'Korku duvarını aşacağız': Şehir Üniversitesi öğrencileri ismini kullanmadan anlatıyor...

​Halkbank, eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun kurucusu olduğu Bilim ve Sanat Vakfı’na ait Şehir Üniversitesi’nin malvarlıklarına tedbir koydurdu.
Eklenme Tarihi: 23.10.2019 17:03:00 - Güncellenme Tarihi: 23.10.2019 17:13:11

Halkbank, eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun kurucusu olduğu Bilim ve Sanat Vakfı’na ait Şehir Üniversitesi’nin malvarlıklarına tedbir koydurdu. Şehir Üniversitesi, yaptığı açıklamada Halkbank’ın uygulamasının, bankayla yapılan mutabakattan 2 gün sonra devreye sokulduğunu ifade etti. Üniversite, Halkbank’ın tavrının iyi niyetten uzak olduğunu da söyledi.

Danıştay’ın tapusu üniversiteye ait sekiz parselden birinin devrinin iptal etmesini gerekçe göstererek verdiği kredi nedeniyle tedbir kararı çıkartan Halkbank’a, Şehir Üniversitesi öğrencileri de tepki gösterdi.

Şehir Üniversitesi'nden üç öğrencinin Independent Türkçe'nin sorularını yanıtlarken takma isimler kullanması, yaşanan süreçte gelecekleri adına duydukları kaygıyı gösteriyor. 

Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu da Manisa'da işte tam olarak bu korku kültürüne ilişkin sağlam bir mesaj vermiş:  "İlk isteğimiz korku duvarını aşmak, ümidi ve heyecanı ayağa kaldırmak" demişti.

Kendilerine ‘Şehir Hepimizin İnisiyatifi’ adını veren öğrenciler, yayınladıkları açıklamada Halkbank’ın ABD’de karşılaştığı yaptırımlara vurgu yaparak, “Uluslararası camiada ülkemiz çıkarına hareketleri sebebiyle kendisi de hukuki görünümlü siyasal yaptırımlara maruz kalan Halkbank'ın çok farklı olmayan yöntemlere başvurması oldukça vahim bir durumdur” dedi.

Şehir Üniversitesi’nden üç öğrenci, Independent Türkçe’nin sorularını yanıtlayarak, yaşanan sürecin kendilerine nasıl yansıdığını anlattı:

- Üniversiteye girerken hayaliniz neydi? Okula başladığınızda bir bankanın yaptırım kararı nedeniyle gelecek kaygısı yaşayacağınızı düşünüyor muydunuz?

Leyla*: 

Akademisyenlik üniversiteye başlamadan önce kurduğum ancak bir lise öğrencisi olarak son derece uzak görünen bir hayaldi. Ama öğrencilerine uluslararası akademik camianın standartlarını benimseten bir üniversitede eğitim görmek, yükseköğretim sahasını çok daha iyi tanımak ve nasıl bir yol izlenmesi gerektiği konusunda yönlendirici oldu ve bu hayalime gerçeklik kazandırdı. Burada daha önemli bir nokta, özellikle ülkemiz akademisinin hangi disiplinlerde daha fazla mesafe kat etmesi gerektiği ve olası akademik kariyerlerimizle bunlara nasıl katkıda bulunabileceğimizin derdini kazanmamız. Dolayısıyla bu minvaldeki bir idealizmle kurulan bir üniversitenin böyle bir yaptırımla karşılanacağını düşünmüyordum, hayır. Diğer yandan, gerçekçi bakmak gerekirse, güzel bir iş yapmak isteyen birinin bunu rahatlıkla yapamayacağı düşüncesi ülkemizde genel bir refleks.

Eylül*:

Üniversiteye girerken Türkiye’nin en prestijli okullarından biri olması sebebiyle İstanbul Şehir Üniversitesini tercih etmiştim. Eğitim kalitesi ve öğrenciye sağladığı olanaklarla nitelikli bir eğitim alıp mezun olduğumda gerek dünyaya gerekse ülkeme katkı sağlayacak bir birey olarak kendimi yetiştirme niyetindeydim. Okula girdiğimde aklımın ucundan bile geçmemişti bir bankanın okuluma yaptırım uygulayacağı. Ne şehir üniversitesi ne de ülkemizdeki herhangi bir okulun bu durumda bırakılacağını hiç düşünmemiştim. Şimdiyse ertesi gün ne olacağını bilemeden yaşıyoruz.

