Kitap Oku: 'Kürt Sorunu mu? Devletleşme Sorunu mu? -32- 'Anadolu'da Bir Kürdistan Var mı?'

Hukukçu Dr. İrfan Sönmez'in adından çokça söz ettiren, okuyucunun teveccühünü kazanmış ve tarihe not düşen kitabı: ''Kürt Sorunu mu? Devletleşme Sorunu mu?'
Eklenme Tarihi: 05.11.2019 16:50:00 - Güncellenme Tarihi: 05.11.2019 17:00:14

Hukukçu Dr. İrfan Sönmez'in adından çokça söz ettiren son kitabı 'Kürt Sorunu mu? Devletleşme Sorunu mu?' ile okuyucularının karşısına bir kez daha çıkıyor.  Enpolitik olarak, tarihe not düşen ve önemli bir kaynak oluşturan bu kitabı, siz değerli okuyucularımızla okuma etkinliği teması ile her gün kısım kısım paylaşıyoruz... (Kitabı Bilge Oğuz Kitapevi (0212 527 33 65) veya Kitap Yurdu online kitap satış internet sitesinden edinebilirsiniz.)

'Kürt sorunu nedir' sorusu ile başlayan ve çok sayıda alt başlıkla cevaplar aranan kitapta bugün 'Anadolu'da Bir Kürdistan Var mı?', 'Ekrad Ne Anlama Geliyor?', 'Niçin Yeni Anayasa' başlıkları tartışılıyor. İşte okumanın otuz ikinci kısmı...

ANADOLU'DA BİR KÜRDİSTAN VAR MI?

-Nerden geldi o zaman bu Kuzey Kürdistan ifadesi?

Batı karşısında üst üste yenilgiler alan Osmanlı,bazı siyasi,idari reformların yapılması gerektiğini görmüş, Tanzimat ve Gülhane hattı hümayunu ile devleti reorganize etmeye çalışmıştır. Aşiret,kabile kaynaklı isyanlar,yükselen milliyetçilik merkezileşmeyi zorunlu hale getirmiştir. Bu bağlamda 1847 de Diyarbakır, Van, Muş ve Hakkâri sancakları ile Cizre, Botan ve Mardin kazaları birleştirilip hepsinin bir eyalet sayılarak, Kürdistan olarak isimlendirilmesi uygun görülmüştür.Ancak devlet hatasını kısa zamanda anlamış 1867 de bundan vaz geçerek, eski hale dönmüştür. Bölgenin   20 yıl Kürdistan olarak isimlendirilmesi bugün bölgeyi mülkleştirmenin gerekçesi ve karinesi olarak kullanılmaktadır. Kürt milliyetçilerinin ilk yayınladıkları haritalarda da Kürdistan denilen topraklar  bugünkü Türkiye sınırlarının dışında resmedilmiştir. Sonraları bu haritalar,  Türkiye'nin güneydoğusunu  da içine alır hale gelecek şekilde büyütülmüştür.

-Esas vatanlarının Zağros dağları civarı,İran'ın güney batısı olduğunu söyleyebilir miyiz?

