti diktatörlüğünde” tabutluklara kondu. 1500-2000 mumluk ampulleri tabutluklarda başlarına koydular.  36 yıl sonra bu sefer Amerikancı Kenanist rejim, yine Türk milliyetçilerini, Ülkücüleri tabutluklara koydu,

MHP VE ÜLKÜCÜ DÜŞMANI SAVCI NURETTİN SOYER, 220 ÜLKÜCÜNÜN İDAMINI İSTEDİ

Türk mahkemelerinde, Türk milliyetçileri yargılanmaya kalkışıldı. 12 Eylül 1980 sonrası açılan MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nın iddianamesini de askeri savcı, Ülkücü düşmanı Nurettin Soyer Genelkurmay karargâhında, ordu içindeki mezhepçi “Saltık Çalışma Grubu” ile birlikte hazırlamıştı.  29 Nisan 1981’de “MHP ve Ülkücü kuruluşlar davası” açıldı. Davanın savcısı, Ülkücü düşmanı Nurettin Soyer idi.

Darbeden hemen sonra bazı gazetelerde, “İyi ki 12 Eylül olmuş. Yoksa MHP, Türkiye’de büyük bir darbe ve katliam yapacaktı” haberleri çıkmıştı. Bu haberin arkasında, MHP aleyhine bilgilerin sızdırılmasında, yazdırılmasında, Nurettin Soyer’in parmağı vardı.

29 Nisan 1981 tarihinde 945 sayfalık bir iddianame ile başlayan davada milliyetçi hareketin lideri Alparslan Türkeş ve Ülkücü gençlik lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nun içinde bulunduğu 220 Ülkücünün idamı istenmiştir.

TÜRK MİLLİYETÇİLERİ MAHKEMELERDE 12 EYLÜL DARBESİNİ YAPANLARA BOYUN EĞMEMİŞ,CUNTA REJİMİNE MEYDAN OKUMUŞTUR

‘MHP ve Ülkücü kuruluşlar davası’ ile 3 Mayıs 1944 olayları nedeniyle yapılan yargılamalar arasında büyük bir benzerlik vardı. 1944 yılının ardından 37 yıl geçtikten sonra 19 Ağustos 1981’de Mamak’ta yapılan ilk mahkemede milliyetçiler yine benzer iddialarla suçlanmıştı.

1944 yılında Türk milliyetçilerine kumpas kurdular. İddianameyi, Çankaya Köşkü’nde hazırladılar. 12 Eylül 1980 sonrası açılan “MHP veÜlkücü kuruluşlar davası”nın askeri savcısı, Ülkücü düşmanı Nurettin Soyerde MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nın iddianame dedikleri iftiranameyi Genelkurmay Karargahı’nda, ordu içindeki mezhepçi “Saltık Çalışma Grubu” ile birlikte hazırlamıştır.

1944 yılında Çankaya Köşkü’nde, 12 Eylül sonrası Beşli Konsey-Evren-Saltık çalışma merkezinde Türk milliyetçilerine kumpaslar kurdular. Milliyetçi hareketin lideri Türkeş, bir ABD/NATO projesi olan 12 Eylül darbesine eğilmedi, küresel diktatör ABD’nin “Bizim Çocuklar” dediği “Beşli Çete”ye, cuntanın mahkemelerinde meydan okudu, masa başında hazırlanan yalanlarla, iftiralarla dolu 945 sayfalık düzmece iddianameyi, Mamak mahkemelerinde suratlarına fırlattı. 3 Mayıs 1944’te, 19 Ağustos 1981’de Mamak mahkemelerinde Türk milliyetçileri ‘hak, hukuk, adalet’ diyerek tarih yazmışlardır, destan yazmışlardır.

ABD ELÇİSİ JAMES SPAIN: “EĞER ABD YANLISI GENERALLER DARBE YAPMASAYDI ÜLKÜCÜLER İKTİDARA GELECEKTİ”

ABD’nin 12 Eylül öncesi en çekindiği ve nefret ettiği hareketlerden biri “Ülkücü hareket” idi. Türk milliyetçilerinin anti-Amerikancı tavrı, ABD’nin tepkisini çekiyordu.MHP ve Ülkücülerin yükselen toplumsal dalgası ve kitleselleşmesi, ABD çıkarlarının tehlikeye girmesi demekti. 12 Eylül’e az bir zaman kala Washington, MHP dışı bir yönetim istiyordu, Ankara’dan. Washington MHP’siz bir hükümet teklifini Orta Doğu’da görevli diplomatları ve CIA istasyon şefleri aracılığıyla işbirlikçilerine iletiyordu. Washington, MHP’nin milli ve yerli duruşundan, ABD karşıtı milliyetçi siyasetinden ve çizgisinden son derece rahatsızdı.  ABD, AP-CHP koalisyonunu istiyordu.

