Kitap Oku: 'Kürt Sorunu mu? Devletleşme Sorunu mu? -37- 'İnanç Birliği'

Hukukçu Dr. İrfan Sönmez'in adından çokça söz ettiren, okuyucunun teveccühünü kazanmış ve tarihe not düşen kitabı: ''Kürt Sorunu mu? Devletleşme Sorunu mu?'
Eklenme Tarihi: 12.11.2019 19:05:00 - Güncellenme Tarihi: 12.11.2019 19:12:38

Hukukçu Dr. İrfan Sönmez'in adından çokça söz ettiren son kitabı 'Kürt Sorunu mu? Devletleşme Sorunu mu?' ile okuyucularının karşısına bir kez daha çıkıyor.  Enpolitik olarak, tarihe not düşen ve önemli bir kaynak oluşturan bu kitabı, siz değerli okuyucularımızla okuma etkinliği teması ile her gün kısım kısım paylaşıyoruz... (Kitabı Bilge Oğuz Kitapevi (0212 527 33 65) veya Kitap Yurdu online kitap satış internet sitesinden edinebilirsiniz.)

'Kürt sorunu nedir' sorusu ile başlayan ve çok sayıda alt başlıkla cevaplar aranan kitapta 5'inci ve son bölüm 'Çözüm' başlığı ile ele alınıyor...İşte okumanın otuz yedinci kısmı...

İNANÇ BİRLİĞİ

-Fikir mücadelesinin bir de İslami boyutu var,aynı iman mihveri altında olanların etnik sebeplerle karşı karşıya gelmesi doğru mu?

-İşte bunun anlatılması lazım.İslam, insanların rengine,ırkına bakmaz.İnananları kardeş olarak görür ve birbirlerine bu hukuk içinde davranmalarını ister.Farklı olana sırf farklı olduğu için ayrışma,fitne çıkarma hakkı vermez.Fitnenin bir çok anlamı var,ama en yaygın anlamı günah,inkarcılık,savaş,yangın zelzele ve dini,içtimai, siyasi kargaşadır.  Bakara suresi 191. ayette; "fitne'nin adam öldürmekten daha beter,daha ağır " bir cürüm olduğu ifade edilir. Çünkü, fitne toplumsal bir suçtur,zararı kişi ile sınırlı kalmaz. Tüm toplumu tahrip eder.Toplumları karşı karşıya getirir. Öldürmekten ağır olması, bazen bir çok ölüme sebebiyet verecek kadar ağır sonuçlara neden olmasındandır. Etnik bölücülük bir fitnedir. On binlerce insan bu fitnenin kurbanı olmuştur. Bunu topluma anlatacak olan Diyanet İşleri Başkanlığı ve din adamı titri taşıyan kanaat önderleridir. Diyanet bu konuda kaç hutbe verdi,kaç fetva yayınladı? Doğrusu  ben farkında değilim. Zaman zaman terörü takbih eden hutbeler irat edildi. Ama adres verilmedi. Teröre hayat veren ayrılıkçı fikirlerin üzerine gidilemedi.Etnik sebeplerle kargaşa çıkarmanın manevi sorumluluğu anlatılamadı.Tam tersine ona karşı mukavemetin adresi olan Türk Milliyetçiliği hedef alındı.Din adamı konuşmazsa kim konuşacak? Konuşan da daha önce izah ettiğim gibi bölücülerin tezlerine meşruiyet kazandırıyor.Yazık ki bu ülkede ırkçılık denince Türklük anlaşılıyor. Türkler kime ırkçılık yapmış? Hakim milletler kendi milliyetçiliklerini hep geride tutar,görünmez kılarlar.Azınlık olanların milli gururlarını tahrik etmek istemezler. Türkler de yapmamıştır. Yapsalardı bugün bu coğrafyada kimse başını kaldırmaya,sesini yükseltmeye cesaret edemezdi.Kötü olan milliyetçilik değil,ayrılıkçı milliyetçiliktir. Milliyetçilik bahsinde açıkladım,devletini kurmuş milliyetçilikler bütünleştiricidir. Milletin tutkalıdır. Onu yok ederseniz milleti ayakta tutan payandalardan birini yok etmiş olursunuz. Bir ülke işgal edilecekse,  o ülkede  önce milliyetçilik yok edilir.Ulus devlet dağıtılacaksa milliyetçilik ortadan kaldırılır.Ayrılıkçı milliyetçiliği frenlemek yerine bütünleştirici milliyetçiliğe saldırmak,ayrılıkçılığın önünü açmaktır.Diyanet, sorumluluk üstlenseydi  bugün bu çapta bir terör saldırısı ile karşı karşıya kalmayabilirdik. Din, hala vicdanları en kolay kavrayan,aşırılıkları en çabuk törpüleyen ilahi bir mesajdır. Dinin kardeşleştiren,yatıştıran,barıştıran,kucaklaştıran  yönünden her zaman istifade edilmelidir. Din vicdanları kolayca kuşattığı için PKK  militanlarını dinsizleştiriyor. Dinlerini korurlarsa onlara kolayca tesir edemeyeceğini, herkesin üzerine gönderemeyeceğini biliyor.Din gidince kardeşlik de gidiyor, sıkılan mermi,atılan bomba artık kardeşe atılmıyor.Tedbir mekanizmalarından biri belki de birincisi budur.İslam'ı içinden söküp atanları belki etkilemeyebilirsiniz, ama emin olun bir çok kişiyi etkilersiniz. Sonra dini duyguları öyle  kazıyıp atmak o kadar kolay değildir. Ne kadar kazınırsa kazınsın altta tortuları kalmaktadır.Burada yeri gelmişken bir hatıramı nakletmek istiyorum. 1987-90 yılları arasında şu meşhur Diyarbakır Cezaevinde kaldım. Bizim koğuşun dışındaki tüm koğuşlar,üstümüz,yanımız hep PKK koğuşlarıydı. Bizim koğuşta beş vakit ezan okunur,cemaatle namaz kılınırdı. Ezanları biraz da PKK'lıları rahatsız etmek için pencereye çıkar gür bir seda ile okurduk. Bir çok defa havalandırmaya çıktığımızda aşağıya bize üst katta ki PKK koğuşundan notlar atılırdı. Hemen hepsinde,"sabah ezanınızı yatağımda ağlayarak dinledim,pişmanım, ben de Müslüman'ım, adım şudur,beni buradan kurtarın." Böyle böyle sekiz on kişiyi PKK'nın içinden aldık. Aşağıda pencereye çıkıp  okuduğumuz ezanlar bazılarının ruhlarına tesir etmiş,vicdan muhasebesi yapmalarına neden olmuştu.

