Çin Tarım Üniversitesinin 'Felsefesi ve bilimsel potansiyeli' nedir?

Enpolitik yazarı, iletişim Dr. Göktan Ay’ın, Çukurova Üniversitesi Öğr. Üyesi Prof. Dr. İbrahim Ortaş ile “Huazhong Tarım Üniversitesi” üzerine gerçekleştirdiği röportajı siz değerli okuyucularımız ile paylaşıyoruz...
Eklenme Tarihi: 04.11.2019 11:56:00 - Güncellenme Tarihi: 04.11.2019 11:56:33

Dr. Göktan Ay sordu, Prof. Dr. İbrahim Ortaş cevapladı: Çin Tarım Üniversitesinin 'Felsefesi ve bilimsel potansiyeli nedir?'

İşte internet gazetemiz Enpolitik yazarı, iletişim Dr. Göktan Ay’ın, Çukurova Üniversitesi Öğr. Üyesi Prof. Dr. İbrahim Ortaş ile “Huazhong Tarım Üniversitesi” üzerine gerçekleştirdiği röportajı...

AY: “Öğren-uygula-başar-başkasının başarması için çabala” diyen Huazhong Tarım Üniversitesinin, felsefesi ve  bilimsel potansiyeli nedir?

ORTAŞ: Doğrudan Tarım Bakanlığı’na bağlı, ülkenin önde gelen kilit konumdaki sayılı üniversitesi konumunda. 1898 yılında bölgenin tarımsal üretimini artırmak amacı ile kırsalda kurulmuş ve daha sonra Wuhan’a taşınmış. Bizdeki “Köy Enstitüleri” mantığına bezer yaklaşımlar ile, kendi tuğlalarını ve binalarını yapmışlar. Bahçe bitkileri konusunda çok ileri düzeyde araştırma yapılıyor. Bir tek tarım üniversitesi, neredeyse bizim Çukurova Üniversitesi büyüklüğünde; 2500 küsur öğretim ve bir o kadar da yarımcı mevcutmuş.  Huazhong Tarım Üniversitesi’nin, taşlara kazınmış olan sloganı; “Öğren-uygula-başar-başkasının başarması için çabala” Üniversitenin temel felsefesi; “pratik yaparak öğrenmek, başarmak ve öğrendiğini bir başkasına öğreterek onunda başarış için çabalamak.” Somut olarak öğrenmeyi, başarmayı ve başkasının da başarması için çalışmayı önüne koyan bir yaklaşım. Üniversitenin misyonunu; sorumluluk yükleyen, ulvi bir yaklaşım olarak gördüm…

AY: Müzede neler dikkatinizi çekti?

ORTAŞ: Turpgiller familyası, (Brassica) grubu bitkilerden; lahana, karnabahar, kolza, soğan bitkilerinin çok sayıda çeşitlerinin bulunduğu, onlarca hektarlık alanlarda yüzlerce deneme desenleri adeta göz kamaştırıyor. Toprak biliminde, mineraloji, biyokimya ve toprak verimliliği alanında çok başarılı çalışmalar yapılmış. Hayvan yetiştirme ve yeni ırkların geliştirilmesi çalışmaları sergilenmekte. Bugüne kadarki, ders notları ve kitaplar da sergilenmekte. Geliştirilmiş tarım aletleri ve makinalar da müzede sergilenmekte. Üniversite yöneticileri ve katkıları politikaları ayrı bir köşede sergilenmiştir.

AY: Üniversitede kaç müze var?