Dönemin ABD Ankara Büyükelçisi James Spain'in imzasını taşıyan bir belge, "Ordunun yönetime el koymasının ardından ABD-Türkiye ilişkileri" başlığını taşıyor. Yazıda, Türkiye'de ordunun yönetime el koymasının "daha köklü ve daha kabul edilir" bir durum olduğu ifade edilerek, "Bu bir Latin Amerika cunta darbesi değil" deniliyor.

12 Eylül döneminde (1980-1981)ABD Ankara Büyükelçisi olan James Spain, emekli olduktan sonra Cumhuriyet gazetesi yazarlarından Ufuk Güldemir ile yapmış olduğu röportajda MHP’ye olan düşmanlıklarını açıkça söylüyordu. Cumhuriyet gazetesinin 30 Aralık 1984, 3 Ocak 1985 tarihli sayılarında yayınlanan röportajında 12 Eylül generallerine övgüler düzerken “Türkiye, Ülkücülere teslim edilmediği” için adeta zil takıp bir oynamadığı kalmıştı.

12 Eylül generallerine övgüler düzerken “İyi ki 12 Eylül darbesi oldu. Eğer 12 Eylül olmasaydı, Ülkücüler iktidara gelecekti. Türkiye’yi Alparslan Türkeş yönetecekti” diyordu.

TÜRKEŞ VE YAZICIOĞLU ÇİZGİSİ, ADALET VE DEMOKRASİ ÇİZGİSİDİR

Türk milliyetçiliği hareketinin iki büyük lideri Başbuğ Türkeş de Muhsin Başkan da her zaman parlamenter sistemi savunmuş, “tek adam, tek parti” zihniyetine siyasi yaşamları boyunca karşı çıkmışlardır.

1944‘lerde tek parti diktatörlüğünün, 12 Eylül’de Amerikancı dikta rejiminin baskılarına, zulümlerine maruz kalan Türkeş, her zaman “hak, hukuk, adalet ve demokrasi” demiştir.

Türkeş bir konuşmasında, “Demokrasilerde meşruiyetin kaynağı millettir. Hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti ilkelerini korumadan demokrasiyi koruma ve geliştirmenin de imkânı yoktur.” demiştir.

Başbuğ Türkeş, 22 Şubat 1962 ve 21 Mayıs 1963 yılında iki askeri kalkışmada bulunan Talat Aydemir ve yandaşlarının darbe çalışmalarını şiddetle reddederken, 10 Nisan 1963’te Dikmen tepelerinde, Dikmen’deki taşocağında Talat Aydemir’in yüzüne “Her gün ihtilalcilik olmaz. Suriye’de olduğu gibi her gün darbe ve müdahale olmaz. Çare ve çözüm demokraside ve çok partili demokratik rejimdedir. Gittiğiniz yol bataklıktır. Darbeler asla çözüm değildir. Ülkenin hiçbir meselesini çözmez.” diyordu.

Türkeş, 57 yıl önce 1963 yılının Eylül ayında idamla yargılandığı Mamak Mahkemesi’nde, “En kötü demokrasi en iyi ihtilalden daha iyidir. Ben en kötü demokratik idareyi en iyi ihtilal idaresine tercih ederim.” demiştir.

Alparslan Türkeş, 12 Eylül 1980 darbe sonrası idamla yargılandığı “MHP ve Ülkücü kuruluşlar” davasında Sıkıyönetim Komutanlığı 1 No’lu Askeri Mahkemesi Kıdemli Hakimliğine sunduğu savunmasında; “Milliyetçi hareket, siyasi hayatta her zaman ‘hak, hukuk, adalet’ demiştir. Milliyetçiliğimiz milletten ve adaletten yana olmaktır. Haksızlıklara, adaletsizliklere, yolsuzluklara daima karşı çıktık. Haksızlık ve adaletsizlik, zulüm demektir. Ülkeler küfür ile yıkılmaz ama zulüm ile yıkılır. Milletimizin hizmetinde olmaya daima gayret ettik.” demiştir.

