Tarih: 27.07.2020 11:33

Prof.Dr.Uğur Türkmen; “Uzaktan sanat eğitimiyle,sağlıklı iletişim kurulamıyor”

Facebook Twitter Linked-in

AY: Hocam, nasılsınız? Devlet Konservatuarı’nda 14.yıldasınız. Konservatuar olarak üretmeye devam ediyorsunuz. Bana göre müzik kurumları içinde ilk 10’dasınız.Ne dersiniz?
TÜRKMEN:
Teşekkür ederim. Corona günlerinde ne kadar iyi olabilirsek. Umarım sizler de iyisinizdir.  Gördüğüm kadarıyla yazılarınız hiç ara vermeden devam ediyor. 
İlk 10’da olduğumuzu bilmiyordum. 20 Yıllık bir okuluz. Üreten ve önde gelen konservatuvarlar arasında görülmek mutluluk verici. 

AY: Pandemi dönemi nasıl geçti? Konservatuar “öğretim elemanları” olarak başarı oranınız nedir?
TÜRKMEN:
Bu dönemi başarı ve başarısızlıktan ziyade,000dersleri sürdürebilme amacına yönelik olarak geçirdik bütün kurumlar gibi ve eğer bunu bir başarı olarak görebilirsek elimizden geleni yaptığımızı düşünüyorum. Ama çok zor bir süreçti. Ne kadar özverili çalışılırsa çalışılsın “yüz yüze”  eğitimin yerini tutmuyor. Bir tarafta “can ve sağlık”, diğer tarafta “idealler” vardı. Konservatuvar yönetim kurulu, konservatuvar kurulu ve akademik kurul hep iletişim halinde olduk. Sorunları beraber çözdük. Öğrencilerimize, bu süreci birlikte atlatacağımızı ve birbirimize hemen her konuda destek olacağımızı söyledik. Rektörlüğümüz, üniversitemiz birimleri ve konservatuvarla koordineli olarak çalıştı. 

AY: Öğrencilerinizin, pandemi döneminde, “uzaktaneğitim modelinde” sıkıntıları oldu mu? Hangi konuda?
TÜRKMEN:
Enstrümanını alamadan, eşyalarını bile toplayamadan ve nasıl olsa kısa bir süre sonra dönerim düşüncesi ile Afyonkarahisar’dan ayrılan öğrencilerimiz çok sıkıntı yaşadılar. Ülke genelinde sanat ve müzik eğitiminde dile getirilen tüm sorunları öğrencilerimizde yaşadı. Özellikle birinci sınıf öğrencilerimiz daha çok hissettiler bu sorunları. Ev ortamında ne kadar çalışılabiliyorsa o kadarını yapabildiler. Bizlerde bunu anlayışla karşıladık. Pandeminin sadece eğitim öğretime değil; öğrencilerimizin öğrendiklerini hayata geçirebildikleri dinleti, konser, festival ve şenlik gibi bilimsel ve sanatsal etkinliklerin yapılamaması da olumsuz etkilerden biri olarak karşımıza çıktı. Uzaktan eğitimin, çocuklarla sağlıklı iletişim kurma konusunda uygulamalı dersler açısından son derece olumsuz yanları olduğu hepimizce malum. Okul ortamında çalgı ve sesine zaman ayıran öğrencilerimiz bunu yeterince yapamadılar. Bir araya gelinerek yapılacak etkinlikleri gerçekleştiremediler. Bütün bunlar onların gelişimleri açısından hayati önem taşıyor. Elbette her eğitim sürecinin ölçme değerlendirme boyutu da var ve bu da normal koşulların dışında bir durum olarak gerçekleştirilmeye çalışıldı.


