Selçuk Özdağ'dan 'Türkçülük, İslamcılık ve Osmanlıcılık' tezi üzerine önemli tespitler

Selçuk Özdağ

Gelecek Partisi Sivil Toplum ve Halkla İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Enpolitik Haber Sitemizin Başyazarı Doç. Dr. Selçuk Özdağ'ın daha önce bir bölümü Cumhuriyet Gazetesinde yayınlananan milliyetçilik üzerine röporta

GEÇEN YÜZYILIN BASINDAKI “ÜÇ TARZ-I SIYASET: TÜRKÇÜLÜK, ISLAMCILIK, OSMANLICILIK” TEZI, 1980 SONRASI “TÜRK-ISLAM SENTEZI” DÖNEMLERI IÇIN CIDDI TARTISMALAR YARATTI. BUGÜN DE CUMHUR ITTIFAKI ILE BIR BASKA SENTEZ DENEMESI SÖZ KONUSU. AKP-MHP ITTIFAKI BU BAGLAMDA TARIHSEL BIR SENTEZ MI DÖNEMSEL BIR ISBIRLIGI MI?

3-?Yusuf Akçura, 1904 yilinda yani Osmanlinin her yönüyle çöküs yasadigi bir dönemde kaleme aldigi Üç Tarz-i Siyaset makalesiyle Osmanlicigi, Islamciligi ve nihayet Türkçülügü kritize ederek o zamana kadar bu fikirlerin hangisinin Osmanliyi (Türklügü) yeniden ayaga kaldirmada daha isabetli bir yaklasim oldugunu masaya yatirmistir. Osmanlicilik fikrinin siyaseten basarisiz oldugundan hareketle (ki bu fikrinde bidayette batililarin yol göstermesi ve Neo Osmanlicilar eliyle oldugu ifade edilmektedir) yine Avrupalilarin 'Panislâmizm' adi altinda Islamcilik politikasini ortaya çikardiklarini ifade eder. Temelinde ümmetçilik fikri olan bu yaklasim, tüm dünyadaki Müslüman unsurlari, aralarindaki soy farklarina bakmaksizin ayni dine mensup olmanin verdigi birliktelik duygusu ile birlestirip modern anlamda yeni bir millet insa etmeyi amaçlamakta idi. Islamcilik politikasi da yine Osmanlicilik akimi gibi Genç Osmanlilar’in Avrupa’dan, memleketin kurtulusu için ürettikleri bir fikirler manzumesi idi. Bu görüs kisa zaman içinde II. Abdülhamid’le birlikte devletin resmî siyaseti haline gelmis ve sonuçta bu da sadra sifa olmamistir. Neticede Akçura her üç siyaset fikrini nesnel olarak ele almis ve özellikle bir fikre yönelik taraf seçmemis görünse de Osmanlicilik ve Islamcilik siyasetinin basarisizligina vurgu yaparak buradan Türkçülük fikrini ön plana çikardigi görülmektedir.

Aslinda yaygin bir görüse göre Osmanlicilik siyaseti bir yana özellikle Islamcilik siyasetinin popüler tabirle yerli ve milli olmadigi konusunda o günlerde de birçok tartismalarin yapildigini görüyoruz. Islamcilik, II. Abdülhamit’in sahip çikmasiyla o dönem devletin resmi politikasi haline gelmisti. Abdülhamit’in Istibdat yönetimine karsi direnç gösteren bazi aydinlarin Türkçülük fikriyatina sarilmalarinin altinda bu sebebin de etkili oldugu kanaatindeyim.