ŞEHİT MUHSİN YAZICIOĞLU: “SİZE TEK ŞEY VAADEDİYORUM: ADALET”

Başbuğ Türkeşgibi milletin adamı şehit lider Muhsin Yazıcıoğlu da Muhsin Başkanda 40 yıllık siyasi yaşamı boyunca adalet, demokrasi ve özgürlük mücadelesi vermiştir.

Hayatının 10 yılı zindanlarda geçen, dava adamı, milletin adamı, yiğit, Ülkücü lider, şehit Muhsin Yazıcıoğlu, askeri vesayete, vesayetçi çevrelere, bürokratik oligarşiye, milli irade ve demokrasi düşmanı militarizme karşı çıkmış, ilkeli siyaseti, cesareti, dik duruşuyla milletin gönlünde taht kurmuştu.

Muhsin Yazıcıoğlu, 28 Şubat sürecinde askeri darbe ile yönetime el koyup, Baascı/Nusayrici bir dikta rejimi kurmak isteyen ordu içindeki cuntalara, “Namlusunu milletine çevirmiş bir tankı asla alkışlamam. Türkiye, İran olmayacak, Cezayir olmayacak, Suriye yapılmasına da biz asla müsaade etmeyeceğiz” diyerek, karşı çıkmıştır.

Muhsin Yazıcıoğlu, 12 Eylülcülerle mücadele etti. 28 Şubat ve e-muhtıra sürecinde askeri vesayetle, bürokratik oligarşiyle, ordu içindeki mezhepçi Baaist/cuntalarla demokrasi adına, millet adına boğuştu, boyun eğmedi, dik durdu, deşifre etti, oyunlarını bozdu, kumpasları boşa çıkardı. Türkiye’yi Baascı bir askeri darbeden kurtardı. Her iki lider de ordunun siyasete müdahalesine, siyasete alet edilmesine her zaman karşı çıkmışlardı.

MHP VE ÜLKÜCÜ KURULUŞLAR DAVASININ İDDİANAMESİNİ YAZAN ÜLKÜCÜ DÜŞMANI SAVCILAR, SOLCU GAZETELERİN YALAN VE DÜZMECE YAYINLARINI DELİL OLARAK GÖSTERDİLER

12 Eylül 1980 öncesiÜlkücü harekete yönelik kirli ve karanlık saldırılardaMaoist Doğu Perinçekve Aydınlık hareketi, başı çekmiştir. ÇKP’nin, kızıl Pekin rejiminin Türkiye şubesi olanMaocu hareket, 20 Mart1978tarihindegünlük olarak yayınlanan Aydınlık gazetesini çıkarmıştır.MHP ve Ülkücü düşmanı bu karanlıkgazete, Doğu Perinçek’in Genel Başkanlığını yaptığıTİKP’in(Türkiye İşçi Köylü Partisi)yayın organıydı.

Aydınlık gazetesi 1978- 1980 döneminde MHP ve Ülkücü hareket mensuplarının evlerini, işyerlerini, adreslerini afişe edenhaber ve yayınlar yaptı.

Ülkücü hareket, bu yayınlar üzerine onlarca mensubunu şehit verdi. Aydınlık hedef gösterdi, komünist terör örgütleri vurdu.Maocu karanlık Aydınlık gazetesince hedef gösterilen Gün Sazak gibi birçok dava arkadaşımız şehit edilmiştir. Bu gazetenin; gerçek dışı, yalan yayınları yüzünden birçok dava arkadaşımızhaksız yere onlarca arkadaşımız tutuklandı, yılarca cezaevlerinde yatmak zorunda kaldı.  Aydınlık’ın iftiralarına maruz kalan yüzlerce dava arkadaşımız Pol-Derli kızıl çetelerin işkencelerinden geçirildi, zindanlara atıldı, mağdur edildi.