AY:Konservatuar olarak, toplumla bütünleşen çevre illeri de içine alan, sadece öğrencilerle değil aileleri de içine alan, çok başarılı organizasyonlarınız var. Bunlar neler?
TÜRKMEN:
Pandemi dolayısı ile hemen hepsi 2021 yılına ertelense de; 
Uluslararası Hisarlı Ahmet Sempozyumu,
Dünya Ses Günü Etkinlikleri,
Dünya Koro Günü,
Dünya Kadınlar Günü,
Hocalı Katliamı Anma Etkinlikleri,
Anasanat Dalı Konserleri,
Sosyal Sorumluluk Konserleri (Engelliler-Yaşlılar vb),
Ulusal 23 Nisan Çocuk Koroları Şenliği,
Konservatuvar Tanıtım Konserleri (GSL ve Afyon İli Okulları),
Önemli Gün ve Kutlamalar (29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, 10 Kasım Atatürk’ü Anma, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı,  30 AğustosZafer Haftası (ki Afyon için önemi çok büyüktür) vb),
Müzik Eğitimcileri Çalıştayı,
Amatör Çalgıcılar Festivali,
Hz. Mevlanayı Anma ve Vuslat Törenleri,
Müzik Uygulama ve Araştırma Merkezi Çalışmaları,
AKÜ DK İbrahim Alimoğlu Müzik Müzesi Tanıtımları ve etkinlikleri gibi sayısız bilimsel ve sanatsal etkinlik her eğitim öğretim yılında düzenli olarak yapılmakta. 
Bu etkinlikler, eğitim öğretimde edinilen bilgi ve becerilerin uygulamaya dökülmesi, eğitimcilerin bilimsel ve sanatsal üretimlerini sergileyebilmeleri, içinde yaşanılan toplumun kültürel değişim ve gelişimine katkıda bulunma amacındadır.  Ayrıca belirttiğiniz gibi bu etkinlikler öğrencileri ve aileleri içerisine almakla yetinmiyor, şehir halkını, Afyon’un yerel kültürüne hizmet eden farklı kurum ve kuruluşları da içine alarak yürütülmeye çalışılıyor. Eğer bir başarı varsa, bu başarıda hepsinin büyük payı olduğunu söylemekte yarar var.

AY: YÖK ile MEB müzik dersi öğretimi metodoloji ve içerik konusunda çok farklılıklar var.Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
TÜRKMEN:
Öncelikle müzik öğretmeni yetiştirilen kaynakların yani bazı öğretmenlerin konservatuvar bazılarının eğitim fakültesi mezunu olmaları temelde zaten bir farklılık oluşturuyor çünkü her iki kurumun mesleki amaçları farklılık gösteriyor. Müzik öğretmenlerinin yetiştirilmeleri için uygulanan programlarda ise bazı değişiklikler yapıldı ve bu değişiklikler müzik eğitimcisi kimliğini sağlamaya yönelik olarak düzenlenmeye çalışıldı. Buna rağmen ders programları daha donanımlı müzik öğretmenlerinin yetiştirilmesini gerektiriyor. Bu açıdan YÖK ve MEB arasında öğretmen yetiştirme konusunda daha etkili çalışmaların yapılması gerektiğini düşünüyorum. Öğretmen Yetiştirme Genel Müdürlüğü’ne de büyük sorumluluk düşüyor ve süreç içerisinde sorunların aşılmasını umuyorum. Belirlenmiş kriterler var ve bu kriterleri tam anlamıyla karşılayan müzik eğitimcilerinin yetiştirilmesi çok önemli. YÖK ve MEB arasında iletişimin daha sık olmasında fayda görüyorum.

AY:Ülkemizde müzik kurumları ana çizgileri çizilmemiş durumda. Mesela, Eğitim Fakültesi Müzik Öğretmenliği ABD ile Konservatuar Lisans Bölümleri ve GSF Müzik Bölümleri arasında bir çizgi çekilmesi gerekir mi?
TÜRKMEN:
Yükseköğretim mevzuatına bakılacak olursa -ki biz şu an için bu mevzuata göre hareket etmeliyiz- sorunuzun cevabı “evet çizgilerin çekilmesi” gerekir. Sorunun çözümü basit esasında:
a)    Batı müziği eğitimi verilen, ilköğretim ve lise kısımları olmayan lisans düzeyinde konservatuvar açma izni verilmemesi gerekir. İlköğretimden itibaren konservatuvar eğitimi alan bireyin yolu bellidir. “Sanatçı” yetiştirme odaklı eğitim devam etmelidir. Dört yılda sanatçı yetiştirmek mümkün değildir. 
b)    Eğitim Fakülteleri GSEB Müzik Eğitimi Anabilim Dalları zaten 1924’ten beri belli bir çizgide yoluna devam etmekte. Program içerikleri vb sorunlar tartışılabilir ama “öğretmen” yetiştirme felsefesi “doğru olarak” hiç değişmedi. 
c)    Güzel Sanatlar Fakülteleri veya sanat eğitimi veren fakülteler (sanat tasarım vb) bünyelerinde müzik temelli bölüm, anasanat ve anabilim dalı açılmamalı halen açık olanlar ise konservatuvar bünyesine aktarılmalıdır.

