Kitap Oku: 'Kürt Sorunu mu? Devletleşme Sorunu mu? -31- 'Vatan Algısının Farklılaşması'

Hukukçu Dr. İrfan Sönmez'in adından çokça söz ettiren, okuyucunun teveccühünü kazanmış ve tarihe not düşen kitabı: ''Kürt Sorunu mu? Devletleşme Sorunu mu?'
Eklenme Tarihi: 04.11.2019 17:45:00 - Güncellenme Tarihi: 04.11.2019 17:51:53

Hukukçu Dr. İrfan Sönmez'in adından çokça söz ettiren son kitabı 'Kürt Sorunu mu? Devletleşme Sorunu mu?' ile okuyucularının karşısına bir kez daha çıkıyor.  Enpolitik olarak, tarihe not düşen ve önemli bir kaynak oluşturan bu kitabı, siz değerli okuyucularımızla okuma etkinliği teması ile her gün kısım kısım paylaşıyoruz... (Kitabı Bilge Oğuz Kitapevi (0212 527 33 65) veya Kitap Yurdu online kitap satış internet sitesinden edinebilirsiniz.)

'Kürt sorunu nedir' ile başlayan kitapta bugün 'Vatan Algısının Farklılaşması', 'Kürtler Anadolu'nun Otoktan Halklarından mıdır?' ve 'Anadolu'da Bir Kürdistan Var mıdır?'  başlıkları tartışılıyor. İşte okumanın otuz birinci kısmı...

VATAN  ALGISININ FARKLILAŞMASI

-Komşu bir ülkede, akraba bir topluluğun yaşadıklarına  ilgi gösterilemez mi, bunun  vatan algısının farklılaşması ile ne alakası var?

İnsanın kafasında çeşitli saiklerle farklı coğrafyalar olabilir. Bir Müslüman'ın Müslüman olarak kafasındaki coğrafya ile bir Türk olarak kafasındaki coğrafya bir değildir.Müslüman olarak bütün İslam coğrafyasına ilgi duyar,Türk olarak üzerinde yaşadığı toprağı tahayyül eder. İkisi aynı şey değildir,birincisi ilgi coğrafyası, ikincisi vatan coğrafyasıdır.  Dört parçalı Kürdistan tahayyülü ilgi coğrafyası ile izah edilemeyecek derin duygusal dalgalanmalar uyandırmaktadır. İbni Haldun'un asabiyeler teorisi üzerinden yürürsek, vatan tahayyülünün yarattığı gerilim, ilgi coğrafyasının yarattığı gerilimden daha yüksektir. Vatana tecavüz insanın kendi bedenine tecavüz gibi algılanır,ilgi coğrafyasına tecavüz komşuya,eşe,dosta tecavüz gibi görülür.İnsanın kendi varlığına yönelen bir saldırıya göstereceği tepki ile tanıdığı birine yapılan saldırıya göstereceği tepki bir olmaz. Vatan algısı bu gerilimi yaratmak için oluşturulur.Milliyetçilik önce vatanın sınırlarını çizer, sonra da bu duygu ve şuuru oluşturur.

-Taleplerden biri eski yer adlarının  iadesiydi, hükümet bunu kabul etti, hatta Güroymak Nurşin olarak değiştirildi. Tunceli'nin Dersim ismiyle değiştirilme talepleri var.Kürt milliyetçiliği bunu niçin istiyor?