-Bir de o ezanları  onları rahatsız etmek yerine samimiyetle okumuş olsaydınız...

O ezanlar okuduğumuz en samimi ezanlardı. Hem samimi, hem  bir meydan okuyuştu.Onlara biz buradayız, Müslümanız ve sizden farklıyız diyorduk. Onun için kalplere hem korku hem  heyecan veriyordu. Samimi olmasa okuduğumuz ezanlar kalplerine ok gibi saplanmaz, vicdanlarını kanatarak,pişman olmalarına neden olmazdı. Dini söylemin etkili olması için samimi olmak gerekir. Bir devlet dinle kavga ederse kullandığı dini mesajlar aksi tesir yaratır. İnsan kalbi samimi olanla olmayanı ayırt edebilen bir yeteneğe sahiptir. İstismarı çabuk anlar ve kusar.Bu ülkede yıllarca dinle,imanla kavga edildi. Geçmişteki bütün yıkımların vebali dinin üzerine yıkıldı.Dindarlık en büyük cürüm sayıldı. Kendi ellerimizle çocuklarımızın ruhlarını,vicdanlarını öldürdük. PKK o zemin üzerinden yükseldi.Bir daha o hata yapılmamalıdır. PKK Marksist,dinsiz bir hareket demenin bir anlam ifade edebilmesi için Marksistlerden,dinsizlerden farklı olmanız gerekir. Onlar gibi olanın onlar gibi olmayanlara bir tesiri olabilir mi? İslam, hala bütün beşeri ideolojiler karşısında Hz. Musa'nın (A.S) asası gibidir. Doğru anlaşılır,doğru anlatılırsa bölücülük ve terörle mücadelede önemli bir işlev görür.

-Etnik milliyetçilik  arkasındaki toplumu  devlet idealiyle motive ediyor,devlet olmayı yalancı bir cennet gibi sunuyor. Gerçekten devlet olmak her şeyi çözecek mi? Bunun maliyetini göstermek de fikri mücadelenin bir boyutu sayılmaz mı?

