Veysi Dündar 'filtreli başkanlığı' yazdı: Ülkece bize yaşatılan bir şizofreninin tarifi konusunda müşkülüz

Eklenme Tarihi: 04.12.2019 12:26:00 - Güncellenme Tarihi: 04.12.2019 12:26:48

Ocak medya köşe yazarı Veysi Dündar, 'FİLTRELİ Başkanlık Sistemi' başlığını attığı bugünkü yazısında, Ak Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın önce onayladığı daha sonra reddettiği 'filtre' yasasını yazdı. 

Yasama ve yürütmenin iç içe geçtiği yeni yönetim olan, Başkanlık sisteminde verilen vetoya anlam veremediğini kaydeden Veysi Dündar, "AKP Meclis grubu her hafta Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanmıyor mu? Hal bu iken bir kanunu önce onaylayıp, sonra veto etmenin gereksiz iş hacmini sorgulamaktan daha doğal bir durum olamaz" dedi. 

"Türkiye’de son 5 yılda neredeyse her sene seçim yaptık.
Dünyanın sözde demokrasiye en doymuş ülkesi olmalıyız.
Peki elimizde ne var?
Aynı partinin üyelerinin aldığı kararı veto eden parti başkanı." diye konuyu özetleyen Dündar, şunları kaydetti: 

"Cumhurbaşkanının termik santrallere filtre takılmasına dair yasayı veto etmesi üzerine; kendi aldıkları karar geçersiz hale gelen AKP’lilerden, yoğun bir tebrik akışı geldi Erdoğan’a.
Yasama ve Yürütme içiçe bir şekilde iken, böylesi bir vetoya mana vermek çok da mümkün değil. Sonuçta Meclis çoğunluğu AKP’de ve AKP’nin başkanı Cumhurbaşkanı.

Meclis‘in aldığı kararın Cumhurbaşkanı tarafından veto edilmesine olsa olsa eşgüdümsüzlük ve birbirinden habersizlik denir.

AKP Meclis grubu her hafta Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanmıyor mu? Hal bu iken bir kanunu önce onaylayıp, sonra veto etmenin gereksiz iş hacmini sorgulamaktan daha doğal bir durum olamaz.

Partili Cumhurbaşkanı modelinin ya da daha doğru tanımla Türk tipi başkanlık sisteminin; bizlere hediye ettiği bu durumun aslında kanıtladığı şey, termik santrallere filtre koymanın iyi bir şey olması değil. 
AKP’nin hatadan dönme erdemine sahip bir parti olduğunu göstermesi de değil.
CNN Türk’ün afacan sunucusunun santrallere neden filtre koymamalıyız başlıklı haberinden sonra ortaya çıkan infiali gidermek hiç değil.
Bundan sonra hanımefendi düşünecek ve santrallere neden filtre takmalıyız başlıklı alternatif haberini yapacak.

Aslında bu ABD’nin belki de en önemli başkanı Roosevelt’in şu sözünü bize hatırlatıyor : “Oy bir tüfektir ve onun faydası kullanıcısına bağlıdır.”

Türkiye’de son 5 yılda neredeyse her sene seçim yaptık.
Dünyanın sözde demokrasiye en doymuş ülkesi olmalıyız.
Peki elimizde ne var?
Aynı partinin üyelerinin aldığı kararı veto eden parti başkanı.

Türkiye şükür ki Kuzey Kore değil.
Ve hiçbir zaman da olmayacak.
Herkes adı gibi biliyor ki filtre mevzusunun arkasında kamuoyu duyarlılığı var.
Eğer sosyal medyada tepki olmasa yasa veto falan edilmeyecekti.

