'Hakimiyeti milliye, kayıtsız şartsız milletindir' Yaşasın Cumhuriyet...

Mustafa Kemal Atatürk'ün en büyük mirasım olarak nitelendirdiği Cumhuriyet, 29 Ekim 1923 tarihinde Ankara'da ilan edildi... Bağımsızlık mücadelesinin meyvesi olan Cumhuriyetin, 96. yılı coşku ile kutlanıyor...
Eklenme Tarihi: 29.10.2019 10:47:00 - Güncellenme Tarihi: 13.12.2019 14:53:54

Cumhuriyet, 29 Ekim 1923'te Türkiye Büyük Millet Meclisinde ?Yaşasın? nidalarıyla kabul edildi. İlk toplantısını 23 Nisan 1920'de yapan TBMM'nin kabul ettiği 1921 Anayasasının Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir olan birinci maddesi, açıkça belirtilmese de Cumhuriyet rejiminin habercisiydi...



Bugün 29 Ekim Cumhuriyetin ilanının 96. yılı...Peki, Cumhuriyetin ilan edildiği o tarihi günde 29 Ekim 1923'te neler yaşandı, Cumhuriyet nasıl ilan edildi, Meclis'te neler yaşandı? 

24 Temmuz 1923?te Lozan Antlaşması imzalanmış, yeni Türk Devleti?nin bağımsızlığı kabul edilmişti. İkinci dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi?nin toplanmasından 2 ay sonra 13 Ekim 1923?de Ankara Türkiye Devleti?nin Hükümet Merkezi oldu.

Artık, mevcut rejimin isminin de bütün açıklığı ile konulması, yeni devletin başkanının seçilmesi gerekiyordu. O güne kadar Devlet Başkanlığı görevi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olarak Atatürk tarafından yürütülmüştü. Diğer taraftan bazı yabancı ülkeler de Lozan Antlaşması?nı onay için Türkiye?deki yeni devlet rejiminin daha açık şekilde belirlenmesini istiyorlardı. Bu sıralarda, 27 Ekim 1923?te İcra Vekilleri Heyeti?nin istifası ve Meclis?in güvenini kazanacak bir kabine listesinin oluşturulamaması da bu soruna ivedi bir çözüm gerektirdi. İşte, iç ve dış şartların doğurduğu bu gelişmeler sonucu 29 Ekim 1923 akşamı cumhuriyet ilân edildi. Bu suretle yeni devletin yönetim biçimi bütün açıklığı ile ismini almış oluyordu.



Cumhuriyetin ilânı ile "Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir" kuralı, artık devlet yönetiminde, en belirgin şekliyle yerini alıyor; demokrasiye giden yol daha aydınlık olarak çiziliyordu.

Atatürk, cumhuriyeti ilân ederken demokrasinin bütün kurallarının zamanı geldikçe uygulanması görüşünde idi. 

Türk milletinin, siyasal haklarını dilediği gibi kullanması, memlekette çoğulcu demokrasinin işlerlik kazanması, onun baş amacı idi.

 Nitekim çok partili döneme geçme ile ilgili Atatürk döneminde yapılan iki büyük deneme, bu hususu göstermektedir; ancak çağdaşlaşmayı amaçlayan büyük devrimlerin yapıldığı bu dönemde, muhalefet partileri iyi niyetlerine rağmen kendilerine katılan gerici çevrelerin, cumhuriyet rejimini devirmek isteyen fırsatçıların da gizli faaliyet odakları haline geldi. Bu suretle şartların henüz müsait olmadığı bir dönemde, çok partili rejim, ister istemez bir süre daha ileriye bırakıldı.


Bu bakımdan Atatürk dönemini ve bu döneme egemen olan tek parti rejimini, Türkiye?yi çoğulcu demokrasiye ulaştırma yolunda gelecek için engelleri ortadan kaldırmayı amaçlayan, bu nedenle halkın siyasal ve sosyal eğitime önem veren bir zaman aralığı olarak yorumlamak gerekir.

Saltanat meselesi gibi, Cumhuriyet'in ilanını da Atatürk bizzat ileri görüşlülüğü ve doğru zamanı bekleme stratejisiyle halletmiştir. Bu da Eylül sonundan itibaren mecliste başlayan büyük bir buhran devresinin sonrasında olmuştur.