Gayet basit,daha önce isimler tapu senedi gibidir dedik. Bir tapu senedinde kimin adı yazılıysa o taşınmazın ona ait olduğu kabul edilir. Köy, şehir,kasaba,dağ,yayla isimleri de öyledir. Hangi milletin diliyle isimlendirilmişse  o toprakların o milletle  münasebeti olduğu düşünülür. Ayn-el Arap yerine Kobani'yi, Kuzey Suriye yerine Rojavayı,Uludere yerine Roboski'yi kullanmalarının nedeni budur. Bir yere Kürdistan diyebilmek için önce o şemsiye altına giren yerlerin isimlerinin Kürtçeleştirilmesi gerekiyor.Kürt bölgesi algısı uyandırabilmek için resmi adlar yerine  Kürtçe isimler bilinçli olarak kullanılıyor. Güneydoğu'ya Kuzey Kürdistan demelerinin nedeni de budur. Kürtçe isimleri yaygınlaştırarak bir nevi  tapulama işlemi yapıyorlar. Yarın  mesele uluslararası kuruluşların önüne taşındığında, buralar Kürdistan işte isimler diyerek  bunu haklılıklarına delil yapacaklar. Yazık ki  bu oyuna siyasetçiler,kıblesini kaybetmiş bazı aydınlar da geliyor. Kürdistan demek de ne var diye düşünüyorlar.Yakın geçmişte ve hala Dersim ismi üzerinde yapılan spekülsyonları hatırlayın. Der ve simin Farsça olduğundan ve Kürtçede de kullandığından hareketle bütün bu bölgenin Kürdistan'ın bir parçası olduğunu iddia ettiler.

-Doğru muydu bu iddia?

Tabii ki doğru değildi. Der ve sim kelimeleri kapı ve gümüş anlamında Türkçede de  kullanılıyor.Dersaadet,derdest gibi.Tunceli'nin eski ve yeni köy isimlerine baktığınızda  nerdeyse tamamına yakınının Türkçe olduğunu görürsünüz. Yavuz Sultan Selim döneminde tutulan kayıtlarda bu açıkça görülür. 1933 yılında İçişleri Bakanlığı (o zaman ki adıyla dahiliye) "Köylerimiz" ismiyle bir kitap yayınladı. Bu kitapta  değişti denilen köylerin tamamının isimleri var. Hiç biri ayrılıkçı çevrelerin iddialarını  doğrulamıyor.

Güneydoğu'daki yer isimlerinin çoğu Türkçedir.

-Bir kaç örnek verebilir misiniz?

Vereyim, isterseniz önce çok konuşulan Tunceli'nin köylerinden bir kaç misal vereyim. Ada,Ağacan,Ağtaş,Ovacık,Ağaşenliği,Behranlı,Bekarlık,Çakmaklı,Çakyeri,Çala Kos,Gülbari,Güllü, Hacıbey,Hacılı,Holik Uşağı,Horan,Hosnek,İlanlı,İstiran,Isıtma,Kabasakal,Kala,kafat,Kalman,Kan oğlu,Kirmilli,Karasar,Kermisik,Kırık,Lulantanırı,Malmekerek,Osik Uşağı,Peter,Pikan,Peydere,Pohami,Rumkek,Sağman Deresi,Sahsik,Saruhan,Topuzlu,Urikülya,Uriksüfla,Üçdam,Vanariç,Yeni köy,Yukarı Çanakçı,Zererik,Zeri vs.[1]  Rast gele seçtiğimiz bu isimlerin çoğu Türkçedir. İçlerinde,ülya (yukarı)veya Sufla(aşağı) ile bitenler Arapça tamlamalı  isimlerdir.Güneydoğu illerimizde de kadimden beri yaşayan  benzer bir çok Türkçe isim göstermek mümkündür. [2]Özellikle,Şanlıurfa,Diyarbakır,Muş ve Van  hattında  Türkçe isimler diğer dillerden gelen isimlere göre kesin bir üstünlüğe sahiptir. Yer isimlerinin Kürtçeleştirilmesi 19.yüzyılda  Kürt milliyetçiliğinin  gelişimine bağlı olarak başladı. Bugün kullanılan Kürtçe isimlerin çoğunu iki asır geriye gittiğinizde görebilmek mümkün değildir.İsimlerle hak iddia etme arasındaki ilişki, -Kürt milliyetçiliğini- yer adlarını Kürtçeleştirmeye itmiştir.İade edilsin dedikleri isimler  kadimden beri kullanılan isimler değil, sonradan  konulan isimlerdir.Yer isimleri daha çok Menderes döneminde 1959'yılında değiştirilmiştir.Kimsenin anlamını bilmediği, telafuzu zor yer adları değiştirilirken, bir çok Türk ismi de değiştirilerek,bölgedeki Türk mührü bilinçli veya bilinçsiz sökülüp atılmıştır.Bu işler zamanında tarihçiler,antropologlar,etnologların nezaretinde yapılmış olsaydı, geriye dönüp silip atılan isimler için ahh çekmeyecektik.