Efe*: 

Tercih döneminde Şehir Üniversitesi’ne karşı oldukça önyargılıydım. Burs imkânı ve İngilizce eğitimi nedeniyle tercih listemde duruyordu ama yine de tedirgindim çünkü hayalim daha ‘köklü’ bir üniversiteye yerleşmekti. Birinci sınıfa başladığımda Şehir Üniversitesi yalnızca önyargılarımı yıkmakla kalmadı, aynı zamanda üniversite mezunlarının ne yapacağını bilmediği şu dönemde bir son sınıf öğrencisi olarak geleceğe dair ümitle bakabilmemde ve gerçekçi planlar yapabilmemde bana katkı sağladı. Bu nedenle, bankanın yaptırım kararı bana bireysel olarak bir gelecek kaygısı yaşatmıyor ama toplumsal olarak kaygının ötesinde bir panik atak etkisi yarattığını söyleyebilirim. Kalifiye üniversitelerin bu kadar az olduğu bir ülkede, çıkarlar uğruna kaybettiğimiz şeylerin arasına eğitimin de eklenmiş olması dudak uçuklatıcı.

- Şehir Üniversitesi öğrencileri 14 Ekim'den bu yana ne hissediyor? Tedirgin misiniz?

Leyla:

Olayların hukuki boyutunu incelediğimizde tedirgin olmamamız gerektiği sonucuna varıyoruz ancak olayların bu boyuta gelebilmiş olması da zaten hukuken izah edilemiyor. Dolayısıyla eğitim hayatımız risk altında. Burada şahsen kendim için endişelenmiyorum tabii. Ben mezun olup yoluma devam edebilirim. Ama burada Türkiye’nin yükseköğretimine ciddi katkılar yapmış bir kurum var. Benim Şerif Mardin, Engin Akarlı, arkadaşlarımın Kemal Karpat’tan ders dinlediği, yine olağanüstü genç kadrosundan ve imkanlarından çokça istifade ettiğimiz bir kurum. İstifaya zorlanıp kayyum atandığında bu kadro, kütüphaneye yapılan yatırım, diğer imkanlar vs. uzun vadeli korunabilir mi? Hiç gerçekçi değil.

Eylül:

14 Ekim’de kararı ilk duyduğumda büyük bir şaşkınlık geçirdim. Tüylerim diken diken oldu ve sanki eğitim durmuşçasına korkuya kapıldım.  O gün herkes oldukça tedirgindi, herkesin duyguları da aklı da karışmıştı ama neyse ki takip eden zamanda benim de arkadaşlarımın da içimiz az da olsa rahatladı çünkü yaşanan durumun hukuksuzluğunu öğrendik, böyle bir durumda korkuya kapılmaktan çok hakkımızı aramalıyız. Haklı olan taraf olmanın verdiği iç rahatlığı olmakla birlikte yine de ne olacağını bilememenin verdiği huzursuzluk bende de arkadaşlarımda da mevcut maalesef.

Efe:

Elbette tedirginiz. Öğrenci toplantılarında planlanması süregelen entelektüel etkinliklerin yerini mücadele planlamaları aldı. Sık sık bir araya gelip, güncel durumda okulumuza nasıl destek olabileceğimizi tartışıyoruz. Dışarıdan gelen destekler bize güç katıyor ama şunun da farkındayız ki bize ancak biz sahip çıkabiliriz. En nihayetinde, üniversite kurumu illaki “birilerine ait” olarak görülecekse o birileri öğrencilerdir.

- Şehir Hepimizin İnisiyatifi, Halkbank'ın uluslararası camiada maruz kaldığı yaptırımların benzerini Şehir Üniversitesi'ne uyguladığını söylüyor. Yaşanan sürecin geleceğinize yansıma ihtimaline karşı ne yapmayı planlıyorsunuz?

Leyla:

İkisinin de hukuksuz olması sebebiyle ‘çok da farklı olmayan yöntemler’ dedik. Bunun ‘geleceğimize yansıma’sı meselesi ise bunun ne derece olacağına bağlı olarak değişir. Uzak olmayan gelecekte üstesinden gelinebildiği sürece herkes dişini sıkabilecektir zannediyorum. Ama iflasa zorlanır ve kayyum söz konusu olursa kalanlar mezun olmaya bakacak, olanlar da yüksek lisans ve doktoraları için burayı tercih etmemeye yelteneceklerdir. Onun haricinde bu kadar emeğin heba edilmesine hüzünlenmekten başka yapılacak bir şey kalmamış olur.