1980 sonrasi milliyetçilik kavraminin daha çok aksiyoner tarafinda yer alan ülkücü kesimlerin birçogu malum oldugu üzere sancili bir süreç geçirdi. Bu kesim (ki içinde benim de oldugum ve 1 senesi hücrede 7 yil cezaevinde kaldim) Cezaevi sürecinde, inandiklari ve yaninda durduklari devletin kendilerine bu kadar acimasiz davranmasi karsisinda ciddi travmanlar yasadi. Sancili ve bir o kadar da beraber mücadele ettikleri ülküdaslarinin ve de devletlerinin görece vefasizligi ile yalniz ve sahipsiz kalmalarinin verdigi ruh hali, bazi arkadaslarimizi farkli olusumlara itti. Bunlardan bazilarinin manevi bosluklarini gidermek istemeleri neticesinde Islami okumalar yapmalari ile ilerde radikal denebilecek tarzda fikirleri benimsemeleri söz konusu oldu. Belki de dini argümanlarla milliyetçilik kavramina karsi çikanlarin bu uzak durusuna bir tepki olarak Islami fikirlere yönelim oldugu söylenebilir. Islami hassasiyetlerin ve ögretilerin kavmiyetçi bir yapiya karsi çikmasi, toplumun bir kesiminin milliyetçilik kavramina muhalif bakmalarina sebep oldugu açiktir. Sanirim bu bakis açisini degistirmek adina Türk-Islam birlikteliginin bir çikis olarak ortaya konuldugu söylenebilir. Bir baska deyisle Islam dininin Türk milliyetçiligi ile ayrilmaz bir bütün oldugu, hatta birinin digeri olmadan kaim olamayacagi empoze edilmeye baslandi.

Bu süreçte 80 askeri darbesi ile güçlenen “Türk-Islam sentezi” fikriyatinin darbeciler eliyle bir devlet politikasi haline gelmesi de ayrica manidardir. Kenan Evren ve arkadaslarinin görünürde Atatürk söylemleri ve zorlamalari ile halka Atatürkçülük pompalarken, alttan alta “ilimli Islam- Türk-Islam sentezini” dikte etmeye çalismasi hep kusu yaratti. Bu kuskunun gerçek oldugu, geçmisten bu yana ciddi bir birikime sahip olan milliyetçilik kavraminin içinin bosaltilmasi ile yerini gerçege birakti.

Hayati Türk milliyetçiliginin savunuculugu ve bu anlamda verdigi mücadeleler ile geçmis benim gibi ülkücülerin, Kenan Evren gibi bir darbecinin eliyle olusturulmaya çalisilani kendinden menkul “milliyetçilik-Islamcilik” kavraminin arkasinda durmasini beklemesin. Benim ve arkadaslarimin bahsettigi konu bir Türkçülük veya bir Islam elestirisi degildir. Bu degerler üzerinden milliyetçilik gibi bir kavramin içini bosaltip, ithal ve dikte ettirilmis emperyalist düsüncelere yol aldirma gayretine bir itirazdir.

80 askeri darbesi ile zirveye tasinan her fikrin devlet eliyle dizayn edilme projesinden milliyetçilik kavrami ile birlikte belli basli tüm ideolojiler payini almistir. Fakat burada milliyetçilik (özelde ülkücülük) daha fazla etkilenmis ve farkli angajmanlara konu edilmistir. Zira kavram olarak kendisini devlet ve millet ile özdeslestiren bu fikrin maalesef teorisyenlik boyutu igdis edilmis, büyük bir külliyata sahip, tarihi perspektifi olan milliyetçilik kavrami, bile isteye nerdeyse çek-senet argümanlarina kadar indirgenmistir. Bu dönem milliyetçilik fikriyati açisindan o kadar kisir ve bereketsizdir ki yüz yil öncesinin fikir tartismalarinin bile uzaginda kalmistir. Bunun sebeplerini, askeri darbenin bilinçli depolitizasyon, neo liberal ve ilimli Islam uygulamalarinin pratiginde aramamiz gerçekçi olacaktir.

Bugüne gelecek olursak koalisyon iktidarinin paydasi olan ve adina kendilerinin (Cumhurbaskanligi hükümet sisteminden hareketle ) cumhur ittifaki dedikleri yapi, tarihi ve ilmi perspektiften vareste, “ortaya karisik” bir olusum görüntüsü vermektedir. Basindan beri milliyetçilik ve Islamcilik tartismalarini izah ederken hep bir fikir ve ideallerin kesisim kümesinden bahsettik. Öyle veya böyle bir beyin firtinasi, fikir sancisi ile bezenmis ruhlarin vatan gibi millet gibi bagimsizlik gibi milli onur ve haysiyet gibi dertleri olan aydin ve devlet adamlarinin çabalarini gördük.

Elbette fikirler ölmez ve elbette o günden bugüne bu fikirler ve idealler yasiyor ve yasatiliyor. Ancak bunun mirasçilarinin, bugünün her alti ayda bir fikri ve amaçlari degisen cumhur ittifaki temsilcilerinin oldugunu iddia etmek aklimiz ile alay etmektir. Aslinda Cumhur ittifaki ile olusturulan sözde birlik, aynen 80 darbesi sonrasi devlet eliyle olusturulan yapay Türk Islam sentezci içi bosaltilmis milliyetçilik ve Islam anlayisinin bir benzeridir. O zaman resmi bir görüs olarak uygulanan bu pratik bugün de Cumhur ittifaki ile kendine yeni bir mecra bulmustur. Bu yapinin da öncekinden bir farki yoktur. Belki tek farki öncekine göre daha bir çikarci ve oportünist olmasidir. Tabi bir de “parti devlet” olmanin verdigi güç ve imkan ile toplumu istedikleri gibi dönüstürme konusunda daha bir basarili olmalari. Esasen birçok benzemez yapinin belli menfaatlerde bulusmasi memleket için ciddi bir beka sorunu da olusturmaktadir. Son zamanlarda sagliktan ekonomiye, egitimden dis politikaya yasadigimiz savrulmalarin kaynaginda bu benzemez yapilarin dönemsel menfaat birlikteligi vardir. Birbirlerini denetlemek ve yanlis uygulamalara geçit vermemek adina hareket etmekten ziyade yanlislarinin ve hukuksuzluklarinin üstünü örten bir birliktelik tarihsel bir sentezden ziyade dönemsel bir çikar isbirligine dayanmaktadir.

Yukarida Kenan Evren için ifade ettigim sözü bir kez de cumhur ittifakinin mevcut durumu için söylemem gerekirse; içi bos, menfaatçi ve hangi degere inandigi bile belli olmayan bir yapiyla bizden kendilerinin pesinden gelmemizi beklemesinler. Cihansümul bir kavram olan milliyetçilik (ülkücülük) fikriyatini inhisarina alan ve sahibi gibi davranan MHP sözcülerinin bu hareketleri maalesef çok sakil bir görüntü vermektedir. Yine ifade etmek isterim ki hayati Türk milliyetçiliginin savunuculugu ve bu anlamda verdigi mücadeleler ile geçmis benim gibi ülkücülerden sakil ve belirsiz bir menfaat birlikteligini benimsememiz beklenmesin. Benim ve arkadaslarimin bahsettigi konu bir Türkçülük veya bir Islam elestirisi olmadigi gibi bir vatan elestirisi hiç degildir. Tam aksine bu degerler üzerinden milliyetçilik gibi bir kavramin içini bosaltip ithal ve dikte ettirilmis emperyalist düsüncelere yol aldirma gayretine bir itirazdir.

4- KÜRSELLESME TARTISMALARI MILLIYETÇILIK KAVRAMINI NASIL ETKILEDI?

