'Eğitim vazgeçilmezdir ve 'nicel' artış, çoğu zaman 'niteliği' yok eder...'

Sitemiz köşe yazarı, iletişimci Dr. Göktan Ay’ın, Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Eğitim Yönetimi ABD Öğr. Üyesi Prof. Dr. Necati Cemaloğlu ile “ülkemizde eğitim sorunları ve çözümleri” konulu söyleşisini yayımlıyoruz.
Eklenme Tarihi: 21.10.2019 09:47:00 - Güncellenme Tarihi: 23.10.2019 09:28:04

Sitemiz köşe yazarı, iletişimci Dr. Göktan Ay’ın, Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Eğitim Yönetimi ABD Öğr. Üyesi Prof. Dr. Necati Cemaloğlu ile “ülkemizde eğitim sorunları ve çözümleri” konulu söyleşisini yayımlıyoruz.



AY: Hocam, kendinizi “eğitim misyoneri” olarak görüyor musunuz?

CEMALOĞLU: Eğitim çok geniş bir alan. Eğitim yönetimi, teftişi, planlaması, ekonomisi, psikolojik danışma ve rehberlik hizmetleri, program geliştirme, ölçme ve değerlendirme, eğitim tarihi gibi pek çok alt bileşenden oluşuyor. Benim çalışma alanım eğitim yönetimi. Eğitim alanına bir eğitim yönetimcisi olarak bakıyorum. Öğretmen, okul yöneticisi ve müfettişlik yaparak üniversiteye geçtiğim için eğitimle ilgili konulara kuram-uygulama bağlamında yaklaşıyorum. Daha çok disiplinler arası çalışma alanlarını bir araya getirip en optimal çözümler ortaya koymaya çalışıyorum. Bu bağlamda “eğitim misyoneri” unvanını kendime, benim vermem yerine takipçilerimin vermesi daha uygun olur kanaatindeyim.

AY: Bir söyleşinizde (2017) “Gayem, yurt sathını mektep yapmaktır.” demişsiniz. İki yılda, sağlıklı  gelişmeler oldu mu?

CEMALOĞLU:

Erzurum’dan Hatay’a, İzmir’den Hakkari Yüksekova’ya kadar gidip eğitim verdim. Mesleğe yeni atanmış, ailesinden ilk defa ayrılıp yurdun bir köşesine öğretmenlik yapmak için gitmiş olan pırıl pırıl öğretmenlerin, okul yöneticilerinin, öğrencilerin ve velilerin yüreğine dokundum. Onlara üniversitede anlattığım bilgileri aktardım. Onları dinledim, sorularına çözüm yolları bulmak için onların paydaşı oldum. İlk defa bir akademisyenle karşılaşan kişilerin sevgi ve saygı gösterilerine şahit oldum. Eğitimle ilgili yaşanan sorunları mahallinde görme, inceleme ve tarafları dinleme olanağı buldum. Uygulamalı yaptığım eğitimlerle “Başka bir öğretmenlik de mümkün.” Algısı yarattım. Aldığım dönütlerde, öğretmenlere anlattığım pek çok davranışı hayata geçirdiklerini, duyuyorum. İki yıl içerisinde “Gayem, yurt sathını mektep yapmaktır.” Veciz sözümü kısmen gerçekleştirdim. Yeterli mi? Tabi ki değil. Durmak yok yola devam…

AY: Konferanslarınızda, “liderlik” kavramını vurguluyorsunuz? Liderlik neden önemli?

CEMALOĞLU: Liderlik, bireyleri etkilemek, ayağa kaldırmak, hedefe ulaşana kadar bireyin paydaşı olmak ve sürdürülebilir davranış örüntüleri kazandırmaktır. Tarihin kılıç kahramanlarından tutun siyasi şahsiyetlerine kadar inceleyin, toplumdaki dönüşümü sağlayan, tarihi sil baştan yeniden yazanların liderler olduğunu görürsünüz. Anadolu’yu Türk vatanı yapan Sultan Alparslan, yurdumuzu düşmanlardan kurtarıp cumhuriyeti kuran Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Hindistan’ı İngiliz sömürgesi olmaktan kurtaran Mahatma Gandi toplumların yaşamında önemli değişiklikler yapan abide şahsiyetlerdir. Eğitim alanında da benzeri liderlik davranışları sergileyen öğretmen ve okul yöneticilerinin çok büyük işler yapabileceklerine inanıyorum. Yerel kaynakları harekete geçirip, mevcut madde ve insan kaynaklarını ulusumuzun gelişmesi için etkili yönetebileceklerine inanıyorum. Bu sebeple liderliği, yöneticiliğe göre daha fazla önemsiyorum.

AY: Konferanslar yolu ile ülkeyi geziyorsunuz? Dönüşler nasıl? Çıktılardan memnun musunuz?