Ülkemizdeki mesleki müzik eğitimi veren kurumların hemen tamamında kültüre, değişim ve gelişime yönelik“ortak” amaçlar yer almaktadır.  Yerel, bölgesel, ulusal ve evrensel müzik kültürü birikimlerini korumak, gelecek kuşaklara aktarmak, bireyleri ve toplumların kültürlenme ve kültürleşmelerine katkıda bulunmak, bireyin ve toplumun müzik yolu ile gelişmesi ve değişmesini sağlamak, ekonomik kalkınma, kültür ve eğitim alanlarındaki değişimlere müzik yoluyla katkıda bulunmak mesleki müzik eğitimi veren kurumların diğer “ortak”amaçları arasında görülür. 
Elbette “felsefeleri” başta olmak üzere “girdi-süreç ve çıktıları” farklı olacaktır ama bu ortak amaçların hayata geçmesinde birlikte yol almaları gerekliliği de göz ardı edilmemelidir. 
AY:Müzik Eğitimi ve Müzikoloji alanlarında bilimsel ve sanatsal çalışmalarınız/yayınlarınız var,ama kendinizi  “Müzik Eğitimcisi” olarak tanıtıyorsunuz.Neden?
TÜRKMEN:
Asistanlıktan gelerek örneğin “müzik teorileri” alanında kendimi yetiştirmeyi ve uzmanlaşmayı çok isterdim. Bir müzik eğitimcisi olarak çok yönlü bir program içerisinde yetiştirildik. Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi Müzik Öğretmenliği Bölümü mezunuyum. Niğde Üniversitesinde göreve başladım. 1995 Yılında Müzik Öğretmenliği Bölümü açıldığında ana çalgı “keman” yanında birçok derse (solfej, armoni, form bilgisi vb) girmek durumunda kaldım. İhtiyaç vardı. Dersleri elimizden geldiğince yürüttük. Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde Yardımcı Doçent olarak göreve başladığımda ise artık bir karar vermem gerektiğini anlamıştım. Doçentlik başvurum ya “müzik eğitimi” ya da “müzikoloji” olacaktı. Çalışmalarıma ve meslek hayatımın sonraki sürecinde çalışmak istediğim konulara baktığımda “müzikolojiden” doçentliğe başvurmanın gerekliliğine inandım. Sizin de belirttiğiniz gibi çalışmalarımın büyük bir çoğunluğu; müzikoloji, sistematik müzikoloji odaklı ama bununla birlikte müzik eğitimi ile yakından ilişkili konular.Zaten, “müzik eğitimi” sistematik müzikolojinin önem verdiği alt alanlardan biridir. 
Aslımı inkâr edecek değilim. Bu devlet beni “müzik eğitimcisi” olarak yetiştirdi. Üniversitede “öğretmenlik” yapıyorum. Müzikoloji veya müzik teorilerinden uzmanlaşmış olmak “eğitimci” kimliğimizi ortadan kaldırmaz. 
AY:Ülkemizde Müzik Eğitimi konusunda çok program değişti. İstenen başarı sağlanabildi mi? Sağlanamadıysa, neden? 
TÜRKMEN:
Yetiştirildiğimiz programda; birçok farklı ders yer almaktaydı. İlkokuldan ortaokul, lise ve amatör müzik eğitimini içine alan çok daha geniş bir yaş grubuna eğitim verebilecek bir anlayış çerçevesinde yetiştirildik. O dönemde; konservatuvar mezunları da çok fazla değildi. Yani bizler, amatör müzik eğitimini de beslemek sorumluluğunu üstlenmiş bir nesil olarak göreve başladık. Sonraki programlarda müzik öğretmeni adaylarının sırtından bu yük nispeten kaldırıldı. Ben burada müzik eğitimcilerinin ilkokul, ortaokul ve lise düzeylerine yönelik olarak ve özellikle genel müzik eğitimcisi olma amacına uygun olarak yetiştirilmelerinin ama mutlaka “bir çalgıda”, “sınıfta bulunabilecek ve eşlik edilebilecek bir çalgıda” yeterli olmalarının gerekli olduğunu düşünüyorum. Bu alanda başarının sağlanabilmesi büyük oranda öğretmen yetiştirilen kurumların öğretmen adaylarına yetiştirilme amaçlarını iyi anlatmalarına ve buna uygun eğitim vermelerine bağlıdır. Bu konuda iyi örnekler olduğu kadar kötü örnekler de bulunmaktadır. Bir müzik eğitimcisi, verdiği müzik eğitimi ile toplumun müzik kültürünü derinden etkilediğinin farkında olmalı ve etkileyecek davranışları nasıl gerçekleştireceğini de bilmelidir. 
Müzik eğitimcilerinin bunu yeterince yaptıklarını söylemek oldukça zor. Çünkü konservatuvarımızca düzenlenen “müzik eğitimcileri çalıştayına” ilgi gösteren ve kendini mesleki anlamda geliştirmeye çalışanların hep aynı kişiler olduğunu görmek bu konuda bazı eksiklerin olduğuna işaret ediyor.