ORTAŞ: Huazhong Tarım Üniversitesinde iki adet müze bulunuyor; Doğa Tarihi ve Tarım Müzesi. Her iki müze, son derece iyi organize edilmiş. Doğa Tarihi Müzesi; birçok canlı türü ve jeolojik fosili bünyesinde barındırıyor. Her bir bölüme yerleştirilen hayvan, böcek, deniz havyaları ve jeolojik fosiller ayrı ayrı en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş. Tarım Tarihi Müzesi; üniversitenin kurulması aşamasından gümüz kadarki gelişimi ve üniversitenin başarılı çalışmalarını kronolojik olarak sergilemekte.  Tarım Tarihi Müzesi’nin sürprizi; gezimizin sonunda, müzede çalışan öğrencilerin, “tarım marşını” koro halinde okumaları oldu.. Öğrencileri teşvik etmek için okul tarım marşı yazılmış.  Bizdeki tarım marşına çok benziyor. Bir anda ülkemizin 1920’li yılarda tarıma dayalı kalkınmasındaki o ilk coşku ve toplumun tarımsal üretkenlik üzerinden harekete geçirilmesi geldi. Tarım üniversitesi olarak kurulmuş olsa da son yıllarda üniversite bünyesinde; veterinerlik, ekonomi, yabancı diller ve mühendislik alananlarında da araştırma ve eğitim verilmektedir.

AY: Üniversitenin ekipman ve teknik ihtiyaçları nasıl?

ORTAŞ: Huazhong Tarım Üniversitesi’nde çok sayıda, ileri düzeyde donatılmış “ulusal laboratuvarlar” bulunuyor. Tarım Bakanlığının ve Wuhan Bölge hükümetinin kurduğu ileri düzeyde ekipmanlar ve alt yapılı olarak donatılmış ileri Biyoteknoloji ve bilim merkezler ve laboratuvarlar mevcuttur. Çok sayıda stratejik proje üzerinde çalışıyorlar; süper yeşil pirinç ve süper tatlı mısır çeşitleri geliştirme projeleri, Yüksek kaliteli turunçgil yetiştiriciliği, hayvan aşıları, yüksek kaliteli multi dayanaklı pamuk hibritleri, biyodizel projeleri... Bu hedefe uygun olarak, alt yapı ve insan gücü ve yardımcı eleman sorunu sağlanmış görülüyor.  Çalışma alanımızla ilgili bir laboratuvarda; 4 adet CSM, 3 ICP, 3 Atomik absorpsiyon var, bilgisayarların haddi hesabı yok.

Üniversitede 334 Prof. olmak üzere 2600 üniversite öğretim üyesi bulunuyor. Çin Bilimler Akademisine 4 üye kazandırmışlar. Bünyesinde, çok sayıda diğer ulusal ve uluslararası bilim akademisi üyesi ve dünyaca tanınan bilim insanı var. 19 bin lisans ve 6900 yüksek lisan öğrencisi 18 farklı fakülte temelinde araştırma ve eğitim faaliyeti yürütülmektedir. Üniversite laboratuvarlarında çok sayıda kişi çalışıyor. Hocalar, teknik elemanlar, öğrenciler akşam 7-8’e kadar çalışıyorlar.

AY: Çin’in, dünyada en fazla diploma üreten ülke konumunda olduğu doğru mu?

ORTAŞ: ABD'nin Ulusal Bilim Kurumu (NSF) iki yılda bir,güncel bilim ve teknoloji göstergeleri raporu yayınlar. 2018 raporunda ABD’nin bilimsel göstergelerini en çok zorlayan ülkenin Çin olduğu rakamlar ve grafikler ile gösterilerek, ABD’lilerin kaygıları da sık sık vurgulanmaktadır. Raporun en dikkat çekici kısımlarında, son yıllarda Çin’in artan diplomalı sayısı ve diğeri de bilimsel yayın istatistikleridir. Çin aynı zamanda dışa açılma stratejisi çerçevesinde, yurt dışına çok sayıda öğrencide gönderebilmektedir. 2018 verileri ABD’de okuyan Çinli öğrenci sayısı Çin’den öğrenci: 363.341. Çin son yıllarda yayın sayısı yönünde ABD'ye en çok yaklaşan ve neredeyse geçme eğilimine giren ülke olarak gösteriliyor. WOS ve Scops verilerine göre ABD önde görülse bile ICI da yayınlanan ve yayınlanmayan verilerde Çin hızla ABD’yi geçecek durumda. Ancak bilimsel yakınlara yapılan atıflarda halen ABD açık ara önde. Takip edebildiğim kadarı ile, Çinliler yukarıda da belirtildiği gibi İngilizce dil sorunu önemli ölçüde çözmüşler ve genç kuşaklar rahatlıkla makale yazabilmekte. Birçok dergi, Çinlilerin editörlüğünde ve finansmanı ile çıkmaktadır. Bu durum açıkçası Çin’nin hızla bilimsel alanda önüne geçilemez bir hızla ilerlediğini gösteriyor.

2017 ülkelerin yayın ve atıf verilerine göre bütün bilim alanlarında (https://www.scimagojr.com/countryrank.php?year=2017)

halen ABD ilk sırada görülüyor. Türkiye’nin yayın sayısı ve ayın sayısı başına atıf sayıları oranının düşük…

Amerikan NSF raporunda; Çin üniversite eğitimine ciddi önem verdiği ve üniversite mezun sayısısının % 350 oranında artırdığı belirtilmekte... Çin doktoralı mezun sayısına da büyük önem vermektedir. Son yıllarda uluslararası öğrenciler için üniversitelerin sunduğu binlerce burs ve fon imanlarında yaralanan değişik ülke öğrencileri görülmektedir. Ülkenin politikası 2020 yılına kadar 500 binin üzerinde uluslararası öğrenciyi, Çin üniversitelerinde burs imkânı ile istihdam etmektir. Bu ciddi bir Amerika’nın beyin göçüne rekabeti çağrıştırıyor. En son Pasifik bölgesi uzay çalışmaları ekseninde sınavla bursu öğrenci alınacağına dair üniversitelerimize de yazı ile duyuru haberi iletildi. Çin son yıllarda başta mühendislik alanları olmak üzere birçok alanda diplomalı öğrenci sayısını artırdığı görülüyor.

 AY: Çin’in önüne koyduğu bir hedefi var ve o hedefe ciddi ciddi yönelmiş gözüküyor. Ne dersiniz?

ORTAŞ: Bütün bilimsel göstergeler ve çabalar Çin’in her şeyden önce ciddi bir bilim politikasına ve üniversite sistemine sahip olduğunu gösteriyor. 2017 verileri ile Çin’de 2,914 üniversite ve yüksekokul bulunmaktadır. Dünyadaki ilk 30 üniversite içinde 3, ilk 100 üniversite içinde üniversitesi ile teknoloji çağında batılı üniversiteler ile yarış içinde ler.  Çin'deki teknolojik gelişme hızı doğal olarak diğer ülkelerden de izlenmektedir. Rekabet dünyasında geride kalan ve paradigma yaratamayan maalesef toparlanamıyor. Bu bağlamda Çin gibi planlı ve uzun erimli planlama yapan ve kararlarını uygulatan ülkelerin gelişmesi kaygı yaratabilir. Çin'in belirlediği plan doğrultusunda; “yüksek teknolojiye ulaşma” ve her alanda “kendi markasını yaratma” eğiliminde olduğu belirtiliyor. Çin hükümeti, 2025 yılına kadar her alanda kendi markasını yaratmak istiyor. Endüstri 4.0, yapay zekâ, elektronik, uzay çalışmaları, genetik, moleküler biyoloji, kimya alanlarında bir hayli iddialı alanlarda teknoloji üretmeye yönelmiş görülüyor.

AY: Peki kopyalamada durum nasıl? Kopyalama gelişmeye engel olmadı mı?

 ORTAŞ: Çin'in teknoloji transferi yolunun, fikri mülkiyet haklarını “ihlal edip etmediği” hep sorgulanıyor.  Eskiden beri Çinlilerin iyi kopyalama yaptığı söyleniyor. Ancak benim laboratuvarlarda gördüğüm, kopya yaparak iş yapmayı öğrenseler de, bugün artık  “kendi başlarına iş yapmasını” biliyorlar. Geçmişte Almanya ve İngiltere’de öğrenciyken Çinli öğrencilerin her şeyin fotoğraflarını çektiğini görürdük. Ancak; bugün gördüğüm manzara, artık hemen her konuda ellerinde alet ve ekipman bulunuyor ve kısa sürede de üretebiliyorlar. Bugün Çin, taklitçilikten yaratıcılığa giden yolda “batıdan çok etkilenmiş” ve kendine uygun formatta yüksek teknolojiyi öğrenmiş ve “yüksek teknoloji pazarında söz sahibi” olmuştur. Çin artık çevresindeki ülkelere teknoloji transferi yanında, “yeni teknolojilerin geliştirilmesi” konusunda da öncülük yapmakta. Çin her alanda kendi markasını yaratmada kararlı. Sanırım bu durumda batılı ülkelerin dikkatinden kaçmıyor. Batılı şirketlerin, Çin’e ileri teknoloji transferini sınırladıkları yazılmaktadır. En son Huawei cep telefonun Appel iPhone ile yarışıyor olması, ABD’nin karşı önlemden ziyade Huawei telefonun internet erişimini kesmeye yönelmesi ve gümrük duvarlarını devreye konması sorunun ciddiyetini göstermektedir. Ayrıca Çin’in yeni ipek yolu-demir yolu projesi de dünyanın gelecekteki ekonomik ağı açısından geleceğin süper güç olma çabasının bir girişimi olarak görülmektedir.  

AY: Altyapı hazır mı? Nasıl başarıyorlar?

ORTAŞ: Benim ulaştığım bilimsel veriler ve her iki ülkede de bulunmuş olmanın verdiği şahsi gözlemlerime göre; halen ABD’nin alt yapı ve temel bilimlerdeki üstünlüğü devam ediyor. Ancak Çinliler, ilkokuldan üniversite eğitimine kadar çok ciddi bir atılımın içindeler. Bu konuda PISA sonuçlarına bakınca, Çinli öğrencilerin; bilim, fen ve soru çözme becerilerinin ABD’den daha iyi konumda olduğu görülüyor. Çinli öğrencilerin başarısı ortalaması 509, ABD 497 ve Türkiye’nin puanı ise 428 (http://www.oecd.org/pisa/sitedocument/PISA-2015-technical-report-final.pdf). Bu veriler Çinin ileride daha nitelikli insan gücüne sahip olacağını gösteriyor.  

AY: Tür üniversitelerine tavsiyeniz var mı?

ORTAŞ: Türkiye, gelecekte bilimde söz sahibi olmak istiyorsa, ABD ve Çin ve diğer bilimsel alanda gelişmiş ülkelerin birikimlerini iyi analiz edip, ciddi bir bilim politikası ve strateji çizerek yol haritasını oluşturmalıdır.

Hepsinden önemlisi; “temel bilimler bilgisi” gelişmiş, “okuduğunu” anlayan, “nitelikli bilim insanı yetiştirmeyi nasıl sağlayabiliriz?” üzerinden kafa yorulması gerekir.

Türkiye’nin bilim kuruluşlarının özerkliğinin sağlaması, araştırmacıların yeteneklerine ve liyakate göre belirlenmesi, bilim politikasının aralıklarla değerlendirilmesi ve kaynak kullanımının etkinliğinin sağlanması şarttır.

Ayrıca;Ar-Ge ve bilim bütçelerinin AB ülkelerinin düzeyi olan % 2’nin üzerine, zamanla  % 3 düzeyine çıkarılmalıdır.

Çağı yakalamak için bu yapılmak zorundadır.

Bunu yapacak potansiyelimizin var olduğuna inanıyorum.

Yeter ki planlamasını doğru yapalım, “liyakate dayalı” bir bilim politikası uygulayalım.

AY: Teşekkürler…

http://www.enpolitik.com/haber/317294/cin-tarim-universitesinin-felsefesi-ve-bilimsel-potansiyeli-nedir.html

Sizin Yorumunuz:

*
*