1923 Ekim'inde başvekil Fethi Okyar'a karşı cephe alanlar çoğalır. Zaten İsmet Paşa'nın Dışişleri bakanlığına da ısınılamamıştır. Lozan görüşmelerinde Rauf Orbay-İsmet İnönü çekişmesinin ardından inzivaya çekilen Rauf'un tarafını tutanlar vardı. Fethi bey'in başvekillik ve İçişleri Bakanlığından istifasının ardından da Başvekilliğe Rauf'u önerdiler, muhaliflerden Sabit Bey de içişleri bakanlığına teklif edildi. Tarih 25 ekim...

Kaos arttıktan sonra Atatürk, kabinenin, ordunun başındaki Fevzi Paşa haricinde, tamamen istifasını ister ve meclis içindeki muhaliflerin tonlarca liste oluşturup dağılmaları ortamını hazırlar.

Artık kaos tamdır, başvekil olarak Rauf Orbay gibi, Ali Fuat Cebesoy'un da olduğu bazı listeler ortada dolanmaktadır (bu sırada olayları İstanbul'dan takip ediyorlar.)


Özellikle Atatürk, nutukta bu ortamı bilerek hazırladığını, bu kişilerin bir hükümet teşkil edemeyeceğini, etseler bile memleketi idareye iktidar gösteremeyeceklerinden emin olduğunu söyler.

O günler için bir alıntı: (Falih Rıfkı Atay, Çankaya, sf. 436)

...

"... Ankara'da ve İstanbul'da düşünebilen, görebilen ve duyabilen herkes biliyordu ki, hiçbir yerde benzeri olmayan o rejim öyle gidemez. Bir şey olacağı, bir şey hazırlandığı belli idi. Devlet şeklinin cumhuriyet ve Mustafa Kemal'in Cumhurreyisi olmasını istemeyenler, halk efkarını kendileri ile beraber sürükleyeceklerine inanmakta idiler ve bu inanışlarında haklı idiler. eski Türkiye'de "cumhuriyet" sözü "şapka" sözü kadar kötü ve korkulu idi. yobaz lügatindeki manası ile "gavurluk" mahiyetinde idi..."

1923 yılının o haftalarında Büyük Millet Meclisinde cumhuriyetçilik akımı var mıydı? Hayır! Mustafa Kemal ne yapsa ona itirazsız razı olacaklar dahi, içlerinden "- keşke bunu yapmasa" diyorlardı. Mustafa Kemal o mecliste fikir tartışmaları ile tabii bir "ekseriyet" elde edemezdi. İnce politika taktikleri ile bir teslimiyet havası yaratmalı idi"
---

O teslimiyet havası da buhran sayesinde yaratıldı.

Buradan sonrasını Şevket Süreyya Aydemir anlatsın: (tek adam, cilt 3, sf 146) 
---

Kabinenin 27 Ekim'de istifası açıklandı. Çeşitli kabine listeleri ve bu arada Ali Fuat Paşa başkanlığında, hariciye vekaletine İsmet paşa yerine Yusuf Kemal Beyi koyan bir kabine tertibi işi de yürümedi.

Halk fırkası grubu kaynıyordu (27 ekim öğleden sonra.) Kulis faaliyetleri 28 ekim'de de geç vakte kadar devam etti. Grupta birçok mebuslar, Gazi'nin çağrılmasını, durumu onun incelemesini ve onun tavsiyelerde bulunmasını istiyordu. Zaten artık Gazi'nin, grup karışıklığına kendisinin bir yön vermesinden başka da çare görünmüyordu. Çünkü grupta "muhteris hizipler" olsa bile, hakim hizipler yoktu. Gerçi gazi, grupta bazı beyanlarda bulundu. fakat işi grup çalışmalarına bıraktı. O, işin ve an'ın, daha da olgunlaşmasını bekliyordu. Hazırlığını tamamlayarak, Çankaya'ya döndü. bazı arkadaşlarını da akşam için Çankaya'ya davet etti..."

O gece Çankaya'da İsmet Paşa ile milli müdafaa vekili kazım, eski kolordu kumandanlarından Sinop mebusu Kemalettin Sami ve Milli Mücadelede Kocaeli grubu kumandanı Halit Paşalar bulunuyordu. Gazi, Rize mebusu Ekrem ve Afyon mebusu Ruşen Eşref Beyleri de yemeğe alıkoydu. İşte bu yemektedir ki arkadaşlarına:

"-Yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz" dedi.