Aydınlıkçıların partisi TİKP, 1978 Temmuz ayında “MHP’den hesap sorulsun” kampanyası başlatmıştır.  Sovyet uşağı TKP ile Pekin çizgisindeki TİKP, “MHP ve ÜlküOcakları Kapatılsın” kampanyalarını aynı yıl yapmışlardır.  Ardından 1979 yılını “MHP ile hesaplaşma yılı” ilan etti. 1980 yılında da “MHP ve Ülkü Ocaklarıkapatılsın” kampanyasına öncülük etti.

MHP aleyhine yapılan haber ve yazı dizileri, 12 Eylülrejiminin dört elle sarıldığı malzemeler olmuştur.  12 Eylül 1980 sonrası açılan MHP ve Ülkücü kuruluşlar davasında dönemin savcıları ve 12 Eylül darbecilerinin yayınladığı “Anarşi raporlarında” kaynak olarak Aydınlık gazetesi, TİKP’in basın bültenleri ve diğer dönemin Solcu gazete ve dergilerinden faydalanılmıştır.

TİKP Genel BaşkanıDoğu Perinçek, 12 Eylül sonrası tutuklandıktan sonra mahkemeye verdiği Haziran 1981 tarihli "Sorgu"sunda “MHP ilemücadelede devlete yardım ettiklerinive derhalserbest bırakılmalarını” talep etmiştir.

MAOCU AYDINLIK HAREKETİ, ABD VE NATO’YU SAVUNMUŞ, 12 EYLÜL DARBESİNE, CUNTA REJİMİNE DESTEK VERMİŞTİR

Aydınlıkçılar, 12 Eylül darbesini ve cuntarejimini açıkça desteklediler. 12 Eylül’ün hem öncesinde hem de sonrasında diktatör Kenan Evren’e açıkça destek olmuşlardır.DoğuPerinçek’in başyazılarınıyazdığı Aydınlık gazetesi, 12 Eylül öncesi Genelkurmay Başkanı olan Kenan Evren’den ve ilişkide olduklarıgenerallerden özel demeçler alır, manşetten verirlerdi.

12 Eylül darbesi ile yayınları kapatılan, partilerinin faaliyeti durdurulan Aydınlıkçılar,22 Aralık 1980'de Ufuklar adlı bir dergiyi yayınlamaya başladılar. Bu dergi 6 Nisan 1981'e kadar 16 sayı çıktı. 1980 öncesinde Aydınlık’ın haber müdürü olan, derginin yazarlarından Doğan Yurdakul, Ufuklar dergisinde 12 Eylül ile ilgili şu yorumu yapmıştır:  “ 12 Eylül Amerikancı bir darbe değildir. 12 Eylülün dış politikası olumludur”

Ekim 1968’de Aydınlık dergisinin aylık yayımlanmaya başladığı tarihten Şubat 1989 yılına kadar Aydınlık hareketinin içinde yer alan  yani20 yılı aşkın bir süre  bu  Maocu grubun içinde yer alan, 12  Eylül öncesi Aydınlık hareketinin öndegelen isimlerinden biri olan, 12  Eylül  öncesi Aydınlık gazetesi Genel Yayın Yönetmeni olan Oral Çalışlar, darbeden sonra yayını durdurulan Aydınlık'ın yeniden yayına başlaması için cuntanın şefi Kenan Evren’e yazdığı ve içinde "Aydınlık, MGK'nın amaçların gerçekleşmesine destek olmak için ‘hayatını dahi seve seve feda etmeye hazır’ olduğunu kanıtlamıştır" benzeri ifadeler barındıran iki sayfalıkmektup hakkında yıllar sonra “Keşke o mektup yazılmasaydı” demiştir.

Aydınlık’ın o dönemki Genel Yayın Yönetmeni Oral Çalışlar ise, 12 Eylül’ün hemen ardından Kenan Evren’e yazdığı mektupta şöyle diyordu:

“Aydınlık gazetesi, bugüne kadarki yayını ve mücadelesi ile Milli Güvenlik Konseyi’nin ilan ettiği bu amaçların gerçekleşmesine basın alanında destek olmak için ‘hayatını dahi seve seve feda etmeye hazır’ olduğunu kanıtlamıştır.”

Oral Çalışlar, 1989 yılından sonra Perinçek’ten ayrıldıktan sonra anti-Perinçekçi bir çizgiye gelirken, geçmişte yer aldığı hareketin 12 Eylülcülerle aynı çizgide buluştuklarını itirafetmiş, “KeşkeKenan Evren’e o mektubu yazmasaydım” diyerek pişmanlığını açıkça ifade etmiştir.

Radikal gazetesinde “Aydınlıkçıgeçmişim” başlığıyla yayımlanan (28 Eylül2013) yazısındaAydınlık hareketi ve gazetenin Maocu çizgisini anlattıktan sonra 12 Eylül 1980 darbesine yaklaşımlarını şöyle aktarmıştı:

" 12 Eylül öncesindeki çizgimizin içerdiği arka plana rağmen, sonuçta Amerikancı bir darbe oldu ve biz bu darbeye, geçmiş ön kabullerimiz nedeniyle başlangıçta destekleyici tutum gösterdik. Siyasi bakımdan tamamen hatalıydık.

Biz Aydınlıkçılar, o dönemde asıl tehlikenin ABD tarafından değil, Sovyetler Birliği tarafından geleceğini söylüyorduk. Bu görüşler o zamanki Çin Komünist Partisi’nin görüşleriyle paraleldi.  Asıl düşman tanımı, Sovyetler Birliği olunca ABD’ye daha yakın pozitif bakış kaçınılmazlaşıyordu. Bu nedenle 12 Eylül 1980 askeri darbesine, ilk başlardaSovyetlere karşı milli bir duruşgözüyle baktık. Mahkemelerdeki savunmalarımıza da benzer anlayış egemen oldu. Bizim bir anlamda darbeye ‘destekçi’ tutumumuza rağmen, sonuç değişmedi.

Aydınlık kapatılınca, ‘Neden bizi kapattınız, biz zaten anarşi ve teröre karşıydık, siz de karşısınız’ şeklinde trajik bir tepki gösterdik.  Mahkemelerdeki savunmalarımıza da benzer anlayış egemen oldu. Bizim bir anlamda darbeye ‘destekçi’ tutumumuza rağmen, sonuç değişmedi. Aydınlıkçılık benim geçmişim. Hatasıyla, sevabıyla benim kimliğimin bir parçası. Bunu yok sayamam. Geçmişimi inkâr edecek değilim.  Keşke o mektup yazılmasaydı.”

Aydınlık gazetesi sahibi Oral Çalışlar, 30Haziran 1981 günü, aralarında ABDuşağı Kenan Evren, İstanbul eski Ankara Sıkıyönetim Komutanı, Ülkücü düşmanı Korg. Nihat Özer’in bulunduğu yüksek düzeydeki görevlilerin tanık olarak dinlenmesini istemiştir.

Çalışlar, adını verdiği görevlilerin kendilerine çeşitli defalar ‘Devlete yardım ettikleri için teşekkür ettiklerini’ belirtmiştir. ‘MGK’nın amaçları için Aydınlık hayatını feda etmeye hazır’ diyen Perinçek ve arkadaşları, Kenan Evren’in tanıklığına başvurulmasını bile istemiştir: Doğu Perinçek ve   Aydınlıkşürekâsı, 14Aralık1981 tarihinde yani, darbeden tam 15 ay sonra, cunta mahkemesine verdikleri savunmalı şemada cuntanın şefi Kenan Evren’le ideolojik birlik içinde olduklarınıKenan Evrenin ve Konsey’in açıklamaları ile partileri TİKP  ve  12Eylül darbesini yapanlarla, aynı fikirlere sahip olduklarını  ifade etmişlerdir.

12 Eylül’ün dava dosyasına kendilerini savunma amacıyla o dönemdeki belgelerinden de bölümler alıp koymuşlardır. Perinçek, TİKP davasında ‘12Eylülcüleredarbeyi yapmakta haklısınız, geç bile kaldınız’ tavrıyla yaklaşmıştır.Ankara’da görülen TİKP davasında “biz” diyor. “Yemin ederiz ki size hizmet etmekten başka hiçbir şey yapmadık” demiştir.

Maocu TİKP mensupları, açıkça“fikrimiz iktidarda kendimiz cezaevindeyiz” diyorlardı. 12 Eylüldarbesini yapan Konsey’e “bizi serbest bırakın” diyorlardı.

Yine eski yolarkadaşları, Perinçek’in 12 Eylül darbesini yapan generallerin başındaki Kenan Evren’e, “Sizi destekliyoruz; emrinizdeyiz” diyen bir mektup yolladığını söylemekteler.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve enpolitik.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.