Kürdistan kelimesini ilk defa, idari bir birim olarak  Sultan Sencer döneminde İran'ın Zagros dağları civarındaki bölge için Selçuklular tarafından kullanılmıştır. İbn Haldun  da, Azerbaycan’ın güneydoğusundaki el-Cibal(dağlar) eyaletinin batı kısmını merkezi Kirmanşah olmak üzere Kürtler orada yayıldığı için Kürdistan olarak tanımlamıştır. Bu bölge orta çağlarda Cibal-ı Ekrad(Kürt dağları) olarak da anılmaktaydı[1].Etnik bir anlamı yoktur,  Çünkü o tarihlerde Kürt  terimi  bile  etnik bir anlamdan çok sosyo-ekonomik bir anlama gelmektedir[2] Nitekim, Arap kaynakları da terimi yazın Zağros dağlarındaki otlaklarda,kışın Bağdat'ın kuzeyindeki düzlüklerde geçiren İranlı konar göçerler için kullanmıştır.[3]Kürt terimi etnik bir kategoriye tekabül etmezken, Kürdistan teriminin etnik   anlamda kullanılması mümkün değildir.  Etnik bilinç, Fransız İhtilalinden sonrasının hikayesidir. Bu coğrafya'da   19. yüzyılda  yaygınlık kazanmıştır.O tarihlerde(11.yüzyıl) Türkler, Araplar ve  diğer topluluklara ait devletler,  yönetimi elinde bulunduran ailelerin adıyla anılmaktadır. O çağlarda etnik ad taşıyan devlet yoktur.Selçuklular,Osmanlılar,Karahanlılar,Hunlular,Gazneliler,Artuklular,Eyubiler,Memluklular,Altınordulular,Karamanoğulları,Akkoyunlular,Kara koyunlular vs hepsi de Türk'tür ama hiç biri Türk adını devlete alem yapmamış,aşiret veya hanedan isimleri ile hüküm sürmüşlerdir.Etnik isimlendirme milliyetçiliğin sahne almasından sonradır. Arabistan ismi bile yenidir. Ulus-devletler çağının bir sonucudur. Kürtlerden bahseden ilk kaynaklarda da Kürtlük, göçebe hayat tarzına tekabül etmektedir.O tarihlerde Zagros'un doğusuna verilen Kürdistan ismi muhtemelen göçer ve dağlı anlamına gelmektedir. Osmanlı salnamelerinde,tahrir defterlerinde  Ekrad etnik bir birim olarak kullanılmamış,göçebe hayat tarzını belirtmek için kullanılmıştır. İbni Teymiye, Moğolların Türklerin köylüleri, Kürtlerin de İranlıların köylüleri olduğunu söyler.[4] McDowel, 19.yüzyılın ortalarına kadar  Kürt teriminin  göçebe anlamı taşıdığını, bu tarihten sonra Kürtçe konuşan aşiret mensuplarını ifade etmek için kullanıldığını belirtmektir. Daha önemlisi  11-12 yüzyıllarda Sami kökenli göçebe topluluklara da Kürt denilmesidir. [5]Kürt terimi, Kürt etnisitesine tekabül etmediği için Selçuklular ve sonrasında kullanılan Kürdistan terimi de etnik bir topluluğa ait bir vatana karşılık gelmez. Selçukluların Kürdistan dediği bölge son derece dağlık ve halkı göçebe olan bir bölgedir. McDowel daha da ileri giderek on birinci yüzyıldan itibaren çoğu seyyah ve tarihçinin Kürt terimini eşkiyalıkla eş anlamda kullandığını söyler.[6] Selçuklular döneminde kullanılan Kürdistan,ondan önce kullanılan Kürt terimi Kürtçe konuşanları da karşılamamaktadır. Kürtlerden bahseden ilk kaynakların hiç birinde Kürtçe diye bir dile rastlandığına dair bir kayıt yoktur.[7] Celali isyanları sırasında köylerini terk edip İstanbul'a sığınan Türk köylüleri için de o tarihlerde, "Kürtler İstanbul'un kapılarına dayandı" denilmiş,şehir dışında yaşayan herkes Kürt olarak mütalaa edilmiştir. [8]Bütün bu mülahazalardan anlaşılacağı üzere Türkiye coğrafyasında -etnik bir topluluğun vatanını karşılamak üzere- bir Kürdistan  olmamıştır. 1847 deki düzenleme tamamen İngilizlerin baskısı ve merkezileşme kaygısıyla yapılmış olup, bu coğrafyanın kimliğini başkalaştırmaya yetmez[9]Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin üzerinde hüküm sürdüğü toprakların en eski adı Anatolia'dır. Turkhia terimine ilk 5.yüzyılda Bizans kaynaklarında rastlanmış olup,12.yüzyıldan itibaren Turkomania/Türkiye  şeklinde yaygınlaşmaya başlamıştır.[10]Emperyalizm Osmanlı topraklarını paylaşma kararı alıncaya kadar bu coğrafyanın tek ismi vardır;Türkiye.

EKRAD NE ANLAMA GELİYOR?

-Osmanlı kayıtlarında da Ekrad konar-göçer anlamında kullanılmıştır.