Örnek verdiğiniz Türkçe isimlerin kadimden beri var  olduğunu söylüyorsunuz. Osmanlı isimlendirme yaparken  bölgenin demografik yapısına bakmadan tepeden isimlendirme yapmış olamaz mı?

Olamaz,çünkü Osmanlı tepeden isimlendirme yapmamıştır. Bölgeye ehli vukuf(bilir kişi) gönderip  halka sormuş, halk ne demişse kayıtlara öyle geçmiştir. O dönemlerde etnikçilik olmadığı için isimler illa Türkçe olsun diye bir hassasiyet de yoktur. Verilen isimler halkın verdiği isimlerdir. Bu Konuda Fırat Üniversitesi öğretim üyelerinden Mustafa Öztürk'ün değerli bir çalışması var. Öztürk,Kilis,Urfa ve Adıyaman  Çevresinde Cemaat ve Oymaklarla ilgili bir  saha çalışması yapmış, isimlerin kahir ekseriyetinin Türkçe olduğunu ve halkın beyanı esas alınarak kayıtlara geçtiğini tespit etmiştir.Öztürk'ün çalışmasına  göre, köy isimlerinin yüzde 65.94'ü, mezra isimlerinin yüzde 83.48'sı Türkçedir. Üstelik bunlara Hacı Polat gibi Arapça tamlamalı isimler eklenmemiştir.[3] Bu bölgelerde Ermenilerin,Kürtlerin,Arapların,Bizanslıların,Zazaların, yaşadığı düşünülürse bu topluluklara ait kalıntıların olması normaldir.[4] Keza, daha öce yaşamış medeniyetlere ait izlere de rastlandığı bir gerçektir. Mesela, Harput ne Türkçe ne Kürtçe bir kelimedir.Menşei bilinmemektedir.Tarihi kayıtlarda  Kharpert,Herburt, Herput, şeklinde geçen kelime zamanla Türkçe telafuza uygun hale getirilerek Harput'a dönüşmüştür.[5] Buna benzer bir çok örnek gösterilebilir. Menşei tespit edilemeyen bir çok isim bilinçli bir çaba ile Kürtçe diye takdim edilmektedir.[6]

-Diyarbakır da Kürtçe değil.

Doğrusu Diyar-ı Bekr'dir. Bekr'in diyarı, Bekr kabilesinin memleketi anlamına gelir.Bekir b. Va’il adlı Arap göçebe boyunun buraya yerleşmesinden ismini almıştır. Daha eski adı Amit'tir. Dede Korkut hikayelerinde Hamit diye geçmektedir.[7] Asur, Roma ve Bizans dönemlerinde Amit,Amidi,Amide gibi isimler kullanılmıştır. Türkmenler Kara Amit demişlerdir. Diyar-ı Bekr gibi Amit'de Kürtçe değildir. Muhtemelen Asurlardan kalan bir isimdir. Van,Muş,Hakkari,Siirt,Batman  illerinin hiç birinin ismi Kürtçe değildir.  Muş isminin Asurlulardan kaçarak Muş yöresine gelen İbrani kabileleri tarafından verildiği,  1914  tarihli Bitlis Vilayet Salnamesinde Muş adının İbrani’ce “Sulak verimli ve otlak” anlamına gelen “Muşa” kelimesinden geldiği ileri sürülmüştür.Bir başka iddia, MÖ 12. yüzyılda bölgeye gelen Muşki'lerden ismini aldığıdır. Divan-ı Lügat-i Türk'te Muş kedi anlamında kullanılmıştır. Her halde de ismin Kürtçe ile alakası yoktur. Evliya Çelebi Van isminin,  Van kalesinde bulunan Vank isimli mabetten  alındığını söylemektedir. Başka kaynaklar,  Asur Melikesi Semiramis'in , savaşta yenip öldürdüğü Khaldi Prensi Vank'a aşık olup, kurduğu şehre Vank ismini vermesinden aldığını  ifade etmektedir [8]Geçmişten bugüne intikal eden özellikle orta çağ ve öncesine ait isimler içinde hiç Kürtçe yer ismi yoktur.