CEMALOĞLU: Eğitim sonunda genellikle özel sohbet yapma olanağı buluyorum. Daha informal ortamlarda dönütler alıyorum. Dönüşler çoğu zaman olumlu ancak olumsuz dönütler de oluyor. Özellikle proaktif okul yöneticilerinden olumlu dönüt alırken reaktif olanlardan şikâyet ve sızlanma duyuyorum. Kişilik olarak soruna odaklaşan ve sorun çözme merkezli bir kişi olduğum için, bu tür kişilere ulaşamadığımı düşünüp üzülüyorum. Konferanslarımda anlattığım olaylara ve çözüm önerilerime odaklaşan ve hayata geçirmeye çalışanlarla birlikte çalışıyorum ve informal danışmanlık yapıyorum. Bu tür çıktılar haliyle şahsımı mutlu ediyor.


AY: Eğitim Fakülteleri sürekli açılıyor. Günün en önemli eğitim sorunu nedir?

CEMALOĞLU: Bir şeyin sayısal olarak artış göstermesi, kalite ile desteklenemezse sorundur. Nicel artış, çoğu zaman niteliği yok eder. Eğitim fakültelerini açmak bir sorun, buralara nitelikli öğretim üyesi gönderememek ise başka bir sorundur. Öğretmen adayı, küçük bir yerleşim biriminde, hem sayı hem de nitelik açıdan yetersiz olan kişiler tarafından eğitilmeye çalışılması ise ayrı bir sorundur. Ayrıca, meslekte başarılı öğretmen yetiştirmenin en önemli sorunu nitelikli öğretmen adayını seçmektir. Test tekniği ile seçilen öğretmen adayının psikolojik sorunlarını, öğretmenliği sevme durumunu, hoşgörülü ve sabırlı olma gibi özelliklerini bilmiyoruz. Bu açıdan günün en önemli sorunu öğretmenlik mesleğine doğru insanı seçip eğitemediğimiz, konusudur.

AY: Fakültelerde unvanlar çoğalıyor, ama üretim artmıyor? Hala; ders kitapları/notları olmayan akademisyenlerden bahsediliyor? Eğitim alanında yayın yeterli mi?

CEMALOĞLU: Çok çalışarak doktor, çok yayın yaparak doçent ve beş yıl bekleyerek profesör olabilirsiniz ama bilim insanı olamazsınız. Üniversitelerde unvanlar çoğalıyor. Öğretmen adayını unvanlar yetiştirmiyor. Unvanı olan ve akademik derinliği olan kişiler tarafından yetişiyor. Kitap okumayan, makale okumayan, kitap ve makale yazmayan yüksek unvanlı yüzlerce akademisyen var. Bir makale bile yazmadığı konuda doktora dersine girmek isteyen akademisyenler var. Türkiye’de yapılan yayınlar bilime hizmet olarak değil, akademik açıdan yükselmek için yapılıyor. Akademik yükselmesini tamamlayan kişiler de rölantide çalışıp ya yayın yapmıyor ya da öğrencilerin yaptığı yayınlara adını yazdırıyor. Kıyak yazarlık dediğimiz süreç bu günlerde çok popüler. Eğitim alanında yayınlar sayısal olarak yeterli olsa da içerik açısından yeterli olduğunu söylemek doğru olmaz.

AY: Dinleyenlere; “Yarın emekli olunca, anlatacak kaç başarı hikâyeniz var?” diye soruyorsunuz. Prof.’ ların üretmediği ortamda, emekliler bunu düşünebilir mi?

CEMALOĞLU: Evet bu soruyu soruyorum. Bu soruyu çalışırken, görev yaparken, aktif olarak hizmet verirken yaptığınız efsane işleri anlatma bağlamında soruyorum. Bireyler işlerini öyle yapmalı ki, emekli olduğunda yarattığı değerleri, ortaya koyduğu katma değerleri anlatabilsin. Kaç çocuğun yaşam hikâyesini yeniden yazdığını, kaç çocuğu uçurumun ucundan tam kaybedilmek üzere iken çekip kurtardığını, kaç çocuğun hayatında önemli izler taşıdığını sorgulamalarını istiyorum. Meslek yaşamı bir şekilde sonlanır. Ancak değer yaratanların değerleri, emekli olsalar bile devam eder.



AY: Üreten, öneriler ortaya koyan bir eğitimci olarak; öğrenci-veli-öğretmen üçgeninde neler yapılmalıdır?

