Kabusname'den günümüze nükteler...

Mercimek Ahmet‘in kaleme aldığı 'Kabusname' adlı yapıt, Ziyâr oğullarından Emir Unsurü’l-Maâlî Keykâvus b. İskender Kâbûs b. Veşmgir’in, oğlu Gilânşah’a yol göstermek amacıyla 1082’de yazdığı bir nasihatnamedir. ​​
Eklenme Tarihi: 28.10.2019 11:16:00 - Güncellenme Tarihi: 28.10.2019 11:18:46

Kabusname, II. Murat’ın buyruğuyla Türkçeye çevrilen Mercimek Ahmet‘in kaleme aldığı  Ziyâr oğullarından Emir Unsurü’l-Maâlî Keykâvus b. İskender Kâbûs b. Veşmgir’in, oğlu Gilânşah’a yol göstermek amacıyla 1082’de yazdığı bir nasihatnamedir.

Genel anlamda bir ahlak kitabı olan Kaabusname, kapsadığı konular bakımından çok yönlü bir yapıt olup, temelde bir öğütler kitabı; siyasetle ilgili bilgiler verildiği için bir siyasetname; çeşitli sanatları ve bunlarla uğraşanların halini, meslekleri ve fütüvvetin ilkelerini bildirdiği için bir fütüvvetname; toplumsal yaşayışla ilgili kimi kuralları, çağının bilimsel ve düşünsel görüşlerini yansıttığı için de dini-tasavvufi bir özellik taşımaktadır.

Kabusnamenin yazarı kendisi de padişah ve şehzade olduğundan dolayı,   hükümdarlık  yapısına vakıf  ve ortama da aşina bir kimse  olması hasebiyle, bu konuda vurguladığı nükteler üzerinde düşünmeye ve sonuç çıkarmaya değerdir...

İçerisinde bazı padihşalara tavsiyelerin yer aldığı Kabusname'de:  "Milletin mal ve özel hayatına  el uzatmamak,  kendi  ihtişamını ve itibarını  saygın görünüm,  az konuşma ve az gülme" gibi temaların olması gibi hakikatlere yer veriliyor...

 Bu bağlamda, Sultan Mahmut’un hikayesi ve onun adaletsizliğe uğrayan kişiyle  konuşması - her ne kadar onun gibi despot bir padişahtan beklenmiyor ise de - ibret verici,  zarafet ve hüner dolu bir konuşmaya dayanmaktadır.

 İşte o konuşma: 

"Eğer padişah olursan, Allah korkusu olan takva sahibi bir hükümdar ol.  Elini ve gözünü milletin özelinden uzak tut.  Kararlarında aklın yolunu seç;  her işi yapmadan önce  akla danış, çünkü  hükümdarların vezirler veziri  akıldır  ve  onu  ani  kararlardan  korur. Bir işi yapmadan ve o  işe girmeden evvel, önce o işin içinden nasıl çıkabileceğine bak.  Sonunu göremediğin işe  başından  girişme. Bir işe başladığında, sabırlı ol, sabırla götüreceğin işi ancak sabırla idame et.  Adaletsizliği tercih etme, bütün  işler ve söylemlere adalet gözü ile bak ve adalet kulağı ile dinle ta ki  tüm işlerde hak ve haksızlığı görebilesin.  Adalet ve akıl gözü kapalı olan  bir padişahın önüne   hak ve batıl yolu açılamaz.

Her zaman doğruyu söyle, az gülen ve az konuşan ol  ta ki halk  sana karşı  saygısız olmasın. Nitekim hep söylenmiştir:  En kötü durum vatandaşın padişaha karşı küstahlığıdır, çevresindekilerin itaatsizliği ve ihtiyaç sahiplerine  gerekli yardımı  ulaşmamasıdır.  İzzet ve itibar sahibi ol ki  ordu ve halka karşı küçük ve rezil durumuna düşmeyesin. Aman onlara karşı kendini küçük düşürme ve rezil olma. Yüce Allah’ın kullarına şefkatli ol; Merhemetsizlere ise  acıma ve şefkat gösterme  lakin  siyaseti gözet,  özellikle vezirlerine siyasi davran. İyi kalpli olduğunu vezirine belli etme, aniden onun düşünce ve görüşüne muhtaç kalma ve onun birileriyle  ilgili söylediklerini  dinle ama hemen kabul etme ve de ki ‘’ önce bakmam lazım,  öyle olması gerekiyorsa emrederim’’ sonra konu ile ilgili gerekli araştırma ve teftişin yapılmasını emret.  O  işle  ilgili vezir kendi çıkarını mı yoksa senin yararını mı düşünmüş, bunları açığa çıkardıktan sonra   yanıt ver  ta  ki   seni kendi görüşüne muhtaç ve hakir görmesin 