KÜRTLER, ANADOLU'NUN OTOKTAN HALKLARINDAN MIDIR?

-Bu Kürtlerin Anadolu'nun otoktan halklarından  biri olmadığı anlamına  gelir mi, özellikle Ortaçağ ve öncesi bakımından.

Bugünkü bilgilerle Kürtlerin Anadolu'nun Otoktan halklarından biri olmadığını söylemek mümkündür. Bazı kaynaklarda kelime benzerliğinden hareketle Kürtlükle irtibatlı bazı kelimeler ileri sürülmesine rağmen bunlar birer varsayımdan öteye geçememektedir. Kaldı ki Kürtler tarihi kayıtlara girdiklerinden bugüne Zagros dağlarının doğu ve batı eteklerinde hayvancılık ile uğraşan göçebe bir topluluktur. Türkler nasıl bozkır ve Araplar çöl coğrafyalarının insanı iseler Kürtler de dağ ve yüksek yayla halklarıdır. Yakın zamanlara kadar devam eden bu yaşayış biçimi ile Anadolu gibi kadim zamanlardan beri tarımcı-çiftçi ve yerleşik-şehirli bir toplumsal formasyona sahip bir coğrafyada yerleşik olmaları çelişkidir. Anadolu ve Mezopotamya’nın kadim halkları yerleşik şehirli toplumsal yapıları ile bugüne birçok yazılı kayıtlar bırakırken Kürtlerden bir belge kalmadığı gibi Asur, Hitit, Sümer, Urartu vb metinlerinde onlara dair bir kayıt da yoktur. Kürtlerin menşeleri ile ilgili ileri sürülen  faraziyeler de  otoktan halk iddialarını çürütmektedir. Minorsky,  Kürtlerin menşeini Medlerle ilişkilendirmektedir. Bu hipotez doğru kabul edildiği takdirde Kürtlerin Anadolu'nun otoktan halklarından olmadığı da kabul edilmiş olur. Zira Medlerin hüküm sürdüğü topraklar bugünkü Azerbaycan ve İran'ın batısından Afganistan'a uzanan topraklardır. kabaca günümüz Tahran, Hamedan, Azerbaycan, Isfahan'nin kuzeyi, Zencan ve İran'da yaşamışlardır. [9] Medlerle ilgili bugüne ulaşmış tek bir yazıt veya arkeolojik kalıntı yoktur. Asur menşeine bağlama iddiaları da Kürtleri Anadolu'nun otoktan halkı olmaktan çıkarmaktadır.Asurluların ana vatanı,  Kuzey Irak'ta Dicle kenarında bulunan Asur  şehridir. Bir dönem topraklarını kuzeyde Elazığ/Palu'ya kadar genişleten Asurlular, M.Ö.7. yüzyılda çökmüş ve tarihten silinmişlerdir.Çivi yazısı kullanan Asurlulardan geriye  kalan  kalıtlarda Kürtçe veya Kürtlükle irtibat kuracak her hangi bir veri yoktur. Kürtlerin Anadolu'ya gelişi Büyük Selçukluların bu bölgeleri fethinden sonradır. Sağlanan güvenlik ve kardeşlik ortamı, Müslüman Kürt aşiretleri, daha yoğun bulundukları Zagros dağlarının batı ve güneyinde kalan bölgelerden Anadolu'ya  doğru yayılmalarına zemin hazırlamıştır. 7-9 asırlarda Araplar, 11.asrın başlarından itibaren Türkler Anadolu'ya akınlar yaptıklarında  herhangi bir Kürt toplulukla karşı karşıya gelmemişlerdir.Türkler de Araplar da bu toprakları Bizanslılardan almıştır. 19. yüzyıla kadar Anadolu Kürdistan nitelemesinin içinde değildir. 16. yüzyılın sonunda (1597) eserini tamamlayan Şerefhan, Kürtler arasında Anadolu'da sadece Çemişgezek'e(Tunceli'nin ilçesi)  Kürdistan denildiğini ifade etmektedir.[10] Kanuni ve diğer Osmanlı padişahlarının fermanları da bu tespiti doğrulamaktadır. Ayrıca bütün ortaçağlar boyunca kaynakların dili Kürdistan’ı Kuhistan ve Kutistan ile eş anlamlı olarak “dağlık bölgeleri” ifade etmek için kullanmışlardır.