CEMALOĞLU: Eğitimlerimde sürekli olarak tekrar ettiğim, ısrarla vurguladığım şey “habitat” kavramıdır. Uygun habitat yaratılmadan ne çocuğun akademik başarısı artar ne de hedefler gerçekleşir. Ailenin sosyo-ekonomik, sosyo-eğitim düzeyinin düşük olduğu toplumlarda akademik başarıyı artırmaya çalışmak havanda su dövmekten farksızdır. Bu sebeple eğitimde istenen düzeye ulaşmanın yolu anne-baba eğitimine önem vermekle başlamak gerekir. Kitap okumayan anne-baba çocuğa büyük hedefler ortaya koyamaz. Kelime dağarcığı düşük olan anne-baba çocuğun bilişsel düzeyini kolay kolay artıramaz. Bu sebeple “Hayat Boyu Öğrenme” kavramını çok önemsiyorum. Öğrencilerin akademik başarılarında %30 etkili olan değişken, öğretmendir. Öğretmenlerin mesleğe seçimi, eğitimi son derece önemlidir. Eğitsel yatırımların çoğunluğu öğretmen eğitimine ve öğretmene ayrılması gerekir. Meslekte iyi yetişmiş bir öğretmen, müfredatın, ders araç-gerecinin, ortamın, çevrenin tüm dezavantajlı durumlarını avantajlı hale getirebileceğine inanıyorum. Veli ve öğretmene yapılan yatırımdan sonra uygun habitat, öğrenme ekosistemi yaratılmış demektir. Bu aşamadan sonra öğrencinin kendisine hedef koyacağı, motive olacağı habitatın yaratılması ve öğrencilerde içsel patlamanın ortaya çıkacağı dinamikleri işe koşmak gerekir. Tüm bu süreçlerde okul yöneticisinin liderlik rolü önemli bir etkiye sebep olur.

AY: Bazı eğitimciler; “yabancı ülkelerdeki modelleri alıp,(mesela Fin modeli) eğitim sistemimize doğrudan uygulama yapalım.” diyor. Bakan Ziya Selçuk bir tweet atmış: Bir ilçemiz kadar öğrencisi olan; uyuşturucu-intihar-boşanmada bizden beter olan Finlandiya‘yı örnek gösterene, su tabancamla ateş ederim bak!” İstanbul MEM “Harezmi Eğitim Modeli” ile öğrenciyi eğitime katmaya çalışıyor. Ne dersiniz?

CEMALOĞLU: Finlandiya Eğitim Modeli özgün bir model değildir. Amerikalıların “İş Birliğine Dayalı Öğrenme”, “Çoklu Zekâ Kuramı” gibi uygulamalarını alıp kendi kültürel motifleriyle harmanlayıp eğitim modellerini yaratmışlardır. Ayrıca Finlandiyalı vatandaşlar yılda 26 kitap okuyan entelektüellik düzeyi yüksek olan bir toplumdur. PIACC (2015) verileri de dört Finlandiyalıdan üçünün okuduğu bir metni anladığını, sayılar arasında ilişki kurabildiğini ve dört işlemli problemleri çözebildiklerini göstermektedir. Bu istatistikler bizim ülkemizde dört kişiden sadece bir kişide ortaya çıkmaktadır. Finlandiya’nın eğitimdeki başarısı, kullandıkları eğitim uygulamalarından değil, Finlandiya halkının yarattığı habitattandır. Finlandiya’nın uyguladığı modellerin çoğunu Türkiye’de Amerika’dan almış, eğitim sisteminde çoğu zaman pilotlama dahi yapmadan doğrudan uygulamıştır. İstenen başarı ortaya çıkmayınca da değiştirilmiştir. Başka ülkelerin eğitim modelleri aynen alınıp uygulanmaz. Çünkü başka ülkelerin koşulları ile diğer ülkelerin koşulları birbirine benzemez. Başka bir ülkenin eğitim sistemini çare olarak almak ve aynen uygulamak, doktorun hastasına başka bir hastanın kan ve idrar tahliline göre ilaç yazıp tedavi etmeye çalışmasına benzer.



AY: Yıllardır etkili, doğru/paylaşılır yazılarınız görüp sizi makama çağıran, fikirleriniz alan, görev teklif eden büyüklerimiz oldu mu? Olmadıysa nedeni sizce ne olabilir?

CEMALOĞLU: Zaman zaman bazı konularda rapor isteyen yöneticiler oldu. Ben de taahhüt ettiğim zaman dilimi içerisinde çalışmayı bitirip teslim ettim. Makamına çağırıp benimle sohbet eden, fikirlerimi alan yöneticiler var ancak, görev teklif eden bir yönetici olmadı. Nedenini de çok fazla sorgulamadım. Kişilik olarak çok fazla ikinci adam olmaya yatkın olmadığımı çevremdeki kişilerden duyuyorum. Ben kendimi takım çalışmasına yatkın görüyorum. Yöneticiler fikir üretenden ziyade, söylediklerini uygulayanları daha çok tercih ettiklerini düşünüyorum. Bu konuyu da çok fazla önemsemiyorum. Üniversitede derse girmek, öğrencilerime danışmanlık yapmak, araştırma yapmak, konferans vermek, kitap, makale yazmak ve proje yapmayı daha çok seviyorum ve çok fazla mutlu oluyorum. Çok zengin bir kişi olsam bile haftada bir gün de olsa üniversitede herhangi bir ücret almadan ders verirdim. Zaman zaman akademisyen olmak için yaratılmışım, diye düşünüyorum.

AY: Teşekkürler….

http://www.enpolitik.com/haber/316951/egitim-vazgecilmezdir-ve-nicel-artis-cogu-zaman-niteligi-yok-eder.html

Sizin Yorumunuz:

*
*