Vezirlik  makamı verdiğin kimselerin güç ve yetkisini belirle ki  senin ve memleketin  işleri tam olarak ona bağlı kalmasın.  Onun akraba ve yakınlarına iyilikler yap, onlardan  yardım ve iyiliği esirgeme  ancak onun yakınlarına ve akrabalarına iş ve sorumluluk verme. Bir anda  kuyruğu (ciğeri) kediye emanet edemezsin.  Bunun sebebi vezirin  akrabaları ve yakınlarıyla   ilgili  hakkaniyetle hesap yapamaması,  senin malın ve çıkarın için onları  incitmemesidir. Ayrıca vezirin yakınları halka,  yüzlerce haksızlık ve adaletsizlik yapabilirler. Halbuki akraba olmayanlar onun yüzde birini yapmaz.  Vezir kendi akrabalarını affeder ve görmezlikten gelir ancak yakın olmayanlardan  hesap sorar.

Hırsız olana  acıma ve merhamet etme,  birisinin kanını döktüyse  bağışlama zira onu affedersen sen de ahirette onun kanına suç ortağı olursun.  Buna karşılık  senin hizmetinde olanlara rahmet ve şefkat ile davran.  Onları kötülüklerden koru çünkü yüksek mevkilerdekiler çoban misalidir; alttaki koyunları gözetir ve korurlar. Eğer çobanlar sürülerini sakınmaz ve  gözetmezlerse,  onları yırtıcı ve vahşi canlılardan koruyamazlar.  Birisine bir görev verdiğinde dikkatli ol iyice bak,  İleri geri konuşan veya işe zarar verebilecek kimseye değil, işi ehline ver. Bilmeyen bir kimse ‘’Ben bu işi  bilmiyorum’’ demez. Kendi çıkarı doğrultusunda yapacağı işlere fesat karışır. Bundan dolayı işi bilene ver ki baş ağrısından kurtulasın… Sonra  eğer bir hizmetkarın için bir lütufta bulunup   onu  yüceltmek istiyorsan hak etmediği ve çabasının  bulunmadığı bir görevi verme aksi taktirde  kendi bilgisizliğini onaylamış olursun. Padişahlığın döneminde verdiğin talimatın ve emrin  küçük düşürülmesine izin verme  zira küçük düşürülmeye sebep olursun. Padişah, hükümranlık döneminde halkına karşı doğruluktan  ve emir vermekten çekinmez  zira aralarındaki fark şudur:  Padişah  buyurur halk da itaat eder.

Ey evlat,  duyduğuma göre senin atalarından  Sultan Mahmut Rahmetullah döneminde  Abulferec Bosti adında bir mal müdürü vardı. Kendisi Nesa ve Bavard’den sorumluydu.  Bir adamı Nesa şehrinde tutuklatıp ve ondan bir maddi talebi olur.  Onun  bütün mal mülk ve gelirine el koyup adamı hapse attırır. .   Adamcağız bir zaman sonra bir hileyle hapisten kaçıp Gazne’ye gider ve o müdürün zulümlerinden şikayetçi olur.  Sultan bu kişiye bir devlet mektubu verilmesini emreder.  O da  mektubu alıp Nesa ya gider.  Mektubu adı geçen müdüre sunar.  Mal müdürü bu kişinin bir daha Gazne’ye gidebileceğini düşünemez ve yazının gereğini yapmama gafletine düşer. .  Zulüm gören adam  bir kez daha Gazne’ye gider. Sultanın yol üzerinde durup bahçe çıkışında yalnızken karşılar  ve  yeniden şikayetini ileterek isyan edip Nesa’nın mal müdüründen  hakkının alınmasını  talep eder.  Sultan, yeniden bir mektup verilmesini emreder.  Adam der ki;  ‘’Bir kez geldim zulüm gördüğümü söyledim  mektup verilmesini emrettiniz. Mektubu götürüp verdim, ancak mektup işe yaramadı’’.  Padişahın canı başka nedenlerden sıkılmış olacak ki  o  sıkıntılı haliyle yanıt verir:   Ben ancak mektup verebilirdim, eğer mektup da işe yaramadıysa o zaman sana yazıklar olsun! . Mazlum  adam der ki.’’ Ey Padişahım, eğer senin gönderdiğin mektup işe yaramadıysa bana niye yazıklar olsun ki’’?