Dönemin kayıtlarına bakıldığında bunu bütün çıplaklığı ile görmek mümkündür. Bazı kayıtlarda Etrak(Türk),Ekrad(Kürt) terimleri birlikte kullanılmıştır.Mesela Okçu İzzettinli taifesi ve Rışvan aşireti gibi bir çok topluluk Türkmen Ekradı biçiminde tanımlanmıştır.[11] Daha ilginci Ekradın  bazen Oğuz olarak adlandırılmasıdır.13. yüzyılda Ebu Salih el-Ermen eserinde Oğuz Ekradı tabirini kullanmıştır.Öztürk'e göre bu adlandırma Ekrad isminin Kürt etnisini karşılamadığı gibi bölgedeki Oğuz bakiyelerinin varlığına işarettir.[12] Ekradın etnikleşmesi Milliyetçiliğin yaygınlık kazanmasından sonradır.Milliyetçilik,inşa edeceği ulus için her zaman bütünleşeceği bir etnisite arar.Kürt ve Kürdistan tabirlerinin etnik ve siyasal içerik kazanması böyle bir arayış ve ameliyenin sonucudur.

-Farklı Kürdistan haritalarından bahsettiniz, bu Kürdistan'ın sabit bir bölge olmadığı,sınırlarının kişiden kişiye,dönemden döneme değiştiği anlamına gelmez mi?

Öyledir zaten,Kürtlük nasıl statik bir kavram değilse,Kürdistan'da statik değildir. Ortaçağ'da Zağros ve doğusunu kaplayan Kürdistan sonraları siyasi bir mahiyet kazanınca Kürtlerin meskun olduğu bütün alanlara teşmil edilmiştir. Bu haritanın önümüzdeki yıllarda şartların yaratacağı imkan ve avantajlara göre yeniden değişebileceğini söyleyebiliriz. Kürtçülerin ilk haritalarında Türkiye toprakları yoktur. İran,Irak içinde kalan bölgeler vardır. Sonra harita genişleyerek Kuzeyde Erzurum,Kars,Batı'da Malatya,Adıyaman'a kadar genişlemiştir.Bugün sürümde olan harita 1920'de Emin Ali Bedirhan'ın İstanbul'da İngiliz yüksek komiserliğine verdiği haritadır.Farklı haritaların varlığı Kürdistan teriminin kapsama alanının ne kadar tartışmalı ve keyfi olduğunu gösterir.Milliyetçiliklerin sınır çizdiğini daha önce ifade etmiştim. Haritalar, vatan bilinci oluşturmanın araçlarıdır, kağıt üzerinde kalmazlar zamanla zihinlere çizilirler.

NİÇİN YENİ ANAYASA?

-Etnik hareketlerin en çok talep ettikleri hususlardan biri de yeni anayasa, tanınma,eşit vatandaşlık,kurucu millet olarak kabul edilme ve statü talebidir. Çözüm sürecinde bu çok tartışıldı? Anayasaya niçin girmek istiyorlar. Bunun faydası veya zararı ne?

