Kitap Oku: 'Kürt Sorunu mu? Devletleşme Sorunu mu? -34- 'İslam ve Etnik Milliyetçilik'

Hukukçu Dr. İrfan Sönmez'in adından çokça söz ettiren, okuyucunun teveccühünü kazanmış ve tarihe not düşen kitabı: ''Kürt Sorunu mu? Devletleşme Sorunu mu?'
Eklenme Tarihi: 07.11.2019 17:34:00 - Güncellenme Tarihi: 07.11.2019 17:35:38


Hukukçu Dr. İrfan Sönmez'in adından çokça söz ettiren son kitabı 'Kürt Sorunu mu? Devletleşme Sorunu mu?' ile okuyucularının karşısına bir kez daha çıkıyor.  Enpolitik olarak, tarihe not düşen ve önemli bir kaynak oluşturan bu kitabı, siz değerli okuyucularımızla okuma etkinliği teması ile her gün kısım kısım paylaşıyoruz... (Kitabı Bilge Oğuz Kitapevi (0212 527 33 65) veya Kitap Yurdu online kitap satış internet sitesinden edinebilirsiniz.)

'Kürt sorunu nedir' sorusu ile başlayan ve çok sayıda alt başlıkla cevaplar aranan kitapta bugün 'İslam ve Etnik Milliyetçilik', 'Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı' ve 'Demokrasi Maskesi' konuları ele alınıyor...İşte okumanın otuz dördüncü kısmı...



İSLAM VE ETNİK MİLLİYETÇİLİK

-Biraz sanki konunun dışına çıkmış olacağız ama yine de soracağım. Bazen İslami kavramlar Kürt Milliyetçiliğinin taleplerini meşrulaştırmak için kullanılıyor. Bir gün bir TV'de HDP'nin güya dindar bilinen bir milletvekilini dinlemiştim.Allah'tan korkun diyordu,İslam'da  vatandaşın konuştuğu dile yasak koymak var mı,kendini yönetme hakkını elinden almak var mı, gelin İslam'ı hakem yapalım gibi laflar ediyordu? 

Bu millet dine saygılı,Allah,Kuran diyince korkuyor acaba bir hata mı ediyorum diye endişeleniyor. Eğer yeterli bilgisi yoksa nötr hale geçiyor. Zaten terör örgütleri herkesi kazanamayacaklarını bilirler, onlar için bazı muarızlarını pasif hale getirerek denklem dışına itmek de bir kazançtır. Allah korkusu, meselenin dini veçhesini bilmeyen, pasifleştirilmek istenen  hedef kitleler için biçilmiş kaftandır. Bu ülkede geçmişte bazı yanlışlar yapılmıştır.Ancak  bunların içinde gerçekler kadar abartılar da vardır. Kimsenin konuştuğu dile elbette karışılmamalı. Evinde,sokakta,caddede,muhitinde istediği gibi konuşabilmelidir. Böyle bir sınırlama zaten yoktur,olmamıştır da. Dolayısıyla burada hak batıla alet ediliyor.Eğer bundan kasıt eğitimse  bu insani bir talep değil, siyasal bir taleptir.Arkasında toplumu dil temelinde bölme arzusu vardır. Özerklik ve kendi kaderini tayin de öyledir. Ayrılık,fitne İslam'da haramdır. Hiç bir devlet böyle bir siyasal projeye aracılık yapamaz.  Ona veya onlara şunu demek lazım,İslam'da adam öldürmek var mı,kundaktaki çocukları,bebekleri katletmek var mı,sivilleri,yaşlıları,kadınları öldürmek var mı? Bölgeye rızkını kazanmaya gidenlerin yolunu kesip, ekmek teknesi olan araçlarını yakmak var mı? Kurban eti dağıtan genci önce bıçaklayıp sonra apartmanın altıncı yedinci katından atmak var mı? İnsanlardan haraç toplamak var mı? Esrar,eroin,uyuşturucu satmak var mı? Çocuklar okusunlar diye memleketini bırakıp bölgeye koşan öğretmenleri öldürmek var mı? İnsanlar aş ekmek sahibi olsunlar diye yapılan  fabrikaları, yakıp yıkmak var mı? Eylem yapıyoruz diyerek vatandaşın iş yerini, dükkanını kundaklamak var mı? Nafakasını çıkarmaya çalışan esnafa iki de bir kepenk indirtmek var mı? Müslüman olmadığını, Mekke'den çok Roma'ya yakın olduğunu söyleyen bir megalomanın peşinden gitmek var mı? Kardeşi kardeşe kırdırıp sonrada dinden,imandan bahsetmek var mı? Çocuklar okusun diye açılan okulları yakmak var mı? Fakir çocuklar için açılan yurtları yakıp,talan etmek var mı? Hani ne derler, dinime dahleden bari Müslüman olsa. Bu soruların hiç birine İslam'dan  referans alınamaz. Bu tarz propagandalar, toplumu dinle korkutarak, pasifleştirmek,mücadele edemez hale getirmek içindir.

AVRUPA YEREL YÖNETİMLER ÖZERKLİK ŞARTI

-Kürt milliyetçiliğinin talepleri arasında Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartına konulan çekincelerin kaldırılması da bulunuyor. Çözüm sürecinde çok konuşuldu,Dolmabahçe  mutabakatında   da -yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılması- kabul edilmişti. Bütün bunlar  özerkliğe,federalizme kapı aralamak değil midir?

Yerel Yönetimler   Özerklik şartı 1985 yılında imzaya açıldı. Türkiye  Şart'ın bir tavsiye kararı niteliğinde olmasını istiyordu. Fakat çoğunluk antlaşma olmasından yana tavır koyunca antlaşma olarak  kabul edildi. Şart,   yerel  yönetimlerin, mali,idari ve siyasi açıdan bağımsızlığını sağlayacak zorlayıcı kurallar taşımaktadır.Türkiye Şart'ı çekinceler koyarak 1988 yılında imzalamıştır. Uluslararası antlaşmalar  farklı sosyal,siyasal,ekonomik şartlara sahip ülkelerde farklı sonuçlar doğurur. Şart'ın amacı yönetimde etkinlik ve çabukluğun sağlanması olmasına rağmen -ayrılıkçı çevreler tarafından- bağımsızlığa giden yolda bir basamak olarak görülmektedir.Yerel yönetimlerin mali,idari ve siyasi açıdan bağımsızlaşması merkezi yönetimlerin yükünü azaltabileceği gibi yerel milliyetçilikleri harekete geçirerek merkezi hükümetleri milli egemenlik ve vatan bütünlüğünü kaybetmekle karşı karşıya bırakacak sorunlara da neden olabilir. Yugoslavya'da eyaletlerin mali açıdan özerkleşmesi  yerel milliyetçilikleri tahrik etmiş merkezi yönetimle bağlarını zayıflatmıştır. Yugoslavya'nın parçalanması üzerine yapılan analizlerde en çok öne çıkarılan nedenlerden biri budur. Avrupa Konseyine üye olan ve Şart'a imza atan ülkelerin çoğu hegemonyayı pekiştirmiş, yerel milliyetçilikleri aşmış ülkelerdir.İçlerinde Almanya gibi federal devletler vardır. Lakin, hiç bir federe birim ayrılık düşüncesini taşımadığı gibi tamamı Alman   etnik kökeninden gelmektedir Türkiye bu ülkelere göre birliğini pekiştirme aşamasında olan bir ülkedir. İç problemlere bağlı olarak bazı maddelere çekince koyarak Şart'ı imzalamıştır. Çekince konulan maddeler istismarı kabil, ayrılıkçı emellere vasıta olabilecek,Şart'ın özerklik kaydına ilişkin  maddeleridir. Mesela,yerel yönetimlerin  idari örgüt yapılanmalarını kendilerinin belirlemesi ile ilgili maddeye (6/1) çekince konulmuştur. Yerel bir yönetimin sistemin ruhuna aykırı idari bir yapılanmaya gitmesi,genel uygulamalara ters tasarruflarda bulunması pekala mümkündür.Bu çekince ile bu yöndeki eğilimlerin önü alınmaya çalışılmıştır. Mesela,HDP'li belediyelerin eş başkanlık sistemi  yönetim sistemimizde olmayan bir uygulamadır. Demokrasiye de, cari rejime de terstir. Çünkü halkın seçmediği bir kişi, halkın seçtiği kişiyle yetkileri paylaşmaktadır.Seçimle gelinen bir makama yasalar devre dışı bırakılarak seçilmemiş kişiler getirilmektedir.Çekince konulan bir başka madde, mali kaynakların kullanımında yerel yönetimlere kendi politikalarını uygulama konusunda tanınan özerkliktir. Etnik  gerilimin yüksek olduğu yerlerde,  mali kaynakların  bölge kalkınması yerine ideolojik amaçlarla kullanılması mümkündür. Madde, yerel yönetimlere bu imkanı verdiği için Türkiye tarafından kabul edilebilir bulunmamıştır. Bir başka madde, merkezi idarenin  yerel yönetimleri ilgilendiren konularda planlama ve karar aşamasında  danışma mecburiyetidir.(4/6) Madde, merkezi yönetimlerin -kendi yetkisinde ancak yerel yönetimlerle ilgili konularda- yetkisini kısmakta,elini kolunu bağlamaktadır. Merkezi idarenin doğru bulduğu bir yatırımı yerel yönetimlerin ideolojik sebeplerle- amaçlarına aykırı bulması mümkündür. Bu durumda taraflar arasında bir menfaat çatışması oluşacak, yerel yönetimlere tanınan merkezi idarenin kararlarını yargıya götürme yetkisi ile ihtilaflar mahkemeye taşınacaktır.(11) Bu da  yönetimde çabukluk,verimlilik ve etkinlik için getirilen bir düzenlemeyi,tersine hizmet eden bir duruma sokacaktır. Bu ihtimal Şart'ta özerk yönetimlere yargıya gitme yolunu açan maddeye de çekince konulmasına neden olmuştur. Kaynakların yeniden dağıtılması esnasında  yerel yönetimlere  uygun biçimde danışılması bir başka çekinceli maddedir.(9/6).Bu maddeye dayanarak yerel yönetimlerin kendi bölgelerinde çıkan petrolden,madenlerden, barajların gelirinden pay istemeleri mümkündür. Nitekim, yakın geçmişte HDP'li belediyelerin bölgeden çıkan petrolün gelirlerinin kendilerine verilmesine dair  talepleribu gerçeğin ifadesidir.Çekince konulan diğer maddeler ise, yerel yönetimlerin iç ve dış birliklere katılmaları (10/2)  ve başka devletlerin yerel makamları ile iş birliği yapma imkanı veren maddeleridir.Günümüzde Belediyeler uluslararası birliklere katılabilmekte,kardeş şehir uygulamalarıyla ilişkide bulunabilmektedir.İçeride de belediyeler kendi aralarında birlikler kurabilmektedir. Bu maddelere çekince konulmasının sebebi muhtemelen içeride bölgeleşme amacıyla -etnik temele- dayanan birlikler kurulmasını engellemek, dışarıda da genel politikalara ve üniter devleti, sarsacak ilişkilere imkan vermemek içindir.İçeride birlikler oluşturmak bazen  sınır çizmek, bir bölge üzerinde hak iddia etmenin zeminini hazırlamak anlamına gelmektedir. Çoğu yerde özerkliğin sınırları daha sonra yeni kurulan devletin sınırları olmaktadır. Çekince konulmayan maddelerden biri,merkezi idarenin yerel yönetimlerin sınırlarını referandum yoluyla yerel topluluklara sormadan değiştirememesidir(5) Bu madde, ülke sınırları içerisinde neredeyse değiştirilmesi imkansız yeni sınırlar ortaya çıkmasına çanak tutmaktadır.Bir bölgeye özerklik verilmesi halinde artık o sınırları değiştirmek ancak  bölge halkının referandum yoluyla vereceği onayla mümkün olmaktadır.İçeride kalıcı sınırlar çizmek bölgede yaşayanların vatan algısını değiştirecek sonuçlar doğurabilir.Hele o sınırlar etnik milliyetçiliğin tahayyül ettiği vatan sınırları ile de örtüşüyorsa,  tam da buna hizmet edecektir.Eskiye oranla günümüzde yönetenlerin iş yükü artmıştır. Merkezin her zaman en doğru,en ekonomik,en yararlı kararları vermesi  mümkün olamamaktadır.Yerel yönetimlerin bazı yetkilerinin artırılması -hizmetin çabukluğu ve etkinliği - bakımından faydalı olabilir.Ancak iyi düşünülmemiş düzenlemeler ayrılıkçı hareketlere devletleşme yolunu da açabilir. Şart'ın hep  Kürt meselesi bağlamında tartışılması   bunu akla getirmektedir. Çekincelerin kaldırılması ile yerel yönetimler uluslararası bir antlaşmanın garantisi altına girecektir. Merkezi otoritenin bölge ile ilgili aldığı kararlar yargıya taşınabildiği için mahalli idarelerin yetkileri AİHM'in korumasında olacaktır. Bu da mahalli idarelere bir nevi dokunulmazlık ve iç işlerinde bağımsızlık kazandıracaktır.   Von Brünneck, yerel yönetimlerin güçlendirilmesini ayrılığa giden yolun ilk basamağı olduğunu söylemektedir. İkinci basamak, bölgeselleşme ve bölgecilik,üçüncü basamak federalizm,dördüncü basamak ise ayrılıkçılıktır. Brünneck, ülkelerin yerinden yönetim politikalarını belirlemede etkili olan dinamiğin varılacak sonuç bakımından çok önemli olduğunu belirtmektedir. Bu dinamikler, okur-yazarlık oranı,yoksulluk,bölgesel dengesizlikler,yerel ihtiyaçlar,demokratikleşme,etnik ve kültürel kimlik gibi iç etkenler ile dünya ticareti ve para sistemi,ekonomik ve politik bağımlılıktır.  Hiç şüphesiz,yerel ihtiyaçlar ve bölgesel dengesizliklerin zorlaması ile  yerel yönetimleri güçlendirmenin  sonuçları, etnik ve kültürel kimlik taleplerinin zorlamasının  sonuçları ile bir olmayacaktır.Brünneck'in  tasnifinden hareketle -etnik ve kültürel-talepleri karşılamak için yapılan düzenlemeler,  yerel idareleri güçlendirmenin son basamağı olan -ayrılıkçılığa- hizmet edecektir.Bu bakımdan, bu tartışmaların hangi bağlamda yapıldığı,hangi soruna karşılık düşünüldüğü çok önemlidir. Türkiye'de tartışmanın hep Kürt meselesine odaklı yapılması  nereye varılmak istendiğinin göstergesidir. Merkezi ve üniter yapı  çözülmek,yerel yönetimler karşısında işlevsiz hale getirilmek istenmektedir.

Emine Kışanak'ın bölgede çıkan petrolden pay istemesi dediniz de aklıma geldi,2007'de bir petrol yasası çıkarıldı,sanki bu taleplere çanak tutan,mali özerkleşmenin yolunu açan maddeler içeriyordu?

Sanki değil,öyleydi,17 Ocak 2007'de çıkarılan petrol yasası ile "devlet hissesinin yüzde 50'sinin  üretimin yapıldığı İl özel İdaresi adı altında belediyelere aktarılması " ön görülüyor.Bu düzenleme, merkezi idarenin yetkilerinin azaltılarak bazı yetkilerin  belediyelere devredilmesi konusunda atılmış stratejik bir adımdır. Petrol çıkan bölgeler dikkate alındığında yasa ile Güneydoğu'daki belediyelere kaynak aktarımının hedeflendiği, orta vadede özerkleşme istikametinde hazırlık yapıldığı anlaşılmaktadır. 

-Yerel yönetimlerle ilgili hiç mi düzenleme yapılmamalı,bu çok katı bir tutum olmaz mı? Dünya değişiyor,her gün yeni ihtiyaçlar,yeni eğilimler ortaya çıkıyor,idarenin kendini  güncellemesi gerekmez mi?

Değişim en değişmeyen yasadır. İnsanlar,toplumlar durmadan değişirler. Toplum değişirken yasaların, yönetim biçimlerinin de ona ayak uydurması gerekir.Temel yasalar hariç, toplumlarla yasaların yaşıt olması gerekir. Değişen bir toplum, değişmeyen, farklı zamanların ihtiyaçlarını karşılamak üzere ihdas edilmiş yasalarla yönetilemez. Bazıları değişim dendiği zaman hemen sistemin etnik farklara göre yeniden tanzimini anlıyor.Değişmek, niçin illa ulus devletten vaz geçmek olsun? Başka bir değişim yolu veya biçimi yok mu? Kimse üniter yapıyı koruyarak da yerel yönetimlerin güçlendirebileceğini düşünmek istemiyor. Etnik gerilimlerin yüksek olduğu yerlerde en tehlikeli şey ademi merkeziyettir. Bu, ülkenin bütünlüğünü  sözde bir demokrasiye feda etmektir.Cumhuriyet kurulduğundan bu yana bir çok değişiklikler oldu. Kimse Türkiye değişmedi diyemez.Bugünün Türkiye'si dünün Türkiye'si değil,yarının Türkiye'si de bugünün Türkiye'si olmayacak. Değişeceğiz ama çözülmeden,dağılmadan,parçalanmadan değişeceğiz.

DEMOKRASİ MASKESİ

-Çok konuşulan konulardan biri de Kürt sorunu demokrasi ilişkisi. Etnik milliyetçiler, her taleplerini demokrasi ambalajına sararak  sunuyor.Demokratik Özerklik,Demokratik Cumhuriyet, Halkın Demokrasi Partisi(HDP),Demokratik Toplum Partisi(DTP),Demokratik Bölgeler Partisi gibi. Gerçekten demokrasi mi istiyorlar, yoksa demokrasiyi amaçlarına ulaştıracak en uygun zemin olarak mı görüyorlar?

Sadece onlar mı,Irak Kürdistan Demokrat Partisi, İran Kürdistan Demokrat Partisi, bir zamanlar Türkiye'de faaliyet gösteren Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi hep aynı demokrasi sözcüğünü kullanan partiler.  Din ve milliyetçilikten sonra en çok istismar edilen kavramlardan biri de demokrasidir.Demokrasi çoğulcudur,herkese kendini ifade etme özgürlüğü tanır.Bu özgürlüğü demokratik değerleri paylaşmayanlara da sunar. Farklılıkları bastırmaya çalışmaz,çokluk içinde birliği esas alır.Demokrasinin sağladığı özgür ortam- ayrılıkçı hareketlere daha - rahat faaliyet gösterme- imkanı sunar. Onun için ısrarla demokrasiye vurgu yaparlar. İnandıkları için değil,kendilerini menzillerine ulaştıracak en uygun zemin olarak gördükleri için.Ayrıca demokrat görünmenin hem içeride hem dışarıda ciddi bir etkisi vardır. Demokrasi isteyenleri bastıran bir devlet uluslararası toplum tarafından hoş görülmez.İçeride ayrılıkçı talepler demokrasinin bir rüknüymüş gibi algılanır. Taraftarları, karşılanmayan isteklerini demokrasiden sapma olarak görür.Demokrasi bir meşrulaştırma aracıdır.Uluslararası antlaşmaların neredeyse tamamında, insan haklarının ülkelerin toprak bütünlüğü ve milli egemenliği aleyhine kullanılamayacağı yazılıdır.Bölücülüğe demokrasi elbisesi giydirilerek  uluslararası toplumdan -toprak bütünlüğü ve milli egemenliğe yönelik- emeller kaçırılır.Demokrasi veya demokratlık lafla olacak bir şey değildir. Kendiniz için istediğiniz özgürlüğü başkalarına tanımıyorsanız  orada demokrasiden söz edilemez. Etnik hareketler kendi içlerinde son derece baskıcıdır.Farklı fikirlere hayat hakkı tanımazlar.Fikir özgürlüğü ihanet özgürlüğü olarak görülür.Eleştiri, tenkit,yasaktır.Fikirde de,aksiyonda da robotluk istenir.İç işleyişlerindeki bu katı hiyerarşi demokrasi taleplerinin tamamen taktiksel olduğunu gösterir.Etnik hareketler, hem kitlelerini, hem militanlarını  illegal bir örgüt gibi yönetirler.Farklı düşünen ve bunda ısrar eden mutlaka bir ceza ile karşı karşıya kalır. Örgüt içi infazların çoğu  tek sesliliği hakim kılmak için yapılır. Örgütten firar edenlerin anlattığı tüyler ürpertici infazlar,  demokrasi söylemlerinin içinin ne kadar boş olduğunu göstermektedir.En son 2009 yılında Diyarbakır'da Hikmet Fidan infaz edilmişti. Etnik hareketler demokrasiye inanmazlar, onu kullanırlar.Batı'da -demokrasi yorgunluğu- olarak ifade edilen, demokrasiden uzaklaşma belirtilerinin sebeplerinden biri  de budur.

-Demokrasi bölücülüğe daha geniş faaliyet imkanı sağlıyor diye ondan vaz mı geçelim?

Üzümden şarap yapılıyor diye ondan vaz mı geçilir?  Her şeyin istismarı ve istismarcısı olur.Demokrasinin,dinin,özgürlüğün,milliyetçiliğin,insan haklarının...Demokrasinin getirdiği özgürlükler ayrılıkçı hareketlere geniş bir faaliyet sahası sunar ama aynı zamanda bahanelerini,propaganda malzemelerini de elinden alır.Biriken enerjilerinin bir kısmını kendilerini ifade kanalları açarak tahliye eder. Uluslararası kamuoyu nezdinde ayrılıkçı hareketlerin meşrulaşmasını engeller. Demokrasi anti demokratik hareketlere katılım hakkı tanıdığı için kendini tehlikeye atan kırılgan bir sistemdir. Hitler'in propaganda şefi Goebbels, kendisine düşman olanlara,demokrasiyi yok etme araçlarını bizzat sunması,demokrasinin en güzel şakalarından biri  olduğunu söyler.  Böyledir diye demokrasiden vaz geçilemez. Bu  gibi durumlarda -Militan Demokrasi-  kuramı ortaya atılmıştır. A.S.Kirscner, demokrasiyi savunmanın anti demokratları dize getirmek değil, onları siyasal topluluğa yeniden dahil etmekle mümkün olacağını söyler Etnik hareketlerin demokrasiden anladıkları herkesin kendini ifade hakkından çok, antidemokratik faaliyetlere göz yumulmasıdır. Demokrasi bir sınırsızlıklar rejimi değildir. İnsana,topluma ve devlete sınırlar çizer.Bu sınırlar iyi korunduğu takdirde -yasa dışı- hareketler kolay kolay gelişme imkanı bulamaz.Fikir özgürlüğü, şiddeti teşvik eden fikirlere özgürlüğü kapsamaz.

-Ama en küçük düzenleme,kısıtlama faşizm veya despotluk olarak nitelendiriliyor?

Demokrasi toplum güvenliğinden vaz geçmek değildir. Güvenliğin olmadığı yerde demokrasi olmaz.Faşizm suçlaması, ayrılıkçı,bölücü faaliyetlerin önünü tıkayan düzenlemelerden vaz geçirmek içindir. Suçlayarak,baskı altına alarak siyaset kurumunun tedbir alması önlenmeye çalışılır.  Baskıcı,otoriter rejimleri ifade etmek için kullanılan bu kavram, bölücülerin elinde bir karalama ve gedik açma silahına dönüştü.Geçmişte Komunist bir yönetime karşı çıkan herkes Faşist ilan edilirdi. Şimdi  terörün,bölücülüğün karşısında olanlar  faşist ilan ediliyor.Faşizm geçmişten beri Marksist hareketlerin muarızlarını sindirmek için kullandıkları bir silahtı. Bugün de öyle.Suçlayarak bir yol açma ve alma metodudur. Bütünlüğü tehdit altında olan her ülke kimi konularda kısıtlamalara gitmiştir.El Kaide terörüne  muhatap olan Fransa ve İngiltere'de  iki bomba patlayınca olağanüstü tedbirler alındı.Polise önleyici tutuklama yetkisi verildi. Terör örgütlerini hatırlatan semboller yasaklandı,şüphelileri sınır dışı etme yetkisi verildi.Göz altı süreleri uzatıldı.Kimse de demokrasi elden gidiyor,faşizm geliyor diye bağırmadı.


(YARIN "KENDİ KADERİNİ TAYİN" BÖLÜMÜ İLE DEVAM EDECEK)

http://www.enpolitik.com/haber/317388/kitap-oku-kurt-sorunu-mu-devletlesme-sorunu-mu--34--islam-ve-etnik-milliyetcilik.html

Sizin Yorumunuz:

*
*