İbrahim Kahveci yazdı: “Sadece borçlanarak daha fazla faize bağımlı olduk”

İbrahim Kahveci yazdı: “Sadece borçlanarak daha fazla faize bağımlı olduk”

Karar Gazetesi yazarı İbrahim Kahveci bugün “Liyakat ve TL’nin değeri” başlıklı yazısında Türkiye’nin ekonomik sıkıntısını yazdı.

Karar Gazetesi yazarı İbrahim Kahveci, Türk Lirası'nın değersizliği ve liyakatsiz yönetim ilişkisini görmek gerektiğini belirterek, 'Milli güreşçimiz Hamza Yerlikaya’nın Vakıfbank yönetimine atanması bu açıdan çok da önemli değildir. Paramızın değer kaybetmesine neden daha geniş açıdan bakmamız gerekiyor. Mesela TL’nin değer kaybını Milli Eğitim politikaları ile neden hiç izaha kalkmıyoruz?' diye yazdı.
İbrahim Kahveci, 2003-2018 yılları arasında Türkiye'e 650 milyar dolar yabancı sermaya geldiğine işaret ederek, 'Para oluk oluk aktığında katma değer artırıcı, karlılığı artırıcı bir dönüşüm mü sağlayabildik? Sadece borçlanarak daha fazla faize bağımlı olduk. Ya da soruyu farklı soralım: Ülkenin değer artırıcı üretimini sağlamadan ücret artışını nasıl isteyebiliriz?
Bu sorudan hareketle bugünümüz ve yarınımız açısından da şu izahı yapabiliriz: Mevcut liyakatsizlik ve verimsizlik durumunda bizi daha büyük fakirlikten başka bir şey beklemiyor. Kimse boş hayaller kurmasın.' ifadelerini kullandı.

Karar Gazetesi yazarı İbrahim Kahveci bugün “Liyakat ve TL’nin değeri” başlıklı yazısının tamamı şu şekilde:

Paramız niye değersiz? Acaba sorun sadece kısa vadeli yanlışlarda mı gizli? Paramızın değersizliğini sadece kur-faiz-enflasyon ekseninde mi izah edeceğiz?
Paramızın değersizliği ile liyakatsiz yönetim ilişkisini görmemiz gerekiyor.
Milli güreşçimiz Hamza Yerlikaya’nın Vakıfbank yönetimine atanması bu açıdan çok da önemli değildir. 
Paramızın değer kaybetmesine neden daha geniş açıdan bakmamız gerekiyor. Mesela TL’nin değer kaybını Milli Eğitim politikaları ile neden hiç izaha kalkmıyoruz? 
***
Bundan 20 yıl önce Çin ucuz işçilik cenneti olarak tanımlanıyordu. Ücretler bugün ile kıyaslanamayacak kadar düşüktü. 
tradingeconomics verilerinden aktarayım. 2007 yılında bölgesel asgari ücretlerin ortalaması 690 yuan ediyordu. Şimdi ise 2480 yuan ediyor. 2007 yılında 1 dolar 7,5 yuan ederken, şimdi 7,0 yuan ediyor. 
Nereden bakarsanız bakın Çin’in ücret geliri reel olarak yüzde 300’ün üzerinde artış göstermiştir. 
Bu artış sadece ücret artışında kalmamıştır. Aynı zamanda kişi başına gelirde de benzer artış olmuştur. 
İyi ama biz neden hem ücretleri, hem de kişi başına geliri yeterince artıramadık?
***
Üstten emir verilse ve asgari ücret net 3500 lira ilan edilse ne olur? Ülkede refah mı artmış olacak? 
İmalat sanayinde kar marjımız yüzde 10 seviyelerinde seyrediyor. Bu kar marjının artışı bir türlü sağlanamıyor. Kar marjı artmadan ücret artışına gidersek işsizlik nereye çıkar?
Sorun sadece faiz giderinde de değil. Faiz gider olmasa ne olur? 
2003-2018 arasında ülkemize 650 milyar dolar yabancı sermaye geldi. Bir kısmı borç, bir kısmı doğrudan yatırım ve bir kısmı da sıcak para olarak geldi. 
Para oluk oluk aktığında katma değer artırıcı, karlılığı artırıcı bir dönüşüm mü sağlayabildik? Sadece borçlanarak daha fazla faize bağımlı olduk. 
Ya da soruyu farklı soralım: Ülkenin değer artırıcı üretimini sağlamadan ücret artışını nasıl isteyebiliriz? 
Bu sorudan hareketle bugünümüz ve yarınımız açısından da şu izahı yapabiliriz: Mevcut liyakatsizlik ve verimsizlik durumunda bizi daha büyük fakirlikten başka bir şey beklemiyor. 
Kimse boş hayaller kurmasın. 
***
Paranın gerçek değerini ülkenin yükselen katma değerli üretimi belirler. Kısa vadede ise faiz-enflasyon dengesi...
Kısa vadeyi tartışmaktan uzun vadeli dönüşümü kimse konuşmuyor. 
Çin parası yuan dolar karşısında 2000 yılında 8,0 değerindeydi. Şimdi ise 1 dolar 7,0 yuan ediyor. 
Acaba Çin bu değeri faiz-enflasyon dengesi ile mi sağladı? Ya da yüksek demokrasiye mi ulaştı da parası değerlendi? 
Not. Demokrasi, adalet ve güvene dayalı bir yönetim iyi bir gelecek sunarak sermaye çekebilir. Ama o sermayeyi nasıl kullanacağız? AK Parti ilk dönemlerinde bu dönüşümün 1. ayağını başardı ama 2. ayağını başaramadı. 
***
Ülkenin yabancı para ihtiyacını veya kaynağını ödemeler dengesinin cari işlemlerinden karşılamayı niye hiç düşünemiyoruz? (İhracat ve turizm gibi hizmet gelirleri)
 Ama burada dikkat edilecek nokta ne var ne yoksa dışarı satarak değildir. 
Yabancılara daha fazla hıyar satarak zenginleşen hangi ülke gördünüz? 
Benim çiftçimin ithal gübre, ithal tohum, ithal yakıt kullanarak 3 liraya mal ettiği domatesi 3,3 liradan yabancıya satarak mı zenginleşeceğiz? 
Doğal kaynaklarımız olan mermeri 3 kuruşa işlemeden ihraç ederek nereye varabiliriz? Ya da fason tekstil - konfeksiyon ile yolumuzu ne kadar daha sürdürebiliriz? 
Sorun katma değerli üretimdir. 
Bu sorunu aşmak için ilk şart ise itaat değil, liyakattir. 
Sonra eğitim sisteminin baştan aşağı değişmesidir. 
Maliye -vergi sisteminin değişmesidir. 
Çalışma hayatı, emeklilik sisteminin değişmesidir. 
Kamu yönetim reformunun derhal gerçekleşmesidir. 
Kısaca “fakirleştiren büyüme” içine mahkum olmuş bir ülke olmaktan çıkmamızı sağlayacak geniş bir ekonomik yönetim reformudur. 
Sorun sadece demokrasi, adalet, hak sorunu değildir. Sorun ülke olarak bu kadar yüksek İNSAN kaynağına rağmen verimsiz bir fakirlik çıkmazına hapsolmuş olmamızdadır. 
Bugün 200-300 liralık sosyal yardıma bile razı olan toplum neden daha yüksek bir refah tercihini göremiyor? Toplumu bu mahkumiyetten kurtaracak geniş bir çözüm planı neden hala sunulamadı? Bu hafta liderlere sormaya başlayacağız.