4- Yasli dünyamizin daha çok acilarla yogrulmus tarihi, insanliga verdigi mutsuzluklarin yaninda tüm bu süreçte ona birçok seyi de ögretti. Zamanin yükselen deger ölçülerine göre hareket eden, pozitif bilim ile insanligin kazanim ve degerlerini bütünlestirmis

olan toplum ve devletlerin zamanin ruhuna uygun bir çizgi izlediklerine sahit olmaktayiz. Her daim digerlerinden farkli ve özellikli olmasini bilen bu tür toplumlar ayni zamanda yükselen söz konusu degerleri yaratan medeniyetlerin de temsilcisidirler.

Bugün dünyamiz geçmise oranla çok daha hizli ve bas döndürücü gelismelerin yasandigi küresel bir köy haline gelmis, bilgi teknolojileri ise bu konuda lokomotif rolü oynayan ciddi bir aktör konumuna oturmustur. Bu denli hizli gelisen olaylarin yeni degerler ve ölçüler ortaya koymasi, yasadigimiz bu çagda ismine degisim dedigimiz olguyu çok daha önemli bir hale getirmistir. Degisimin ve gelismenin önünde durmayarak ona yön veren ve kendi medeniyet degerlerini bir ölçü olarak yayginlastiran toplumlarin yenidünyanin lider ülkeleri olmasi kaçinilmazdir.

Eski dünyanin güç merkezi olan ve genelde bati ülkeleri olarak ifade edilen gelismis ülkelerin, yeniçagda siklet merkezi olmaktan hizla uzaklastigi, bu gücün yavas yavas gelismeye ve degisime yelken açan yeni devletlerin eline geçtigi görülmektedir. Yenidünyanin lider ülkeleri, demokratik standartlari yükselten, ekonomik kalkinmayi saglikli bir sekilde sürdüren, aktif dis siyaset anlayisini uzun vadeli bir bakis açisi ile yürüten, kendisine düsman degil dost ve müttefik üreten ülkeler arasindan çikacaktir. Tüm bu gelismeler isiginda milliyetçilik gibi bir kavramin statik kalmasi elbette düsünülemez. Belirtmek isterim ki son yillarda ülkemizde milliyetçilik kavraminin içinin iyice bosaltilmasi, slogan ve sekilcilik gösterilerine konu edilmesi, milliyetçilik fikriyatinin aslinda ne olmadiginin bir göstergesidir.

Devamli surette yerli–milli söylemlerine konu edilen milliyetçilik kavramindan bu kadar çok bahsedilmesi, her platformda propagandasinin yapilmasi, bu söylemlere ortak olmayanlara vatan hainligi damgasinin vurulmasi esasen marazli bir ruh halini yansitmaktadir. Milliyetçilik kavramini bizdeki gibi propaganda malzemesi yapmayan ama milletinin ve ülkesinin menfaatlerini önceleyen, onun refahi ve gelismesi için canla basla çalisan, üreten ve yasam tarzi ile herkese örnek olan Almanya’nin milliyetçi olmadigindan bahsedebilir miyiz? Ya da tüm bu özelliklerden uzak, üretmeyen, çalismayan, ülkesinin menfaatlerini öncelemeyen ama çok laf ve slogan üreten bizim gibi ülke yöneticilerinin milliyetçilik söylemleri ne kadar gerçekçidir. Tasa ve kivançta birlik ve ülke menfaatini benimseyen milliyetçilik anlayisi ayni zamanda tüm dünyanin da sempatisini kazanmaya namzettir. Ait oldugu milletin refah düzeyini artirmak, adaletli bir yönetim olusturmak, paylasmayi bilmek, diger milletlere karsi dostane iliskiler kurup dünya medeniyetine katki saglamak, milliyetçilik fikrinin küresellesen dünya düzeninde yerini saglamlastiran bir pratige evirilmesini saglayacaktir. Aksi takdirde adi ister milliyetçi olsun ister sermayeci veya liberal olsun isterse sosyalist olsun, yöneticilerinin otoriter, içe kapamaci ve bagnaz fikirleri ile yönetilen ülkelerin, küresellesen yeni dünya düzeninde yerinin olmayacagi açiktir.

(Devam edecek)