Nasıl sayılmaz,en önemli veçhelerinden biri budur. Devlet kurmak kolay bir iş değil. Önce kopmak istediğiniz devleti kesin bir yenilgiye uğratacaksınız. Bunun maliyeti binlerce,on binlerce hayat,yakılmış,yıkılmış topraklar demektir. Bu bedeli ödemek kolay değildir.Sonra hitap ettiğiniz etnik kümeyi ikna edeceksiniz. En azından nitelikli bir çoğunluk tercihini ayrılmadan yana kullanacak. Sonra da  sıfırdan başlayarak bir devletin temellerini atacaksınız. Yeni düşmanlarınız,yeni sorunlarınız olacak. Bir devletin kurumlarının yerleşmesi için en az 50-100 yılın geçmesi gerekir. Suriye,Irak,Libya gibi Osmanlı bakiyesi üzerinde kurulan devletlerin durumunu  görüyorsunuz. Hiç biri modern anlamda devlet olamadı. Çoğu aşiret gibi yönetilen,hukukun sınırlarını  reislerin,şeyhlerin çizdiği  devletimsi yapılar oldular.Ne halklarına mutluluk verdiler, ne de ayakta kalabilme kabiliyetini gösterdiler. Bu, en az üç neslin çile çekmesi, yokluk,baskı ve ceberut yönetimlerle  baş başa kalması demek.Bunların, devlet kurmayı kumdan kale yapmak  sananlara anlatılması lazım. Ayrılmakla mesele bitmiyor sonrasında da  bedel ödenmeye devam ediyor.

BATI'DA YAŞAYAN KÜRTLER AYRILIKÇILIĞI DURDURUR MU?

-Türkiye'de Kürtlerin yarıya yakın bir kısmı Batı'da yaşıyor. Orada  iyi kötü bir hayat kurmuşlar.Böyle bir ayrışma onların hayatlarını çekilmez hale getirmez mi?

Türklerle Kürtler iç içe geçmiş durumda.Doğu'da ne kadar Kürt varsa Batı'da da o kadar Kürt var.Bir kopma ülkede yaşayan herkesin hayatını şu veya bu şekilde etkiler. Geride kalanlar için hayat yaşanmaz hale gelir. Hiç bir topluluk kendisiyle bir arada yaşamak istemeyen,topraklarına kast edenlere hoş görülü davranmaz. Kavga terörist unsurlarla güvenlik güçleri arasında olmaktan çıkar, topluma sirayet eder.Sokaklar,caddeler, mahalleler insanların yaşadığı her yer savaş alanına döner. Yüz binler,milyonlar mağdur olur.Hayal bile edilemeyecek trajediler yaşanır. Güneydoğu'da devlet kurar, batıda yaşarız hayalleri biter, evli evine köylü köyüne gider.Kürtler kopardıkları coğrafyada yaşamaya mahkum olur. İstanbul'u,İzmir'i,Ankara'yı,Bursa'yı,Antalya ve Mersin'i bir daha hayal bile edemezler. Bugün Kürtler bütün Türkiye'nin sahibi. Daha büyük bir vatana,daha büyük bir millete sahipler. Burada 80 milyonluk bir aileleri var.Anadolu'nun dışında 8-10 milyonluk Kürt, 300 milyonluk Türk dünyası ile akrabalıkları var. Oradaki Türk kardeşlerini de kaybedecekler.İzmir'i,İstanbul'u,Antalya'yı,Mersin'i kaybetmeyi hangi kazançla telafi edebilirler? Bunları tek tek ham hayal peşinde koşanların önlerine koymak lazım.

-Batı'da yaşayan Kürtler milli bütünlüğümüzün teminatı. Onlar orada durdukça herhangi bir ayrılma olabileceğini sanmıyorum.