Eylül:

Şehir Hepimizin İnisiyatifi eğitim hakkını savunan ve eğitimin siyasi, ekonomik ya da herhangi bir kuruluşun üstünde olduğuna inanan bir grup. Eğitim önce kişiye ardından ülkeye ve son olarak dünyaya katkı sağlayan değerli bir olgu; bu nedenle asıl meselemiz eğitim.  Halkbank ülkemizin bir bankası ve ülkemizin kurumlarının başına bir şey geldiğinde nasıl onların arkasında duruyorsak, Halkbank’ın da arkasında duruyoruz. Halkbank’ın başına gelen ile Şehir Üniversitesine yapılanlar tabi ki aynı şeyler değiller fakat iki durumda da hukuksuz bir şekilde sıkıntıya sokulan bir taraf olduğunu düşünüyorum.  Halkbank’ın şu zor günlerinde okulumuzu da zor da bırakması, üstelik bunu usulsüzce yapmış olması hakkaniyetli gelmiyor bana.  Yaşanan sürecin geleceğimize yansımayacağını ve tarafların anlaşıp hukuk üstünlüğünü de gözetmesi halinde okulumun eski günlerine döneceğini umuyorum.

Efe:

Halkbank’ın maruz kaldığı ve maruz bıraktığı yaptırımlar içerik olarak değil ama hukuksuz ve baskıcı olmasından dolayı yöntem olarak aynıdır. Öncelikle, bu yanlışın telafisini umuyoruz. Gerçeği merak eden biri için zaman ayırıp üniversitenin yayınladığı ihtarnameyi okumak, okulun hukuki olarak kendisine olan güvenini anlamaya yetecektir. Aleni bir şekilde yanlışın devam ettiği durumda ise kayyum atamakla, bu üniversiteyi yok etmek arasında bir fark olmayacaktır. Hocaları, enstitüleri, kütüphanesi ve daha birçok yönüyle bir bütün olan üniversitenin ayrı ayrı parçalarına müdahale etmek emekle inşa edilmiş bu oluşumu bozmak demektir. Bu durumda, ülkece üniversitenin parçalanışını seyretmekten başka çaremiz kalmayacaktır.

- Halkbank'ın Şehir Üniversitesi'ne yönelik yaptırımından sonra eğitim- öğretimde herhangi bir aksaklık yaşadınız mı?

Leyla:

Büyük çaplı bir sıkıntı şu aşamada henüz yok. Fakat yakında maaşların ödendiği hesaplara blokaj getirildiğinden beri ilk defa maaş ödeme günü gelecek ve bunun birtakım sorunlar doğuracağı bariz. Bu sıkıntılı durum idare edilebilse bile kısa/orta vadeli olarak sürdürülmesi mümkün değil ve çözülmemesi durumunda eğitim-öğretim hayatı imkasız hale gelecektir.

Eylül:

Hayır yaşamadım çünkü Şehir Üniversitesi ne olursa olsun eğitimi her şeyden ayrı tutup bize sonuna kadar destek olan bir okul. Üç yıldır bu okuldayım ve bunu her zaman gördüm. Ama maalesef Halkbank’ın bu yaptırımından haberdar olunca mental olarak oldukça kötü hissettiğimden dolayı kişisel aksaklıklar yaşadım.

Efe:

Şehir Üniversite’ne ait olmamasına rağmen Erasmus hibelerinin ve TUBİTAK burslarının hesaplarına dahi el konulmuş olması, çok gündeme gelmemesine rağmen olağan akışın bozulmaya başladığının habercisi. Şimdilik büyük çapta aksaklık olmamış gibi gözükse de maaşların ödenme zamanı gelmesiyle birlikte krizler baş gösterecektir.

*Şehir Üniversitesi’nden üç öğrenci, sorulara açık açık cevap verdiler ancak yaşanan süreçten daha fazla etkilenmemek için söyleşinin seçtikleri takma isimlerle ve fotoğrafları olmadan yayınlanmasını istediler.

http://www.enpolitik.com/haber/317011/korku-duvarini-asacagiz-sehir-universitesi-ogrencileri-ismini-kullanmadan-anlatiyor.html

Sizin Yorumunuz:

*
*