AY: Müzik eğitimi alanında yeteri kadar insan gücümüz var mı? Organize olamıyorlar mı?
TÜRKMEN:
Yeterli insan gücümüz yok. Müzik öğretmeni sayısı ülke nüfusu ve dünya genelindeki Türkler düşünüldüğünde yeterli değil. Her ilçede ve ilde  “Belediye Konservatuvarları” açılmalı. Sadece bu kurumlar için bile, binlerce müzik eğitimcisine ihtiyaç var. Genel müzik eğitiminde müzik öğretmeni sayısı son derece az. Amatör müzik eğitimini geliştirecek müzik eğitimcisi sayımız az. Organize olamama sorunumuz hemen her meslek grubunda var. Hemen her müzik eğitimcisinin (üniversiteler, belediye konservatuvarları vb dahil) müzik eğitimcileri derneğine üye olması gerekir. Ülke genelinde bulunduğu ilde müzik öğretmenlerini bir günde olsa bir araya getirip farklı konularda gelişimlerini destekleyen bir tek konservatuvar var. O da bizim konservatuvarımız. 
AY:Gizliden gizliye Türk müziği-Çoksesli Müzik (Batı müziği) kavgası yürütülmeye çalışılıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz…
TÜRKMEN:
Hiç gerek yok. Enerjilerini çalışmaya versinler. Bu ülkenin konuşan değil; çalışan ve üreten insanlara ihtiyacı var. Elbette yaşanılanlardan dersler çıkaracağız. Ama bu dersleri çıkarırken sürekli; suçlamak, ötekileştirmek, ayrıştırmak, tek taraflı bakmak kime ne yarar sağlayacak? . Bölüm-Anasanat-Anabilim Dalı açmaya, metot yazmaya, araştırma yapmaya, ders vermeye, bilimsel ve sanatsal çalışmalar-üretimler-sergilemeler vb yapmaya kim engel oluyor? Yapılacak çok iş var. En azından benim bu işlere harcayacak vaktim yok. Türk müziği bizim “Nüfus kâğıdımızdır.” Bu müziğe yapılacak her katkı çok önemidir ve değerlidir.
Bizim dert edinen insanlara ihtiyacımız vardır. “Dert edinen yol arkadaşlıkları” olursa kavga ve gürültü de olmaz. 
AY: Son yayınlarınız hakkında bilgi verebilir misiniz? 
Uzunca bir süredir. Eğitim müziği besteleme temelli kitaplarımı bir set halinde yayınlamayı arzu ediyordum. Yayınevlerine başvurmuş ama hemen hepsinden “parasını verirseniz” basabiliriz cevabı almıştım. En sonunda İzge Yayınevi büyükte bir risk alarak kabul etti. Çok çalıştık. Kitap adları ve içerikleri ise şöyle.
Gönüle Öğüt: Geleneksel Türk müziği sözlü ve saz eserleri
Sevgi Çiçekleri Çocuk ve Gençlik Şarkıları: Tüm şarkılar bana ait piyano eşlikleri ise değerli dostum Aytekin Albuz tarafındna yapıldı.
Müzikal: Dostluklar Biter mi adını taşıyor. Mezuniyette yaşananlar anlatılıyor.
Yaylı Çalgılar İçin Düo ve Triolar:  Keman öğretmenim Zeki Çubuk ve benim eserlerimden oluşmakta.
Yaylı Çalgılar İçin Orkestra Eserleri: Keman öğretmenim Zeki Çubuk, keman eğitimcisi Tahsin kılış ve benim eserlerimden oluşmakta.
10 Türkü 6 Sözsüz Şarkı: Keman ve piyano için benim eserlerimden oluşmakta. 
Eğitim müziği besteleme üretimleri ilk defa bir set halinde yayınlandı. Umarım alana katkı sağlar. 
AY:Teşekkürler….
TÜRKMEN:
Göktan hocam; ülke müzik kültürü, bilimi ve eğitimine katkılarınız için ben de teşekkür ederim. Söz uçacaktır. Yazılarınız sadece bugün değil ileriki yıllarda da değerlendirilecek ve üzerinde çalışmalar yapılacaktır. Sağlıkla kalmanız dileğiyle…
 




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —