Gazeteci yazar Nevzat Bingöl, gündeme dair yazıları ve analizleri ile artık Enpolitik'te...

Gazeteci, yazar ve STK temsilcisi Nevzat Bingöl, gündem analizleri ve yorumları ile artık Enpolitik'te siz değerli okurlarımızla birlikte...
Eklenme Tarihi: 31.10.2019 10:13:00 - Güncellenme Tarihi: 31.10.2019 10:18:13

Gazeteci, yazar ve STK temsilcisi Nevzat Bingöl, gündem analizleri ve yorumları ile artık Enpolitik'te siz değerli okurlarımızla birlikte...

1964 Bingöl doğumlu olan Nevzat Bingöl, ilk orta lise öğrenimimi Bingöl’de tamamladı. Ankara Üniversitesi İktisadi ve idari Bilimler Fakültesinin ardından, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi (AYBU) Siyaset bilimi ve kamu yönetimi yüksel lisans okudu.  

1990 yılında Diyarbakır’da kamuoyu araştırmaları ve tanıtım üzerine bir şirket kurdu. 1993’de Diyarbakır’da bölgenin ilk özel radyo ve televizyonuyla birlikte toplam 2 radyo 2 televizyon kurdu.1996 yılında Atv televizyonu bölge temsilciliği görevine başladı.

Ortadoğu’da çatışmaları izledi Irak, İran, Suriye ve Ermenistan’da haberler yaptı. 2002 yılında Çukurova medya grubuna (Show TV, Skytürk TV, Akşam gazetesi) geçti. Ermenistan Meclisi basılıp başbakanı öldürüldüğünde Ermenistan’a giren ilk Türk gazetecisiydi.

Irak savaşını anlatan “Kuzey Cephesi”, (inceleme-elma yayınları 4 baskı) Suriye’deki azınlıkların durumunu anlatan “Suriye’nin kimliksizleri Kürtler” (araştırma-elma yayınları 6 baskı), Gazetecilik etiğini trajik-komik bir dille anlatan “Saffet buraya yumruk havaya-Hızlı vur ki haber olsun” (kesit yayınları 2 baskı), Bitlis İsyanı ve Şeyh Selim (Do yayınları) isimli basılmış 4 kitabı var. Akşam gazetesinde çok sayıda tam sayfa ve manşet haberleri yayınlandı.

Diyarbakır merkezli Yeni Ortadoğu stratejik araştırmalar merkezi (YORSAM)’ın kurucu başkan yardımcılığı yaptı. Ankara politikalar merkezi (APM) Ortadoğu danışmanlığı görevine devam etmekte, Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu Diyarbakır temsilciliğini yürütmektedir.

2006 yılında Skytürk televizyonunda “Duyan var mı” isimli haftalık yaptığı program, Çağdaş gazeteciler derneği, radyo televizyon gazetecileri derneği ve televizyon Oscar'larında belgesel dalında birinciliklerle ödüllendirildi. Amerika dış işleri bakanlığının davetlisi olarak gittiği Amerika’da yaklaşık 4 hafta çeşitli düşünce kuruluşları, akademisyenler ve gazetecilerle yapılan programlara katıldı. Avrupa birliğinin davetlisi olarak İngiltere’de bazı mesleki toplantılara katıldı. “Kuzey’in sesi Karlıova gazetesi"ni kurdu.

Ortadoğu ilişkileri üzerine çok sayıda panel, sempozyum ve oturumlara konuşmacı olarak katıldı. Amerika’nın sesi radyosu, Rusya’nın sesi radyosu (Sputnik), İran’ın sesi radyosu, Alman Deusche welle ve WDR radyoları başta olmak üzere çok sayıda ulusal ve uluslararası televizyon ve radyoya röportajlar verdi, programlara katılarak değerlendirmelerde bulundu.

Evli 2 çocuk babası. İngilizce ve Kürtçenin aksanlarını okuyup yazabiliyor. Az düzeyde Farsça, Almanca ve Arapça biliyor.