Türkiye Lozan'da  etnik azınlık tanımadı. Müslüman olan herkesi aynı milletin parçası olarak gördü. Anayasasını da -bu mantıkla, tek millet- olarak tanzim etti. Anayasalar, yürürlükte oldukları ülkelerde normlar hiyerarşisinin en üstünde yer alırlar. Yasa ve yönetmeliklerin içeriğini, sınırlarını, çerçevesini   belirlerler. Anayasaya giren her şey yasalara da girer. Mevcut anayasa, ulusu esas aldığından etnik taleplere geçit vermesi   mümkün değil. Onun için ulussuz yahut iki uluslu bir anayasa istiyorlar. Böyle bir anayasa şunu söylemiş olur: Yasa ve yönetmelikleri hazırlarken  etnilere göre hazırlayın,milletvekillerinin dağılımını,eğitim ve kamu hizmetlerinin dilini ona göre belirleyin.Bakanların hangi etnik topluluğa ne kadar verileceğini, müsteşarlıkları,genel müdürleri   toplulukların nüfusları oranında paylaştırın. Bütün hizmetleri çok dilli yapın,meclisiniz çok dilli hizmet versin,kanunları etnilerin dilinde yayınlayın.Başbakanlık veya Cumhurbaşkanlığı etnik topluluklar arasında dönüşümlü olsun. AYM,HSYK,MGK üyelerini çok etnili yapıya göre belirleyin.Kısacası devleti etnik yapıya göre bölüşün. Böyle bir devlet nereye gider? Eğer anayasa ulussuz veya iki kurucu milletten bahsediyorsa artık o iki kurucunun dilinde okullar,üniversiteler açmak zorundasınızdır.Askerlik hizmetini bile iki topluluğun dillerine göre yeniden düzenleyeceksiniz. Kürt alayları,Türk alayları,Kürt Tümeni,Türk Tümeni gibi. Herkes kendi dilini konuşan, kendi etnisitesinde olanların askerlik yaptığı bölükte, alayda askerlik yapacak.Böyle bir anayasa toplumu bütünleştirir mi? Buna birlik olmak denilebilir mi? Böyle bir uygulama, farkları derinleştirmekten, aynı vatan coğrafyasında yaşayan insanları birbirinden koparmaktan başka işe yaramaz. Birgül Ayman Böke,bir ulusal varlığı yok etmek için, dil ,toprak ,iktisadi yaşam  ve duygu birliğine saldırıldığını söyler[13]Ulussuz  anayasa taleplerinin arkasında da aynı gerçek vardır.Maksat milli varlığımızı yok etmektir. Bu bağlamda dile getirilen ortak vatan ifadesi de aynı maksada hizmet eder; toprağın etnik gruplara tescilidir. Ortakların her birinin topluluk kimliği ile vatan toprağı üzerinde pay ve söz sahibi olmasını ifade eder.[14] Bu da örtülü olarak üniter devletten vaz  geçip,federal devlete geçiş anlamına gelir.

Bu talebin galiba bir de uluslararası hukuk boyutu var?

Var, uluslararası hukuk kendi kaderini tayin hakkını -sadece halklara- tanımıştır. Ancak halkın  uluslararası hukuk aleminde mutabık kalınmış bir tanımı yoktur. Bir ülke içinde yaşayan bir topluluk iç hukuk belgelerinde halk olarak tanındığı takdirde artık uluslararası hukuk açısından da bu topluluk tartışmasız olarak halk olarak kabul edilmekte,dolyısıyla kendi kaderini tayin hakkının öznesi durumuna gelmektedir.[15] Anayasaya girme ısrarının arkasında bu amaç vardır.

(YARIN, "ANAYASA ETNİK MİLLİYETÇİLİĞİ TATMİN EDER Mİ?" SORUSU İLE DEVAM EDECEK)

[1]  Gül, Ortaçağlarda Doğu ve Güneydoğu Anadolu, s. 71.

[2] David McDowal,Modern Kürt Tarihi,İstanbul,Doruk yayınları,s,31,2004

[3] Hakan Özoğlu,Osmanlı Devleti ve Kürt Milliyetçiliği,Kitap Yayınevi,2.b,İstanbul,2009,s,38

[4] İbni Teymiye,Sirat-ı Müstakim,İstanbul,2.b,Pınar Yayınları,1990,s,254

[5] McDowel,age,s,31

[6] age

[7] Prof.Dr.Adnan Çevik ile 05.08.2017 tarihinde yapılan görüşme.

[8][8] Ahmet Küçükkalfa,Şahlar,Sufiler,Türkmenler,İstanbul,Esas Kitaplar,2011,s,26

[9] Gül, Ortaçağlarda Doğu ve Güneydoğu Anadolu, s. 80-81.

[10] Çay,age,s,111

[11] Yusuf Hallacoğlu,Anadolu'da Oymaklar,Aşiretler,Cemaatler,Ankara,Türk Tarih Kurumu Basımevi,2009,c,1,s,XXV

[12] Öztürk,age,s,152

[13] Birgül Ayman Güler,Ulusalcılık ve Karşıtları,İstanbul,Pozitif  Yayınları,2015,s,60

[14] age,s,72

[15] Özlem Yücel,Halkların Ekonomik Self-Determinasyon Hakkı ve Afrika'daki Halklar,İstanbul,Adam Akademi,C,4/1,2014,s,93

http://www.enpolitik.com/haber/317333/kitap-oku-kurt-sorunu-mu-devletlesme-sorunu-mu--32--anadoluda-bir-kurdistan-var-mi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*