CNN Türk gibi havuz kanalları zaten alınan kararın ne kadar haklı olduğuna dair yayınlarla duruşlarını ortaya koydular.
Şükür ki aklı başında kimse CNN Türk’te söylenenlere itibar etmiyor. Tam da tersi burada ortaya konulan sahteliklere, manipülasyonlara ve algı operasyonlara gereken tepkiyi ortaya koyuyor.
CNN Türk’ün spikerini ortaya çıkarıp, alınan karara PR yapma girişimi tam da ters etki yaptı ve herkes bu konuda daha da duyarlı oldu.

İnsanları hasta eden termik santral bacaları konusunda 2.5 yıl daha sabretmemek ne kadar isabetli bir karar olsa da, bu kararı almak her halde aklı başında herkes için sıradan bir işti.
AKP’nin akıl ötesi yönetim anlayışı ile, bu konuda dahi önce gidilen istikameti terse çevirmek için yoğun bir çaba gerekti.
Havuz gazetelerinin en taze genel yayın yönetmeni, bunun için Cumhurbaşkanına teşekkür etmemizi ifade etti.
Peki kararı alan AKP’nin parti başkanına ne demeliyiz?


Ülkece bize yaşatılan bu şizofreninin tarifi konusunda son derece müşkül bir haldeyiz. Sosyal medyayı kuran Mark Zuckerberg ve Jack Dorsey’e ne kadar şükran duysak az. Bu Amerikan icatları olmasa santral bacalarından solunan zehirli gazlarla ölmeye, hasta olmaya devam edeceğiz.

Bismarck Alman birliğini kuran adamdır. Onun sözünde “demokrasi ulaşılabilir olanın, mümkün olanın sanatıdır. Bir sonraki en iyiyi bulmanın mesleğidir.”

Peki adeta endogam (sosyolojide dar çevreleri, kapalı yapıları tarif eder) bir klana dönmüş Meclis’in aldığı tek taraflı kararlar ve kararları zaten vaz eden bir Meclis çoğunluğuna hakim Cumhurbaşkanı ile bu sonraki en iyiyi bulmak mümkün mü? Sosyal medyada yoğun tazyik ve konu suya sabuna sadece sözlük anlamı ile dokunan bir alana ait olmasa, biz burada vetoyu hayal eder miydik?

Türkiye’ye layık görülen yasama/yürütme/yargıyı tek potada eriten ve ona Hürriyet/CNN gibi iliştirilmiş basını ekleyen bir yapının Bismarck’ın öngörüsü ile çakışması olası mı? 

AKP’nin ülkeyi zorladığı sistemin istişareyi, farklı bakış açısını ve ortak aklı nasıl yok ettiğini bu örnekten daha iyi açıklayan bir şey yoktur.
Kendi kurduğu yapının arızalarını görebilecek bir mimar henüz doğmadı.
Elindeki plan hatalı iken, bu mimara biz nasıl yanlış bina yaptığını anlatacağız.

AKP kurduğu yapıda kan testinin sonuçlarını kendi yazan bir şeker hastası, minik takımla oynadığı maçı farklı kazandığı için takımını başarılı sanan bir antrenör, yazdığı 5 para etmez şiirleri çocuklarına zorla okutan bir amatör şair gibi, sorgulamadan yoksun kendi kendini doğrulayan bir yapıdan çare arıyor.

Bu sistemin ne kadar yanlış olduğunu bu somut olayla bir kez daha anladık.
Oysaki İngiltere’nin demir leydisi Margaret Thatcher’i dinlemiş olsaydık bu yanlışla bu kadar zaman kaybetmemiş olacaktık:

“Demokratik olmak yetmez. Çoğunluk bir yanlışı doğruya dönüştüremez. Gerçek manada serbestiyet için, ülkeler özgürlük aşkına sahip olmalı ve kanun hakimiyetine vazgeçilmez bir saygı duymalıdır.”


http://www.enpolitik.com/haber/317993/veysi-dundar-filtreli-baskanligi-yazdi-ulkece-bize-yasatilan-bir-sizofreninin-tarifi-konusunda-muskuluz.html

Sizin Yorumunuz:

*
*