'İnsanlar faturalarını ödeyemiyor, kaloriferlerini yakamıyor ama gündem Saray ve CHP!'

Eklenme Tarihi: 26.11.2019 11:30:00 - Güncellenme Tarihi: 26.11.2019 11:30:56

Gündemden düşmeyen CHP ve Saray görüşmesi, Türkiye kamuoyunu, günlerdir adeta bir 'deve kuşu' oyunu izlemeye mecbur bıraktı dersek abartmış olmayız. 

Ekonomik krizin her geçen gün derinleştiği, işsizliğin zirve yaptığı bir dönemde kimse gerçek gündeme dönmüyor, döndürülmüyor. Televizyonlar, gazeteler, tv programları... Geçim sıkıntısının ayyuka çıktığı bu dönemde kamuoyu CHP, Saray ve buna bağlı kulis haberleriyle yok sayılıyor. 

Tecrübeli siyasetçi, yazar Doç. Dr. Selçuk Özdağ, geçtiğimiz gün yazdığı köşe yazısında, millet olmanın, ulus olmanın önemine ilişkin önemli bir noktaya temas etmiş, ülkenin gerçek gündemleri olan; adalet, hak, hukuk, yargı, ekonomi konularını hatırlatmıştı.

Gündemi işgal eden Saray-CHP olayını 'Abesle iştigal' olarak yazan Özdağ, "Ne yazık ki muhalefet sunni gündemlere dalarak vatandaşın gündemine bir türlü dönmüyor.  Hayat pahalılığı almış başını gidiyor, insanlar faturalarını ödeyemiyor, havalar soğumasına rağmen doğalgaz fiyatları yüzünden kimse kaloriferlerini yakamıyor. Piyasada nakit yok, işsizlik yüzde 14'ü aşmış, bunlar dururken hangi CHP milletvekili Saraya gitti diye tepişip durmak doğru bir siyaset değil.  O ismin kim olduğu vatandaşın hangi sorununu çözecek? Muhalefet bunları görmeli ve gerçek gündeme dönmelidir." demişti.

'Millet olmanın, adaletin ve ulus inşasının' her şeyin üzerinde olduğunu vurgulayan ve birkez daha okunması gereken Özdağ'ın yazısının ilgili bölümü şöyle: 

MİLLET OLMAK VE ADALET

Ulus inşası ile ilgili sayısız araştırma var.  Millet olmanın okuldan, eğitimden,askerlikten ve ortak bir dile sahip olmaktan geçtiği, ulusun bu değerler üzerinde kurulduğu araştırmacıların ortak düşüncesi. Ortak bir dil yoksa millet de yoktur. Ortak bir tarih ve geçmişlik duygusu okulda eğitim yoluyla  verilir. Milli devlet eğitim tekelini elinde bulundurduğu için varlığını sürdürür. Eğitim tekelinin kaybedilmesi farklı eğitim biçimleri üzerinden farklı toplumsal yapılanmalara neden olur. Onun için devletlerin en kıskanç oldukları alan eğitim alanıdır ve bunu asla paylaşmak istemezler. Son yıllarda karşılaştığımız bazı sorunların arkasında eğitimin farklı guruplara teslim edilmesi yatmaktadır. Eğitim cemaatlere, tarikatlara terk edilince  verilen eğitim devletin önceliklerini değil bu gurupların önceliklerini yansıtacağından o eğitimden geçenlerin devletle bağı da ona göre oluşacaktır. Eğitimi kim veriyorsa eğitim alanı da kendine bağlar. Onun için eğitim diyip geçmemek gerekir. Eğitim milli devletin temelidir ona sahip olduğu müddetçe ayakta kalır.
Ancak günümüzde uluslaşma araçlarından biri de adalettir. Adaletle devlet bağı arasında doğru bir orantı vardır. Bir devlet ne kadar adil olursa kitlelerle arasındaki bağ o kadar güçlü olur. Adaletten uzaklaşan devletle vatandaşları arasındaki yurttaşlık bağı zayıflar. An olur insanlar, "adaletle yönetilelim de bizi kim yönetirse yönetsin" diyecek noktaya gelir. Tarihte bunun örnekleri vardır, Osmanlı fethettiği topraklarda kılıçtan ziyade adaletle asırlarca tutundu. Millet olmak ve öyle kalmak istiyorsak adil olmalı ve vatandaşın devletin adaletine güvenini sağlamak zorundayız. Bunun yolu da kuvvetler ayrılığı ve yargının bağımsızlığını. 

http://www.enpolitik.com/haber/317808/insanlar-faturalarini-odeyemiyor-kaloriferlerini-yakamiyor-ama-gundem-saray-ve-chp.html

Sizin Yorumunuz:

*
*