-Yanlış düşünüyorsunuz, bu şekilde düşünen kendine uzman diyen bir sürü insan var.Etnik milliyetçilik kilitlendiği hedeften başkasını görmez.Kaybettiklerinin hesabını yapmaz.Terör örgütleri bin kişiyi kaybedip,bir düşmanı yok ettiklerinde bin kayıp verdik demezler,bir düşmanı yok ettik derler. Mantık budur.Örgütler için en ucuz malzeme insandır. Siz vatandaşınıza  bu hayallerin kendilerini nereye götürebileceğini göstermemiş,insanınız üzerinde hiç bir çalışma yapmamışsanız,Batı'da yaşayanlar etnik ayrılıkçılık üzerinde bir direnç oluşturmaz. Farazi analizler yerine gerçeklere bakmak bizi daha doğru sonuçlara götürür. Batı'da ki Kürtler de Güneydoğu'dakiler kadar politize olmuş durumda.Çünkü onlara ne ve neleri kaybedecekleri hiç bir zaman anlatılmadı.Bölücülükle değil, teröristle mücadele edildi.Bizim yaşamakta olduğumuz tecrübeyi bizden önce başkaları da yaşadı. Pakistan Hindistan'dan 1948 yılında koptu. Ayrılma süreci başladığında, Hint aydınlar, ülkenin batısında yaşayan Müslümanlardan sayıca çok daha fazlasının Hindistan'ın diğer bölgelerinde yaşadığını,böyle bir kopmanın olamayacağını düşünüyorlardı. Bu tez tutmadı,1947 savaşından sonra Hindistan ile Pakistan ayrıldılar. 2016 yılı itibarıyla Pakistan'ın  nüfusu 192 milyon,Hindistan'da kalan Müslümanların nüfusu ise yaklaşık 190 milyon. Yani Hindistan,Pakistan kadar Müslüman nüfus barındırıyor. Geride kalanlar  Pakistan'ın Hindistan'dan ayrılmasını engelleyemedi.Barzani'ye yakın haber ajansı Rudaw'a göre Kuzey Irak bölgesel yönetiminin nüfusu yaklaşık 5.5 milyon, bölgesel yönetimin dışında kalan başta Bağdat ve Kerkük olmak üzere diğer bölgelerdeki Kürt nüfusu ise 3 milyon. Rakamlarda bir miktar abartma olmasına rağmen Irak Kürtlerinin yüzde 25-30'unun bölgesel yönetimin sınırları dışında  yaşadığı kabul ediliyor. Sizin söylediklerinizden hareket edecek olursak bu yüzde 30'luk kitlenin Irak'ın bütünlüğünün sigortası olması gerekirdi.Böyle bir belirti var mı,yok.Ayrılıkçı milliyetçilik bu tür tesellilerle durdurulamaz. Vatandaşa ne kaybedip ne kazanacağının bütün çıplaklığı ile gösterilmesi lazım. Etnik milliyetçilik tabanına ne kazanacağını gösterir, siz de ne kaybedeceğini göstereceksiniz.

TÜRK  VATANDAŞLIĞI CAZİP HALE GETİRİLMELİ

-Bunun için Türk vatandaşlığını cazip hale getirmek ve bunu göstermek gerekir?

İnsanların hepsinin idealler peşinde koştuğunu düşünürseniz yanılırsınız. Çoğu insanlar gerçekçidir. Gelecekte kazanacakları- ki o da belli değildir- bir kazanım yerine mevcut olanı tercih ederler.Toplumlar giderek daha dünyevileşiyor.Hayat standartlarını ne ve nelerin yükselteceğine bakıyor. Ev,araba,iyi bir gelir  kimi ideallerden daha çok prim yapıyor. PKK'nın yatırımları niye engellediğine bir de bu zaviyeden bakın. İnsanların kaybedecekleri şeyler arttıkça daha statükocu daha tutucu  olurlar. Maceradan,riskten kaçarlar. Bir çok insan bu gibi durumlarda dengelere bakar,ibre hangi tarafa dönükse o tarafa döner.Quebec referandumunda hayır çıkmasının nedenlerinden biri, Kanada'nın NAFTA'ya tarafı olması ve ayrılma halinde bu imkanın kaybedilmesi korkusuydu.Güneydoğu'da yapılan saha çalışmalarında da -ayrılığa en çok karşı çıkanlar- iş adamları.Çünkü ne kaybedeceklerini biliyorlar.

-Şunu mu diyorsunuz, bazı insanların tercihini güç belirliyor?