[1] Bugün siyasal Kürtçülerin iddialarının aksine tahayyül ettikleri Kürdistan sınırları içine dahil ettikleri Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki yer adlarına bakıldığında ağırlıklı olarak iki bölüme ayrılabilir: Anadolu’nun kadim halklarından kalan isimler ile Türklerin fethinden sonra hakim olan Türkçe isimler. Güneydoğu Anadolu için istisnai olarak Arap ve İslam fethinin sonrasındaki iskandan dolayı   çok sayıda Arapça isimde vardır. Ancak Kürtçe isimlere rastlamak neredeyse imkansızdır. Bu konuda geniş bir değerlendirme için bkz: Muammer Gül, Ortaçağlarda Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Bilge Kültür Sanat Yayınları, İstanbul 2010, s. 60-81.

[2] Bkz.Köylerimiz,Dahiliye Vekaleti,1933, Mesela,Adabağ(Van)Adalet abat(Van)Adakent(Ağrı),Atgön(Muş),Adıyaman(Van),Afan(D.Bakır),Yukarı Agasaf(Van), Ağever(Iğdır), Ağcahisar(Ş.Urfa),Ağcaç(Van), Ağveran(Ş.Urfa),Ağzı Büyük(Ş.Urfa),Ağzı Kara(Van), Ahirik Süfla-Ülya (Van), Akar(Van), Akçakale(Ş.Urfa), Akçıra(Van), Akhüsam(Van), Akmağara(Ş.Urfa), Akmeşhet(D.Bakır), Akpınar Aşağı(Muş), Akpınar(Ş.Urfa), Akrak(Van-D.Bakır-Mardin),Aksin(Van-Antalya), Aktaş(Van), Aktepe(Van), Akziyaret(Ş.Urfa-Mardin), Alacaatlı(Van), Aşık(Ş.Urfa), Aşıkhaneleri(D.Bakır), Atgüden(Ş.Urfa), Baceli(Ş.Urfa), Badem(Muş), Bağ(Van), , Bağlıca(Van), Bağlumelik(Muş), Bahçe(Van-D.Bkır-Ş.Urfa-Muş-), Bahçecik(D.Bakır,Ş.Urfa-),  Bahser (Ş.Urfa), Bahşan (D.Bakır), Cedeli (D.Bakır),  Cihangir(Van), Civan(Ş.Urfa), Çal Oğlu (Ş.Urfa), Çamurlu (Ş.Urfa-Van)Çayır (Ş.Urfa- Van), Deve Geçidi(D.Bakır), Develi(D.Bakır), Dire(Siirt-Antalya), Dirice(Mardin)