Bingöl, 2007 yılında yazdığı makalede; "Suriye’nin kuzeyinde Amerika’nın etkisinde yeni bir yapılanma oluşacağını" da yazmış bir isim olarak artık analizlerini Enpolitik'te siz değerli okuyucularımız ile paylaşacak...

İşte Nevzat Bingöl'ün sitemiz enpolitik için yazdığı ilk köşe yazısı: 

Orta Doğuda Tarih Yeniden Yazılıyor

Konuya hâkim değilseniz, Orta doğuda her an farklı ve sürpriz gelişmeler yaşanabileceğine tanıklık edip şaşırabilirsiniz. Konuyla ilgiliyseniz ve makro anlayışla bakabiliyorsanız, hiçbir şeyin sürpriz olmadığını, yaşanan gelişmelerin önceden planlanmış ve bir kurgudan ibaret olduğunu anlayabilirsiniz. Bu anlamda Suriye’de yaşananlara bakarken de, kimileri için sürpriz olan gelişmelerin bir adım ötesindeki kurgunun ne olabileceğini de tahmin etmek pek zor değil diye düşünüyorum.

İlginç bir toplumuz; doğruları değil, görmek-duymak istediğimiz dışındakileri dile getireni düşman(!) gözüyle görmek adeta sıradanlaştı ve bir davranış biçimi haline geldi. Bu nedenle de yapılan yanlışlıklar, basın yoluyla pompalanan kaba milliyetçilik güdüsüyle görmezden geliniyor. Mızrak çuvala sığmayacak duruma gelince de çareyi “dış güçleri” suçlamakla buluyoruz.

Yine bu dış güçler (!) aramızda çok iyi ilişkilerin olduğu Suriye devletinin rejimini değiştirmeye çalışmakla işe başladı. Büyük orta doğu projesi eş başkanlığı görevini aldığımız bu dış güçler, bizi Suriye ile düşman ettiler. Yaşanan onca çatışmanın ardından bir de baktık ki Suriye’de toprak bütünlüğü sorunu karşımıza çıkmış. Bu kez de değiştirmeye çalıştığımız rejimin güçlenmesi için, Rusya ve ABD ile işbirliği yapmak istedik ancak treni kaçırmıştık. Bu dış güçler Suriye’de yeni bir yapı oluşturma konusunda anlaşmışlardı.

Rusya lideri Putin ile ABD Başkanı Trump Helsinki’de 2018 Temmuzunda yaptıkları görüşmede Kürtlere statü konusunda anlaştılar. Geçtiğimiz haziran ayında ise İsrail’de yine ABD, Rusya ve İsrail arasında bir görüşme gerçekleşti. Bu görüşmede tarafların 17 madde üzerinde anlaştıkları belirtiliyordu. Bunlardan Türkiye’yi yakından ilgilendiren 3 madde çok önemliydi.

  • Önümüzdeki süreçte İsrail üzerinde tehlikeli olmayan bir Suriye’nin inşa edilmesi,
  • Türkiye ile İran’ın Suriye’den çıkartılması,
  • Kürtlerin statü sahibi olması

Yine Erdoğan ile Putin arasında Soçi’de gerçekleşen görüşmede Putin iki noktaya dikkat çekmişti, bu iki nokta ile İsrail’de alınan kararların aynı olması dikkat çekiciydi.

  • Yabancı bütün güçlerin Suriye’den çıkması,
  • Suriye rejimiyle Kürtler arasında diyaloğun başlatılması

Türkiye Suriye’de yaşanan çatışmaların ardından oluşturulmaya çalışılan “Güvenli bölgeye” odaklanmışken, dış politika belirleyicilerin orta doğuda yeniden şekillenen durumu anladıklarına inanmak isterim. Özellikle Irak’ta yaşanan gelişmeleri Suriye ile birlikte ele alınması lazım. Bir defa olayların Irak’ın, İran etkisinden kurtarılması için yaratılmış ve arkasında Sadr hareketi lideri Mukteda el Sadr’ın olduğunun bilinmesi lazım. Başkent ve ülkenin güneyinde yaşanan olayların asıl etkisi kuzeyde görülecektir. Önümüzdeki günlerde Bölgesel Irak Kürdistanı, bağımsızlığını ilan edebilir veya gevşek konfederal yapıya geçtiğini açıklayabilir.  Dünyada Kürtlerin lehine esen rüzgâr, uluslararası ve bölgesel konjonktür bu ortama çok uygun görünüyor.

Irak’taki sokak hareketleri konusunda Kürdistan bölgesi üst düzey yöneticileri çıktıkları televizyon programlarında yaptığı açıklamalarda, “Irak kanunlarında yapılacak yeni düzenlemelerin Kürdistan Bölgesi halkına zarar verici nitelikte olması halinde, Kürdistan Bölgesinin konfederalizm statüsü talebinde bulunacağını” açıklıyorlar. Yine İsrail’de yayınlanan Jaruselam post gazetesindeki bir yazıda 26 Aralık tarihinde dikkat çekilerek “Bu tarihte bir sürpriz olacak ve Trump bağımsız Kürt devletini tanımaya hazır” yorumuna yer veriliyor.

Amerikan temsilciler meclisinde Ermeni soykırımı ile Türkiye’ye yaptırım uygulanması karar tasarıları ezici bir çoğunlukla kabul edildi. Önümüzdeki günlerde Senatoda da oylanacak olan karar tasarısı yasallaşırsa hem Türkiye’ye bir takım yaptırımlar uygulanacak, hem de Amerika tarihinde ilk kez yabancı bir devlet başkanının mal varlığı araştırılacak.

Bu karar tasarıları Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyaretinden hemen öncesine denk getirilmesi; ziyaret gerçekleşirse Erdoğan üzerinde bir baskı aracı olarak kullanılarak yeni orta doğuya verilmek istenen dizayna, Türkiye’nin de oluru alınması amacı taşıyor olabilir. Türkiye batıdan uzaklaşıp Avrasya blokuna yakınlaşma isteği, Putin’in de aynı kurgunun içinde yer aldığı varsayımıyla boşa çıkabilir. Trump Türkiye’ye “kurguyu kabul etmesi durumunda yaptırımları ve sözde Ermeni soykırımı yasa tasarısını veto ederek, ilişkilerin normale dönebileceğini, aksi takdirde ağır yaptırımlarla birlikte diğer paydaşlarıyla askeri seçeneğinde kullanılabileceği” baskısını yapabilir.

Önceki yazılarımda uluslararası ilişkilerde kişisel ve ayaküstü dostlukların bir öneminin olmadığı gibi, devlet olma ciddiyetine de yakışmadığını belirtmiştim. Ciddi devlet anlayışında “dış güçler” kavramı bu kadar sık kullanılarak her başarısızlık dış güçlerle açıklanmaz. Her ülke kendi çıkarları için diğer ülkelerin zararına çalışma yapacağı doğaldır, bu Türkiye için de böyledir. Önemli olan uluslararası ilişkilerinizi doğru yürütebilecek ekibinizin olması.

Türkiye’nin bu konuda pek de iyi olduğu söylenemez, Pakistan ve Azerbaycan dışında neredeyse dost ülke kalmadı. Suriye’de Irak’ta olamayacak denen gelişmeler yaşanıyor, Alman milletvekilleri “Türkiye Nato’dan atılsın” açıklamaları yapıyor, Medya tarafından şişirilmiş kanatlarımızla dünyada itibarlı bir ülke olduğumuzu düşünüyoruz, yavru vatan(!) Kıbrıs bile dış politikamıza posta koyuyor, dünyada İŞİD ile birlikte anılıyoruz. Her şeyin ötesinde kendi vatandaşlarımızla uzaklaştık.

Şimdi kendimize soralım; tüm bunları hangi “Dış Güç” yapabilirdi?

http://www.enpolitik.com/haber/317198/gazeteci-yazar-nevzat-bingol-gundeme-dair-yazilari-ve-analizleri-ile-artik-enpolitikte.html

Sizin Yorumunuz:

*
*