Hemen bazı tertipler alındı. Bu arada ertesi günkü grup toplantısında Kemalettin Sami Paşa'nın bir takrir vererek, Gazi'nin gruba davet edilmesi ve duruma bir çare bulmasını istemesi de vardır. misafirler çabuk gittiler. Gazi yalnız İsmet Paşa'yı alıkoydu ve hemen bir masa başına geçildi. 20 Ocak 1921 tarihli teşkilatı esasiye kanununun bazı maddelerini tadil eden bir tasarı hazırlandı.
---

29 Ekim günü grup kabine üzerinde çözüme yine ulaşamaz. Kemalettin Sami Bey Atatürk'ü meclise davet ettirir. Gazi, görüşlerini belirtmeden evvel bir saat müsaade ister, öğleden sonra cumhuriyet teklifi verilir. görüşmelerde doğrudan kimse cephe almaz Cumhuriyete, hatta çıkıntılık yapan genç muhalifler de bu tasarının yanındadır (sonuç olarak cumhuriyetin geleceğinde kendilerine görev düşeceğinden, bir kenara itilme korkuları bir şekilde tatmin edilmiş olur.)

Yunus Nadi (Cumhuriyet Gazetesi'nin kurucusudur. Mazhar Müfit Kansu, Erzurum'dan ölümüne kadar Atatürk'le beraber, cilt 1, sf. 596)

"-Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi, teşkilatı esasiye ile şarkta yeni ve mühim bir devlet kurmuştur. Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin hangi ahval ve şerait içinde içtima ettiği malumdur. harbi umumi hitamından sonra, Mondros mütarekesiyle devlet bir mütareke safhasına geçmiş fakat devletlerin bizimle imza edenler, daha mütarekenin imzası kurumadan bütün ahitlerini payimal ederek bizi parçalamağa teşebbüs ettiler. Memleket taraf taraf işgallere uğradı, İstanbul'un işgaliyle de suikastin hitam bulduğu kanaatinde idiler.



Türk devleti bu suikastlara karşı Ankara'da bu meclisi aliyi kurdu. Ve  Türk milleti olarak, "ben varım" diye dünyaya ilan etti. Teşkilatı esasiye de Türk milletinin hareketinin bir vesikasıdır. Ve bugünkü zaferi temin eden heyet de TBMM'ye vücut veren Türk milletidir.

TBMM, tarihinde eşi nadir görülür bir harika ibda etmiştir. Kendisinin masdarı olan milletinin azmiyle... Teşkilatı esasiyeye merbutuz. Fakat ikinci meclis, şimdiki tadilatı ile o esastı teyit ve takviye edecektir.

Teşkilatı Esasiye Kanunu'nun aslının şerefi birinci meclise ait ise, ikinci meclis de takviye ile şeref bulacaktır. Tadilatın birincisi, TBMM hükumetinin beynelmilel ünvanını tesbittir. Meclis, hakimiyeti bila kaydü şart millete veren bir şekil hükümet kabul etmiştir ve onun için yaşamaktadır. Bu şekli hükümetin adı, Cumhuriyet'tir."

Ardından bir hoca da dine en uygun yönetim şeklinin Cumhuriyet olduğu iddiasıyla biten konuşmanın ardından meclis "Yaşasın Cumhuriyet" nidalarıyla dalgalanır. Osmanlı döneminde de nazırlık yapan Abdurrahman Şeref Bey, konuşmasıyla işi özetler:

"- Hakimiyeti milliye, kayıtsız şartsız milletindir... kime sorsanız sonuç, bu, cumhuriyet demektir. doğan çocuğun adıdır. ama, bu ad bazılarına hoş gelmezmiş... varsın gelmesin."

Cumhuriyet tasarısı, oy birliğiyle kabul edilir...


kaynak: atamgov.tr/eksiseyler

haber: enpolitik

http://www.enpolitik.com/haber/317145/hakimiyeti-milliye-kayitsiz-sartsiz-milletindir-yasasin-cumhuriyet.html

Sizin Yorumunuz:

*
*