Divan (Mardin), Diyar Bük(Muş), Dırıklı(Van), Doğancı(Van), Donkuz(Ş.Urfa-Edirne), Erkent(Siirt), Ermeli( Ş.Urfa), Erzentepe(D.Bakır), Eski Haran(Ş.Urfa), Eski Köy,(Muş), Eski Sürüç( Ş.Urfa), Eşek Döşen(Ş.Urfa), Evrak(Siirt), Eyyüban(D.Bakır), Gazo(Diyarbakır), Hacı Ali (Van), Hacı Dal(Ş.Urfa-Diyarbakır),  Hacı Eyip (Diyarbakır),  Hacı Köyü (Ş.Urfa), Hacı Osman(Diyarbakır),  Han(Diyarbakır,Muş,Van), Hanik(Muş,Ş.Urfa,Siirt,Van,Diyarbakır),İzin Aşağı(Van), Kara Ağaç(Van,Muş), Karabörk(Diyarbakır), Karabulak(Van), Karaca Dağ Boğazı (Diyarbakır),Karaca Viran(Diyarbakır), Karacurum(Ş.Urfa), Kara Çıyan(Muş,Van), Kara Doğan (Van), Karahan(D.Bakır,Van), Kara Harap(Mardin), Kara Hasan(Muş), Karahisar(Ş.Urfa,Van,Sivas,Konya,Balıkesir), Kara Hüyük( Ş.Urfa), Karakaş(Ş.Urfa), Kara Kaya (Diyarbakır), Kara Keçi(Ş.Urfa), Kara Kilise (Van),Karakoç (Diyarbakır), Karaköprü(Ş.Urfa), Karaköy(Muş), Karakulak (Mardin), Karakuş(Ş.Urfa), Kara Kuyu (Diyarbakır), Karameşe(Muş), Kara Musa (Diyarbakır), Kara oğlan (Ş.Urfa),Kara Pınar(Ş.Urfa), Kara Seyit (Muş),Karasu Süfla(Muş),Kara Tepe (Ş.Urfa),Karga Pazar(Muş), Karkutlu(Ş.Urfa), Karuni (Mardin), Kasım Oğlu(Van),Kaval(Hakkari), Kayık(Diyarbakır), Kebir Tel(Ş.Urfa), Keçi Kıran (Ş.Urfa), Keklik(Diyarbakır),  Kel Bayram(Ş.Urfa), Kızıl Ali(Ş.Urfa), Kızılan(Siirt), Kızıl (Mardin), Kızıl Ağaç(Muş), Kızılca(Diyarbakır,Van), Kızılkaya(Muş,Ş.Urfa), Köşk(Muş,Van,D:Bakır,Siirt), Leylek(Muş), Mescitli(Van) Oğlan(Ş.Urfa), Oğul Bey(Ş.Urfa), Oğuzan(Muş), Oğurlu(Ş.Urfa), Oğuzne(Van), Orta Köy(Muş), Orta Veran(Ş.Urfa), Ömerin (Mardin), Ören (Siirt), Pul(Siirt), Salmanlı(Ş.Urfa), Sancak (Ş.Urfa), Sapur (Van), Saray(Siirt),Sarıcek (Diyarbakır), Sarı Göl (Ş.Urfa), Sarı Hüseyin (Diyarbakır), Seker(Diyarbakır), Seksenveren(Ş.Urfa),Selimi (Diyarbakır), Sepetviran (Ş.Urfa), Serçecik(Muş), Serince (Ş.Urfa), Seyrek (Diyarbakır),Simsar(Muş), Sinekli(Ş.Urfa), Sıcancık(Ş.Urfa), Söğütlü(Van,Ş.Urfa,Diyarbakır), Sucuhan(Ş.Urfa), Sulağ(Diyarbakır),Sülüklü(Ş.Urfa), Seyhan(D.Bakır,Muş), Taşlı Kolikan (Ş.Urfa), Taştop(Van), Tatargazi(Muş), Tavuk(Ş.Urfa), Tavuklu(Diyarbakır),Tepe(Diyarbakır),Tepecik (Van), Tutluca(Ş.Urfa), Tuzla(Diyarbakır), Tuzluca(Ş.Urfa), Türkmen Hacı (Diyarbakır),Uzuncuk (Ş.Urfa), Üç Kuyu (Ş.Urfa,D.bakır), Ünsüz(Van), Yağlı Mus(Ş.Urfa), Yalnızan (Muş), Yalnız Ağaç(Van), Yarımca (D.Bakır), Yaslıca(Ş.Urfa), Yaylacık (Ş.Urfa),Yedi Tepe(Van),Yeni Köy(Diyarbakır,Ş.Urfa), Yılanlı(Muş), Yoğurt Yemez(Van), Yukarı Abana,Yukarı Alagöz(Muş), Yukarı Çinnik (Ş.Urfa),Yukarı leyleği (Diyarbakır),Yukarı Orta Veren(Diyarbakır),Yukarı Sarnıç(Van),Yukarı Tel(Ş.Urfa), Zara(Diyarbakır), Zeyt Oğlu(Ş.Urfa), Zeytünağı(Ş.Urfa), Ziyaret(Siirt,Mardin,Ş.Urfa,D.Bakır)[2]