Sultan cevap verir,  ‘’Ey koca adam  hatayı yapan benim, sana değil  bana yazıklar olması lazım’’.  Derhal  iki saray görevlisini padişahlık fermanıyla  Şahnagan bölgesine yola çıkarır  ve   o  adamın mal mülk ve topraklarını iade ederler.  Mal müdürünü asarlar ve sultanın  mektubunu boynuna asarak çağrıcı ile duyururlar:  Bu; Padişahın emrine itaat etmeyen kimsenin sonudur. Ondan sonra kimsenin  padişahın emrine itaatsizlik etme şansı olamaz, emir yayılır  ve o bir fermanla insanlar rahata kavuşur  ve kendisini huzurda  hisseder.

Bir diğer husus, hiçbir zaman orduyu  halka hakim kılma yoksa ülke refaha kavuşmaz.  Ordunun  yararını düşündüğün kadar haklınında yararını düşün. Padişah güneş gibi olduğunu,   güneşinde birisinin üzerine düşüp diğerine düşmemesi kabul edilemezdir.  Bu  gibi zulümlere   yüreğinde yer verme zira adalatli hükümdarın hakimiyeti  uzun sürdüğü gibi,   adaletsiz hükümdar erken çökmeye mahkumdur.  Akil adamların söylediğine göre: ‘’ Adil Padişahlar alem de  mutluluğun ve refahın,  zalimlerse  yıkıntı, galeyan ve  çöküntünün kaynağıdır.

 Şimdi yeniden birinci meseleye cömertlik  konusuna gelelim.   Sana altın veya sikke dağıt diyemem. Bari sefil ve cimri huylu olma.  Eğer ki huyundan vazgeçemiyorsan bari mal ve zenginliğini belli etme ki  halk cömertlik yapmadığından  sana düşman olmasın. Halk  o anda sana bir kötülük yapmıyorsa da, düşmanlık oluştuğunda canlarını sana feda etmezler ve düşmanlarınla dostluk ederler.

Padişahlık şarabının  seni şarhoş etmesine izin verme ve uzak durmaya gayret göster.  Altı tavır  ve  seciyede  kusur gösterme:  Vakar, İnsaf, İhsan Koruma, Metanet ve  Doğruluk.   Eğer padişah bu altı özellikten birinden  uzaklaşır ve padişahlık sarhoşluğu ile kendinden geçip  güc zehirlenmesi yaşarsa,  onun  uyanışı ancak padişahlığını  kaybetmekle mümkündür.

O zaman halkının ve ordunun hal ve ahvalinden  gafil olma ve  memleketin durumundan da habersiz kalma, özellikle vezirin durumundan.  Vezirinin senden habersiz su dahi içmemesi lazım  zira  canını ve malını ona emanet etmişsin.  Eğer vezirden gafil olursan kendi canından ve malından gafil ve bihaber olmuş olursun, onun halinden  değil!   Dünyada seninle mevkidaş olan padişahlar ile  dostluğun varsa  yarı  dostluk değil, tam dost  almalısın ve eğer düşman olursan aleni düşman olmalısın.  Kendi tarzına göre aleni bir şekilde düşmanlık yapamıyorsan o zaman gizli düşmanlık yapma.  Duyduğuma göre  İskender düşmanı  ile savaşa hazırlanıyordu. .  Ona dediler   ‘’Ey İskender!   Bu  düşmanımız  gafil ve lakayt  biridir. Onu gece yarısı ansızın bastırabilirsin’’.  İskender yanıt  verdi : ‘’Zaferi  bir hırsız gibi elden eden kimse  hükümran olamaz .’’

http://www.enpolitik.com/haber/317123/kabusnameden-gunumuze-nukteler.html

Sizin Yorumunuz:

*
*