Güç ve ne kazanılıp ne kaybedileceği...Bunu kısmen daha önce de ifade etmiştik. Çözüm sürecinde ibrenin ayrılıkçı milliyetçilikten yana döndüğünü gören bir çok insan saf değiştirmişti. Gücün  insanlar üzerinde büyüleyici bir etkisi vardır. Her zaman güçlü olacak ve bu gücü  hissettireceksiniz. Ancak, Türk vatandaşlığının cazibesi başka şeydir.Türkiye, 80 milyonluk bir ülke,300 milyonluk Türk  dünyasının bir parçası.İslam dünyasında on asır İslam'ın bayraktarlığını yapmanın sağladığı eşsiz bir prestiji var. Gadre uğrayan,ezilen,horlanan,hukuku çiğnenen İslamların aklına ilk Türkiye geliyor. Bu millet İstanbul'u fethederek peygamber övgüsüne mazhar olmuş bir millet. Onunla beraber olanlar da bu övgünün içinde yer alırlar. Bundan yaklaşık 20 yıl önce Muş'ta bir konferans vermiştim.Dinleyicilere Öcalan'la mı haşr olmak istersiniz,Fatih Sultan Mehmet'le mi diye sordum. Salon Fatih,Fatih sedaları ile inledi.Türk milletinin bir parçası olmak aynı zamanda bu tarihin, bu hizmetlerin, bu mazhariyetlerin bir parçası olmaktır.Kardeşlikten,birlikten vaz geçmek, bütün bunlardan vaz geçmektir.Müslüman bir Kürdün asla böyle bir ailenin üyesi olmaktan istifa edebileceğini düşünmüyorum. Böyle bir milletin parçası olmak insanı niçin rahatsız eder?Türk olmaktan kurtulduk diyen siyasetçilerin, kurtulduk dedikleri budur.Türklük utanılacak bir kimlik değil. Mohaçta,Malazgirtte,Niğbolu'da,Kosova'da,Trablusgarp'da,Çanakkale'de toprağa düşen kimdi? Bütün varlığını İslam dünyasına siper eden, kendi varlığını başkalarının yaşaması uğruna feda eden Türkler değil miydi? Güya İslami hassasiyetlerle Türk'e karşı çıkıyorlar. Türklükle ilgili her şeyi -ırkçılık- olarak niteliyorlar. Bu dünyada ırkçılığı yapılmaya hakkı olan bir millet varsa o da Türk milletidir.Bunu ırkçılık, kavmiyetçilik yapalım diye söylemiyorum.Gerçekten İslami sebeplerle hareket ediyor,duyarlılıklarınızın rotasını ona göre çiziyorsanız, Türk Milletini seveceksiniz. Her şeyini ama her şeyini İslam'ın emrine vermiş bir milleti sevmeyi ırkçılık olarak nitelemek hem nankörlük hem de İslam'a aykırıdır. Kimse kavmini sevmekle suçlanamaz. Bunun sınırı,hakka,doğruya aykırı işlerde kavmine yardımcı olmamaktır. Nitekim, Peygamber  efendimiz de ırkçılığı, kavminin yaptığı zulme yardımcı olmak olarak tanımlamıştır. Din uğruna,Nizam-ı Alem uğruna,İlayı Kelimetullah uğruna  canını,kanını sebil etmiş bir milleti sevmeyeceksiniz de kimi seveceksiniz? Kürt ,Arap,Acem olabilirsiniz, eğer İslam'sanız dini mübin uğruna bu kadar fedakarlık yapmış bir millete  hainlik etmeyeceksiniz.Bugün hala Müslüman'ım diyebilen herkesin bu millete borcu vardır.

-Bu dediklerinizin hepsi doğru ama geçmiş için.Bugün nasıl Türk vatandaşlığını cazip kılacağız?

Meselenin bir geçmişe bakan boyutu var,bir de bugüne. Övünülecek bir tarihe sahip olmak insana manevi tatmin verir. Büyük işler yapabilecek öz güveni kazandırır. Ecdadım yapmış, ben de yapabilirim inancını yerleştirir. Geçmiş, milletlerin hazinesidir.Ne kadar parlak olursa insana o kadar güç verir.Geçmiş olmasa bugün olmazdı. Bugüne bakan yüzü ise devleti milletin hadimi yapmaktır.Hukuku, kültürü, ekonomisi, sosyal yönü ile herkesin tatmin olacağı düzeye çıkarmaktır.Örnek bir yönetim,örnek bir toplum olmaktır. Kimse bu toprakların sıcaklığını,dostluğunu,kardeşliğini başka yerlerde bulamamalı.Kazanacağımız hiç bir şey kaybedeceğimiz Türk vatandaşlığından daha değerli olmamalı.İnsanlar durup dururken huzurlarını,düzenlerini bozmak istemezler. Eğer Türk vatandaşlığı onlara huzur,sükun,güven verirse kimse macera arama cihetine gitmez.

(YARIN "HUKUKU HAKİM KILMAK" BAŞLIĞI İLE DEVAM EDECEK)

http://www.enpolitik.com/haber/317493/kitap-oku-kurt-sorunu-mu-devletlesme-sorunu-mu-37-inanc-birligi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*