[3] Mustafa Öztürk,Tarihte Türkler ve Kürtler Sempozyumu,Ed,Orhan Kılıç,Türk Tarih Kurumu,Ankara,2014,c,2,s,153, Öztürk yaptığı saha çalışmasında Ekrad taifesinin yerleştiği ve isimlerini kendilerinin verdiği 141 köyün 60'ının,192 mezranın 111'inin herhangi bir ek almadan ve hiç bir şüpheye mahal bırakmadan öz Türkçe olduğunu tespit etmiştir.Geriye kalan isimler ise Arapça tamlamalı isimlerdir.bkz.Kilis,Urfa ve Adıyaman Çevresinde Cemaatler-Oymaklar

[4] Muammer Gül, İslam'ın Batıni Çehresi, Dağlar Çöller Bataklıklar, Bilge Kültür ve Sanat Yay., 2. Baskı İst. 2016, s. 139-140.

[5] Gül, age, s. 140-141; aynı yazar, Ortaçağlarda Doğu ve Güneydoğu Anadolu, s. 75-76. ayrıca bkz.İshak Sunguroğlu,Harput Yollarında

[6] Osmanlı belgelerinin dili, Osmanlı diplomatikası esasta kendisinden önceki dönemlerin tarihi mirasını ve tecrübesinin bir bütünüdür. Dolayısı ile Osmanlı ile başlayan iskan ve yerleşmeler salt kendi devrilerini değil, Akkoyunlu, Karakoyunlu, İlhanlı, Timur ve önceki Selçuklu devirlerinin bir ifadesidir. Bu bağlamda Türklerden ve İslam'dan önceki Anadolu sınırları ve kimliği için şunu kabul etmemiz gerekir. Doğu kaynakları ve Arap kaynakları Anadolu için Diyar-ı Rum tabirini kullanmışlardır ki bu İslam’dan önceki hakimiyetinden dolayı “Roma Ülkesi” anlamına gelmektedir. Doğudan bakan İranlılar Anadolu ile İran arasında tabii bir sınır olan Urmiye Gölü’nden sonrasını yani batısını Roma ülkesi olarak gördüklerinden adeta bunun bir işaret taşı olarak bu göle Urmiye adını vermişken Araplar, Suriye’nin kuzeyinden itibaren Anadolu topraklarını aynı şekilde Roma ülkesi olarak kabul etmişler ve bunun bir işareti olarak Fırat üzerindeki önemli bir yerleşim yerini Rumkale olarak adlandırmışlardır. Bazı İslam kaynaklarında Antakya’nın isminin Romaya olarak anılması da bununla ilgilidir. Bkz: Gül, Ortaçağlarda Doğu ve Güneydoğu Anadolu, s. 36-37.

[7] http://www.trwikipedia.com/diy... 12.08.2017

[8] http://www.vangumus.com/index.... 12.08.2017

[9] https://www.turkcebilgi.com/medler,erişim12.08.2017

[10] Şerefhan,age,s,190


(YARIN, " ANADOLU'DA BİR KÜRDİSTAN VAR MI?" BAŞLIĞI İLE DEVAM EDECEK)

http://www.enpolitik.com/haber/317308/kitap-oku-kurt-sorunu-mu-devletlesme-sorunu-mu--31--vatan-algisinin-farklilasmasi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*